Financial Times: “Erdoğan’ın Putin’e yakınlaşması, aşağılayıcı bir deneyim oldu”

Financial Times başyazısında, Moskova’da varılan uzlaşma için “Bir parça rahatlama getirebilir ama krizi çözmesi muhtemel görünmüyor” diyor.

“Erdoğan’ın Putin’e yakınlaşması, aşağılayıcı bir deneyim oldu” diyen gazete, Erdoğan’ın “2016’daki darbe girişimi ve onu izleyen süreçte dayanışma göstermediklerini düşündüğü Batılı müttefiklerini hiçe saydığını” ifade ediyor.

Başyazılarından birini bu konuya ayıran Financial Times gazetesi, “Erdoğan’ın Putin’e yakınlaşması, Türkiye’yi zayıflattı” derken, Times gazetesinde bir analizde, “Erdoğan istediği her şeyi alamadı sadece istediklerinden bir kısmını elde etti” denildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Moskova’da İdlib konusunda vardığı uzlaşma, İngiltere basınında geniş yer buluyor.

Gazete, “Anayasa değişiklikleriyle cumhurbaşkanlığı yetkilerini artıran Erdoğan’ın Rusya lideri Vladimir Putin ile yakınlaştığını, Türkiye’nin ilk nükleer santralinin inşası ve Türkiye üzerinden bir doğalgaz boru hattı için Rusya’yı davet ettiğini” hatırlatıyor.

Financial Times, Erdoğan’ın ayrıca Kremlin’in Amerikan hayalet uçaklarına karşı koyabilmesine yardımcı olabilecek bir Rus hava savunma sistemini de satın alarak “NATO’daki ortaklarını iyice kızdırdığını” söylüyor.

‘Erdoğan kazanamayacağı bir savaşta olduğunu biliyordu’

Bütün bunlara rağmen Türkiye’nin Libya’da olduğu gibi Rusya’yla çıkarlarının çatıştığı Suriye’nin kuzeybatısında, Ruslarla tehlikeli bir askeri çatışmaya çok yaklaştığını kaydeden yazı şöyle devam ediyor:

“Erdoğan, İdlib’de sivilleri korumak ve Türkiye’ye yönelik bir mülteci akınını daha engellemek için genişletilmiş bir tampon bölgeyi elinde tutmak istiyor. Putin ise İdlib’in tamamını almak isteyen ve Esad karşıtı isyanı tamamen sonlandırmak isteyen Suriye rejimine yardım ediyor. Ankara, tek bir saldırıda 34 askerin hayatını kaybettikten sonra operasyonlarını yoğunlaştırdı. Ancak Rusların Suriye güçlerine karşı hava kuvvetlerini kullanmasına izin vermediği bir durumda, kendi operasyonel hava savunma sistemleri de bulunmayan Erdoğan, bunun kazanamayacağı bir savaş olduğunu biliyordu.

“Türk lider dün Moskova’da Putin ile yaptığı görüşmelerde ateşkes konusunda uzlaşarak günü kurtardı. Bu, çatışmaların büyümesini şimdilik önleyebilir ve İdlib’de korkunç koşullarda mahsur alan 3 milyon kişiye rahatlama sağlayabilir. Ancak Rusya ve Türkiye hala ihtilaf halinde ve aralarında daha önce yaptıkları uzlaşmalar çökmüş durumda. Çatışmalar, kolayca yeniden alevlenebilir.”

‘Erdoğan Kremlin’in oyununa geldi’

“Türk lider, Putin’in anti-liberal kulübüne katılarak yeniden nüfuz ve prestij kazanabileceğini düşünüyordu” diye devam eden Financial Times, “Ama ülke içindeki karşıtlarının vurguladığı gibi Kremlin’in oyununa geldi. Geçen haftaki saldırının ardından sosyal medyayı kapatarak tartışmayı engellemesi de şaşırtıcı olmadı” ifadelerini kullanıyor.

Gazete “Erdoğan’ın Putin’in NATO üyelerinin arasını açmasına izin verdiğini ancak geçen haftaki asker kayıplarından sonra, yüzünü yine NATO müttefiklerine döndüğünü” söylüyor ve “Rus hava savunma sistemi konusunda Washington’a kafa tuttuktan sonra, Patriot füzelerinin konuşlandırılması için Washington’ın nabzını yokladı” diyor.

Erdoğan’ın şimdi de mültecilerin Türkiye sınırını geçmesine izin vererek “Kremlin’in Avrupa ülkelerinin arasını açmasına yardımcı olduğunu” savunan gazete, “Bu, 2015 ve 2016’da yaşanan ve toplumda bölünmelere yol açarak aşırı sağcı partilerin güçlenmesine yol açan mülteci akınıyla zaten sarsılmış olan Avrupalı liderlerin dikkatlerini hemen üzerine topladı. Yeni bir sığınma politikası geliştiremeyen bir bloğun kırılganlıklarını gözler önüne serdi” diye devam ediyor.

‘İpleri elinde tutan Putin’

Financial Times, “Türkiye’deki 3,6 milyon mültecinin dev bir yük olduğunu ve ülkenin desteği hak ettiğini” vurgularken, Ankara’nın Avrupa Birliği’nin daha fazla sayıda Suriyeli mülteci kabul etme vaadini yerine getirmesini beklemesinin meşru bir talep olduğunu söylüyor. Ancak gazete, “Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin de söylediği gibi boğazına bıçak dayanmışken Avrupa’dan destek istemek işe yaramayacak” diye de ekliyor.

Financial Times: "Erdoğan'ın Putin'e yakınlaşması, aşağılayıcı bir deneyim oldu"
Varılan uzlaşmayı Türkçe ve Rusça olarak Dışişleri Bakanları Mevlüt Çavuşoğlu ve Sergey Lavrov okudular

Yazı şu satırlarla sona eriyor;

“Her durumda, Avrupa utanç verici bir şekilde Suriye sorunundan elini eteğini çekti. Erdoğan’a gerçekten ihtiyacı olan şeyi veremez. Türk lider Avrupa’yı mülteci tehditleriyle sarsmayı seviyor ama ipleri elinde tutan Rus lider. Avrupalılar ve Amerikalılar Suriye felaketinin sorumluluğunu üzerlerinden attılar. Erdoğan’ın davranışı, onlara bunu gözden geçirmemek için bir bahane daha verdi.”


Times: Kazanan Putin ama hem Rusya hem Türkiye için başarılı sonuç

Times Orta Doğu Muhabiri Richard Spencer ise “Diplomatlar yıllarca bize Suriye krizine askeri bir çözüm olmadığını söyledi ancak Moskova’da dün yapılan anlaşma gücün gerçekten namlunun ucunda olduğunu gösterdi” diyor.

Yazıda dikkat çeken satırlar şöyle;

“Yedi yıl boyunca İran, Şii milisler ve Rus hava gücü tarafından desteklenen rejim, isyancıları püskürttü. Ancak Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip. Ankara Esad’a karşı güç kullanmaya karar verdiğinde, etkileri görüldü. Rejim jetleri düşürüldü. Rusların tedarik ettiği hava savunma sistemleri, sosyal medyada üst üste oynatılan videolar çeken Türk İHA’ları tarafından yok edildi. Putin’in Türkiye’yle çatışma niyeti yoktu ve Erdoğan’a istediği her şey olmasa bile, bazı şeyler vermek zorundaydı. Erdoğan’ın bir tür güvenli bölge ve güney sınırındaki mülteci baskısının sona ermesini elde ettiği görülüyor. Daha da şaşırtıcı olanı anlaşmayla Türk ordusu, Esad ne kadar yasadışı bir işgal gücü olduklarını söylerse söylesin, M4 Karayolu’ndaki ortak devriyeleriyle ‘egemen’ Suriye’de resmi bir rol oynayacak.”

Yazıda, görüşmenin sonuç bildirgesinde İdlib’e ilişkin yapılacaklar konusunda Suriye hükümetinden hiç bahsedilmediğine dikkat çekiliyor ve “Ordun işini yapamazsa, ödeyeceğin bedel bu. Kayıtlardan siliniyorsun. Ayrıca bu, çıkarlarına göre Suriye’yi bölüşebileceğini göstermesi açısından Putin ve Erdoğan’ın da işine geliyor” deniliyor.

Times muhabiri, “Genel olarak kazanan Putin. Erdoğan 2018’deki ateşkes hattına çekilme umudundan vazgeçmek zorunda kaldı. Ancak her iki taraf için de başarılı bir sonuç oldu” yorumunu yaparken, sonuç bildirgesinin Arapça yayımlanmamasının da “Suriye’deki savaşta iplerin kimlerin elinde olduğunu gösteren bir örnek” olduğunu vurguluyor.


Erdoğan-Putin görüşmesi: Moskova’daki zirveden kim ne kazandı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında yaklaşık 6 saat süren görüşmeler, İdlib’de Türkiye ve Suriye ordularını karşı karşıya getiren gerginliğin azaltılması açısından önemli sonuçlar ortaya çıkardı. Taraflar, 2018 Soçi Mutabakatı’na ek protokol olarak sundukları 3 maddelik bir metni kamuoyuna açıkladılar ve uzun süredir beklenen ateşkesi de ilan ettiler.

Financial Times: "Erdoğan'ın Putin'e yakınlaşması, aşağılayıcı bir deneyim oldu"

Erdoğan ve Putin’in açılış konuşmalarının ardından iki dışişleri bakanı, Sergey Lavrov ve Mevlüt Çavuşoğlu tarafından Rusça ve Türkçe okunan uzlaşma metninin tam başlığı “İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki durumun istikrarlaştırılmasına ilişkin muhtıraya ek protokol” olarak açıklandı.

Protokolde üzerinde uzlaşılan 3 maddenin son derece kısa ve hemen hiçbir ayrıntı içermeden yazılmış olması dikkat çekti. Yapılan değerlendirmelerde, tarafların ateşkes ve M4 karayoluna ilişkin konularda genel hatlarıyla bir uzlaşıya vardıkları, uygulamaya ilişkin esasların görüşülmesi sürecinde ayrıntılar üzerinde uzlaşı aranacağı öngörülüyor.

Bu protokolde yer alan ve yer almayan unsurlar tarafların İdlib bölgesinde gelişen yeni statü kapsamındaki pozisyonlarını da belirleyecek.

Kalıcı ateşkes yok, faaliyetlerin durması var

Ateşkes: Ek protokolde, “İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01’den itibaren durdurulacaktır,” ifadelerine yer verildi. Türkiye, İdlib ile ilgili olarak “kalıcı ateşkes” beklentisini ifade ediyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan da açılış konuşmasında kalıcı ateşkes için hızla çalışmalara devam edilmesi gerektiği ifade ederek Türkiye’nin beklentisinin askeri faaliyetlerin durdurulmasından daha öte olduğunu ortaya koydu. Metinde, askeri faaliyetlerin durdurulmaması durumunda nasıl önlemler alınacağı ya da mevcut gözlem noktaları aracılığıyla ihlallerin rapor edilmesi faaliyetlerinin devam edip etmeyeceği gibi unsurlara yer verilmedi.

Her ne kadar askeri faaliyetler durdurulacak olsa da protokolün girişinde yer verilen “terörle mücadele”nin Rusya ve Suriye ordularınca devam ettirilmesi bekleniyor. Böylece, Soçi Mutabakatı’nda da yer alan BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak ilan edilen Hayat Tahrir el-Şam ve Nusra Cephesi gibi örgütlerle mücadelenin devam ettirileceği Rusya tarafından bir kez daha vurgulanmış oldu. Putin konuşmasında bu konuda taviz verilmeyeceğini bir kez daha kayda geçirmiş oldu. Ancak bu durum, ilan edilen ateşkesi kırılgan bir hale sokuyor.

Türkiye ise aynı metne sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının mazur görülemeyeceği ibaresini koydurarak rejimin askeri operasyonlarının yarattığı hasarı gündeme getirmiş oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Suriye ordusunun saldırması durumunda Türk ordusunun en ağır yanıtı vereceğini belirterek, Putin’in Şam yönetimi üzerindeki baskısını kullanmasının gerekliliğini ortaya koydu.

Türkiye, M5 karayolunun Suriye’ye geçmesine sessiz kaldı

M4 karayoluna güvenli koridor: Protokol, Halep’i Lazkiye’ye bağlayan M4 Karayolu’nun kuzeyinde 6 kilometre ve güneyinde 6 kilometre derinliğinde güvenli koridor tesis edilmesini içeriyor ve ayrıca karayolun belli bölgelerinde ortak devriye uygulamasını getiriyor.

Financial Times: "Erdoğan'ın Putin'e yakınlaşması, aşağılayıcı bir deneyim oldu"
Rus askeri polisi M4 karayolunda devriye geziyor…

Rusya ve Suriye’nin özellikle Ocak ayından bu yana gerçekleştirdikleri operasyonun bir amacı da M4 Karayolu’nu tamamen kontrol altına almaktı. Bu amacını Halep’i Şam’a bağlayan M5 Karayolu’nda gerçekleştirmiş ancak M4’te tam olarak bu noktaya varamamıştı. Bu protokolle Rusya, M4 Karayolu’nun denetimini Türkiye ile paylaşmış oluyor. Protokolde M5 Karayolu’ndan hiç bahsedilmemesi, bu stratejik karayolunda oluşan Suriye kontrolünün tescil edilmesi olarak görülüyor.

Tampon ya da güvenli bölge metne girmedi

Protokolün bu maddesi “güvenli koridor” oluşturulmasını içeriyor. Türkiye’nin amacı Türkiye-Suriye sınırında 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge oluşturulması ve böylece sınıra yığılan Suriyelileri de koruma altına almaktı. Ancak protokolün bu maddesiyle ilgili yapılan değerlendirmeler, güvenlik altına alınan unsurun M4 Karayolu’nun trafiğe açılması olduğunu yani sivillerin korunmasını içeren bir adım olmaktan uzak olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye, tampon ya da güvenli bölge istemine ulaşamamış görünüyor. Buna karşılık, Suriye’nin neresinde olursa olsun ihtiyaç halindeki Suriyelilere insani yardımların ulaştırılması ve evlerinden edilen Suriyelilerin geri dönüşünün sağlanması ibarelerini metne soktu. Ancak sahada durumun tam ve güvenli şekilde oluşana kadar Suriyelilerin evlerine dönmelerinin beklenmiyor olması bu düşüncenin etkin olarak yaşama geçmesini zorlaştırıyor.

Financial Times: "Erdoğan'ın Putin'e yakınlaşması, aşağılayıcı bir deneyim oldu"

Stratejik Serakib kenti Rusya-Suriye kontrolünde

Ortak devriye: Protokolde ayrı bir madde, Türk-Rus ortak devriyelerinin 15 Mart 2020’de karayolunun Trumba kentinden Ain-Al-Havr’a kadar olan kısmını içereceğini kayda geçiriyor. Trumba kentinin, M4 ve M5 karayollarının kesiştiği stratejik önemdeki Serakib kentinin 2 kilometre batısında olduğu metinde de yer alıyor. Pazartesi günü Serakib’e giren ve askeri polisini yerleştiren Rusya, bu kentin kendi denetiminde kalacağını kayda geçirmiş oldu.

Türkiye ve Suriye orduları geri çekilmiyor

Protokolde yer almayan önemli bir unsur, İdlib gerginliği azaltma bölgesinde yer alan Suriye ve Türkiye ordularının pozisyonları. Türkiye, Suriye ordusunun bölge dışına çekilmesini istiyordu ancak bu yönde bir karar metne yansımadı. Aynı şekilde Rusya da Türkiye’nin Soçi Mutabakatı ile oluşturduğu gözlem noktalarının birçoğunun işlevsiz kaldığını belirterek İdlib’in kuzeyine çekilmelerini istiyordu. Bu protokolde bu unsurların yer almaması, her iki ordunun mevcut askeri mevzilerini koruyacaklarını gösteriyor.

Yeni harita yok

Rusya’nın bir diğer önemli talebi sahadaki yeni gerçeklik ışığında İdlib gerginliği azaltma bölgesinin sınırlarını daraltan yeni bir harita konusunda uzlaşı sağlanmasıydı. Daha önce yapılan müzakerelerde bu alanı yüzde 60 oranında daraltan bir harita önerisi getirmiş ancak Türkiye kabul etmemişti. Moskova görüşmeleri sonucunda açıklanan metnin Soçi Mutabakatı’na ek protokol olarak tanımlanması, mevcut harita ve mevcut haritaya göre konuşlandırılmış gözlem noktalarıyla ilgili Rus taleplerinin olumsuz bir yanıt olarak görüldü.

Ancak M4 Karayolu’nu kapsayacak güvenli koridorun, ileride taraflar açısından fiili bir sınır oluşturma olasılığı reddedilmiyor. Bu koridorun işletilmesi ve ortak devriyeye ilişkin ayrıntıların ele alınacağı görüşmeler bu açılardan da önemli olacak.


Suriye, Türk-Rus ortaklığıyla oluşan fiili durumu nasıl görüyor?

Türkiye’nin nihayetinde Bahar Kalkanı adını verdiği son İdlib harekâtıyla Moskova ve Şam’a geri adım attıracağına dair değerlendirmeler, 5 Mart’ta Moskova zirvesinden çıkan ek protokolle açığa düştü.

Başından beri Suriye devletinin kapasitesi, Rusya ile ortaklığının mahiyeti, müdahaleler karşısında rejimin kısa sürede çökeceği ya da Rusya’nın Şam’ı yarı yolda bırakabileceğine dair öngörüler gerçeğin hep uzağına düştü.

Henüz Rusya veya İran’ın savaşa müdahil olmadığı ve rejimin sayılı günü kaldığı düşünülen günlerde bile Şam’da toprakların her bir karışında kontrolün yeniden ele alınması konusunda kararlılık vurgulanıyordu.

Sistem, sınır kapılarını ve bazı kentleri kaybetse de askeri, istihbari ve iktisadi olarak fonksiyonlarını yitirmedi. Çok tökezledi ama savaşta mobilizasyon yeteneğini korudu. Eğer sistem bu şekilde işliyor olmasaydı Rusya, Esad yönetimine el vererek bu denli büyük bir risk almazdı.

Rus siyasetinin ikili karakteri: Sadakat ve esneklik

Burada Rus dış politikasının temel karakterini betimleyen iki önemli nokta ortaya çıkıyor: Birincisi aralarında karşılıklı güvenlik ve işbirliği anlaşması olan bir müttefikini koruma konusundaki kararlılık. İkincisi bu kararlılığın Rusya’nın dış ilişkiler ağını mahvetmesine izin vermeyen esneklik.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da “Putin’e de söyledim, ‘Sizin orada ne işiniz var? Eğer siz üs kuracaksanız, üssü yine kurun ama bizim önümüzden çekilin, bizi rejimle baş başa bırakın” sözünde görüldüğü üzere, Türkiye’nin Rusya ile Suriye pazarlıklarında mesele hep Rusların Suriye’de bir askeri üssünün olup olmamasına indirgendi.

Rusya lideri Putin Ocak ayında Şam’a yaptığı ziyaretle Beşar Esad’a desteğini bir kez daha ifade etmişti

Muhalif temsilciler de 2012’de Cenevre süreci başlarken Rusya’ya, Esad’a desteğini çekmesine karşılık Tartus’taki deniz üssünü korumayı vaat etmişti. Rusya, izlediği siyasetle meselenin sadece bir liman olmadığını gösterdi.

Rusya, 30 Eylül 2015’de savaşa doğrudan müdahil olup Orta Doğu’ya dönerken müttefiklerine sadık bir güç olduğu mesajını vermeye çalıştı.

“Öngörüsüz” öngörülerin önünü açan da Rus siyasetindeki esneklikti.

ABD ile kafa kafaya gelmemek için Fırat hattında hava sahasının paylaşılıp askeri koordinasyon mekanizmasının kurulması, İran ve Hizbullah’ı bahane edip Suriye’yi vuran İsrail’e karşı Rusya’nın kontrolündeki hava savunma sistemlerinin çalıştırılmaması ve Türkiye’yi işbirliği içinde tutmak için üç askeri harekâta yeşil ışık yakılması, esneyerek oyunu sürdürme yaklaşımının tipik pratikleriydi.

Ancak bu esnekliğe rağmen “hedef tanımları” asla muğlak olmadı: Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, egemenliğine saygı duyulması ve “terörle mücadele”.

Bu üç husus BM kararlarının yanı sıra İran, Türkiye ve Rusya’nın katıldığı Astana sürecinin bildirilerine ve Türkiye-Rusya arasındaki Soçi ve Moskova mutabakatlarına da hep yansıtıldı.

Özellikle 4 yerde gerilimi düşürme bölgesi oluşturan 4 Mayıs 2017 tarihli Astana Mutabakatı ve “genişletilmiş” İdlib’e dair 17 Eylül 2018 tarihli Soçi Mutabakatı geçici statüler üretse de Rusya açısından yol haritasındaki ana hedeflerden asla şaşılmadı.

Rusya ve Suriye arasında askeri alanda çelişki yok

Elbette Rusya’nın ABD, Türkiye ve İsrail’e gösterdiği esneklikten Şam mutlu değil.

Rus hava desteği İdlib’deki güç dengesini değiştiren bir faktör

Şam’da Türkiye’nin dolaylı dolaysız müdahalelerden vazgeçmesi halinde Suriye’deki sorunun kısa sürede çözüleceği inancı hakim.

Şam yönetimi nihai hedefe odaklanarak Türk-Rus ortaklığıyla oluşan fiili durumu da “geçici” ve “hedefe varmayı kolaylaştıran ara çözüm” olarak görmeyi tercih ediyor.

Bu noktada Şam-Moskova ilişkilerinin tanımında ince bir ayrım da kendini gösteriyor: Suriye’nin, müttefiki Rusya’nın belirlediği oyun kurallarına “Hayır” deme şansı sınırlı. Fakat Moskova’nın Şam’a yaklaşımı da buyurgan ve dayatmacı değil.

Sıklıkla Erdoğan’ın “Rusya’nın Esad rejimini dizginlemesi lazım” çıkışlarına yansıdığı gibi Şam-Moskova arasında emir-komutayı andıran bir ilişki türü yok. Aksine pek çok gözlemci, Esad yönetiminin Rusya’nın muhataplarıyla geliştirdiği mekanizmaları zora sokacak direnç alanlarını muhafaza ettiğini düşünüyor.

Bu tespit, sahada koordinasyon ve eşgüdümü koruyan askeri operasyonlar için çok da geçerli olmayabilir. Rusya ve Suriye’nin Türkiye ile yapılan mutabakatlar ya da ateşkes ilanlarına yaklaşımları farklı değil.

Soçi Mutabakatı’nın ardından Suriye ordusu operasyonları sürdürürken toprak bütünlüğünü koruma ve terör örgütlerini elimine etme hedefine atıf yapageldi. Şimdi 5 Mart’ta Moskova’da kabul edilen 4 maddelik ek protokole yaklaşımları da farklı olmayacaktır.

Protokolde “terör örgütlerine” karşı “ateşkes” değil “askeri faaliyetlerin durdurulması”ndan söz ediliyor.

BM’nin “terör örgütü” olarak listelediği gruplara karşı mücadelenin sürmesi bir taahhüt olarak protokolde tekrarlanıyor. Protokole konulan M-4 otoyolunun açılması, etrafında 12 km güvenli şerit oluşturulması şartı da yine Şam ve Moskova’nın paylaştığı nihai hedefe yönelik yeni bir eşik sayılır.

‘Rusya Türkiye’yi karşısına almamaya dikkat ederken, Suriye konusundaki ana taleplerindeki ısrarını hep sürdürüyor’

Suriye ordusunun M-5 otoyolu dahil Türk askeri gözlem noktalarının gerisine çekilmesi talebinin karşılık bulmaması da imzalanan mutabakatların adım adım Suriye ordusunu sınırlara taşımaya dönük araç olarak görüldüğünü teyit ediyor.

Şam’ın Moskova’ya karşı direnç noktaları

Şam-Moskova ile ilişkilerinde ağır sorunlara rağmen karşılıklı saygı ve mesafeyi koruyan bir boyutun olduğu hep gözardı ediliyor. Bu mesafe Şam’ın direnç alanlarını korumasına da imkân veriyor.

Direncin kendini gösterdiği iki yer var: İlki savaş sırasında Suriye devletinin sivil ve askeri ayaklarıyla birlikte reorganizasyonu. Rusya, Suriye devlet mekanizmalarının ve işlevselliği açısından reform taleplerinin ciddiye alınmasını istiyor. İkincisi de Rusya, Cenevre’de başlayan anayasa yazım sürecinin ciddiye alınmasını ve ayak diretilmemesini bekliyor.

Rusya, Türkiye’yi kendi oyununa ortak edebilmek için, nihayetinde bütün çabaların siyasi çözümü mümkün kılmaya dönük olduğunu vurguluyor.

Erdoğan’ın Türk askerinin bulunduğu Afrin, Azez-Cerablus-El Bab ve Tel Ebyad-Ras’ul Ayn ceplerinde ve İdlib’de statüyü korurken sürekli atıf yaptığı şey anayasanın yazılıp siyasi geçiş sürecinin tamamlanması.

Esad yönetimi ise saha hakimiyetini tamamlayıncaya kadar sürecin siyasi çözüm ayağını sürüncemede bırakmak niyetinde. Rusya’ya da bu konuda direnç gösterdiği söyleniyor.

Daha spesifik olarak da Kürtleri kazanmak ve ABD’nin bölgeden çıkmasını mümkün kılmak için adem-i merkeziyetçi bir çözümün kaçınılmaz olduğu konusunda Şam ile Moskova arasında bazı pürüzler yaşandığı anlaşılıyor. Yine de Rusya’nın bu tartışmaları dikte edici bir yaklaşımla sürdürdüğü söylenemez.

Şam-Ankara barışı için teşvik politikası

Türkiye ile müzakerelerde olduğu gibi Şam’la ortak yürütülen çalışmalarda, mümkün olan ile olmayanın anlaşılmasını sağlayacak koşulların yaratılması Ruslar açısından temel öncelik.

Rusya esnek yaklaşımı sayesinde Türkiye-Suriye barışının tesis edilebileceğini ve bu şekilde Suriye’nin yeniden inşa sürecine geçilebileceği hesabını yapıyor. Rus yaklaşımının temelinde şu argümanlar yatıyor:

  • Şam-Ankara arasında köprüler kurulmadan Suriye’nin askeri olarak toparlanmasının maliyeti çok yüksek olacaktır.
  • İki ülke barışmadan Suriye’nin yeniden inşa süreci de çok pahalıya gelecektir.
  • Türkiye’nin İdlib’de enerjisini bitirmek yerine Doğu Akdeniz’deki enerji savaşına odaklanmasında fayda var. Şam-Ankara diyaloğu yeniden tesis edilirse iki ülkenin Doğu Akdeniz’de birlikte hareket etmesinin de önü açılabilir.
  • Son müdahalelerle ilişki tamamen “düşmanlık” bağlamına otursa da bu argüman Şam’da da bazı siyasi çevrelerde “anlaşılır” hale geliyor.

Suriye Haberleri , Putin , Erdoğan


  

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here