Bazen hayaletlerden hatta rüzgârın uğultusundan neden korkarız

Bazen hayaletlerden hatta rüzgârın uğultusundan korkarız. Üstelik çoğu kez bunların var olmadığını veya ortada korkulacak bir neden bulunmadığını bildiğimiz halde. Peki, bu korkuların kaynağı ne?

Gece soğuk ve ıslak.

Rüzgârın uğultusu tüm binayı sarmış ve yağmur olanca şiddetiyle pencereye vuruyor.

Mumun titreyen alevi, odayı loş bir ışıkla dolduruyor.

Televizyonda renkli ve hızlı görüntüler akıyor. Spiker sakin bir ses tonuyla haberleri okuyor. Gözünüz ekranda ve bir yandan da bir şeyler yudumluyorsunuz…

Derken aniden ürperiyorsunuz ve telaş içinde kafanızı sağa sola çeviriyorsunuz. Çünkü göz ucuyla bir karartı fark ettiniz. Oysa evde sizden başka kimse yok!

Buna benzer bir durum hemen herkesin başına gelmiştir. Peki, ama bu neden oluyor? Gerçekten başka birileri mi var? Yoksa beynimiz bize kötü bir şaka mı yapıyor? Paranormal ya da doğaüstü mevhumları bilimsel olarak araştıran parapsikoloji, işte bu bilinmeyenlere psikolojik ve nörolojik açıdan yanıtlar bulmaya çalışıyor.

Paranormal araştırmalar

Adli tıp psikolojisi ve araştırmacı psikoloji alanında uzman olan İngiltere’deki Buckinghamshire New University Psikoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Ciaran O’Keeffe, parapsikologların üç ana alanda çalışmalar yaptığını belirtiyor: “Birinci alana ‘duyular dışı algılama’ deniyor. Bu, telepati, prekognisyon ve kehanet gibi özellikleri kapsıyor. İkinci alan psikokinezi. Burada insanın düşünce gücünün bir obje üzerinde etkili olup olamayacağı araştırılıyor. Örneğin hiçbir fiili dokunuş olmadan bir kaşık bükülebiliyor. Üçüncü alan ise ölü, ruh ve hayaletlerle iletişimi kapsıyor.”

İşte parapsikoloji sayesinde, bazen göz ucuyla gördüğümüz esrarengiz hareketleri açıklamak mümkün oluyor. Bunun farklı nedenleri olmakla birlikte, gizem ve ürperti derecesi en düşük olan yaklaşım nörolojik olanı: Çevresel görüş alanımızı “çomak hücreleri” sayesinde algılıyoruz. Bunların çözünürlüğü, merkezî görüş alanımızı oluşturan “koni hücrelerine” nazaran çok daha düşük.

Ani bir hareket

Devamını Dr. Ciaran O’Keeffe’den dinleyelim: “Biz çevresel görüş alanımızda bir hareket gördüğümüzü sandığımızda, bu aslında tanımlanamayan siyah ve beyaz şekillerden oluşur. Zira çomak hücrelerimiz renkleri algılayamaz. Bu gördüğümüzü anlamlandırmaya çalıştığımızda ise beynimiz, boşlukları doldurmaya çalışıyor. Buna ‘duyusal ikame’ adı veriliyor. Yani beyin, gördüğümüz ya da görmediğimiz şeylere gerçekçi bir açıklama getirmeye çalışıyor. Bu ‘gerçekçi’ açıklama bazen bir hayalet de olabiliyor.”

Nedeni ne olursa olsun, odada başka bir varlık gördüğünüzü sandığınız kısa an, vücudunuzu alarm konumuna getirebiliyor. Nefes almakta zorlanıyorsunuz, kalbiniz daha hızlı çarpıyor ve eliniz-ayağınız titremeye başlıyor.

Bazıları korkunç sever!

Bazı insanlar böyle bir deneyim yaşamaktan nefret ederken, bazıları bu korku duygusundan oldukça hoşlanıyor. Bunun nedeni, beynimizdeki nöronlar arasında veya nöronlarla başka tür hücreler arasında iletişim sağlan “Nörotransmitter” adlı kimyasallar. Bu kimyasallardan biri de dopamin. Heyecan ya da sevinç gibi farklı duygu durumlarında büyük etkisi olan dopamin, aynı zamanda beynimizdeki ödüllendirme sistemini de kontrol ediyor.

Yine Dr. O’Keeffe’ye kulak veriyoruz: “Beyindeki dopamin salınımı, aynı zamanda bizim kaçma ya da mücadele etme tepikisi vermemizden de sorumlu. Kimilerininin korku dolu maceraları sevmesin, kimilerinin ise kendilerini adeta terörize edilmiş gibi hissetmesinin nedeni bu.”

Metruk yapılar korkuyu tetikliyor

Karanlık ve terkedilmiş yapılar, korku filmi ve polisiyelerde on yıllardır korku atmosferi oluşturmak için kullanılıyor. Böyle yerler bize hem gizemli geliyor ve merakımızı uyandırıyor, hem de tüylerimizi diken diken ediyor.

Psikologlara göre, bu tür tepkiler vermemizin nedenleri evrimsel. Zira bizi tehlikeye sokacak veya güçsüz hissettirecek mekan ve durumlardan kaçınmak oldukça mantıklı. Metruk bir binada çeşitli tehlikelerin kol gezmesi daha güçlü bir olasılık. Karanlık bir koridorda karşımıza aniden bir şey çıkma ihtimali bizi ürkütüyor. Eskimiş tahta döşemeler çatırdadığında ya da tozlanmış perdeler hareket ettiğinde, orada başka bir canlının bulunduğunu düşünüyoruz. Vücudumuz geriliyor ve teyakkuz durumuna geçiyor.

Böylece kaçmaya ya da mücadele etmeye karar verebiliyoruz.

İnsanoğlunun son derece geniş bir hayal gücünün olduğuna dikkat çeken Dr. Ciaran O’Keeffe, “Nasıl davranacağımızın, fantezilerimizle de doğrudan ilintili olduğuna inanıyorum. ‘Karanlık ve terkedilmiş yerlerde bize saldırmak için bekleyen korkunç varlıklar olabilir.’ Hayal gücümüz bizi böyle bir düşünceye inandırabiliyor. Fanteziler ile hayaletlerin varlığına olan inancın kombinasyonu, aslında olmayan bir varlığın mevcudiyetini hissetmemize neden olabiliyor.”

“Çok sık görülen psikolojik hastalıklar”

Bipolar bozukluğun semptomları neler, Borderline kişilik bozukluğu nedir? En sık görülen psikolojik hastalıkları sizler için derledik.

[toggle title=”Tıklayın>> Çok sık görülen psikolojik hastalıklar” state=”close” ]

Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu

Bir insan korktuğunda vücudu daha fazla adrenalin salgılar. Böyle durumlarda tetikte olur, çabuk davranırız. Normal hayatta bizi koruyan korku, çok fazla ve durumdan bağımsız ortaya çıkarsa, anksiyete bozukluğu ya da fobiye yol açabilir. En sık görülen rahatsızlıklar kalp çarpıntısı, baş dönmesi ve boğulma korkusudur. Örümcekler, yılanlar ve sınavlar da fobilere yol açabilir. Panik ataklar da genelde bir sebep olmadan ortaya çıkabilir. Genelde kadınlarda daha sık görülür.

Kadınlarda görülme oranı: % 22,6

Erkeklerde görülme oranı: %9,7

Bipolar Bozukluk

Bipolar bozuklukta insanlar depresif ve manik dönemler arasında gidip gelir. Depresif olduğunda kendisini bitkin hisseden bir insan, manik döneminde heyecanlı ve coşkulu olur, bu dönemde kendini riske atar. Bir diğer adı ‘manik depresif bozukluk’ olan bipolar bozukluk hem psikoterapiyle hem de ilaçla tedavi edilir. Almanya’da yaklaşık iki milyon insan bu psikolojik hastalığın mağduru. Erken teşhis ve terapi, hastalığın gelişimini olumlu bir şekilde etkileyebilir.

Kadınlarda görülme oranı: % 3,1

Erkeklerde görülme oranı: % 2,8

Depresyon Depresyonda olan bir kişi çoğu zaman kendisini kederli ve isteksiz hisseder. Depresyonun başlıca belirtisi, hiçbir şeye karşı ilgi ya da heyecan duyulmamasıdır. Depresyon, insanın sadece bazen kendisini kötü hissetmesi anlamına gelmez. En bilinen psikolojik hastalık olan depresyonun uzmanlar tarafından tedavi edilmesi gerekir. Depresyon, uyku sorununa, konsantrasyon bozukluğuna, iştahsızlığa ve gelecek ile ilgili olumsuz düşüncelere ve hatta zaman zaman intihar düşüncelerine neden olabilir. Burada da erken teşhis önemlidir.

Kadınlarda görülme oranı: % 11,4

Erkeklerde görülme oranı: % 5

Tükenmişlik Sendromu (Burnout)

Sürekli stres, depresyon, uykusuzluk, olumsuz düşünceler ve korkular ciddi bir tükenmişlik hissine yol açabilir. Tükenmişlik sendromu sınırlı bir tanımdan ziyade bir gelişmeyi tarif eder. Bedensel ve psikolojik belirtileri iyileştirmek için hastaların acilen tedavi edilmeleri önemlidir. Fazla streste kendisini belli ettiği için, daha önceleri ‘menajerer hastalığı’ olarak adlandırılan bu hastalığa bugünlerde kendilerini okulda ya da üniversitede baskı altında hisseden genç insanlar da maruz kalıyor. Hastalığın terapisi genelde birkaç hafta sürer, ancak ağır durumlarda terapi birkaç yıla kadar uzayabilir.

Kadınlarda görülme oranı: % 5,2

Erkeklerde görülme oranı: % 3,3

Borderline Kişilik Bozukluğu

Bu hastalığın belirtileri yalnız kalma korkusu, sağlam olmayan ilişkiler, kendi vücuduna yabancılaşma ve depresyondur. Hastalar çoğu kez kendilerine zarar verir, örneğin bir jiletle kollarını keserler. Uzmanlara göre bu hastaların geçmişinde çoğu zaman tecavüz ya da duygusal ihmal vakaları bulunur. Borderline kişilik bozukluğuna sahip kişilerde uyuşturucu kullanımı sık olarak görülür.

Kadınlarda görülme oranı: Bilinmiyor

Erkeklerde görülme oranı: Bilinmiyor

Obsesif Kompülsif Bozukluk

Ocağı kapattım mı? Kapıyı kilitledim mi? Bunlar obsesif davranışın hafif örnekleridir. Hastalarda belli düşünceler, fikirler, imajlar sürekli tekrar eder. Örneğin basamakları sürekli sayarlar. Kir de obsesif reaksiyonlara yol açabilir. Hastaların çoğu bunun farkında olsa da buna karşı koymayı başaramaz. Bu psikolojik hastalık çoğu kez sosyal çevreyi de etkiler, sosyal ilişkilerin bozulmasına yol açabilir.

Kadınlarda görülme oranı: % 4,2

Erkeklerde görülme oranı: % 3,5

Anoreksiya Nervoza

Almanya’da bağımlılık en önde gelen psikolojik hastalıkların arasındadır. Anoreksiya nervoza da bu grup içinde incelenmektedir. Hastalar yeterince yemek yemediği ve sürekli kilo vermeye çalıştığı için bunun en belirgin belirtisi aşırı derecede kilo kaybıdır. Birçok hasta aşırı derecede spor yapar. Kilo kaybetmelerine rağmen kendilerini şişman olarak görür ve fazla yağlardan rahatsız olurlar. Sürekli kilolarını kontrol ederler. Onları meşgul eden konu yemek, daha doğrusu yememekdir. Bu hastalığa yakalananlar kendilerinin hasta olduklarını düşünmezler. Genelde kadınlarda daha sık görülür.

Kadınlarda görülme oranı: % 1,1

Erkeklerde görülme oranı: % 0,2

[/toggle]

Depresyon ve kaygı bozukluğu yaygınlaşıyor

Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası’nın verilerine göre, dünya genelinde her on kişiden biri depresyon veya kaygı bozukluğundan muzdarip. Örgüt, son 25 yılda bu sayının neredeyse iki katına çıktığına dikkat çekti.

[toggle title=” Tıklayın >> Depresyon ve kaygı bozukluğu” state=”close” ]

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Bankası’nın 2013 yılı istatistiklerine dayanarak hazırladığı güncel bir rapora göre, dünya genelinde depresyon ve kaygı (anksiyete) bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklardan muzdarip olanların sayısı giderek artıyor.

Kuruluşlar, dünya genelinde neredeyse her on kişiden birinin depresyon ve kaygı bozukluğu yaşadığına dikkat çekerek, bunun 615 milyon kişiye tekabül ettiğini açıkladı. Güncel istatistiklere göre, 1990 yılından bu yana bu rahatsızlığa sahip olanların sayısı neredeyse yüzde 50 oranında arttı.

“Tedavi imkanları oluşturulmalı”

Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası, “Lancet Psychiatry” adlı dergide, Dünya Sağlık Örgütü’nün bu konudaki araştırmasını yayınladı. Araştırmaya göre, bu rahatsızlıkların tedavisine ayrılan her bir dolar dört dolar olarak geri dönüyor, zira tedavide başarı sağlandığında kişilerin verimliliği artıyor ve çalışanların rapor alma oranı da azalıyor.

Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Margaret Chan, ekonomik açıdan da bu rahatsızlıklarla mücadelenin artırılmasını talep ederek, herkesin, yaşadığı yerden bağımsız olarak, tedavi imkânına sahip olması gerektiğini söyledi. Chan, bunun sadece bir sağlık meselesi olmadığını, özellikle yoksul ülkeler için kalkınma ile de ilgili bir konu olduğunu belirtti.

Örgütün verilerine göre, depresyon ve kaygı bozuklukları nedeniyle oluşan ekonomik zararın tutarı halihazırda bir milyar dolar. Örgüt, zararın kaza, rapor alarak işe gelmeme ve verimliliğin düşmesi gibi nedenlerden oluştuğunu açıkladı.

[/toggle]

Stresle başa çıkmak

Sık stres altında olanlar depresyon, kalp krizi ve beyin kanaması riskiyle karşı karşıya. Ancak bazı basit yöntemler yardımıyla stresle baş etmek mümkün.

[toggle title=”Tıklayın >> Stresle başa çıkmanın yolları” state=”close” ]

Kondisyon sporları yapın

Aşırıya kaçmadan hafif kondisyon sporları, stres ve olumsuz sonuçlaryla mücadele için ideal. Hafif koşu ya da bisiklet binmek buna çok uygun. Böylece stres hormonları azalır, kalp ve dolaşım sistemi güçlenir. Hatta araştırmalar bu sporların yorgun insanlarda da yararlı etkiler yaptığını gösteriyor. Performans ve mücadale sporları ise yeni streslere neden olduğu için uygun bulunmuyor.

Gevşeme tekniklerini kullanın

Progresif kas gevşetme ve otojenik eğitim gibi gevşeme teknikleri bilimsel açıdan iyi araştırılmış yöntemlerden. Ayrıca yoga ve meditasyonun olumlu etkisine dair birçok kanıt var. Bu yöntemler gerilmelerde, fiziksel-duygusal uyarılmalarda rahatlama sağlıyor. Kişiyi daha dayanıklı, daha sakin ve kendisiyle barışık hale getiriyor. Gevşeme teknikleri akut stres durumlarında çabuk etki sağlıyor.

Sessiz mekanları kullanın

Sessizlik strese karşı etkili bir ilaç. Sinirleri sakinleştirir, zihni ve duyuları canlandırır. Evin sessiz bir odasında bilinçli ve düzenli olarak 15-20 dakika süreyle kalabilirsiniz. Ayrıca büyük şehirlerde müze ya da kütüphane gibi birçok sessiz yer bulmak mümkün.

Doğaya çıkın

Hollandalı araştırmacılar yeşil rengin rahatlatıcı etkisi olduğu ve insanı keyifli yaptığını saptamış. Bahçe ya da parkların olduğu yerlerde yaşayan insanlar, zihinsel olarak sağlıklı ve şehirdekilere göre daha az dolaşım sorunu yaşıyor. Bu nedenle düzenli olarak doğaya çıkmalı, kokuları içine çekmeli, yaprakların hışırtısını ve kuşların cıvıldamalarını dinlemeli.

Sessiz zamanlar planlayın

Koşu, gevşeme teknikleri, park gezintileri önemli aktiviteler olarak takvime işlenmeli. Bir de şehir insanı boş zamanlarında ajandasını yeni bir sergi görmek, bir arkadaşla yemeğe çıkmak gibi aşırı sayıda randevuyla dolduruyor. İşte bu durum stres yaratıyorsa randevu sayısını -dinlenme adına- azaltmakta yarar var.

Aktif molalar verin

Zihni ve bedeni dinlendirmek için bol fırsat yaratmak gerekir. Bütün gün masa başında çalışanların kanındaki stres hormon seviyesi kritik seviyeye ulaşıyor ve insanı gergin yapıyor. Kısa hızlı gezintiler, temiz hava, açma ve germe hareketleri buna çare olabilir. Böylece iş yerine daha rahat ve dengeli dönmüş olursunuz.

Yeterli uyuyun

Çoğu kişi az uyuyor. Uyku ihtiyacı oldukça kişisel, ancak vücudun dinlenmesi için mutlaka uykuya ihtiyacı var. Uyku sırasında vücut, stresi harika bir şekilde azaltabilir. Mümkünse iyi havalandırılmış bir odada ve -horlayan bir eş gibi- uyku bozukluklarına sebep olabilecek rahatsızlıklardan uzak durmakta yarar var.

[/toggle]

 

[divider]

ANA SAYFA | Haber | Dünya | Bilim | Teknoloji | Sağlık-Yaşam

Twitter | Facebook | Pinterest | Akademi Portal Arşiv |  Akademi Portal

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Güvenlik *