Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Selanik Uluslararası Fuarı’nın açılışı törenindeki konuşmasında Yunanistan Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcılık gücünün artırılacağını söyledi.

Yunanisatan başbakananının Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron ile yaptığı görüşmede, Yunanistan’ın Fransız yapımı silah sistemleri alması konusunda görüş birliği sağlanmıştı.

Bu çerçevede Yunanistan Başbakanı Miçotakis, Fransız yapımı 18 adet Rafale savaş uçağının derhal alınacağını açıkladı.

10 milyar euro düzeyinde olacağı belirtilen 10 yıllık silahlanma programında ayrıca dört yeni fırkateyn ile deniz kuvvetlerine 4 adet helikopterin satın alınması, Yunan deniz kuvvetlerine ait dört eski fırkateynin yenilenmesi, roket ve torpil alımlarını öngören projeler yer alıyor.

 

Rafale savaş uçağı

Fransa, Avrupa ortak avcı uçağı programından kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığı gerekçesiyle ayrıldı. Fransa uçak gemilerine inebilecek ve sadece avcı değil ayrıca bombardıman yapabilecek bir uçak istiyordu. Bunun üzerine Dassault firması Rafale’yi geliştirmeye başladı. İlk uçuşunu 1991 yılında yapmıştır.

 

Rafale Savaş Uçağı özellikleri

 

En yüksek hız: 1.389 km/sa
Menzil: 3.700 km
Üretici: Dassault Aviation
Program maliyeti: 46 Mr € (as of FY2013) (63 Mr $)
Üretim sayısı: 201 as of 2019
Motor tipleri: Snecma M88, Turbofan

Miçotakis: Fransa'dan 18 Rafale savaş uçağı alıyoruzRafale savaş uçağı

Miçotakis Yunan Silahlı Kuvvetleri’ne beş yıl içinde 15 bin kişilik personel alınacağını, ordunun siber saldırıların önlenmesi için yeni programlar geliştireceğini ve elektronik sisteminin yenileceğini belirtti.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis, 10 yıldan bu yana silah satın almayan Yunanistan’ın bu silahlanma projesinin “halkın kendisini güvende hissetmesi için zorunlu olduğunu” söyledi.

Miçotakis Türkiye’nin Avrupa’nın doğu sınırlarını tehdit ettiğini öne sürerek “Türkiye bölgedeki barışı torpilliyor, Yunanistan ise bir barış ülkesidir” dedi.

Deniz yetki alanlarının belirlenmesi için Türkiye ile diyaloga kararlılıkla hazır olduğunu belirten Miçotakis, tarafların bu konuda anlaşamaması olasılığında konunun Uluslararası Adalet Divanı’na götürülmesi önerisini yineledi.

Miçotakis, konuşmasında ayrıca pandemi dolayısıyla geliri azalan çalışan sınıfın ve işverenlerin mali durumuna katkı sağlamak amacıyla bir dizi vergi indirimleri yapılmasına karar verildiğini de açıkladı.

Miçotakis silah alım programıyla ilgili detaylı bilgiyi pazar günü yapacağı basın toplantısında verecek.

 

Erdoğan: Sayın Macron, senin şahsımla daha çok sıkıntın olacak

Miçotakis: Fransa'dan 18 Rafale savaş uçağı alıyoruz

‘Demokrasi ve Özgürlükler Adası’na dönüştürülen Yassıada’da 12 Eylül darbesinin 40. yıldönümünde düzenlenen ‘Vesayetten Demokrasiye Milli İrade’ sempozyumunda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u eleştirdi.

Erdoğan, “Sayın Macron, senin şahsımla daha çok sıkıntın olacak” dedi.

Fransa ile gerilim yaşanan Suriye, Doğu Akdeniz ve Libya konularına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi:

“Güneyde malum koalisyon güçleriyle mücadelemiz var. Bakıyorsunuz ki bir terör devleti oluşturulmaya çalışılıyor. Nerede? Suriye’de.

“Öbür tarafta Libya’da karşımıza darbeci Hafter ve onun güçlerinin ne yazık ki Wagner diye paralı Abu Dabi yönetiminin desteklediği silahlı güçleri var. Onların yanında Fransa sürekli gündemde. İsim olarak anmak istemiyorum ama mecburum anmaya çünkü o şahsımla çok uğraşıyor. Diyor ki: ‘Türk milleti ile değil ama bizim Erdoğan ile sıkıntımız var’. Sayın Macron, senin şahsımla daha çok sıkıntın olacak.

“Önce Türk milletiyle uğraşma, Türkiye ile uğraşma. Afrika’nın tarihi adeta Fransa’nın tarihidir. Cezayir’de bir milyon insanı öldüren sizsiniz.

“Siz bize insanlık dersi veremezsiniz önce bunu öğren. Bunu ben bizzat kendisine söyledim. Bak dedim senin tarih bilgin yok, senin bunları öğrenmen lazım. Biz ise Afrika’da bir insanın burnunu kanatmadık.

“Koronavirüs sürecinde 150’ye yakın Afrika ve dünya ülkelerine biz desteğimizi verdik.

Ey Macron sen ne yaptın? Şu anda dirsek teması içinde oldukların ne yaptı? Sen onu söyle.”

‘Hiçbir darbe meşru ve masum değildir’

Erdoğan konuşmasının darbelerle ilgili kısmında da “Türkiye’de yapılmış veya teşebbüs edilmiş hiçbir darbe milli değildir, meşru değildir, masum değildir” dedi.

15 Temmuz 2016 darbe girişimine de atıf yapan Erdoğan, “O gece görülmüştür ki, millet kıyama kalktığı zaman darbecilerin silahı da topu da medyası da uluslararası destekleri de hiçbir işe yaramıyor” diye konuştu:

“Her darbe bir önceki darbenin eksiklerini, yarım bıraktıklarını, başaramadıklarını tamamlamak amacıyla gerçekleşmiştir. Türkiye’yi kendi başına bırakılamayacak kadar önemli bir yer olarak tarif edenler, ülkemizi mutlaka vasiler eliyle yönetmek için her yolu denemişlerdir.

“Milletimiz 15 Temmuz’da gösterdiği cesaret ve kahramanlıkla, ortaya koyduğu dirayetli duruşla, geçmişteki kirlik senaryolarla da hesaplaşmıştır.”

Sempozyumda, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de konuşma yaptı.

Bahçeli: Macron bunu bilmeli, Miçotakis bunu duymalı
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de aynı sempozyumda söz alıp Doğu Akdeniz ve Yunanistan ile yaşanan gerilime ilişkin konuştu:

“Karadan ve denizden sabrımız ve milli gücümüz nereye kadar test edilirse edilsin bu millet daralan husumet çemberini yaracaktır.

“Türk-İslam ahlakı ile perçinlenmiş, merhamet ve şahadetle yücelmiş aziz milletimiz felaketlerin içinden kahramanlıkla başını kaldıracak; tıpkı ‘Ya istiklal ya ölüm’ diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi hiçbir tehdide aldırış etmeyecektir. Cumhur iradesi vesayetin korkuluklarını milli birlik ve kardeşliğin kuvvetiyle devirecektir.

“Bilhassa Macron bunu bilmeli, Miçotakis bunu duymalı, bölgesel ve küresel ihanet şantiyesinin iş birlikçi failleri bu irade gücünü akıllarından asla çıkarmamalıdır. Millet iradeyi yalnızca Allah’ın himayesine girer. Bunun dışındaki her himaye, her vasilik yıkılacaktır.”

Adalet Bakanı Gül: 12 Eylül izleri büyük oranda silinmiştir

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de konuşmasında 12 Eylül’ün izlerinin büyük oranda silindiğini söyledi.

Gül, “Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde; hak ve özgürlükler, vazgeçilmez ve geri dönülmez bir biçimde hukuk düzenimize ilmek ilmek işlenmiştir. Bu dönemde yapılan bütün reformlar; güçlü demokrasi hedefiyle millet adına, milletle beraber hayata geçirilmiştir. Her sesten, her renkten, her kökten vatandaşını kucaklayan, ötekileştirmeyen, birleştiren bu süreç; geçmişin ret ve inkâr politikalarına karşı bir devrim niteliğindedir. Milli iradenin gücüyle çıkılan bu yolda; başta Anayasa olmak üzere, mevzuatımızdaki 12 Eylül izleri de büyük oranda silinmiştir” dedi.

 

Doğu Akdeniz’de önemli aktörler kim, hangi stratejileri izliyorlar?

Miçotakis: Fransa'dan 18 Rafale savaş uçağı alıyoruz

Zengin doğalgaz kaynaklarının bulunması sonrası Doğu Akdeniz, 2000’li yılların ortasından itibaren dikkatlerin en çok çevrildiği bölgelerden biri oldu.

Kıbrıs Cumhuriyeti, İsrail ve Mısır kıta sahanlıklarında bulunan doğalgaz kaynaklarına ABD, Fransa, İtalya ve Katar’dan şirketlerin yatırım yapması, bu bölgedeki tüm çekişmeleri uluslararası düzeye taşıyan bir unsur haline geldi.

Türkiye ile Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’in Batı sınırlarında yaşanan ikili gerginlik de çok taraflı bir boyuta ulaştı. Yunanistan, Türkiye ve kıyıdaş ülkeler haricinde ABD, Fransa ve Almanya ile Avrupa Birliği (AB) ve NATO gibi uluslararası kuruluşlar da devrede.

Gerilimin kritik bir noktaya ulaştığı süreçte, tarafların izledikleri stratejiler ve amaçları şöyle değerlendiriliyor:

Türkiye: Bölgeden dışlayarak sonuç alamazsınız

Türkiye’nin son birkaç senedir Doğu Akdeniz’de uyguladığı politikanın temelinde, “bölgedeki enerji oyununda dışlanamayacağı”, “Türkiyesiz projelerin işlemeyeceği” düşüncesi yer alıyor.

Bu politikayı daha da geliştirerek “Mavi Vatan” konsepti altında somutlaştıran Türkiye, siyasi yolların yanı sıra bölgedeki askeri varlığını artırarak kararlılığını gösterme yolunu tercih ediyor.

Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan bir ülkenin tamamen dışlanmasının ve haklarının görmezden gelinmesinin hukuka ve uluslararası ilişkiler düzenine uymadığını kaydeden Türkiye, Kasım 2019’da Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşması imzaladı.

Yunanistan’ın Girit, Kerpe, Kos ve Meis adalarını öne sürerek ilan ettiği kıta sahanlığını tanımayan Türkiye, bu adaların karasularının bittiği noktadan itibaren başlayarak çizdiği bir haritayla Doğu Akdeniz’deki Batı sınırını ve genel konumlanışını Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla dünyaya ilan etti.

Türkiye, Oruç Reis ve diğer sismik araştırma gemilerini bölgeye göndererek hidrokarbon arama çalışmalarına hız verdi.

Yunanistan’ın aksine 1982 tarihli BM Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesini tanımayan Türkiye, kıta sahanlığı ile ilgili tezlerini hakkaniyet ve adaların coğrafi konumu ilkesi üzerine inşa etti.

Türkiye ana kıtasına sadece 2 kilometre, Yunanistan ana karasına 580 kilometre mesafede olan, 10 kilometre kare yüzölçümlü Meis adasını gündeme taşıyan Ankara, Atina’nın bu adanın kıta sahanlığını kullanarak Doğu Akdeniz’de 40,000 kilometrekarelik ekstra deniz suyu elde etmeye çalışmasını örnek olarak gösteriyor.

Bölgeye dönem dönem hem sivil araştırma hem de savaş gemileri gönderen Türkiye, enerji kaynaklarının sorunsuz ve istikrarlı bir şekilde çıkarılıp pazarlanması için hem Türkiye ile Yunanistan hem de tüm kıyıdaş ülkeleri içerecek şekilde bir müzakere masası kurulması çağrısı yapıyor.

Yunanistan: AB’den Türkiye’ye yaptırım uygulamasını istiyor

Avrupa Birliği (AB) üyesi Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ile birlikte koordine ettiği Doğu Akdeniz politikası kapsamında Türkiye’yi yalnızlaştırıcı bir politika izliyor.

Türkiye’nin Mısır ve İsrail ile yaşadığı siyasi soğukluğu kullanan Yunanistan, son iki senede East Med Forum adı verilen oluşum sayesinde bölgedeki kaynakların çıkarılması ve Girit üzerinden bir boru hattıyla uluslararası pazara taşınması için önemli ilerleme sağladı.

Türkiye ile gerilimin arttığı son iki ay içerisinde daha etkin bir dış politika izleyen Atina, önce Ankara ile Trablus arasında imzalanan deniz yetkilendirme anlaşmasına bir yanıt olarak Kahire ile deniz yetki alanlarını sınırlandıran bir anlaşmaya imza attı. Sonra da Iyon Denizi’ndeki karasularını 12 mile çıkardı ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarından geri adım atmayacağı mesajını verdi.

AB’den aldığı koşulsuz destek nedeniyle NATO’nun gerilimi düşürme amaçlı girişimine olumsuz yanıt veren Atina, Oruç Reis araştırma gemisi ve ona refakat eden savaş gemileri bölgeden çekilmeden diyaloga girmeyeceğini kaydediyor.

Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye ile yaşadığı çekişmeyi AB platformuna taşıyarak Ankara’yı zor durumda bırakmayı hedefleyen Atina, 24-25 Eylül’de toplanacak AB liderler zirvesine kilitlenmiş durumda. Yunanistan, AB içindeki büyük destekçisi Fransa ile birlikte zirvede Türkiye aleyhine yaptırım kararı çıkartılmasını hedefliyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti: Fransız uçaklarının konuşlanmasına izin verdi

Yunanistan gibi AB üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti, bulduğu doğal gaz kaynaklarını uluslararası şirketlere verdiği lisanslar aracılığıyla çıkartma ve paraya dönüştürme konusunda son yıllarda önemli ilerleme kaydetti. Ancak Kıbrıs Sorunu’nun çözülememiş olması adada Türkler ve Rumlar arasında ciddi sıkıntı yaratmaya devam ediyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilan ettiği parsellerin bazılarının Türkiye’nin, bazılarının ise Kuzey Kıbrıs’ın ilan ettiği kıta sahanlığı ile çakışıyor olması sorunun merkezinde yer alıyor. Kıbrıs’ta yaşanan sorunlardan biri Kıbrıslı Rumların adanın zenginliklerinden Kıbrıslı Türklerin de yararlanması sağlayacak bir mekanizmayı kabul etmemesi.

Yunanistan ile Türkiye arasındaki bunalımda ön planda yer alan Kıbrıs Cumhuriyeti, Fransa ile 2017’de imzaladığı savunma işbirliği anlaşmasını Ağustos ayında yürürlüğe koydu ve Fransız savaş uçaklarının topraklarına inmesine izin verdi. Türkiye, bu adımın Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1960’ta kurulması öncesi imzalanan Londra ve Zürih anlaşmalarına aykırı olduğu kaydetti.

Mısır: Türkiye’yi rahatsız etmek istemedi

Doğu Akdeniz’de önemli doğal gaz kaynaklarına sahip olan Mısır, 6 Ağustos’ta Atina ile imzaladığı deniz sınırlandırma anlaşmasıyla Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan soruna doğrudan taraf oldu.

Mısır, Yunanistan ile 17 senedir müzakere ettiği bu anlaşmaya imza atarak Doğu Akdeniz’deki sınırlarını netleştirmiş oldu. Ancak Yunanistan’ın bastırmasına karşın başta Meis olmak üzere Yunan adalarının kıta sahanlığını tam etki ile kabul etmeyen Mısır, böylece zaten 2013’ten bu yana gerginlik yaşadığı Türkiye’ye “ilişkileri daha da germek istemediği” mesajını verdi.

İsrail: ‘Olası boru hattı nasıl etkilenecek?` diye soruyor

İsrail, Türk-Yunan çekişmesine iki temel açıdan bakıyor. Bu çekişmenin gelecekte inşa edilmesi planlanan Doğu Akdeniz Boru Hattı projesine olası etkilerini öngörmeye çalışan İsrail, daha geniş anlamda ise bölgedeki istikrarın daha da bozulmasının jeopolitik sonuçlarını değerlendirmeye alıyor.

Tamar ve Leviathan doğal gaz yataklarında önemli miktarda doğal gaz bulan İsrail açısından en önemli konu bu rezervlerin nasıl dünya pazarlarına taşınacağı. Mısır’ın geliştirdiği doğal gaz terminallerini kullanmak dışında bir boru hattıyla Avrupa pazarlarına açılmayı düşünen İsrail, ilişkilerin soğukluğu nedeniyle Türkiye güzergahını seçeneklerden çıkarttı.

ABD: Etkisini kullanamadı

Türkiye ile Yunanistan’ı 1996’da sıcak çatışmanın eşiğine getiren Kardak bunalımı sırasında devreye giren ve tarafları yumuşatan ülke ABD olmuştu. Türkiye ile Yunanistan arasında 1950’lerden bu yana bir denge politikası izleyen ABD, bölgedeki gelişmeleri de en yakından takip edip gerektiğinde müdahale eden bir konumdaydı.

Donald Trump yönetiminde ciddi değişime uğrayan Amerikan dış politikası, mevcut Doğu Akdeniz bunalımında da bunu hissettiriyor. İki NATO üyesinin aralarındaki gerilimi azaltma konusunda elle görülür bir adım atamayan Washington, 3 Kasım’daki Başkanlık Seçimleri nedeniyle izlediği denge politikasını da gevşetmiş görünüyor.

Son dönemde atılan adımlar ve verilen mesajlar, Washington’un Rum-Yunan pozisyonuna daha güçlü destek verdiğini ortaya koyuyor. Mevcut gerilimin artmasından Ankara’yı sorumlu tutan Washington, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne 33 yıldır uyguladığı silah ambargosunu tam da bu süreçte kaldırdı ve alınan karar Ankara’nın tepkisini çekti.

Fransa: Doğu Akdeniz’de nüfuz peşinde

Türkiye ile son dönemde yaşadığı Suriye ve Libya gerilimlerini AB’ye taşıyarak yaptırım uygulanmasını isteyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “kırmızı çizgi” oluşturduğunu söylediği Doğu Akdeniz’i de aynı kapsamda görüyor, ülkesinin siyasi ve askeri ağırlığını bölgeye yönlendiriyor.

Almanya’nın aksine Fransa, artık Türkiye’yle konuşmak yerine harekete geçmek gerektiğini çünkü Türklerin “sözden çok eylemden anlayacaklarını” savunuyor.

Yunanistan gibi 24-25 Eylül’deki AB Zirvesi’ne hazırlanan Fransa, Doğu Akdeniz’e savaş gemileri ve uçaklarını göndererek “eylem aşamasına” geçtiği mesajını da veriyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti’yle imzaladığı anlaşmayla adanın güneyindeki deniz ve hava üslerine ulaşan Fransa, Yunanistan ile de kapsamlı bir savunma işbirliği anlaşması imzalamak istiyor.

Almanya: Diyalog istiyor, sonuç alamıyor

AB’nin lokomotif ülkesi Almanya, yıl sonuna kadar AB dönem başkanlığını yürütüyor. Brexit, Çin ile ilişkiler, Rusya ve Belarus ile gerilim ve ayrıca pandeminin yarattığı ekonomik sorunların birlik içinde çözülmesi gibi ağır bir gündemi olan Almanya, bu süreçte Türkiye ile bir bunalım yaşamak istemiyor.

Berlin daha önce Türkiye ve Yunanistan’ı 2016’dan bu yana askıda olan istikşafi görüşmelerin yeniden başlatılması için uzlaştırmıştı. Uzlaşmanın duyurulacağı 7 Ağustos’tan sadece bir gün önce Yunanistan’ın Mısır ile deniz yetki anlaşmasını imzalaması Almanya’yı da şaşkına uğratmış ve uzlaşı ortadan kalkmıştı.

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Dışişleri Bakanı Heiko Maas, bir yandan gerginliği düşürmek diğer yandan Fransa’nın sert politikasını dengelemek için yoğun ama sessiz bir diplomasi izlemeye devam ediyorlar. Berlin’in 24-25 Eylül’deki AB Zirvesi öncesi de devreye girerek, gerilimi azaltıcı sonuçlar almak istediği biliniyor ancak tarafların köşeli politikası nedeniyle başarılı olup olamayacağı öngörülemiyor.

AB: Bölünmüş hava hakim

AB, birlik dayanışması kapsamında gerilimin başından bu yana Yunanistan’ın yanında yer aldı ve Türkiye’nin “yasa dışı” olarak tanımladığı faaliyetlerini durdurmasını istedi. AB sonuç bildirgelerine bu görüş yansısa da bazı üye ülkelerin Türkiye ile gerilimin tırmanmasından hoşnut olmadıkları biliniyor. İspanya ve İtalya gibi Akdeniz ülkelerinin yanı sıra bazı Kuzey ülkeleri de yaptırım kararını desteklemiyorlar. Ancak Fransa’nın bu ülkeler üzerindeki baskısını artırdığı gelen bilgiler arasında.

“AB Dışişleri Bakanı” olarak tanımlanan Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, bu süreçte aktif rol oynayarak Brüksel adına Ankara ile müzakere ediyor. Ancak Fransa’nın yumuşak bulduğu Borrell yerine AB Konsey Başkanı Charles Michel’in Türkiye dosyasını üstlenmesini istediği Brüksel’de konuşulan konular arasında. Michel’in geçen hafta yaptığı bir açıklamada, Türkiye için “havuç-sopa” stratejisi kullanacaklarını açıklaması ve liderler zirvesine dikkat çekmesi bunun yansıması olarak değerlendiriliyor.

AB, 2019 yazında Türkiye’nin Doğu Akdeniz faaliyetlerinden dolayı sınırlı etkisi olan bir yaptırım dizisini uygulamış ama olumlu bir sonuç elde edememişti. Yeni bir yaptırım kararının alınmasının Ankara-Brüksel ilişkilerini son derece olumsuz etkileyeceği; tarafların özellikle göçmenler, güvenlik, “terörle mücadele” gibi diğer alanlardaki işbirliğine de zarar verebileceği değerlendiriliyor.

NATO: Devreye girdi, Yunanistan AB’yi ön plana çıkarmak istiyor

Miçotakis: Fransa'dan 18 Rafale savaş uçağı alıyoruz

Her ikisi de NATO üyesi olan ve ittifakın güney kanadının savunulmasından kritik rol oynayan Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerilimde gözlerin çevrildiği bir yer de Brüksel’deki NATO karargahı oldu. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 2 hafta süren sessiz bir diplomasi sonucu 3 Eylül’de Ankara ve Atina’nın ittifak çatısı altında teknik görüşmeler yapmayı kabul ettiklerini açıkladı. Görüşmelerin amacı “olası kazaların ve askeri çatışmanın engellenmesi” olarak duyuruldu.

Ancak Yunan hükümeti Stoltenberg’in açıklamasının gerçeği yansıtmadığını belirtti, Türkiye Oruç Reis ve diğer gemilerini ihtilaflı bölgeden çekmeden diyalog başlatmayacağını duyurdu. Atina, NATO’nun sürecin başından beri sessiz kalmasını Türkiye’ye verdiği açık destek olarak görmüş ve eleştirmişti. AB’den tam desteği garantileyen Atina’nın bundan sonraki süreçte de NATO girişimlerine çok fazla bel bağlamayacağı öngörülüyor.

Doğu Akdeniz’de iki önemli müttefikinin karşı karşıya gelmesinin ittifakın güvenlik mimarisi açısından büyük sorun yaratacağı ve onarılması güç tahribat oluşturacağını öngören NATO, bu durumun başta Rusya olmak üzere ittifak karşıtlarının işine geleceğinden kaygı duyuyor.


  

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here