İddianamede kimler ve hangi suçlamalar var?

Dava ile ilgili şu ana kadar dört iddianame hazırlandı. Eylül ayı başında hazırlanan son iddianamede, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Halkbank eski CEO’su Süleyman Aslan, Halkbank eski yönetici Levent Balkan ve Zarrab’ın şirketlerinde çalışan Abdullah Happani’nin eklenmesiyle birlikte sanık sayısı da dokuza yükseldi.

Davada adı geçen dokuz kişiye iddianamede altı suçlama yöneltiliyor:

ABD ve özellikle de ABD Hazine Bakanlığı’nı dolandırmak için kumpas kurma,

 Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası’nı (International Emergency Economic Powers Act) delmek için kumpas kurma,

Bankacılık sisteminde sahtekarlık yapma,

Bankacılık sisteminde sahtekarlık yapmak için kumpas kurma,

Kara para aklama

Kara para aklamak için kumpas kurma

Atilla hakkında 50 yıla kadar hapis ve 2 milyon dolar para cezası isteniyor.

İddianamede ayrıca sanıkların yaptırımları delmek için kurdukları sisteme “İran ve Türkiye’de üst düzey hükümet yetkililerinin de katıldığı ve bu sistemi koruduğu” da öne sürülüyor.

Ayrıca, Zarrab, Atilla ve iş ortaklarının yaptırımları delmek için iki farklı yöntemi hayata geçirdikleri ve işlemesini sağladıkları belirtilirken, Çağlayan ve Aslan için ise bu yöntemlerin işlevselliğini sağlamak için “milyonlarca dolarlık nakit ve mücevher değerinde rüşvet aldıkları” iddia ediliyor.

İddianameye göre, yaptırımları aşmak için uygulanan yöntemler “petrol karşılığı altın” ve “hayali transit ticaret” olarak sıralanıyor.

İddianamede, ilk sistem olan “petrol karşılığı altın” yönteminin en az 2010 yılından itibaren uygulandığı bilgisi yer alıyor ve burada verilen bilgiye göre sistem şöyle işliyor:

Türkiye, yaptırımlar nedeniyle, satın aldığı petrol ve doğalgaz karşılığında yapması gereken ödemeyi doğrudan İran’a gönderemiyor. Bunun sonucunda da İran, Türkiye’de Halkbank’ta bir hesap açıyor. Türkiye, ödemeyi buradaki hesaba yatırıyor.

Daha sonra bu hesaptaki paralar, Zarrab’ın şirketlerine aktarılıyor ve bu şirketler üzerinden altın satın alınıyor. Daha sonra bu altınlar Türkiye’den Dubai’ye ihraç ediliyor ve burada yeniden nakde çevrilip, çantalarla İran’a taşınıyor.

İddianamede bu yöntemdeki suç unsurları yaptırımların etrafından dolaşılarak, başka ülkeler üzerinden delinmiş olması ve Aslan ile Atilla başta olmak üzere, Halkbank yöneticilerinin ABD Hazine Bakanlığı yetkilileriyle yaptıkları temaslarda altın alım işleminin İran devleti değil, şahıs ve şirketler tarafından gerçekleştirildiğini söyleyerek “yalan beyanda” bulunmaları.

Sanıklar ayrıca, Türkiye’den ihraç edilen altının Dubai’ye değil, İran’a gönderilmiş gibi göstererek, “evrakta sahtecilik” yapmakla da suçlanıyor.

İkinci yöntemin ise 2012 yılında İran’ın kıymetli metal ithalatına yönelik yaptırımların sıkılaştırılmasıyla birlikte yürürlüğe sokulduğu belirtiliyor. ABD tarafından getirilen yeni düzenlemeler, İran’ın bir başka ülkeye sattığı enerji ürünleri karşılığında alacağı ödemeleri yine o ülkede ve sadece gıda veya tıbbi malzeme alımında kullanmasını öngörüyor.

Arşiv: Hakan Atilla'nın ABD'de yargılandığı davada neler yaşandı?

Savcılığın ortaya attığı iddialara göre, Zarrab ve diğer sanıklar, bu kez altın ihracatı yerine, Türkiye ve Dubai üzerinden İran’a buğday ticareti yapmaya başlıyor.

İddianamede, buğday ticaretinin yapılmadığı ancak kağıt üstünde yapılmış gibi gösterilerek, İran’ın hesaplarından alınan paranın yine Zarrab’a ve iş ortaklarına ait şirketler üzerinden dolaştırılarak tekrar İran’a gönderildiği öne sürülüyor.

İddianamede ayrıntıları anlatılan yöntemler ile Zarrab’ın ifadesinde aktardıkları arasında ciddi bir örtüşme olduğu görülüyor.


Savcılık kanıt olarak ne sundu?

Savcılığın iddianamesinde sanıklar arasında yapıldığı iddia edilen bazı telefon konuşmaları ile e-posta yazışmaları yer aldı.

Savcılık, bir nevi ortaya attığı iddiaları, suçlamalarını dayandırdığı hukuki düzenlemeleri ve bu iddiaları kanıtlamak için sunduğu kanıtlarla ilgili bazı detayların yer aldığı belgeyi, duruşmalardan önce, 30 Ekim’de mahkemeye sundu.

Burada, “Dava sırasında sunulacak deliller, yapılan komploların desteklenmesi amacıyla kendi aralarında ve başkalarıyla yaptıkları sayısız iletişim kayıtlarını içermektedir” ifadesi yer aldı.

Sunulacak kanıtların içinde yer alanlar şöyle sıralandı:

Sanıkların hesaplarının aranmasıyla elde edilen e-posta yazışmaları

 Zarrab ve Atilla’nın telefonlarından elde edilen elektronik iletişim kayıtları

 Türk güvenlik güçlerinin sanıkların telefonlarını dinlemesiyle elde edilen görüşme kayıtları ve görüşmelerin tapeleri

 Sanıkların telefonlarından ve Türk güvenlik güçlerinin Zarrab’ın işyeri ile Halkbank’ta yapılan aramalarda elde edilen belgelerin fotoğrafları

Savcılığın sunduğu notta ayrıca, “Telefon konuşmalarının kayıtları ve tapelerinin yanı sıra Zarrab’ın işyeri ile Halkbank’ta yapılan belge ile dijital görsellerin gerçekliği, bunların nasıl elde edildiği konusunda bilgi sahibi olan bir ya da daha fazla tanık tarafından teyit edilecektir” denildi.

Eski Komiser Yardımcısı Hüseyin Korkmaz da bu kanıtlarla ilgili iddia makamı adına kürsüye çıkarak tanıklık eden isim oldu.

Aynı notun başka bir kısmında 17 Aralık 2013 tarihinde Türkiye’de düzenlenen yolsuzluk iddialarıyla bağlantılı bir operasyonda, Zarrab, Aslan ve Happani’nin gözaltına alındığı belirtilerek, “Bu soruşturma, Türk hükümeti içerisinde önemli miktarda ve üst düzeyde yolsuzluk yapıldığını ortaya çıkarmasından dolayı, bu soruşturmada yer alan emniyet görevlileri ile savcılara karşı çok hızlı ve sert bir şekilde harekete geçildi” deniliyor.

Notta, Zarrab’ın tutuklanmasının ardından Şubat 2014’te serbest bırakıldığı ve hakkındaki suçlamaların da Eylül 2014’te düşürüldüğü vurgulanıyor. Bu durumun Zarrab ve Halkbank’a “sahte gıda ticaretlerini devam ettirmelerine” olanak tanıdığı ifade ediliyor.

17 Aralık 2013’te yolsuzluk iddialarıyla ilgili düzenlenen operasyon kapsamında hazırlanan polis fezlekelerindeki telefon görüşmelerinin önemli bir kısmının ABD’deki iddianamede de yer aldığı görülüyor.

Bununla birlikte iddianamede sanıkların kendi aralarında ya da başkalarıyla yaptıkları ancak Türkiye’de hazırlanan polis fezlekelerinde bulunmayan başka görüşmeler de yer alıyor.

Davanın siyasi boyutları neler?

Zarrab’ın Türkiye’de bazı siyasilerle bağlantıda olması ve eski bir bakana yönelik de suçlamaların yapılması bu davaya siyasi boyutlar da kazandırıyor.

Yapılan ön duruşmalarda Zarrab, saygın bir iş adamı olduğunu anlatmak adına Türkiye’deki üst düzey bağlantılarından ve yardım faaliyetlerinden söz ederken, savcılık ise Zarrab’ı bu bağlantılarını kullanarak yasadışı faaliyetlerini yürüttüğünü ve soruşturmalardan kurtulduğunu öne sürüyor.

Ancak davanın siyasi boyut kazanmasında esas olarak Zarrab’ın Nisan ayında New York eski Belediye Başkanı ve ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın çalışma arkadaşlarından Rudolph Giuliani ile eski Başkan George W. Bush döneminin Adalet Bakanı Michael Mukasey’i de savunma ekibine dahil etmesi önemli rol oynadı.

Arşiv: Hakan Atilla'nın ABD'de yargılandığı davada neler yaşandı?
Rudolph Giuliani’nin (solda) adı kısa bir süre Trump yönetiminde adalet bakanlığı için geçmişti
(GETTY IMAGES)

Politik bağlantıları kuvvetli bu iki ismin savunma ekibine dahil olup olamayacağına dair yapılan duruşmalarda ise bazı önemli detaylar ortaya çıktı.

Giuliani, Nisan 2017’de mahkemeye sunulan yeminli yazılı ifadesinde, Zarrab adına yapacakları çalışmaların ve oynayacakları rolün esasının tanımlanmasına dair soruya şu yanıtı verdi:

“Verdiğimiz hizmetler, tamamen olmasa da esas olarak, ABD ile Türkiye arasında ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarını destekleyecek ve Sayın Zarrab’ın yararına olacak bir çeşit anlaşmanın parçası olarak çözümlenip çözümlenemeyeceğinin belirlenmesine dair çalışmalara odaklanmaktadır… Bu hizmetler, hem ABD hem Türk devletinin üst düzey yetkilileriyle toplantı ya da görüşme yapmayı da kapsamakta ve ileride de kapsayacağı tahmin edilmektedir.”

Giuliani, ayrıca, bu kapsamda görüşülen Türk yetkililer arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da olduğunu açıkladı.

Mukasey de yine Nisan 2017’de mahkemeye sunduğu yeminli ifadesinde, “ABD’li ve Türk devlet yetkilileri, ABD’nin güvenliğini artıracak ve bu davaya konu meseleleri çözüme kavuşturacak bir anlaşmanın kovalanması olasılığına açık fikirle yaklaşmayı sürdürmektedir” dedi.

New York Times gazetesi o dönem yayımladığı bir haberde, Giuliani ve Mukasey’in Zarrab’la ilgili yargı sürecini görüşmek üzere Türkiye’ye gitmesi ve Erdoğan’la görüşmesini “sıra dışı bir durum” olarak nitelendirmişti.

Arşiv: Hakan Atilla'nın ABD'de yargılandığı davada neler yaşandı?
İddialara göre, Türkiye, davanın ilk savcısı Preet Bharara’nın görevden alınmasını istemişti
(GETTY IMAGES)

NBC News da geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir haberinde, Erdoğan’ın ABD eski Başkan Yardımcısı Joe Biden ile 2016’da yaptığı bir görüşmede, davanın düşürülmesini ve dönemin New York Güney Bölgesi Savcısı Preet Bharara’nın da görevden alınmasını istediğini, ancak bu taleplerin reddedildiğini bildirdi.

Aynı haberde birden fazla kaynağa dayandırılarak Erdoğan’ın Trump yönetiminden de davanın düşürülmesini defalarca talep ettiği belirtildi.

Son olarak yine aynı NBC News haberinde, Türkiye’nin Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’e Zarrab davasının düşürülmesi ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimini planlamakla suçladığı Fethullah Gülen’in kaçırılarak İmralı Adası’na getirilmesi için 15 milyon dolar önerdiği de iddia edildi.

Zarrab da tanıklığı sırasında ABD ile Türkiye arasında “yasal sınırlar çerçevesinde” bir mahkum değişimi anlaşması yapılması amacıyla avukatlar tuttuğunu ancak bu girişimlerden sonuç alınamadığını söyledi.

Sanık Hakan Atilla’nın savunma ekibinin, 4 Aralık Pazartesi günkü duruşmada yargıca sundukları mektupta Zarrab’ın siyasi bir anlaşma yapılmasını sağlamak istediğini gösterdiği öne sürülen konuşmalarının özetleri de yer aldı.

Zarrab’a 20 Ekim 2016’da cezaevinde yaptığı bir görüşmede, “dört kişi karşılığında altı kişinin iade edileceğinin” söylendiği ve karşıdaki kişinin “Merak etme, seni de bırakacaklar” dediği öne sürüldü.

4 Kasım 2016 tarihli bir başka konuşmada da, kimliği bilinmeyen bir erkeğin, Zarrab’a Türkiye’deki avukatının “halihazırda Mevlüt ve Bekir ile” durumu görüştüğünü söylediği görüldü. Aynı kişi, Zarrab ile ilgili olarak “Beyefendi”nin dönemin ABD Başkanı Barack Obama’yı da arayabileceğini de sözlerine ekledi.

ABD basını, burada isimleri geçen kişilerin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ öne sürerken, “beyefendi” olarak bahsedilen kişinin de Cumhurbaşkanı Erdoğan olabileceğini belirtti.


Davaya konu işlemlerin maddi boyutu ne kadar?

İddia makamının mahkemeye sunduğu belgelerde yapıldığı iddia edilen bu işlemlerin toplam maddi boyutuna dair herhangi bir rakam yer almıyor.

Yalnızca sanıkların “milyarlarca dolarlık” işlemler gerçekleştirdiği belirtiliyor. Ayrıca, Çağlayan ve Aslan’ın “milyonlarca dolar değerinde nakit ve mücevheri rüşvet olarak aldıkları” iddiasına da yer veriliyor.

Savcılık, Aralık 2012 ile Ekim 2013 dönemleri arasında altın ticaretiyle bağlantılı olarak ABD’deki finans kuruluşlarının bu ülkede bulunan muhabir hesapları üzerinden gerçekleştirdiği işlem miktarının en az 900 milyon dolar olduğunu öne sürüyor.

Mahkemeye sunulan belgelerde ayrıca Dubai’ye ihraç edilen altınların nakde çevrilip buradan İran’a taşınmasıyla ilgili iddialar sıralanırken, örnek olarak yalnızca 2011 yılının sonunda Zarrab ve iş ortaklarının ABD’nin yaptırım uyguladığı İranlı finans kuruluşlarından Bank Mellat hesaplarına tek defada 1 milyar dolar ve 400 milyon euro taşındığı belirtiliyor.

Columbia Üniversitesi’nden David L. Phillips de Kasım ayında New York Review of Books’a yazdığı makalede, Federal Soruşturma Bürosu’ndan (FBI) bir ajanın kendisine soruşturma kapsamında Zarrab’ın her hafta bir ton altın ihraç ettiği ve karşılığında da yüzde 15 komisyon aldığı iddiasının da incelendiğini söylediğini ifade etti.

Arşiv: Hakan Atilla'nın ABD'de yargılandığı davada neler yaşandı?
(GETTY IMAGES)

İran yaptırımları konusunda çok sayıda araştırmaya imza atan Washington merkezli düşünce kuruluşu The Foundation for Defense of Democracies’in (FDD) CEO’su Mark Dubowitz de, Mart 2012 ile Temmuz 2013 dönemleri arasında Türkiye’nin İran’a yaklaşık 13 milyar dolarlık altın ihraç ettiğini ve yıllık olarak bu sayının 20 milyar dolara ulaşabileceğini söylüyor.

Yapılan işlemlerin maddi boyutuyla ilgili bir diğer gösterge de resmi rakamlar.

Reuters’ın Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) verilerine dayanarak 2014 yılında yaptığı hesaplamaya göre, Türkiye’nin 2012 yılında İran’dan satın aldığı petrol ve doğalgazın değeri 10 milyar doları aşıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ise 2011 yılında 1 ton olan İran’a altın ihracatı da 2012 yılında yaklaşık 126 tona yükseliyor ve bunun değeri de yaklaşık 6,5 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Ayrıca, aynı yıl içerisinde Türkiye’nin BAE’ye yaptığı altın ihracatı da 85 ton ve 4,6 milyar dolar.

Savcılığın iddiasına göre, kıymetli metal ticareti üzerindeki yaptırımların sıkılaştırılmasının ardından bu kez de paralar İran’a “hayali transit buğday ticareti” ile gönderilmeye başlandı.

Zarrab, Nisan 2014’te AHaber’e verdiği mülakatta, buğday ve ilaç satışına başlamalarından sonraki ilk dört ayda yaklaşık 1,6 milyar dolarlık ticaret gerçekleştirdiklerini söylemişti.

Akademi Portal / Arşiv

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın