11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le yakın arkadaşlığıyla da bilinen gazeteci Fehmi Koru, Gül’ün hesapçı olmayan, kendinden çok başkalarını ve ülkeyi düşündüğünü belirterek, “Attığı her adımda uzun yıllardır tanıdığı yol arkadaşlarına en çok sorduğu soru, attığı o adımın içinden çıktığı kesime mensup sıradan insanlar tarafından nasıl karşılandığı sorusudur. Genel eğilimin dışında kalmak istemeyen bir yapısı vardır” dedi.

Gazeteci Fehmi Koru, KHK’ya yönelik eleştirilerinin ardından Abdullah Gül’e yönelik yorumları dinlediğinde dehşete düştüğünü belirterek, “Elbette Gül’ün de sabrının bir sınırı vardır” dedi. Koru, Gül’ün kurucusu olduğu partiye samimi bağlılığı olduğunu ve denklemin içinde AK Parti de bulunursa cumhurbaşkanlığı seçimine katılabileceğini yazdı.

“Son KHK’daki ‘müphem’ ifadelerin daha kesin ifadelerle yer değiştirmesini talep ettiği ilk mesajından itibaren ağzından ve kaleminden çıkanların hep bilinen nazik üslubunu yansıttığını da herkes görüyor olmalı. Sabır, ama nereye kadar?” ifadesini kullanan Koru’nun “Gül hangi hesapların içinde? Herhalde okuyup işittiklerinizin değil” başlıklı yazısı özetle şöyle:

‘ONUN SABIR EŞİĞİ BİRAZ DAHA GENİŞ’

“Ne yaptığını, neler yapabileceğini tahmin etmesi hiç de zor olmayan bir insan Abdullah Gül. Şimdilerde sağda-solda çıkan değerlendirme yazılarını okuduğum ve TV ekranlarına taşınan yorumlara kulak verdiğim zaman, yazılanlar ve söylenenlerden dehşete düşüyorum.
Elbette Gül’ün de sabrının bir sınırı vardır; ancak onun sabır eşiği biraz daha geniş. Elbette, kendisinden beklentiler arttığında, kişisel yapısı öne çıkmamaya müsait olduğu halde, görev üstlenmekten kaçınmadığı da biliniyor. Ancak sabrının taşması ve ‘Bana bir görev düşüyor mu?’ sorusu eşliğinde öne çıkması o kadar kolay olmuyor.

Başgösteren tartışmalar sabrını zorluyor olabilir mi?

‘SAĞDUYU ORTADAN KALKARSA O ZAMAN İŞ DEĞİŞEBİLİR’

Zorlasa da medyadan bazılarının ona biçtiği rolü kabullenmesi için bu kadarının yeterli olmadığını düşünüyorum.

Ortak aklın ve sağduyulu yaklaşımın ortadan bütünüyle kalktığı bir ortamla karşı karşıya kalınırsa ancak o zaman iş değişebilir.

Refah Partisi’nde başlayan siyasi yolculuğunu farklı bir düzleme taşıma kararına varması öyle bir ortamda gerçekleşmişti. Genel başkanlığa adaylığını, birbiri ardına iki kez Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış partisinin hiçbir şey olmamışcasına yola devam ettirilmek istenmesi üzerine koyduğu unutuluyor.

O karara varması için de beraber siyaset yaptığı yol arkadaşlarındaki ve kitledeki genel eğilimin o yönde olduğunu anlaması gerekmişti. Elbette yanılabilirim, sonuçta o da bir insan ve insanların başkalarını şaşırtma özelliği de vardır.

Bu noktada yıllardır gözlemlediğim bir özelliğini daha belirtmek isterim: Bir kere karar verdi mi, sağına soluna bakmadan, ‘Kim ne der’ hesabı yapmadan sonuna kadar gitmekten geri kalmayan bir yapısı da vardır.

‘YANLIŞA ‘YANLIŞ’ DENMEYECEK Mİ?’

Yanlışa ‘yanlış’ denmeyecek mi?

Türkiye ve içerisinde yer aldığımız bölge ilginç bir dönemden geçiyor. Bu dönemde bütün kararların hiç yanlışsız alınması, başlatılan uygulamaların üzerinde kafa patlatılmış bir sürecin eseri olması gerekiyor.

[toggle title=”Tıklayın – Erdoğan: Bu husumet kervanına bizim dava arkadaşlarımız nasıl katıldı? Yazıklar olsun” state=”close” ]

Erdoğan, Kastamonu’daki konuşmasında, ‘sivillere ceza muafiyeti’ ve FETÖ sanıklarına tek tip kıyafet uygulaması getiren son KHK’yı eleştirenlere seslendi. Erdoğan, CHP lideri Kılıçdaroğlu’na “Ya sen ne cins adamsın be?” diye sordu, “İçimizden bazıları da bu kampanyaya katıldı. Aynı dava arkadaşı değil miyiz?” ifadelerini kullandı.

AK Parti Kastamonu İl Kongresi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şunları söyledi:

Ana muhalefetin maalesef bugün başındaki zatın (CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu) bu 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit edilen 34 vatandaşımızın değil de onları alçakça şehit eden katillerin yanında saf tuttuğunu görüyoruz. Söylediği şeye bak, tek tip elbiseyle ilgili. “Onların yakınları yok mu, onları o halde gördükleri zaman ne yapacaklar, üzülmeyecek mi, şöyle olmayacak mı, böyle olmayacak mı?” diyor. Ya sen ne cins adamsın be?

Sen benim 251 şehidimin yakınlarını düşünmüyorsun, sen benim 2 bin 193 gazimin yakınlarını düşünmüyorsun. ‘Onların acaba yakınları, evlatları, kardeşleri şehit olduğu zaman ne yaptılar, ne yapıyorlar’ diye soruyor musun Bunu düşünüyor musun?

Yok. Bir kasetle, CD ile gelmedik, bizim farkımız var.

Milletim seni iyi tanıyor. Nasıl yalancı olduğunu da çok iyi biliyor. Bu kişi hayatının hiçbir döneminde milletimizin, devletimizin hakkını hukukunu savunmamıştır. Hep fitnenin, ayrıştırmanın peşinde olmuştur. Tüm terör örgütlerine destek vermiştir. PKK’nın destek verdikleriyle kol kola yürüyen kişi değil mi? Onlar destek verdi, güya Hakkari’de miting yaptı. Bu iş yürek işi. Bu öyle lafla yürümüyor.

Yüzümüze başka konuşulmasından, gözümüzün önünde başka işler yapılmasından bıktık usandık. Dürüst olun. Bunlarda dürüstlük yok. Bizzat şahsıma bölgedeki örgütlere silah verilmeyeceği söylendiği günden beri 4 bini aşkın TIR silah yüklü Suriye’de sınırlarımızın boyu dağıtılmaktan kalınmadı önümüzdeki yılın bütçesine ödenek konuldu. Artık sözün bittiği yerdeyiz. Bundan sonra sadece icraata uygulamaya bakacağız.

Biz Suriye’de, Rusya ve İran’la nasıl çalışıyorsak Amerika’yla da aynı şekilde çalışmak istiyoruz. Sorun Amerika’nın bizimle çalışmak isteyip istemediğidir. Şayet Amerika bizimle çalışırsa memnun oluruz. Birlikte neler yapabileceğimize bakarız. Bize bir adım atana, biz misliyle mukabele etmekte çekinmeyiz. Esasen aramızda çözemeyeceğimiz hiçbir sorun da yoktur.

Vize krizini kendileri başlattılar, kendileri de bitirdiler. Biz böyle bir vize krizi istemedik ki. Olması gereken buydu zaten.

Suriye meselesinde de aynısının olmaması için bir mesele yoktur. Biz bu terör örgütünü çok da uzak olmayan bir tarihte öyle veya böyle depeleyeceğiz.

Madem Suriye’de her şey güllük gülistanlık, 3 milyonun üzerinde insan niye bizim topraklarımızda yaşamaya devam ediyor? Çünkü biz de, bu insanlar da biliyor ki sınırın öte tarafında sadece örgüt isimleri, sadece örgüt işaretleri değişiyor, zulüm baki. Dün zalimin adı rejimdi, dün zalimin adı DEAŞ’tı, bugün zalimin adı YPG/PYD’dir. Biz DEAŞ’a ne yaptıysak bu örgüte de aynısını yapacak ve mutlaka sınırlarımızın ötesini güvenli hale getireceğiz.

Darbe girişiminden yaklaşık iki hafta sonra çıkardığımız KHK’da kamu görevlilerinin aldığı kararlar ve eylemlerinin sorumluluk doğurmayacağı hükmünü getirmişiz. Üstelik bu kararname Meclis’te de görüşülerek yasalaşmıştı. Yani tüm vekillerin haberi var. Aynı hükümleri içeren düzenlemeye 15 Temmuz’da cesaretle darbecilere karşı koyan sivil vatandaşlar için de ihtiyaç duyulduğu görülmüştür. Nedense büyük bir gürültü koparılmaya başladı.

(Son KHK’yı eleştiren eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’a) Bana göre büyük değil. Tuhaf kampanyalar başlatıldı. Hatta içimizden bazıları da bu kampanyaya katıldı. 16 Nisan’da da bugün bu kampanyaya katılanlar ‘Evet’ demedi. Biz bir yolda aynı dava arkadaşı değil miyiz? Nasıl oluyor da bir anda affedersiniz Bay Kemal’in kayığına biniyorsunuz. (CHP’Ii Ömer Süha Aldan’ın sözleri) Özellikle CHP’nin bazı milletvekilleri her türlü terbiye ve haysiyet sınırını aşan cümlelerle güya hükümete ama aslında millete hakaret etmeye başladı. Hele Muğla Milletvekili var ki, terbiyesiz, ahlaksız ifadelerle benim milletime saldırmıştır.

Bu husumet kervanına bizim dava arkadaşlarımız nasıl katıldı, katılıyor? Yazıklar olsun. Birilerinin zil takıp oynamalarına vesile oldukları için yazıklar olsun.

AP

[/toggle]

Yanlışları fark ettiğinde ‘Sakın ha’ uyarısında bulunmak, düşünen herkesin görevi. Herkesten fazla da, uzun yıllar bakanlık, bir süre başbakanlık ve 7 yıl da cumhurbaşkanlığı görevini yürütmüş Abdullah Gül’ün…

Ne yapmalı yani, yanlış olduğunu düşündüğü bir tasarrufa ses çıkarmamalı mı?

‘DENKLEMİN İÇİNDE AK PARTİ DE BULUNURSA…

Bütün bu mülahazalar içerisinde 2019’da yapılması beklenen cumhurbaşkanlığı seçimi hesapları yok mudur? Abdullah Gül böyle bir beklenti içerisinde midir?

Kritik soru bu.

Soruya benim kısa cevabımı sizlerle paylaşabilirim: Cumhurbaşkanlığı döneminde partiler-üstü bir tavır sergilemiş olmasına rağmen, kurucusu olduğu partiye samimi bağlılığı vardır ve ancak denklemin içerisinde AK Parti de bulunursa bunu o zaman düşünmeye başlayabilir.

Bunlar benim tamamen sübjektif tespitlerimdir ve öyle de değerlendirilmelidir.”

 

[divider]

Twitter | Facebook | Pinterest | Akademi Portal Arşiv |  Akademi Portal

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here