Enis Berberoğlu’nun cezasının gerekçesi belli oldu

Enis Berberoğlu’na ‘casusluk suçlamasıyla’ 25 yıl hapis cezası vererek tutuklayan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, kararının gerekçesini açıkladı. Mahkeme gerekçesinde ulusal güvenliği işaret ederek, ‘basın özgürlüğünden bahsedilemez’ dedi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nu, durdurulan MİT TIR’ları görüntülerini eski Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’a verdiği iddiasıyla ilgili yargılandığı davada, ‘devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak’ suçundan verdiği 25 yıl hapis cezasının gerekçeli kararını açıkladı.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ali İhsan Horasan’ın başkanlığında birinci heyetin baktığı davanın gerekçeli kararının yazım işlemi tamamlandı.

Gerekçeli kararda, iddianameye, sanık, tanık beyanları ile dosyadaki diğer deliller ve mahkemenin kısa kararına yer verildi. Gerekçeli kararın ‘Delillerin Değerlendirilmesi ve Ulaşılan Kanaat’ başlığında, dosya içerisindeki HTS kayıtları, baz bilgileri, sanık Can Dündar’a ait ‘Tutuklandık’ isimli kitap içeriği ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, 1 Ocak 2014’te Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde ve 19 Ocak 2014’te Adana’ın Ceyhan ilçesinde MİT’in ülkenin milli menfaatleri doğrultusunda yürüttüğü faaliyetler kapsamında Suriye’ye gönderdiği malzemeleri taşıtan TIR’ların halen FETÖ/PDY talimatıyla hareket ettiklerinden bahisle haklarında dava açılan jandarma personellerince durdurulduğu anımsatıldı.

YAYIN YASAĞI HATIRLATILDI

Jandarma personelince darp, cebir ve şiddet kullanılmak suretiyle tırlara el konulduğu, MİT mensuplarının etkisiz hale getirildiği anlatılan kararda, olayın hemen akabinde operasyonu gerçekleştiren personel ve ilgili yargı mensupları hakkında soruşturma başlatıldığı hatırlatıldı. Gerekçeli kararda, Adana Hakimliği’nce milli menfaatler doğrultusunda ika olunan faaliyetler kapsamında olması ve özü itibarıyla ‘devlet sırrı’ kapsamında kalmasından dolayı konuyla alakalı bilgi, belge, resim ve dokümana 14 Ocak 2015’te yayın yasağı kararı alındığı belirtildi.

Kararda, TIR’lara yapılan müdahalenin hemen ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti birimlerince kamuoyuna duyuru yapılarak, Suriye Türkmenlerine yönelik yardım faaliyeti yürütmekle görevli MİT’in TIR’larındaki yardım malzemelerinin devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgiler niteliğinde olduğunun bildirildiği, yine MİT’in 6 Şubat 2014 tarihli yazısında işlemin faaliyetin “Müsteşarlığa verilen görev ve yetkiler uyarınca ülkenin milli menfaatleri doğrultusunda yürütülen faaliyetler kapsamında olduğu”nun aktarıldığı kaydedildi.

‘ULUSAL GÜVENLİK SÖZ KONUSUYKEN BASIN HÜRRİYETİNDEN BAHSEDİLEMEZ’

“Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde devam eden yargılama süreci, kamuoyu duyurularıyla MİT TIR’ları olayının milli güvenlik meselesi olduğu hususunun aşikar olmasına, ifşası ve açıklanmasının devletin güvenliğine, iç ve dış siyasal yararlarına zarar vereceği ortaya konulmasına rağmen yine ulusal güvenlik söz konusuyken basın hürriyetinden bahsedilemeyeceği” vurgulanan kararda, sanık Can Dündar tarafından 7 Haziran 2015 genel seçimlerine 1 hafta kala, Genel Yayın Yönetmeni olduğu Cumhuriyet gazetesinin 29 Mayıs 2015’teki baskısında olaya ilişkin birçok fotoğrafı, malzemeye ilişkin tüm bilgileri yayınladığı anlatıldı.

Kararda, manşetten ‘Dünya Gündemini Sarsacak Görüntüler İlk Kez Yayınlanıyor’ denildiği ve halen ilgili olay nedeniyle yargılanan dönemin Cumhuriyet Savcısı Aziz Takçı’nın gazeteden Ahmet Şık ile yaptığı röportaja yer verildiği aktarıldı.

Haberde olay tarihinde Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın doğruyu söylemediklerinden bahisle itham edildiği, gazetenin ulaştığı görüntüleri, MİT, jandarma ve polise ait olduğu tahmin edilen 3 ayrı kamera tarafından tespit edildiği anlatılan gerekçeli kararda, haber içeriğindeki “Olaydan sonra hükümet cephesi ‘TIR’lardaki malzemelerin devlet sırrı olduğunu söylemiş’ yönünde açıklamalarda bulundu” anlatımıyla özü itibarıyla gizli kalması gereken ve açıklanmaması gereken hususların haber adı altında sunulurken dahi bunun devlet sırrı olduğunun devlet tarafından kamuoyuna duyurulduğunun itiraf edildiği kaydedildi.

Kararda, haberde, MİT TIR’ları dosyasının sanığı eski savcı Takçı’nın röportajına yer verilerek, “Yarın hükümet düşer” şeklinde yazılar yazıldığı, tutuklu jandarma personelinin beyanlarına yer verildiği kaydedildi.

DÜNDAR’IN KİTABI KANIT OLARAK GÖSTERİLDİ

Gerekçeli kararda, benzer bir haberin de “Jandarma Var Dedi” başlığı altında 12 Haziran 2015 tarihli baskısında sanık Erdem Gül tarafından yapıldığı anımsatılarak, Dündar ve Gül hakkında soruşturma başlatılıp kamu davası açıldığı, yargılama sırasında Can Dündar’ın tutuklu kaldığı süreçte “Tutuklandık” kitabını yazdığı, tahliye olduktan sonra kitabı yayınladığı belirtildi.

Kitabın içeriğine yer verilen gerekçeli kararda, kitap içeriğinde Dündar’ın “Nihayet 27 Mayıs Çarşamba günü solcu bir milletvekili dostum getirdi görüntüleri. İzleyince kafamda hiçbir şüphe kalmadı. MİT Suriye’ye silah taşıyordu. O aşamada haberi gazetemizin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’a göstermek istedim. Bu tür duyarlı haberler de ona danışmak adetim değildir. Görüntüleri izleyince içindeki gazeteci heyecanla ayağa kalktı. Sonra içindeki avukat onu itidale davet edip oturtturdu. ‘Bunun sonuçlarını düşündün mü?’ dedi. Sonra Akın; toplantıyı açarken gayet net konuştu: ‘Bunun devlet sırrı olduğunu söyleyecekler. TIR’ları durduran savcı ve askerleri tutukladılar. Devletin sırrını ifşa ağır ceza gerektiren suçtur. Tutuklama kaçınılmaz…” şeklindeki beyanları dikkate alınarak Can Dündar’a MİT TIR’ları görüntülerini veren kişinin savcılıkça araştırılmaya başlandığı aktarıldı.

‘ERDOĞAN’IN SAVAŞ SUÇLUSU OLARAK YARGILANMASININ ÖNÜNÜ AÇMAK İÇİN…’

Savcılıkça ilgili makamlara yapılan yazışmalar sonucunda, kitapta bahsedilen 27 Mayıs’ta sanık Can Dündar’ın 14.32’de Enis Berberoğlu tarafından arandığı ve 21 saniye görüştükleri, sanık Berberoğlu’nun görüşme esnasında Şişli’de Büyükdere Caddesi’nde bulunduğu kaydedilen kararda, sanıkların aynı bölgede bulunduğunun anlaşıldığı, görüşmenin ardından buluştukları, sanık Berberoğlu’nun video görüntülerini içerir flash disk veya depolama vasfı olan nesneyi sanık Can Dündar’a verdiği anlatıldı. Kararda, o tarihte CHP Genel Başkan Yardımcısı görevinde bulunan Berberoğlu’nun, 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde milletvekili adayı olduğu vurgulandı.

Can Dündar’ın kitabındaki beyanlara uyan HTS kayıtlarının, sanık Berberoğlu ile ilgili olanlar olduğu belirtilen kararda, sanık Berberoğlu’nun görüntüleri vermesindeki amacı şu şekilde anlatıldı:

“Sanık Can Dündar tarafından gazetesinde yayınlanarak başta Cumhurbaşkanı olmak üzere iktidarda bulunan AK Parti hükümetini, ‘MİT tırarıyla Suriye’deki terör örgütlerine silah yardımı yapılıyor’ şeklindeki algı operasyonuyla kamuoyu nezdinde yıpratmak, cezai soruşturmalara maruz bırakmak, ulusal ve uluslararası alanda özellikle Cumhurbaşkanı’nı savaş suçlusu olarak yargılanmasının önünü açmak, buna ortam sağlamaya çalışmaktır. Keza o dönemdeki iç ve dış olaylar gözetildiğinde, ulusal güvenlikle ilgili hassasiyetleri yaşanan terör olayları ve Suriye’deki olaylar nedeniyle üst safhada olduğu, Fetullah Gülen ve yapılanmasına yönelik operasyonlar gerçekleştirildiği, devletteki kadronun ayıklanmaya çalışıldığı sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan FETÖ’nün baş düşmanı haline gelmiştir.”

‘ERDOĞAN’A KARŞI SİYASİ AMAÇLA HAREKET ETMEK’ SUÇLAMASI

“MİT TIR’ları olayının ifşasıyla hazır ortam da müsaitken, Cumhurbaşkanı ve hükümet yöneticilerinin teröre destek veren, terörü finanse eden iddialarıyla ulusal ve uluslararası boyutta yargılanmaları sağlanarak ortadan kaldırılmalarının hedeflendiği, en iyi ihtimalle seçim öncesi hükümeti zora sokarak seçimi kazanmalarının önüne geçilmek istendiği, sanık Berberoğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve hükümete zarar vermek için siyasi amaçla hareket ettiği, hukuki ve cezai sorumlulukların doğması, yeniden iktidar olmalarının önüne geçmek için devletin ulusal güvenlik iç ve dış siyasal bakımından gizli kalması gereken özü itibarıyla devlet sırrı olması gereken görüntüleri yayınlaması, ifşa etmesi amacıyla da diğer sanık Can Dündar’a vermekten çekinmediği, sanıkların iştirak iradesi içerisinde birlikte hareket ettikleri anlaşılmıştır.”

Gerekçeli kararda sanıkların MİT TIR’larına ilişkin görüntülerin ulusal güvenlik açısından ne anlam ifade ettiğini, ifşası ve yayınlanması halinde, sonuçların ne olacağını bilmemesinin mümkün olmadığı vurgulanan kararda, söz konusu görüntülerin sanık Dündar tarafından yayınlanma şekli, görüntülerle beraber yapılan yorumlar, yazılar gözetildiğinde amaçlarının ne olduğunun net bir şekilde belli olduğunun anlaşıldığı aktarıldı.

‘CUMHURİYET’TE YAYINLANANA KADAR SIR VAKFINI KORUMUŞTUR’

Ana muhalefet partisinin genel başkan yardımcısı olan ve milletvekili olmak isteyen sanık Berberoğlu’nun yönetmeye talip oldukları devletin bekasını, milli güvenliğini ve menfaatini normal bir vatandaştan çok fazla önemsemesi ve düşünmesi gerektiği vurgulanan gerekçeli kararda, sanık tarafından aynı olaya ilişkin haberin daha önce Aydınlık gazetesinde yer aldığına ilişkin konuya da değinildi.

TIR’ların durdurulduğu 19 Ocak 2014’den iki gün sonra Aydınlık gazetesinde haber yapılarak, bir TIR’a ve kasa içerisindeki top mermilerin olduğu iddia edilen görüntülere yer verildiği, haberde bunun haricinde bir bilgi, belge ve görüntünün yer almadığı anlatılan kararda, sanık Dündar tarafından yapılan haberde ise Aydınlık gazetesindeki görüntülerden çok daha farklı bilgi ve belgelerin olduğu, hatta Dündar’ın kendi ifadesi ile “haber değeri taşıdığı”nın anlaşıldığı kaydedildi.

Gerekçeli kararda, sanık Dündar’ın söz konusu haberi yapış tarzı, haberin dünya gündemini sarsacak şekilde veriliş şekli, ilk kez yayınlanıyor olduğu yönündeki anlatımlar dikkate alındığında, devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken devlet sırrı niteliğindeki bilgi, belge ve görüntülerin daha önce yayınlanmadıkları için aleniyet kazanmamış oldukları halde sanık tarafından ilk kez yayınlandığı belirtildi.

Aydınlık gazetesinin tek fotoğrafla yaptığı haber dolayısıyla bilgisinin sır olma vasfının da kaybolduğunun iddia edildiği belirtilen kararda, şu değerlendirmede bulunuldu:

“Yargıtay’ca da belirtildiği üzere, günümüzde teknolojinin gelişmesi ile habercilik yaptığını iddia eden birçok gazete, dergi, internet sitesi ortaya çıkmıştır ve olayın vukundan itibaren kamuoyunda da MİT tarafından yapılan faaliyet ve taşınan malzemeyle alakalı birçok haber ve yorum yapılmıştır. Aydınlık gazetesindeki haber de bunlardan ibarettir. Nerede çekildiği, içeriğinin ne olduğu dahi ilk başta net olarak anlaşılamayan tek kare foto ile davaya konu devlet sırrı mahiyetindeki bilginin ifşasıyla konunun sır olmaktan çıktığından bahsedilemeyecektir. İlgili gazete haberlerinin Yargıtay kararında da belirtildiği üzere rivayet, tahminden öte bir anlam taşımadığı, Cumhuriyet gazetesindeki videodan alınmış, 9 foto ile ayrıntılı anlatım karşısında Aydınlık gazetesindeki yayının tahminden ibaret olduğu anlaşılmıştır. Yargıtay’ca aranan, ‘bilginin doğruluğu herkesçe malum olmadıkça sır vasfını koruyacağı’nın hüküm altına alınmış olması karşısında Cumhuriyet gazetesinde yayınlanıncaya kadar bilgiler sır olma vasfının korumaktadır.”

SONER YALÇIN’IN YAZILARI HATIRLATILDI

Tanık Soner Yalçın’ın da gazetesinde yazdığı yazılar nedeniyle tanık olarak ifadeye çağrıldığı anımsatılan kararda, tanığın köşe yazılarını açık kaynak araştırmalarına istinaden yazdığını, net tespitlerinin bulunmadığını söylediği kaydedilen gerekçeli kararda, sanığa atılı suçun hukuki olarak nitelendirmelerine yer verildi.

Askeri Yargıtay’ın bazı kararlarında suçun oluşumu için casus ile casusluğu talep eden arasında bir anlaşmanın varlığının arandığı ancak doktrinde yerinde görülmemiş herhangi bir devlet veya örgütle anlaşma şartına gerek duyulmadığı aktarılan kararda, Yargıtay 16. Ceza Dairesin’in de konuyla ilgili önceki görüşünü değiştirerek, casusluk amacıyla bilginin açıklanmasının temininin suçun oluşumu için yeterli görüldüğü belirtildi.

“Suçun işlendiği tarih itibarıyla en uzun kara sınırına sahip olduğumuz Suriye ülkesindeki iç savaş şiddetli bir şekilde devam etmekte, kuzeyinde birçok silahlı terör örgütü o günlerde olduğu gibi halen dahi faaliyetlerini sürdürmektedir.” denilen gerekçeli kararda, söz konusu örgütlerin Türkiye’de onlarca insanı katlettiği ve canlı bomba eylemi yaptıkları belirtilerek, iç çatışmalardan kaçan milyonlarca insanın Avrupa’ya göç etmekte güzargah olarak da Türkiye’yi kullandığı belirtildi.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti açısından milli güvenlikle ilgili hassasiyetin had safhada olduğu bir dönemde devlet bu sorunlarla karşı karşıya iken sanığın “devlet sırrı” mahiyetindeki bilgileri açıkladığı belirtilen gerekçeli kararda, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nce “Terör olaylarının yoğun yaşandığı dönemde, sır niteliğindeki bilgilerin temin edilmesi halinde casusluk kastının varlığı kabul edilebilir” şeklinde içtihat dikkate alındığında sanık Berberoğlu’nun siyasal saikle casusluk faaliyetinde bulunduğunun şüpheden uzak bir gerçek olduğu vurgulandı.

‘CASUSLUK İÇİN BİR DEVLETİN MECBURİYETİ GEREKMEMEKTEDİR’

Mahkemenin, sanıklar Erdem Gül ve Can Dündar hakkında o dönem ki içtihatlar gözetilerek “casusluk” suçunun unsurları oluşmadığı için “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama” suçundan hüküm verdiği belirtilen gerekçeli kararda, “Ancak somut olayımızda sanık Berberoğlu yönünden Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin içtihatı ışığı altında değerlendirme yapıldığında, suçun sabit olduğu anlaşılmaktadır. Keza herhangi bir antlaşma aranmadığı gibi lehine casusluk yapılan bir devletin mevcudiyeti de gerekmemektedir. Sanığın özel kastının varlığı yeterlidir” denildi.

Gerekçeli kararda, tüm bu nedenlerle sanık Berberoğlu’na “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak” suçundan 25 yıl hapis cezası verildiği ve hükmen tutuklanmasının kararlaştırıldığı anımsatılarak, “Zira milletvekili olarak görev yapsa da kanunen herhangi bir engel bulunmadığından özellikle verilen cezanın haddi itibarıyla mahkememizde kaçacağı, saklanacağı hususunda kanaat oluştuğundan bu tedbire hükmedilmiştir. Dosyadaki sanıklardan Dündar’ın çok daha az bir ceza almasına rağmen tahliye olur olmaz yurt dışına kaçmış olması da gözetildiğinde tutuklama kararı verilmiştir” ifadelerine yer verildi.


 

HABERLE İLİŞKİLİ ARŞİV

24.06.2017

Kılıçdaroğlu, ‘Adalet Yürüyüşü’nün 10. gününde Mısır’a seslendi: Türkiye bunu yaşadı, ölen geri dönmüyor

Enis Berberoğlu'nun cezasının gerekçesi belli oldu
‘Adalet Yürüyüşü’nün 10. günü öncesi açıklama yapan Kılıçdaroğlu, bu kez Mısır’daki idamlara yönelik mesajlar verdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasına tepki yürüyüşüne Bolu’dan devam ediyor.

10. günündeki yürüyüş öncesi düzenlendiği basın toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu şunları söyledi: “Uygarca tartışan bir Türkiye hepimizin özlemi. Bu yürüyüşün amacı da bu. Bu bayram ve ramazan süresince beni derinden üzen bir olay var, onu da sizinle paylaşmak isterim. Mısır’daki idamlar… Siyasi idamların hiçbir topluma hiçbir yarar getirmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Türkiye bunu yaşadı, acılar çekti. Bir dönem idam ettiğimiz siyasileri sonra kucakladık.

https://twitter.com/herkesicinCHP/status/878509200871088128

Ama ölen geri dönmüyor. Bu nedenle Mısır’daki yöneticilere ve kardeşlerimize seslenmek isterim. İdamların topluma yarar getirmeyeceğini görmek isterseniz Türkiye’nin tarihine bakın. Biz bayramların bütün İslam alemine huzur getirmesini isteriz. Bayramı kutlayacağız ama bu olaylar aynen devam ediyor.

Gerginliklerden de kurtulabileceğimiz bir Türkiye umut ediyorum. Bu yürüyüşün adalet yürüyüşü olması bu açıdan da çok önemli. Bayrama ayrı bir anlam katacaktır Adalet Yürüyüşü. Buna da özellikle önem verdiğimi ifade etmek isterim. Gerilen, kutuplaşan söylemlerle bir Türkiye’den söz etmek hoşuma gitmiyor. Birlikte yaşayan, uygarca tartışan, bir araya gelebilen bir Türkiye hepimizin ortak özlemi.”

AVUKATLAR VE ESKİ CHP’Lİ NAZLIAKA DA YÜRÜYÜŞTE

Öte yandan Köroğlu tesislerinden başlayan yürüyüşe İstanbul Barosu’ndan avukatlar ve “Bir CHP milletvekili, makam odasındaki Atatürk portesini indirdi” iddiası nedeniyle mart ayında partiden ihraç edilen Bağımsız Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka da katıldı.

‘BOZKURT’A ‘BOZKURT’LA YANIT VERDİ

Kılıçdaroğlu’na yoldan geçen vatandaşlar da sevgi gösterisinde bulundu. Bir araçtan kendisine yapılan bozkurt işaretine, Kılıçdaroğlu da aynı şekilde yanıt verdi.

YILDIRIM: YÜRÜMEDEN YÜRÜMEYE FARK VAR, KİMİ MİLLET İÇİN, KİMİ BOŞUNA YÜRÜR

​Bu arada AK Parti Genel Başkan Vekili ve Başbakan Binali Yıldırım, partisinin İl Başkanlığı’nın Kaya Termal Otel’de düzenlenen bayramlaşma programında konuştu. Yıldırım, Kılıçdaroğlu’na ilişkin “Yürümeden yürümeye fark var, kimisi millet için yürür, kimisi boşuna yürür. Nereye gideceğini bilmezsen yol seni bildiği yere götürür” dedi.

TEZCAN: YOLUMUZA İFTİRA ATMAYA ÇALIŞMAYIN, KİRLETMEYE GÜCÜNÜZ YETMEZ

​CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan ise şöyle konuştu: “Ancak Sayın (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan FETÖ’yle ilgili ‘Aynı menzile giden iki yoldaştık’ demişti. Kendi söyledi. Bizim yolumuz adalet yoludur. Menzilimiz bellidir. Ama sizin menzilinizin dün nereye gittiğini ben değil, sayon Erdoğan söyledi. Sizin yolunuz Pensilvanya’ya gider, bizim yolumuza gitmez. Bu öyle bir beraberlikte ki, Fethullahçılarla el ele verdiniz, 2010 referandumunda mezardakilere bile rahat vermediniz.

Bizim yolumuza iftira atmaya kalkmayın. Bizim yolumuz halkın masumun ve haklı talebidir. O da adalet talebidir. Kirletmenize müsaade etmeyeceğiz. Bakın arkadaşlar, Adil Öksüz vardı, kara kutu. Şimdi başbakanlık müşavirinin ifadesi basına düştü. Ali İhsan Sarıkoca, darbe gecesi Akıncı Üssü’ne gidiyor ve diyorla rki; FETÖ’nün imamı bir doçent var burada. Gidiyor, Adil Öksüz’ün FETÖ olduğu biliniyor gözaltındayken. Karşılıklı ayet okuyorlar birbirlerine. FETÖ imamı olduğu bilinmesine rağmen serbest bırakılıyor. Şimdi biz ‘kontrollü darbedir’ dediğimizde, nasırına basılmış gibi bağıranlara söylüyorum. Bu ifadeler size ithaf olunur.

Kirli ilişkiler içerisinde olmaya alışık olan AKP iktidarı, dönüp de bu masum adalet yürüyüşünü kirletme çabasından vazgeçsinler. Kirletmeye güçleri yetmeyecektir.”

https://twitter.com/herkesicinCHP/status/878584889859129345

22.06.2017

Tezcan’ın ‘yargıya talimat belgesi’ne Yazıcı’dan yanıt: Hayretle karşıladım

Enis Berberoğlu'nun cezasının gerekçesi belli oldu

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan’ın açıkladığı ‘Yargıya talimatın belgesi’ne hükümetten yanıt geldi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, “Bu belge şikayettir. Kesinlikle Anayasa’nın 138. maddesiyle ilişkilendirilemez” dedi.

Birgün’de yer alan habere göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, MYK toplantısının ardından dün Kemal Kılıçdaroğlu’nun dile getirdiği yargıya talimatın belgesini açıkladı.

CHP’li Tezcan, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği gizli ibareli yazı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına bir talimat gönderildiğini belirterek, gerçekgündem.com internet haber sitesine kaçak saray haberleri nedeniyle kanuni işlem başlatılmasının istendiğini söyledi.

Tezcan, Erdoğan’a “Pınarhisar Cezaevi’ne giderken lüks araç konvoyu yargıya müdahale değil miydi?” diye sordu.

YAZICI: HUKUK EĞİTİMİ ALMIŞ BİRİNE YAKIŞMAZ

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı şunları söyledi:

“Hayretle karşıladım. Anayasa’nın 138. maddesi ile bu belgeyi telif etmek hukuk fakültesi eğitimi almış bir kişiye yakışmaz.

138. madde mahkemelerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını güvence altına alır. Görülmekte olan dava ile ilgili soru sorulamaz, hiç kimse yargı organlarına talimat veremez ama vatandaşın şikayet hakkını, ihbar hakkını anayasal hiçbir düzenleme ortadan kaldıramaz. Vatandaş mahkemelerde hak arar. O kadar özenle yazılmış ki…

Cumhurbaşkanımıza iftira niteliği içeren bir yayın yer almış. Bu yayını dikkate alan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı, suç duyurusunda bulunuyor.”

Yazıcı, kararı verecek kişinin savcı olduğunu hatırlatan gazeteciye şöyle cevap verdi:

“Savcıdır. Mesleğim avukat. Gelir müvekkilinizin vekaletini alırsınız. Savcıdan soruşturulmanın yapılmasını arz edersiniz. Bu şikayettir. Kesinlikle Anayasa’nın 138. maddesiyle ilişkilendirilemez.”


 

17.06.2017

Erdoğan’ın ‘yargı’ mesajına CHP’den yanıt: Talimat vermeye başlıyor

Enis Berberoğlu'nun cezasının gerekçesi belli oldu

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet Yürüyüşü’ne ilişkin “Yargı yarın sizi de bir yerlere davet ederse şaşırmayın” sözlerine yanıt verdi. Tezcan, “Huylu huyundan vazgeçmez. Erdoğan yine yargıya talimat vermeye başlıyor” dedi.

Sözcü’nün haberine göre, CHP’li Tezcan, “Huylu huyundan vazgeçmez. Erdoğan yine yargıya talimat vermeye başlıyor. Türkiye’deki bütün bu adaletsiz sürecin sorumlusu Erdoğan’ın kendisidir. Adaleti ortadan kaldıran Erdoğan’dır. Talimatlı savcı ve hakimler soruşturmaları etkileyen talimatla insanları tutuklatan Erdoğan’ın kendisidir. İki gün önce aklına anayasanın 138. maddesi gelmiş bağımsız diyor. Bugün yeni talimat veriyor savcılara. Meclis’te adalet bırakmazsanız, yargıda adalet bırakmazsanız ana muhalefet partisi başkanı halkla birlikte adalet arar” şeklinde konuştu.

15 Temmuz darbe girişimine karşı sokağa çıkan insanlara atıfta bulunan Tezcan, şu ifadeleri kullandı: “Her şeye kilit vurabilirsiniz. Sokaklara pranga vuramazsınız. Sokaklarda 15 Temmuz darbesine karşı halk sokaklara inerken sizin zorba diktatörlüğünüz için inmedi. O zaman sokaklar kutsaldı bugün sokaklar cehennem kapıları mı? Hayatı yaşanmaz hale getiren bir anlayışı bir kez daha adalet isteğinden rahatsız oldu. Adaletten, iktidarlarını adaletsizlik üzerine kuranlar korkar niye telaşa düştüğünü anlıyoruz.”


 

17.06.2017

Erdoğan: Elde adalet pankartlarıyla dolaşmak adalet getirmez

Enis Berberoğlu'nun cezasının gerekçesi belli oldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TİM Genel Kurulu’nda konuştu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ‘Adalet Yürüşü’yle ilgili Erdoğan, “Elde adalet pankartlarıyla dolaşmak adaleti getirmez. Adaleti aramanın yeri Türkiye’de parlamentodur” dedi.

Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları

Bizim birlik ve beraberliğimiz çok önemli. Dayanışmamız çok önemli. Eğer biz bir olursak, Türkiye’yi kimse yakalayamaz ama gel gör ki bir taraftan bizim hukuka saygımız var, bir taraftan biz anayasa devletiyiz. Ama diğer taraftan da anayasanın hükümlerini ayak altına alacak şekilde vatandaşları sokağa dökmek hiçbir zaman ne kendilerinin yararınadır ne de ülkenin yararınadır.

Yollar yürümekle aşınmaz. Bunlar da eğer aşındıracaklarını zannediyorlarsa bu mümkün değil. Bu yolla hukuk elde edeceklerini zannediyorlarsa bu da mümkün değil. Hukukta böyle bir kaide yok. Ortada bir vaka var. O vaka meşhur MİT Tırlarının özellikle FETÖ’cü yargı mensupları tarafından durdurularak dünyaya servis edilmesi ve bu işin içerisinde rol alan kişinin bu rolünü bir başka meslektaşıyla paylaşarak attığı adımlar ve bunun neticesinde ülkede ciddi bir skandalın yaşandığı süreç vardır.

Bütün bu olaylar olurken bazı STK’ların kalkıp da yargının bu zatla ilgili vermiş olduğu karara adeta destek çıkıyormuş gibi anayasanın 138. maddesini çiğniyor olmasının hiçbir izahı yoktur. Eğer yargı bu tür baskılar altında kalırsa biz yargıdan adaleti nasıl bekleyeceğiz? Ürkeklik, yargıya baskı, kusura bakmayın, adaletin geçilişini sağlamaz.

Elde adalet pankartlarıyla dolaşmak adaleti getirmez. Adaleti aramanın yeri Türkiye’de parlamentodur. İstediğin adalet kadar sen de adaletle davran. Acaba başında olduğunuz kurumda ne kadar adalet var?

Yargı yarın sizi de davet ederse şaşırmayın.
Ramazan ayında milleti sokağa dökmek suretiyle böyle bir yürüyüşe başlamak doğru değil.


 

Twitter

Facebook

Pinterest

Akademi Portal Arşiv

Akademi Portal

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın