Kredi değerlendirme kuruluşu Fitch Ratings: Türkiye ekonomisinin 2018 ve 2019 büyüme tahminlerini düşürdük

Fitch, Türkiye ekonomisine dair büyüme tahminlerini düşürdü

Gündem'den önemli gelişmeler haber özetleri ve başlıklar

Uluslararası kredi değerlendirme kuruluşu Fitch, Türkiye ekonomisinin 2018 ve 2019 yılları için büyüme tahminlerini düşürerek yüzde 3,8 ve yüzde 1,2 olarak açıkladı.

Fitch yaptığı açıklamada “Liranın hızlı düşüşü, Türkiye ekonomisini daha düşük büyüme ve mevcut cari açığın daralmasıyla dengelenmesine zorlayacak. 2018-2020 için büyüme tahminlerimizi düşürdük; ciddi ve yaygın aşağı yönlü riskler görüyoruz. Gayri safi milli hasılanın 2018’de yüzde 3,8 oranında, 2019’de ise yüzde 1,2 oranında büyümesini bekliyoruz. 2018’in son çeyreğinde de daralma bekliyoruz” dedi.

Fitch daha önceki tahminlerini 2018 için 0,7 puan, 2019 için 2,4 puan düşürdü.

Fitch, “Yetkililerin Lira’yı desteklemek için kısa vadeli önlemler alacağını, Merkez Bankası’nın faizleri artıracağını ancak bunun 2020 yılına kadar enflasyonu tek basamağa indirmeye yetmeyeceği” tahmininde de bulundu.

Fitch ayrıca Türkiye için sermaye kontrolleri ya da IMF programına grime olasılığını düşük gördüğünü belirtti.

Buna karşın Fitch tahminlerinde Türkiye’nin cari açığının GSYH’nın 2018 yılında yüzde 3,2’si oranına 2019’da ise 3,6’sına çıkacağını kaydetti.

[toggle title=”Tıklayın- Türkiye ekonomisi büyürken, kredi risk primi neden artıyor?­” state=”close” ]

Türk Lirası, bu hafta Amerikan Doları’na karşı rekor düzeyde düşük seviyelere geriledi. Dolar/TL kuru 4,00’ün üzerine çıktı. 

Kredi risk primi olarak adlandırılan Türkiye’nin 5 yıllık CDS’leri ise hafta içinde 203 baz puana çıktı. ** Bu da Kasım 2017 ortalarından beri görülen en yüksek seviyeye işaret ediyor.

Türkiye’nin 5 yıllık cds’lerinin son 6 aylık performansı 

Gündem'den önemli gelişmeler haber özetleri ve başlıklar

CDS (Credit Default Swap) nedir?

0 Kredi risk primi. 

CDS, bir kişi ya da bir kuruluşun, bir kredi sahibine ait alacağın ödenmemesi riskini üstlenmeyi kabul etmesinin bedelidir.

Bir ülkenin ya da şirketin CDS primi ne kadar yüksekse, borçlanma maliyeti de o kadar yüksektir. Çünkü bu prim ister istemez faize yansımaktadır.

Son 6 aya baktığımız zaman Amerikan Doları’na karşı en çok değer kaybı yaşayan gelişmekte olan ülke para biriminin yüzde 14,7 ile Arjantin Pesosu olduğunu görüyoruz.

Arjantin Pesosunu yüzde 10,48 ile Türk Lirası takip ediyor. 

Öte yandan Perşembe günü açıklanan verilere göre 2017 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 7,4 büyüme ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyeleri arasında İrlanda’dan sonra en iyi performans gösteren ikinci ülke oldu.

Türkiye’de büyümenin son 20 yıldaki seyri 

 

Gündem'den önemli gelişmeler haber özetleri ve başlıklar

Türkiye’nin etkileyici büyüme performansına rağmen Türk varlıklarında görülen bu kırılgan yapının nedenini analistlere sorduk.

Hem dış piyasalarda yaşanan gelişmelerin hem de Türkiye’deki ekonomik ve politik tablonun bu duruma sebebiyet verdiği yorumu ön plana çıkıyor.

İngiliz basını BBC’nin sorularına yanıt veren Spinn Danışmanlık Kurucu Ortağı Özlem Derici Şengül, Türkiye CDS’inin yükselişini, “Ülke risk priminin daha fazla fiyatlanması, tahvil faizlerinde gördüğümüz yükselişin bir yansıması. Bu riskler ortadan kalkmadıkça hareket hızlanıyor ve şiddetleniyor” diyerek yorumluyor.

Türkiye’nin 10 yıllık tahvil faizi bu ay içinde yüzde 12,97’ye kadar çıkmıştı. Tahvil faizinin rekoru ise Kasım ayında yüzde 13,22 ile kırılmıştı.

Şengül’e göre bu fiyatlamada etkili olan riskler ise şöyle:

  • Yurt dışından alınan riskler: Özellikle ABD ve Çin arasında yaşanan ticaret savaşları ve Amerikan Merkez Bankası FED’in son toplantısında faizleri artırması. 
  • Dış ticaret ve cari açıktaki görünümün bozulmasıyla Moody’s’ten not indiriminin gelmesi * -Kurla ilgili gelişmelere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın herhangi bir tepki vermemesi 
  • Tahvil faizini etkileyen riskler: Bütçe, borçlanma ihtiyacı, dünyada da küresel tahvil faizlerinin artıyor olması 
  • En son olarak uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, bu ay başında Türkiye’nin kredi notunu “Ba1″den “Ba2″ye düşürmüş ve not görünümünü “negatif”ten “durağan”a çevirmişti. 

Şengül, bu riskler ortadan kalkmadıktan sonra tahvil faizlerinde ciddi bir geri çekilme beklemediklerini söylüyor.

‘Güney Afrika ve Rusya’dan düşük’ Londra merkezli varlık yönetimi şirketi BlueBay Capital’dan Tim Ash ise CDS’lerdeki yükselişi piyasalardaki genel bir trend olarak görüyor.

Türkiye’nin 5 yıllık CDS’inin 2008-2009 yıllarında 900’a yakın olduğunu vurgulayan Ash, CDS’in bu yılın başındaki 160 seviyesinden bu aralar 202’ye kadar çıktığını, bunun hala Güney Afrika ve Rusya gibi ülkelerden daha düşük olduğunu belirtiyor.

Ancak Tim Ash’e göre Türk Lirası’nın rekor düşük seviyelerde seyretmesinin ve Türk varlıklarındaki baskının nedeni, yetkililerin gözlerini seçime dikmesi sebebiyle ekonominin fazla ısınması.

‘Seçimlere hazırlık’ Ash, enflasyonun yüzde 10,26 ile çok yüksek olduğuna, cari açığın gayri safi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 5’i olduğuna ve dış finansman ihtiyacının 220 milyar dolar civarında olduğuna dikkati çekiyor:

“Sonuçta dolara karşı fazla bir talep var ama yeteri kadar arz yok. Ortodoks ekonomi teorisi yetkililerin frene basması gerektiğini söyler; iç talebi zayıflatmak için politikaları sıkılaştırmak, talebi ithal etmek, cari açığı kapatarak dolar arzını artırmak.

“Ancak yetkililer bunu seçimler öncesi yapmak istemiyor, o yüzden gözler istihdam yaratma ve büyümede. Bunun da bedeli zayıf bir kur.”

Dolar / TL kurunun son 6 aylık performansı 

Gündem'den önemli gelişmeler haber özetleri ve başlıklar

 

‘Dış finansman ihtiyacı zorlayacak’ 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) açıkladığı verilere göre Türkiye 2017 yılını 47 milyar 100 milyon dolar cari açık ile kapadı.

Cari işlemler hesabı nedir? 

Ödemeler dengesi hesapları içinde yer alan mal ve hizmet ticareti ile birincil ve ikincil gelir hesaplarını kapsamaktadır.

Cari açık nedir? 

Bir ülkenin mal ve hizmet ihracı ile diğer gelirlerinden oluşan kalemi, mal ve hizmet ithalatı ile diğer giderlerinden daha az ise cari açık oluşmuş demektir.

Özlem Derici Şengül de Tim Ash gibi cari açıkta son dönemde görülen bozulmayı özellikle vurguluyor.

Şengül’e göre Türk Lirası’nda değer kaybı devam edecek; bunun en büyük sebebi de Türkiye’nin dış finansman ihtiyacı:

“Yıl içerisinde petrol fiyatlarının artacağını göz önünde bulundurursak cari açığın artmaya devam ettiğini göreceğiz. Bu dış finansman ihtiyacının sadece bir kısmı.

“Geri kalan kısmını 12 ay içinde çevrilmesi gereken borçlar oluşturuyor ki bu da 220-230 milyar dolar civarında.

“Bu GSYH’nın yüzde 25’inin de üzerinde. Önümüzdeki 12 aya yayılmış da olsa kademe kademe Türkiye’yi zorlayacak. Çünkü gelişmekte olan ülkelere sermaye girişi kesiliyor.

“Daha da önemlisi borçlanma maliyetleri artıyor. Buna karşılık rezervlerin de çok güçlü olmadığını göz önünde bulundurursak kurd üzerindeki baskı devam edecektir.”

‘Top Merkez Bankası’nda’ Şengül’e göre yabancı yatırımcının Türkiye’ye yatırım yapma algısının bozuk olmasındaki en önemli etken politik belirsizlik.

Piyasalarda bir erken seçim şüphesi olduğunu söyleyen Şengül, Türkiye ekonomisinin en güçlü tarafı olarak yüksek büyümeyi en zayıf tarafı olarak ise bunun sürdürülebilir olmamasını gösteriyor.

Singapur merkezli MBAex şirketinin kıdemli piyasa analisti İpek Özkardeşkaya ise küresel piyasalar ticaret savaşları ile sarsılırken ve genel risk iştahı sınırlı seyrederken Türk Lirası ve Türk Lirası varlıklardaki ‘kan kaybının’ yüksek olduğunu söylüyor.

Ancak Özkardeşkaya’ya göre bu kısmen engellenebilir:

“Bu sürecek mi? Kötü gidişat kısmen engellenebilir. Tabii ki jeopolitik gelişmeler piyasanın kontrolü dışında ama yatırımcının gözü Merkez Bankası’nda.

“Merkez’in yakın zamanda piyasanın yardımına yetişmesi gerekiyor, çünkü TL’deki aşırı zayıflama, son on yılın en yüksek seviyelerinde seyreden enflasyon ve artan risk algısı varken; faiz veya diğer para politikası araçları sayesinde piyasaya nefes aldırabilir. Aksi takdirde, Türk Lirası’ndaki düşüş, tahvil faizlerindeki artış devam edecektir.”

[/toggle]

TSK İdlib’te olası bir operasyona karşı sınıra tank sevkıyatına başladı

Gündem'den önemli gelişmeler haber özetleri ve başlıklar

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Suriye’de hükümet güçlerinin İdlib’e askeri bir operasyon düzenleme olasılığına karşı Hatay sınırına personel ve tank sevkıyatı başlattı.

Hürriyet gazetesinin haberine göre sınır hattına askeri personelin yanısıra M-60 tankları da gönderiliyor.

Habere göre olası bir göç dalgasına karşı Atme Kampı’nı genişletme ve yenileme çalışmaları sürüyor. TSK, göç dalgasını Suriye toprakları içinde karşılamaya hazırlanıyor.

[toggle title=”Tıklayın- İdlib’e olası harekât hakkında merak edilenler” state=”close” ]

İdlib’in güneydoğusuna kurulan kampa binlerce kişi sığındı. 

Suriye ordusunun hedefinde muhaliflerin elindeki son büyük yerleşim yeri, son kaleleri İdlib var. Türkiye’nin komşusu İdlib, askeri ve siyasi açıdan bölgedeki birçok aktör için stratejik öneme sahip.

İngiliz basını BBC’ ye konuşan uzmanlar İdlib’in Suriye’de 2011’de başlayan iç savaşın dönüm noktalarından biri olacağı görüşünde.

Bir kısmı kamplarda yaklaşık üç milyon kişinin yaşadığı İdlib’e olası bir operasyonun göç dalgasını tetikleyebileceğini ifade ediyor. Birleşmiş Milletler, ‘son yılların en büyük insanlık krizinin yaşanabileceği’ uyarılarını yapıyor.

Rusya ve Suriye ise, bölgenin ‘teröristlerden temizlenmesi gerektiğini’ söylüyor. Türkiye de göç dalgası ve insani krizin tırmanacağı kaygısıyla operasyona karşı.

İdlib’e harekât yakın mı? 

Suriye ordusu, Rusya’nın da desteğiyle İdlib’i muhaliflerden geri almak için kapsamlı bir operasyon düzenlemeye hazırlanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Pazartesi günü Suriye’nin müttefikleri İran ve Rusya’yı ‘insanlık trajedisine ortak olmamaları’ konusunda uyardı ancak diplomasinin sonuç vermemesi operasyon ihtimalini güçlendiriyor.

Gündem'den önemli gelişmeler haber özetleri ve başlıklar

Esad’a bağlı birlikler karadan İran’ın, havadan da Rusya’nın desteğiyle İdlib’de ilerlemeye devam ederken, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da ‘askeri çözümün felaket olacağı’ açıklamasını yaptı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Ağustos sonunda İdlib’deki muhalifleri ‘terörist’ olarak tanımlayıp Batı’ya da “Terörle mücadele operasyonuna engel olmayın” mesajı verdi.

Suriye’den de Türkiye’nin muhalefetine yanıt Dışişleri Bakanı Velid Muallim’den geldi. Muallim, İdlib harekatının amacının bölgeyi cihatçı örgütlerden temizlemek olacağını söyledi ve “Türkiye ile karşı karşıya gelmek istemiyoruz ama Türkler İdlib’in Suriye toprağı olduğunu anlamalı” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Cuma günü paylaştığı Twitter mesajlarında Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’u işaret ederek, “Lavrov İdlib’e yönelik Suriye ve Rusya saldırısını savunuyor. Ruslar ve Esad bunun önüne geçilmesi gerektiğini kabul etmişlerdi. ABD yaşananları zaten tehlikeli boyutlarda olan şiddeti tırmandırıcı adımlar olarak görmektedir” uyarısında bulundu.

Bir hafta içinde bölgede askeri hareketlilik de tırmandı. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) İdlib’deki 12 gözlem noktasına takviye kuvvetler gönderirken, Rus basını da Rus İzvestiya gazetesi de Rusya’nın Akdeniz’in doğusuna en az 10 savaş gemisi ve iki denizaltı konuşlandırdığını duyurdu.

Bu, Rusya’nın Suriye savaşına müdahil olduğu 2015’ten bu yana yapılan en kapsamlı donanma takviyesiydi.

Gündem'den önemli gelişmeler haber özetleri ve başlıklar

İngiltere merkezli muhalif Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre, Suriye ordusu kısa bir süre önce İdlib halkına havadan, üzerlerinde “Sizler ve aileleriniz daha ne kadar korku ve endişe içinde yaşayacaksınız? Daha ne kadar çocuklarınız umutsuz ve geleceksiz olacak?” yazılı bildiriler attı ve silahlı örgüt destekçilerine teslim olmaları çağrılarında bulundu.

İdlib’e yönelik operasyon ihtimali kuvvetlenirken zamanlama olarak ise, Astana sürecinin devamı olarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin 7 Eylül’de Tahran’da yapacakları görüşmenin belirleyici olması bekleniyor.

Liderler, Nisan ayında da Ankara’da bir araya gelip Suriye’deki gelişmeleri ele almıştı.

Zirve sonunda alınacak kararın, İdlib’de atılacak adımların habercisi olacak.

Ancak diğer yandan ‘kimyasal saldırı hazırlığı’ tartışmaları da bölgede gerilimi tırmandırıyor.

Rusya, İdlib’de sahte bir kimyasal silah saldırısının tezgahlanacağını ve Suriye ordusunun suçlanacağını iddia ediyor.

İdlib’de hangi örgütler savaşıyor? 

İdlib, farklı silahlı örgütlerin kurduğu ve bünyesinde el Nusra ile Ahrar’uş Şam’ı barındıran çatı örgütü Fetih Ordusu tarafından 2015’te ele geçirilmişti.

Şimdi İdlib’in yüzde 60’ı, El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra’dan dönüşen cihatçı Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) örgütünün kontrolünde. Lideri, eski El Nusra mensubu Ebu Muhammed Colani.

Suriye uzmanı Fransız akademisyen Fabrice Balance HTŞ cihatçılarını ‘çok iyi organize, savaşa hazırlıklı’ olarak tanımlıyor.

Ulusal Kurtuluş Cephesi İdlib’in kuzeyinde eğitimde. 

HTŞ çoğunlukta olmak üzere İdlib’de 30 bin savaşçı olduğunu tahmin ediliyor.

Türkiye, İdlib’e operasyon ihtimali konuşulurken geçen hafta Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle HTŞ’yi terör örgütleri listesine aldı. Resmi gazetede 29 Ağustos tarihli yayımlanan kararnamede El Nusra’nın adının Heyet Tahrir el Şam olarak güncellendiği belirtildi.

Heyet Tahrir El Şam’ı oluşturan gruplar:

  • Şam’ın Fethi Cephesi (Eski adıyla Nusra Cephesi)
  • Ensar el-Din Cephesi
  • Ceyş el-Sunna
  • Liva el-Hak
  • Nurettin Zengi Hareketi 

Türkiye’nin bu adımından birkaç gün önce ise Rus basınında ‘Türkiye’nin HTŞ’yi kendini fesh etmeye ikna için zaman istediği’ haberleri çıkıyordu.

Suriye’de cihatçıları inceleyen uzman Aymenn Jawad al Tamimi, “Eğer Türkiye HTŞ gibi örgütleri saf dışı bırakmazsa, harekât kaçınılmaz olur” diyor.

Al Tamimi, 2017 yılında TSK’nın İdlib’e gözlem noktaları oluştururken kendilerine ‘HTŞ’nin refakat ettiği’ haberlerini hatırlatıp şunları söylüyor:

“Bu gözlem noktaları kısmen HTŞ ile işbirliği içinde kurulmuştu (…) ama bu gerilimi azaltma bölgelerinin amacı HTŞ gibi grupları saf dışı bırakmaktı. Türkiye’nin kendini tartışmalı bir pozisyonda bulduğunu düşünüyorum.”

Diğer cihatçı muhalif örgütler de HTŞ’ye karşı aynı çatı altında birleşti.  Suriye Kurtuluş Cephesi’ni oluşturan Ahrar ür Şam, Nureddin Zenki Hareketi, Ceyş el Ahrar ve Şukur el Şam, bir diğer çatı örgütü Ulusal Kurtuluş Cephesi ile birleşti.

Ahrar ür Şam, Suriye hükümetinin 2011 Mayıs ayında af tanıyarak hapisten çıkmalarını sağladığı Selefi militanlardan oluşuyor.

İngiliz basını BBC’nin Araştırma ve Analiz birimine göre 2011’de kurulan Nureddin Zenki Hareketi de 2018 Şubat ayında HTŞ ile çatışında Ahrar ür Şam’la ittifaka gitti.

İdlib’de ayrıca HTŞ’nin müttefiklerinden el Kaide bağlantılı Hurras el Din de var. Cihatçı örgüt Şubat 2018’de kuruldu.

İdlib Türkiye için neden önemli? 

İdlib, Astana Mutabakatı çerçevesinde Suriye’de oluşturulan dört Gerilimi Azaltma bölgesinden biri olarak belirlenmişti.

Mutabakat kapsamında Türkiye İdlib içine 12 gözlem kontrol noktası kurdu. Bunların aralarına Rusya 10, İran da 7 gözlem noktası yerleştirdi.

Vilayet, bölge aktörlerinin her biri için kendi çıkarları doğrultusunda stratejik öneme sahip.

Suriye’de Beşar Esad açısından 2011’den bu yana devam eden iç savaşın büyük oranda sona ermesi ve zaferini ilan etmesi anlamına gelecek.

TSK’nın İdlib çevresine gönderdiği askeri konvoy, Şam ile Halep arasında görüntülendi.

İdlib’in yeniden Suriye hükümetinin kontrolüne geçmesi Esad’ın yanı sıra İran ve Rusya’nın da bölgedeki nüfuzlarını güçlendirmek açısından önemli bir hedef.

Türkiye için ise, bir kısmı çevredeki mülteci kamplarına sığınan yaklaşık üç milyon kişinin yaşadığı İdlib’e yönelik bir operasyon, yeni bir göç dalgası demek.

İdlib, kuzeyinde Hatay’ın Reyhanlı ilçesine, batısında Yayladağı, Güveççi’ye komşu. Bölge, savaşın çıktığı 2011’de Türkiye’ye ilk sivil göçün yaşandığı ve yabancı savaşçıların da Suriye’ye en fazla geçiş yaptığı yerdi.

BM, olası bir operasyonda 800 bin kişinin göçe zorlanacağı ve ‘insanlık felaketi yaşanabileceği’ uyarısında bulunuyor. Türkiye’nin sınırları ise artık kapalı.

Göç dalgası yaşanması durumunda çok sayıda farklı cihatçı, Selefi, el Kaide’ci örgüte mensup savaşçıların da Türkiye’ye geçmesinden kaygılanılıyor.

Suriye’deki gelişmeleri yakından izleyen uzmanlardan Aymenn Jawad al Tamimi, Türkiye’nin savaşın başında açtığı sınırlarla sivillerin yanı sıra ‘ülkeye giren savaşçılarla, bu tip terörist ağların merkezi haline gelmiş olabileceğini söyleyip “Pakistan gibi oldu” diyor.

Diğer yandan İdlib’in kuzey sınırları, TSK’nın ÖSO’yle birlikte Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı’yla YPG’yi uzaklaştırdığı Afrin hattına dayanıyor.

Yine İngiliz basını BBC ‘in sorularını yanıtlayan New York merkezli düşünce kuruluşu The Century Foundation’dan Suriye uzmanı Aron Lund, olası bir harekâtın yapısına bağlı olarak, ‘Esad’ın tüm bölgeyi yeniden kontrolüne geçirmesi durumunda geriye Kürtlerin yaşadığı bölgeler kalacağını’ söyledi ve “Kaçınılmaz olarak dikkatler oraya çevrilebilir” dedi.

Türkiye ile Rusya karşı karşıya gelir mi? 

İki ülkenin İdlib’de ‘ılımlı muhalif’ ayrımıyla ilgili fikir ayrılığından karşı karşıya geleceği kaygısı dile getiriliyordu.

Türkiye’nin 24 Kasım 2015’te Rus savaş uçağı Sukhoi Su-24’ü düşürmesiyle başlayan kriz sonrası düzelen ilişkiler, Türkiye’nin Nato ve ABD’nin tepkisine rağmen Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi almasına kadar ilerledi.

S-400 sisteminin, 2019’da Türkiye’ye teslim edilmesi bekleniyor.

Ama İdlib operasyonunun Moskova ile Ankara arasında nasıl şekilleneceği henüz resmi olarak duyurulmadı. ** Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov sözcüsü aracılığıyla 29 Ağustos’ta Batı’ya “Terörle mücadele operasyonuna engel olmayın” derken, Türkiye ile ise ‘İdlib’de hangi örgütlerin desteklendiğiyle’ ilgili uzlaşı olduğunu söyleyerek, fikir birliğinin işaretini verdi.

İdlib’in doğusundaki Ebu Duhur geçişine Esad ve Putin posterleri asılı.

Suriye uzmanı Aron Lund ise bu açıklamaya temkinli yaklaşıyor:

“Lavrov ve Rus diplomatların genelde henüz anlaşamaya varılmadan, anlaşıldığını duyurma eğilimleri var. Rusya ile Türkiye arasında bu konuda genel anlamda bir uzlaşı olabilir.

“Kimin terörist olarak değerlendirildiği veya kimin, beraber çalışılabilecek müttefik olarak görüleceğine ilişkin tartışma kamu tüketimi için yapılan bir tartışma. Asıl mesele, Rusya ile Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda anlaşmaya varıp varmayacakları.

“(…) Türkiye’nin çıkarlarından biri mülteciler, diğeri Kürt meselesi. Türkiye bu meselelerden taviz verebilir mi? Ama Kürt meselesi Ruslarla değil Amerikalılarla ele alınması gereken bir mesele.”

İdlib harekâtı Esad için zafer olur mu?

İdlib, 2011’de başlayan savaşta muhaliflerin elinde kalan son büyük yerleşim bölgesi. Suriye ordusunun kapsamlı bir harekâtla bu vilayeti muhaliflerden geri alması uzmanlara göre ‘yedi yıldır süren savaşı Beşar Esad’ın kazandığı’ anlamına gelecek.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, “Esad savaşı kazandı. Bunu ifade etmemiz gerek ama barışı kazanamadı” sözleriyle bu algının siyasi çevrelerde yerleştirdiğini gösterdi.

Franceinfo’ya konuşan Suriye uzmanı Frédéric Pichon da, Suriyeli Kürtlerin ve ABD askerlerinin bulunduğu kuzeydoğu bölgelerinin hala bir soru işareti olduğunu hatırlatı ama “Tüm gözlemciler kabul ediyor, Esad bu savaşı kazandı” dedi.

Pichon, yeni duruma dair İran’ın önemine dikkat çekti: “Fransa Cumhurbaşkanı Macron bile artık Esad’ın gitmesi çağrısında bulunmuyor. Bu, Batılıların hesaplarının çoğunlukla dışında bir durum. ABD’nin amacı İran’ın Suriye’den çıkması. Bu kadar. Onlar asıl, İran’ın gelecekte daha güçlü bir pozisyona gelmesini istemiyor ama henüz bunu başaramadılar.”

Suriye uzmanı Aron Lund da ‘farklı gelişmeler yaşanma ihtimali olabileceğini’ belirtse de Suriye’nin genelinde durumun farklı olabileceğine dikkat çekiyor:

“Mevcut gidişatta, Esad’ın genel olarak bu savaşın kazananı olacağı açık. Ama bu, Suriye’nin her yerini geri alacağı anlamına gelmiyor.

“Kuzeydoğuda Kürtlerle beraber Amerikan askerleri var. İdlib’de, El Bab’da, Cerablus’ta ve Afrin’de Türk askerleri var. Esad bu bölgeleri tabii ki Rusların desteği olmadan alamaz. Ruslar da Türklerle savaşmak istemez. Siyasi olarak çok hassas olur.

“Bu nedenle bu tip müzakereler yapılıyor. Savaş, Esad’ın ana mücadeleyi kazandığı ama çevre bölgeleri geri almasının ise gerçekte artık kendi elinde olmadığı bir noktaya vardı.”

Kaynak: bbc

[/toggle]

 

Merkez Bankası: Enerji fiyatlarındaki artış Eylül ayında da sürecek

Gündem'den önemli gelişmeler haber özetleri ve başlıklar

Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada yıllık enflasyon oranının yüzde 2,05 puan yükselerek 17,90’a ulaştığı açıklandı. Merkez Bankası ayrıca Eylül ayında enerji fiyatlarındaki yükselişin devam edeceğini duyurdu.

Ağustos ayında tüketici fiyatları yüzde 2,30 oranında artmış ve yıllık enflasyon 2,05 puan yükselerek yüzde 17,90 olmuştur. Gıda enflasyonu işlenmiş gıda grubundaki olumsuz seyre bağlı olarak bir miktar yükselmiştir. Enflasyondaki artışın ana sürükleyicileri temel mal ve enerji fiyatları olmuştur. İthal içeriği yüksek temel mallarda yüksek oranlı fiyat artışları izlenmiştir. Enerji fiyatlarındaki güçlü artış eğiliminin Eylül ayında da devam etmesi beklenmektedir. Bu dönemde hizmet sektöründe de genele yayılan fiyat artışları izlenmiştir. Üretici fiyatları maliyet baskılarının oldukça güçlendiğine işaret etmiştir. Bu görünüm altında çekirdek göstergelerin yıllık enflasyonu ve ana eğilimi önemli ölçüde yükselmiştir.

Merkez Bankası

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here