Araştırmalar bağırsak mikrobiyomu olarak da ifade edilen bakteriler toplamının ruh sağlığından obezite eğilimine ve kalp ve damar sağlığına kadar pek çok şeyi etkilediğini gösteriyor.

Bağırsaklardaki bakterilerin genel sağlık açısından da ne kadar önemli olduğunu kanıtlayan araştırmalar arttıkça hangi besinlerin bağırsak mikrobiyomunu olumlu etkileyeceğine dair iddiaları dile getiren makaleler de çoğalıyor. Peki bilimsel araştırmalar ne gösteriyor?

Uzmanlar, bağırsaklarda farklı türden bakterilerin olmasını sağlıklı olmakla eşanlamlı görüyor. Zira bu bakteriler hücrelerimizin üretemediği besinleri ve gerekli maddeleri üretmemize yardımcı oluyor.

Bu nedenle, farklı çeşitler içeren bir diyetle mikroplarımızı beslemek ve onlar için uygun bir ortam yaratmak önemli.

Bilimsel araştırmalarda besinlerle bağırsak florası arasında doğrudan ilişkiyi kanıtlayan veriler fazla olmasa da, Londra’daki Kings College Üniversitesi’nde diyet uzmanı profesör Kevin Whelan, bağırsak sağlığını etkileyecek bazı yöntemlerin ne derece işe yaradığı konusunda belli bir netleşme sağlandığını düşünüyor.

İşte bu dört yöntem ve onlar hakkındaki uzman görüşleri…

Sağlıklı da olsa sürekli aynı gıdaları tüketmek bağırsak mikrobiyomunun çeşitliliği açısından iyi değil.

Probiyotikler

Probiyotik bakterileri (yararlı bakteriler) içeren yiyecekleri veya besin takviyelerini tüketmek. Bu bakterilerin sağlıklı bir bağırsak florasına katkıda bulunduğu düşünülüyor. Yoğurttaki bifidobakteri ve laktobasilus bu türden bakteriler.

Yoğurt yediğimizde bağırsaklarımızdaki bu bakterilerin sayısı artacaktır. Ama bağırsaklardaki yararlı bakterilerin sayısının fazla olması tek başına sorunu çözmüyor. Bakterilerin çeşit olarak da fazla olması gerekiyor.

Profesör Whelan her insanda binlerce farklı bakteri türü olduğunu, sadece bağırsaklarımızda 150-250 türün bulunduğunu söylüyor.

“Belli bir hastalığı olan insanların bağırsak mikrobiyomunda daha az çeşit vardır. 250’den ziyade 150’ye yakındır bu sayı” diyor Whelan.

Sonuç: Probiyotik yoluyla mikrobiyomunuza birkaç bakteri daha eklemenin bağırsak sağlığına çok da katkısı olmayacaktır.

Kore mutfağının vazgeçilmezlerinden biri olan lahana turşusunun (kimchi) bağırsak sağlığı için yararlı olduğuna inanılıyor; ancak bunu destekleyen yeterli bilimsel veri yok.

Prebiyotikler

Prebiyotikler, probiyotik bakterilerin beslendiği besin kaynaklarıdır. İnsan bu molekülleri sindirmeden bakterilerin bulunduğu bağırsaklara aktarır.

Prebiyotiklerle ilgili çoğu araştırmada insanlara, belli türden bakterilerin çoğalmasını sağlamak için sadece o türlerin besleneceği karbonhidratlar verilir.

Probiyotik almak tohum ekmeye benzerken, prebiyotik almak da o tohumun ihtiyacı olan besinleri vermek gibidir. Ama tek başına probiyotik almak nasıl etkili değilse sadece prebiyotik almanın da etkisi sınırlıdır.

Sonuç: Prebiyotikler mikrobiyomların çeşidini artırmaz, sadece belli bakterilerin sayısını artırır.

Probiyotik +prebiyotik

Mikrobiyom çeşitliliği bir avuç dolusu besin takviyesiyle sağlanabilecek bir şey değil. Ama yediklerimize yoğunlaşarak bu çeşitliliğe katkıda bulunabiliriz.

Düşünün ki her gün kahvaltı, öğle ve akşam yemeklerinde benzer gıdalar tüketiyor ve bunu 365 gün tekrarlıyorsunuz. Diyetiniz bol sebze ve meyvenin yanı sıra diğer sağlıklı besinleri de içerse, sürekli aynı şeylerin yenmemesi, farklı besinlerle çeşitlendirilmesi bağırsak mikrobiyomundaki çeşitlilik açısından önem taşır.

“Diyette çeşitlilik, sürekli aynı besinlerin tüketilmemesini gerektirir. Örneğin düzenli balık yiyorsanız her zaman somon balığı olmasın bu. Tam tahılları düzenli yemek lazım, ama tam buğdaylı ekmek olmasın bu her zaman” önerisinde bulunuyor Whelan.

Sonuç: Belli besinlerin ne kadar etkili olduğuna dair veriler her zaman şüphelidir. Ancak fazla çeşit içeren sağlıklı bir diyet, o kadar çeşitli ve sağlıklı bir mikrobiyom sağlayacaktır.

Uzmanlar, mümkün olduğunca farklı türden gıda tüketmenin bağırsak mikrobiyomu çeşitliliği açısından yapılacak en doğru şey olduğunu söylüyor.

Fermente (mayalı) gıdalar

Araştırmalar kefir ve kombu çayı gibi binlerce yıldır geleneksel olarak üretilen fermente gıdaların yararlarına işaret ediyor. Bu besinlerin etkisi özellikle “psikobiyotik” alanda da ilgi görüyor. Bazı bakteri türlerinin ruh sağlığını olumlu etkilediği sanılıyor. Fermente süt ürünleri tüketenlerde, stres göstergesi olarak bilinen kortizol hormonunun düşük seviyede olduğunu gösteren araştırmalar var.

Bu araştırmalar umut vaat ediyor olsa da hala küçük çaplı ve daha geniş gruplarla klinik deneylere ihtiyaç var.

Ayrıca birçok etkeni bir arada düşünmek gerekiyor. Örneğin fermente gıdalar iyidir diye sadece onlarla beslenmenin bir yararı olmaz. Bağırsak sağlığını belirlemede sağlıklı ve dengeli beslenmenin yanı sıra yaşam tarzı, kullanılan ilaçlar, stress seviyesi ve genetik faktör de etkili.

Whelan da son dönemlerde fermente gıdalara gösterilen yoğun ilgiden yakınarak bu tür besinlerin mikrobiyomu değiştireceğine dair yeterli veri bulunmadığını söylüyor.

Sonuç: Fermente gıdalar mikrobiyom çeşitliliğinin artmasına katkıda bulunabilir, ancak kesin yargıya varmak için yeterli araştırma yok henüz.

Uzmanlar, bağırsak sağlığı için yararlı olduğu iddiasıyla öne çıkarılan herhangi bir gıdaya şüpheyle bakmak gerektiğini, zira bilimsel araştırmaların hiçbir zaman bu kadar kesin sonuçlarla çıkmadığını söylüyor.

Bağırsak sağlığına katkıda bulunacak optimum bir diyetin varlığından söz etmek için henüz erken.

Ancak sağlıklı bir mikrobiyom oluşturmayı sağlayacak diyetin temel taşları belli diyebiliriz. Probiyotik ve prebiyotik takviyeleri belli ölçüde işe yarayabilir. Ama yapılacak en iyi şey belki de rutin beslenme tarzını değiştirip yeni bir şey denemek olabilir.


Bağırsak sağlığı ve mikrobiyomla ilgili ne biliyoruz?

Sağlıklı Bağırsak Florası İçin Yapılması Gerekenler

Sindirim sistemimizde bakteri, mantar ve virüsler de dâhil trilyonlarca mikroorganizma yaşıyor.

Neredeyse bütün vücudumuzdaki hücre sayısı ile aynı miktarda mikroorganizma, çoğunluğu kalın bağırsakta olmak üzere bağırsaklarımızda yaşıyor. Fakat bağırsaktaki bakterilerin sadece yüzde 10 ila 20 kadarı başka insanlarınkiyle aynı.

Bu mikrobiyomlar beslenme, hayat tarzı ve başka faktörlerin de etkisiyle insandan insana farklılık gösteriyor ve sağlık durumumuzdan iştaha, kilodan ruhsal durumumuza kadar her şeyi etkiliyor. Bağırsaklar bedenimizin en çok araştırılan bölgelerinden olmasına rağmen bu çalışmaların kat etmesi gereken uzun bir yol var hâlâ. Bu alandaki son bilimsel çalışmaları sizler için derledik.

Beslenme

Beslenme şeklimiz bağırsak mikrobiyomunu büyük ölçüde etkiliyor. Araştırmalar, lif oranı düşük, hayvansal yağ ve protein bakımından yüksek olan batı tarzı beslenme ile kansere sebebiyet veren birikim ve enflamasyon arasında bağlantı olduğunu gösteriyor.

Lif bakımından yüksek, kırmızı et bakımından düşük olan Akdeniz diyetinin ise dışkısal kısa zincirli yağ asitlerini artırıcı, enflamasyonu önleyici ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkide bulunduğu belirtiliyor.

Bilim insanları bu alanda genel nüfusu kapsayıcı araştırmaların mevcut araştırmaları ilerleteceğini düşünüyor. Bu tarz projelere bir örnek olarak şu anda sürdürülmekte olan American Gut Study (Amerikan Bağırsak Araştırması) ABD’de yaşayan binlerce insanın mikrobiyom örneklerini toplayıp karşılaştırıyor.

Bazı insanların bağırsak mikrobiyomu probiyotik takviyesinin işe yaramasını sağlarken, bazılarında bunlar etki göstermez.

Şimdiye kadarki bulgular, bitkisel ağırlıklı beslenen insanların bağırsaklarında mikrop çeşitliliğinin daha fazla olduğunu, diyetinde yeterli bitkisel gıda olmayanlarda ise bunlardan “tamamen farklı” özellikler olduğunu gösteriyor.

Araştırmadan sorumlu Daniel McDonald’a göre, “Henüz bir beslenme biçiminin sağlıklı veya sağlıksız olduğunu kesinlikle söyleyemesek de, meyve ve sebze yönünden zengin beslenenlerin sağlıklı mikrobiyomlara sahip olduğu kesin”. Ancak McDonald, bitkisel ağırlıklı beslenmeden radikal bir şekilde sağlıksız beslenmeye geçildiğinde mikrobiyomda nasıl bir değişiklik olacağını kestirmenin mümkün olmadığını söylüyor.

Probiyotikler
Son yıllarda probiyotiklerin (yararlı bakteri) ve prebiyotiklerin (sindirim sisteminde yararlı bakterilerin beslendiği lif türleri) sağlığa faydaları medyada abartılmış olsa da, bunların iltihabi bağırsak hastalıkları ve kron hastalığının tedavisinde giderek daha yaygın kullanıldığını biliyoruz. Ancak yapılan incelemeler, hangi türlerin ve ne dozajda kullanımının etkili olduğuna dair daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ortaya koyuyor.

İsrail’deki Weizman Bilim Enstitüsü bağışıklık uzmanı Eran Elinav, küçük bir örneklem dâhilinde yaptığı çalışmasında, bazı insanların probiyotiklere bağışıklığı olduğunu buldu. Yeni bulgularla takip edilmesi gereken çalışmada 25 sağlıklı bireye 11 farklı türde probiyotik veya plasebo verilerek öncesi ve sonrasındaki mikrobiyom ve bağırsak fonksiyonları kolonoskopi ve endoskopi yöntemleriyle test edildi.

“İnsanlar genel anlamda iki gruba ayrılabilir; ilk grupta, yerleşik mikrobiyomlar probiyotikleri kabul edip sindirim sistemini işgal etmesine izin vererek probiyotiklerin mikrobiyomu değiştirmesine olanak sağlarken, ikinci grupta, yerleşik mikrobiyomlar direndi. Bu grupta probiyotiklerin yerleşmesine izin verilmediğinden hiçbir işe yaramadığı görüldü” diye açıklıyor Elinav.

Araştırmacılar, kişilerin yerleşik mikrobiyomlarını inceleyerek hangi gruba düşeceklerini tahmin edebiliyorlardı. Bu sebeple Elinav bu bulguların, probiyotiklerin daha üst seviyelerde kişiye özgü kılınması gerekliliğine işaret ettiğini savunuyor.

Herkesin bağırsak mikrobiyomu farklı olduğu için probiyotikler herkeste işe yaramıyor.

Sağlık

Bağırsak florası, sağlıklı ve işlevli bir sindirim sistemi için temel bir rol oynuyor. Bunun en güçlü kanıtlarından biri huzursuz bağırsak sendromu vakalarının genellikle bozulmuş bağırsak floralarında görülmesi. Fakat floranın sağlığımız üzerinde çok daha kapsamlı etkileri var ve bunlar çoğunlukla insan hayatının ilk birkaç yılında ortaya çıkıyor.

Mikrobiyomumuz doğumdan hemen sonra gelişmeye başlıyor, bu mikropların sindirim sistemini işgal etmeye başladığı an demek.

İngiltere merkezli Quadram Biyolojik Bilimler Enstitüsü’nden mikrobiyom araştırmaları başkanı Lindsay Hall, normal doğum yoluyla doğan bebeklerin, sezaryenle doğan bebeklere oranla daha yüksek sayıda bağırsak bakterisine sahip olduğunu söylüyor. Bu, normal doğumda bebeğin doğum esnasında annenin vajina ve bağırsaklarındaki bakterilerle temasından kaynaklanıyor.

Hall, “Sezaryen yoluyla doğanlar bu başlangıç aşılamasından mahrum oluyorlar ve ilk temas ettikleri mikropları deriden ve çevre yoluyla alıyorlar.” diyor.

“Yenidoğanlar için bağışıklık sistemini geliştirmek çok önemli. Son çalışmalar gösteriyor ki erken dönem bağırsak mikrobiyomunun bozulması o kişide sağlık açısından olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.”

“Sezaryen doğumun sağlık üzerine uzun süreli etkileri birçok çalışmada görüldü. Araştırmalar, bu kişilerde alerji ve daha az sağlıklı bir sisteme sahip olma ihtimallerinin arttığını gösteriyor. Bu da kişileri değişime ve antibiyotik tedavisi gibi müdahalelere karşı daha hassas kılıyor.”

“Fakat yine de bu farkın bağışıklık sistemi için ne anlama geldiğini gösteren güçlü bir çalışma yok.”

Anne sütüyle beslenen ve mamayla beslenen bebeklerin mikrobiyomları arasında da farklılıklar var. Bifidobakteriyum denen bir grup sağlıklı bakterinin anne sütü emmiş bebeklerin bağırsaklarında daha çok görüldüğü kaydediliyor.

“Bifidobakteriyumun anne sütünde bulunan belli bileşenlerin sindiriminde kullanıldığını biliyoruz. Bu bileşenler bebek mamalarında bulunmuyor; bu sebeple mamayla beslenen bebeklerde bunlardan daha az var” diyor Hall.

Bilim insanları, genel anlamda hastalıkların tedavisinde bağırsakların nasıl kullanılacağını anlamaya çalışıyor. Alandaki en yeni tedavilerden biri dışkısal flora nakli (fekal microbiyota transplantı), sağlıklı kişinin florasının hastanın bağırsağına yerleştirilmesini içeriyor.

Özellikle bağırsak enfeksiyonu ve ishale sebep olan, antibiyotiğe dirençli bağırsak bakterisi “clostridium difficile”in tedavisinde bu yöntem uygulanıyor. Burada nasıl bir mekanizmanın işlediğine dair kesin bulgular henüz olmasa da nakil yoluyla mikrobiyomdaki bakteri çeşitliliğinin artmasının virüsle savaşmaya yardımcı olduğu düşünülüyor.

Dergi

 

  



 

Reklam

https://www.teknobin.com/urun/lemfo-lem7-akilli-saat-turkiye-yeni-lemfo-lem7-pro/
Lemfo Lem7 Akıllı Saat Türkiye- Yeni Lemfo Lem7 Pro NatroNet Global Güvencesiyle
Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here