Virütik Zatürre: Virütik zatürre salgını iddiaları kaygılandırıyor

 

Zatürre; üst solunum yolları enfeksiyonlarının içerisinde, tüberküloz dan bir önceki safa olarak tanımlanan oldukça ciddi bir hastalıktır.

Normal koşullarda zatürre, yerleşik bir mikrobun vücudun bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak aktive olması biçiminde ortaya çıkıyor.

Yani bir salgın riski bulunmuyor. Ancak, son günlerce ortaya çıkan Virütik zatürre salgını iddiaları, toplumda ciddi bir kaygının ortaya çıkmasına neden oldu ki, bakanlık kaynakları bu konu ile ilgili herhangi bir açıklamada bulunmuş değil.

Bu nedenle öncelikle hastalıklara karşı savunma elde etmenin çok daha doğru olduğunun altı uzmanlarca çiziliyor.

VİRÜTİK ZATÜRRE İDDİALARI

Zatürre salgın biçiminde yayılan bir hastalık değil. Daha doğrusu yakın zamana kadar böyle olduğu tahmin ediliyordu. Ancak, son 20 yılda görülen bazı akciğer enfeksiyonlarının hava yolu ile bulaştığı görüldüğünden, hastalıkla ilgili olarak salgın olasılığı gündeme gelmiş durumda. Zatürre mikrobu akciğerler üzerinde yayılarak oluşan enfeksiyon ile akciğer fonksiyonlarını engelliyor ki, insanın birincil hayatta kalma faktörü olan solunumun engellenmesi hayati riski de barındırıyor. Hızlı biçimde müdahale edilmemesi durumunda zatürre küçük büyük herkes için ciddi bir sorun olarak tanımlanıyor.

Virütik olmaması, pek çok zatürre vakasının ortaya çıktığı bedenle sınırlı kalmasını sağlıyor. Ancak gündemdeki zatürre virüsü konusu oldukça ciddi bir sorun zira, hem yayılma riski bulunuyor, hem de virüslerle mücadele noktasında geliştirilen ilaçlar oldukça sınırlı. Bu nedenle, virüs biçiminde yayılan bir zatürrenin varlığı iddiası dahi oldukça ciddi biçimde dikkate alınıyor.

BAKANLIK TAKİP EDİYOR

Sağlık bakanlığının, bulaşıcı hastalıklar alanında çalışan oldukça ciddi bir birimi bulunuyor. Yurt genelinde veri toplayıp analiz eden birimin, henüz bu vakalarla ilgili bir salgın duyurusu bulunmuyor.

Ancak, her şeye rağmen Baklanlık kaynakları ve tıp uzmanları; zatürreye neden olan faktörlerden kaçınılması gerektiğinin altını çiziyor. Kış aylarında soğuk algınlığından kaçınmak, yeterince beslenmek ve vitamin almak, grip vakalarının 3 günden uzun sürmesi durumunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak öncelikle yapılması gerekenler arasında yer alıyor. Şimdilik endişe edilmesine gerek görülmemekle birlikte, yaşlı ve bebeklerin özellikle bu riske karşı korunması öneriliyor.

[toggle title=” CİLT LEKELERİNE PRATİK ÇÖZÜMLER << Tıklayın” state=”close” ]

Hanımların başlıca sorunları arasında elbette cilt sorunları gelir. Modern yaşam tarzı içerisinde sağlıksız bir cilt kabul edilemez ki, hemen her kadın bu sorunlarla mücadele edebilmek için bir çok kozmetik ürünü yoğun biçimde kullanır. Pekiyi bu gerçekten gerekli midir? Cilt sorunlarına pratik çözümler bulunamaz mı? Organik ürünler ve basit uygulamalar ile yoğun kimyasallara maruz kalmadan çözüme ulaşmak mümkün değil mi?

EN YAYGIN SORUN CİLT LEKELERİ

Ülkemiz; karma bir cilt tipi haritasına sahip olmakla birlikte güneşlenme oranı oldukça yüksek bir zeminde yer alıyor. Bu noktada açık cilt rengine sahip hanımların güneş lekeleri ile karşılaşma oranı hayli yüksek ki, zaten en yaygın şikayet de bu noktada ortaya çıkıyor.

Güneş, cildin üst katmanı ile alt katmanı arasında yer alan renk pigmentleri üzerinde anomaliye yol açıp, bazı hücrelerin kalıcı olarak hasar görmesine neden oluyor ve kaçınılmaz olarak cilt lekeleri veya çiller meydana geliyor.

Uzmanlara göre bu lekeleri gidermek yerine onların ortaya çıkmasını engellemek daha doğru bir çözüm.

Zira, cildin güneş ışığına maruz kalmamasını sağlamak, cilt lekelerinden arınmaktan çok daha kolay. Ayrıca belli bir yoğunluğun üzerindeki güneş lekeleri de giderilemeyebiliyor.

Yaygın görüş, yaz veya kış fark etmeksizin, yüze uygulanmasında sakınca bulunmayan uygun faktörlü güneş kremlerinin kullanılması olarak belirtiliyor. Dermatolojik testleri yapılmış kaliteli güneş kremlerinin cilde zararı bulunmazken, güneş lekelerinin %90’a kadar engellenmesi mümkün olabiliyor.

DERİ DÖKÜNTÜLERİ

Cildimiz 3 katmandan oluşuyor. Alt tabaka ve orta tabakanın üzerinde yer alan katman, dış etkenlere devamlı maruz kalan oldukça ince bir korucuyu tabaka olarak tanımlanıyor. Bu katman sürekli yenilenmekle birlikte, kimi zaman derinin yenilenme sürecinde sertleşmesi ve pullaşması söz konusu olabiliyor. Biz bu sürece deri dökülmesi, kepeklenme ve soyulma diyoruz. Bu sürecin bir noktaya kadar normal olduğu kabul ediliyor olsa da, gözle görülür ve rahatsız edici boyutlara ulaşması normal kabul edilmiyor.

Deri döküntüsünü sürekli görüyor olmanız cildinizde bir nem problemi olduğunun göstergesi olarak kabul ediliyor. Cildin dışarıdan nemlendiricilerle beslenmesi bir çözüm olabilirken, günde en az 2, en çok 3.5 litre su tüketmenin vücudun genelinde olduğu gibi cildin nem dengesi üzerinde de etkili olduğu, tıp uzmanlarınca belirtiliyor.

Cildinizi, güneş ışığından ve ağır iklim koşullarından koruyarak birinci koruma faktörünü elde edebilir, yeterince su tüketerek cildin sağlıklı bir nem dengesine ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Tüm bunlara rağmen cilt sorunlarınız devam ediyorsa, herhangi bir ürün kullanmadan önce mutlaka hekiminize başvurmanız gerekiyor.

[/toggle]

 

ANA SAYFA | Haber | Dünya | Bilim | Teknoloji | Sağlık-Yaşam

Twitter | Facebook | Pinterest | Akademi Portal Arşiv |  Akademi Portal

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Güvenlik *