Davanın 17-25 Aralık soruşturmalarıyla bağlantısı var mı?

Davanın 11 Aralık Pazartesi günkü duruşmasında, 17 Aralık 2013 tarihinde rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili yürütülen operasyonu yöneten polis memurlarından eski Komiser Yardımcısı Hüseyin Korkmaz tanık olarak dinlendi.

Korkmaz, ifadesi sırasında 17 Aralık 2013 tarihindeki soruşturmaya ait polis fezlekesi ve aramalar ile dinlemelerde elde edilenleri ABD’ye kendisinin getirerek, New York Güney Bölgesi Savcılığı’na teslim ettiğini aktardı.

Türkiye’de 17-25 Aralık operasyonlarını yürüten polislere yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan ve 17 ay tutuklu kalan Korkmaz, daha sonra ülkeden karayoluyla ayrıldığını ve ardından üç farklı ülkeye gittiğini anlattı. Duruşmada, kaçak yollardan ülkeden ayrılarak uluslararası hukuku ihlal ettiğini de kabul etti.

Arşiv: Hakan Atilla'nın ABD'de yargılandığı davada neler yaşandı?
Hüseyin Korkmaz Türkiye’de gözaltına alınmış ve daha sonra tutuklanmıştı

Korkmaz, ulaştığı son ülkedeki yasal bir boşluktan yararlanarak kendisine başka bir isim altında yeni bir resmi belge almayı başardığını ve böylece ABD’ye gelerek, elindeki belgeleri güvenlik güçlerine teslim ettiğini belirtti.

Korkmaz, New York savcılığına teslim ettiği belgeleri “suç unsuru sesler, soruşma dosyasının adliyede taranmış hali, operasyonda yapılan aramalarda el konulan delillerin fotoğrafları, bazı bilirkişi raporlarının dijital ve taranmış halleri, ifadeler gibi delillerin dijital halleri” olarak sıraladı.

Korkmaz, duruşmada Fethullah Gülen Cemaati ile ilişkisi olduğu iddialarını reddetti ve kendisinin “Atatürkçü” olduğunu öne sürdü. Korkmaz, iddia makamının da çıkardığı son tanık oldu.

Korkmaz, ABD’ye getirdiği belgelerin bir kısmını Türkiye’deki “bir savcı ve bazı polis memurlarından aldığını” ve soruşturmaya ait el yazısıyla aldığı kendi notlarını imha ettiğini söyledi.

Korkmaz, CD’lerde yer alan dinleme kayıtları, belge ve fotoğrafları harici disklere aktardığını ve bunlara şifre koyarak ABD’ye taşıdığını belirtti.

New York’ta görülen davada Türkiye’deki soruşturmalarda elde edilen belge ve dinlemelerin de kanıt olarak yer aldığı bilgisi esasen yeni değil.

Savcılığın hazırladığı son iddianamede yer alan telefon görüşmeleri, 17 Aralık 2013 tarihindeki soruşturma için hazırlanan polis fezlekesinde yer alan tapelerle önemli ölçüde örtüşüyor.

Dahası, savcılık, halihazırda dava öncesinde mahkemeye elindeki kanıtlarla ilgili sunduğu belgede, Türkiye’de yürütülen soruşturmalarda elde edilen dinleme, tape, belge ve fotoğrafları davada kanıt olarak sunacağı bilgisini vermişti.

İddia makamı ayrıca, bu kanıtların nasıl elde edildiğini anlatmak ve gerçekliğini doğrulamak için konu hakkında bilgi sahibi bir ya da birden fazla tanık da kürsüye çıkaracağını belirtmişti. Dava sürecinde, Türkiye’de toplanan kanıtlarla ilgili olarak yalnızca Korkmaz tanıklık yaptı.

Tanık olarak dinlenen Korkmaz’ın adı Yargıç Berman’ın davanın ilk gününde jüri üyelerine sunduğu belgede olası tanık ya da davada adı geçebilecek isimler arasında yer alıyordu.

Berman’ın davada tanık ya da adı geçebilecek kişilere dair sunduğu bu listede, Korkmaz’ın yanı sıra Türkiye’de 2013 yılında yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ile ilgili yürütülen soruşturmanın 17 Aralık bacağında yer alan ancak daha sonra görevden alınarak haklarında Fethullah Gülen Cemaati’ne üye oldukları gerekçesiyle soruşturma başlatılan başka isimler de bulunuyor.

Bu isimler arasında soruşturmanın savcılığını yürüten Celal Kara ve Zekeriya Öz ile yine mali şubede görev yapmış üst düzey polis memurları Yakup Saygılı, Mehmet Akif Üner ve Yasin Topçu da yer alıyor. Ancak bu kişiler davada tanık olarak çağrılmadı.

Hükümet de New York’taki davanın 17-25 Aralık soruşturmalarının devamı olduğunu savunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kasım ayında yaptığı konuşmada, “17-25 Aralık’ta ülkemize tarihin en büyük tuzaklarından biri kuruldu. Bu tuzak başarısız olunca aynı tezgahı götürdüler Amerika’da kurdular. Birileri hala FETÖ’nün ağzı ile itham etmeyi sürdürüyorsa sebebi onlara verilen rolü oynamaktır. Aynı çevreler hepimizin gözü önünde yaşanan 15 Temmuz ihanetine hala tiyatro, kontrollü darbe diyebiliyorsa bu sözü onlara kimlerin söylettiğine bakmak gerekir” demişti.


Reza Zarrab savcılıkla ne zaman anlaştı, anlaşmanın detaylarında neler var?

Reza Zarrab’ın durumu, davadan önceki haftalarda bir dizi spekülasyona neden olmuştu. Davanın başlamasıyla birlikte Zarrab’ın iddia makamı adına tanıklık etmeyi kabul ederek, savcılıkla bir anlaşmaya vardığı da kesinleşti.

Arşiv: Hakan Atilla'nın ABD'de yargılandığı davada neler yaşandı?
Savcı Joon Kim, Türkiye’den yapılan eleştirileri “saçmalık” olarak nitelendirdi

Davanın en kilit isimlerinden olan Zarrab, Mart 2016’da ailesiyle birlikte Disney World’e yaptığı seyahat sırasında Miami’de tutuklandı ve New York’a getirildi. ABD Cezaevleri Bürosu’nun internetteki kayıtlarında Zarrab’ın 8 Kasım’da serbest bırakıldığı bilgisi yer alıyor.

Zarrab, davanın ikinci haftasında, Ağustos 2016’da ilk kez olası bir anlaşma için ABD’li yetkililerle masaya oturduğunu ancak bu girişimin sonuçsuz kaldığını söyledi. Bir yıl sonra tekrar olası bir “işbirliğini” değerlendirmek üzere 17 Ağustos 2017’de taraflar arasında görüşmeler yeniden başladı.

Savcılık ve Zarrab arasında yapılan bir dizi toplantının ardından 20 Ekim 2017 tarihinde savcılık anlaşma metnini sundu. Zarrab ve avukatları anlaşmayı 26 Ekim’de imzaladı.

Anlaşma üzerindeki gizlilik kararı 5 Aralık’taki duruşmanın ardından kaldırıldı ve böylece ayrıntıları da resmen kamuoyuyla paylaşılmış oldu. Anlaşmaya göre, Zarrab, kendisine yöneltilen yedi suçlamayı da kabul etti ve suçlu olduğunu söyledi. İddianamede yer alan altı suçlamaya ek olarak bir de cezaevinde rüşvet verdiğini de itiraf etti.

Arşiv: Hakan Atilla'nın ABD'de yargılandığı davada neler yaşandı?

Anlaşma metninde, tüm bu suçlamalar için yasalarda öngörülen azami hapis cezasının toplamda 130 yıl olduğu belirtildi. Zarrab’ın çarptırılacağı cezanın ise mahkeme tarafından belirleneceği ifade edildi.

Anlaşmada, Savcılık’ın Zarrab’ın soruşturma ya da yargı sürecine “kayda değer ölçüde” yardımda bulunduğuna kanaat getirmesi halinde, mahkemeye, verilecek cezanın hafifletilmesi talebini içeren bir dilekçe sunacağı da vurgulandı.

Anlaşma kapsamında Zarrab’ın uyması beklenen koşullar şöyle sıralandı:

 Soruşturma kapsamındaki konularla bağlantılı olarak kendisinin ya da başkalarının yaptığı eylemleri dürüstçe ve eksiksiz olarak açıklaması

 Savcılık, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ve diğer kurumlarla tam bir işbirliği içerisinde olması

 Savcılığın katılmasını talep ettiği toplantılarda bizzat yer alması

 Büyük Jüri, duruşma ve diğer tüm mahkeme süreçlerinde dürüstçe ifade vermesi

 İşlediği tüm suçları ya da kendisine yönelik veya kendisinin dahil olduğu diğer tüm soruşturma süreçlerinin ayrıntılarını Savcılık’a bildirmesi

 Başka bir suç işlememesi

 Anlaşma kapsamında kabul ettiği suçlamalarla ilgili Savcılık, ilgili kurumlar ve ABD’de çalışma yetkisi bulunan avukatları haricinde kimseyle görüşmemesi.

Anlaşmada ayrıca Zarrab ve ailesinin Tanık Koruma Programı’na alınma ihtimaline de yer verildi. Anlaşmada, Zarrab’ın hakkında bilgi verebileceği kişilerin kendisine yönelik şiddet ve tehdit uygulayabileceği gerekçesiyle Savcılık’ın uygun bulması halinde kendisi, ailesi ve sevdikleri için yeni bir kimlik ve başka yere taşınma başvurusu yapabileceği belirtildi.

Arşiv: Hakan Atilla'nın ABD'de yargılandığı davada neler yaşandı?


Reza Zarrab ifadesinde neler anlattı?

Suçunu kabul eden Zarrab, davada ilk tanık olarak kürsüye çıktı.

İlk gün hapishane kıyafetleriyle duruşmaya çıkan Zarrab, daha sonraki günlerde ise yargıcın onayıyla ceket ve gömlekle duruşmalarda hazır bulundu.

Zarrab, otelde kaldığı iddialarını reddetti ve New York’un Brooklyn semtinde bulunan gözaltı merkezindeki nezarethanede tutulduğunu söyledi.

Zarrab ifadesi sırasında yaptığı anlaşmanın üç koşulu olduğunu söyledi ve bunları, “tamamen gerçekleri anlatmak, savcılıkla işbirliği yapmak ve bundan sonra hiçbir suç işlememek” olarak sıraladı.

Reza Zarrab ifadesinde, İran’ın Türkiye’ye sattığı petrol ve doğalgaz gelirini ABD’nin uyguladığı ambargonun etrafından dolaşarak İran’a götürülmesinde oynadığı iddia edilen role ilişkin ayrıntıları aktardı.

Zarrab, Türkiye’de önce Aktifbank, daha sonra da Halkbank’ın kendisiyle bu işlemleri yapmaya çekindiğini belirtti ve Aktifbank ile çalışabilmek için aracı olması amacıyla eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’tan yardım istediğini, Halkbank için de eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a “rüşvet verdiğini” iddia etti.

Zarrab, Halkbank ile bağlantının kurulması için Çağlayan’a 45-50 milyon euro, 7 milyon dolar ve yaklaşık 2,5 milyon Türk Lirası rüşvet verdiğini söyledi. Çağlayan’ın ailesine de ödeme yaptığını kaydeden Zarrab, eski bakanın İran’a para transferi karşılığında elde edilecek kârı yüzde 50-50 paylaşmak istediğini de belirtti.

Zarrab, ilk günkü duruşmada öğle yemeği sonrası bir mukavvanın üzerine altın ticaretinin nasıl işlediğini gösteren bir şema çizdi.

Zarrab’ın anlatımına göre, kısaca “petrol karşılığı altın” olarak isimlendirilen bu sistem şöyle işliyor:

İran, Türkiye’ye ham petrol ve doğalgaz satıyor. İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) petrolün satışını Tüpraş’a, gazınkini ise Botaş’a yapıyor. Ödemeler bu şirketlerin Halkbank’taki hesapları üzerinden yapılıyor.

Halkbank’ta NIOC’ye yatırılan paranın euro ve Türk Lirası olarak Deniz Bank’a gönderiliyor. Burada Zarrab’ın şirketi Royal Group’un hesabına yatırılan paralarla altın satın alınıyor ve bu altınlar Dubai’deki şirketine gönderiliyor. Paranın yaptırımları aşarak İran’a gönderilmesi için aracılar üzerinden en az 10 işlem yapılması gerekiyor.

Zarrab, davanın tutuklu sanığı Atilla hakkında da, “Yaptırım kuralları hakkında bankadaki en bilgili kişi. Oluşturduğumuz yapının Amerikan yaptırımlarıyla uyumlu gözükmesi için katkıda bulundu” diye konuştu. Zarrab ayrıca Atilla ve Halkbank eski Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın bu işlemleri usulüne uygun bir şekilde göstermek amacıyla kendisine yol gösterdiklerini de sözlerine ekledi.

Zarrab, davanın ilerleyen günlerinde ise ABD’nin İran’a kıymetli metal satışlarına da sınırlama getirmesinin ardından başlatıldığını söylediği ve İran’a yapılan ödemelerin “buğday ticaretiyle” taşınmasını öngören yöntemin ayrıntılarını aktardı.

Bu süreçte de Halkbank’ta “yaptırım kurallarıyla ilgili en bilgili kişi” olarak tanımladığı Hakan Atilla ile temas kurulduğunu belirtti.

Zarrab, Atilla’nın ilk etapta yapılması beklenenin “pek düşündüğü gibi olmadığını” belirttiğini ancak Genel Müdür Aslan’ın devreye girerek, gerekeni yapmasını istediğini bildirdi. Zarrab, Aslan’ın da rüşvet verdiği isimler arasında olduğunu iddia etti.

Zarrab, ayrıca eski Bakan Çağlayan’ın kendisine Cumhurbaşkanı Erdoğan ve dönemin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın İran’la yapılan işlemlere Ziraat Bankası ile Vakıfbank’ın da dahil olması talimatını bizzat verdiklerini söylediğini aktardı.

Arşiv: Hakan Atilla'nın ABD'de yargılandığı davada neler yaşandı?
Atilla (solda) ve Zarrab (sağda), Eylül ayına kadar duruşmalara birlikte katılıyordu
(REUTERS)

Vakıfbank ve Ziraat Bankası ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarla bu iddiaları reddetti. Vakıfbank, ABD’deki davada adı geçen süreçlerle “ilgisi ve dahli olmadığını” söylerken, Ziraat Bankası da “uluslararası düzenlemelere uyduklarını vurguladı.

Zarrab, 4 Aralık Pazartesi günü, tanıklığının dördüncü gününde Türkiye’de 17 Aralık 2013’te yolsuzluk ve rüşvet iddiaları kapsamında düzenlenen soruşturmada tutuklandığını ve “kısmen” rüşvet vererek serbest kaldığını söyledi. Zarrab, serbest kaldıktan sonra Halkbank ile görüşmeye gittiğini ve bu tarihten sonra hiçbir banka yetkilisine rüşvet vermediğini aktardı.

Zarrab, çapraz sorgusu sırasında bir soru üzerine yaptığı işlemlerden 100-150 milyon dolar civarında bir para kazanmış olabileceğini ve sanık Hakan Atilla’ya rüşvet vermediğini söyledi.

Zarrab, tanıkığının son gününde cezaevinde bir kişinin kendisine bıçak çekerek, tehdit ettiğini söyledi. Zarrab’ın tanıklığı sekiz gün sürdü.

Savunma ise çapraz sorgusunda ise Zarrab’ın yalan söylediğini kanıtlamaya ve tanığı itibarsızlaştırmaya çalıştı. Bu kapsamda, Zarrab’ın cezaevinde yaptığı öne sürülen bir telefon konuşmasının dökümü de mahkemeyle paylaşıldı.

Savunmanın iddiasına göre, Zarrab, amcası ile yaptığı görüşmede ABD’de yargı sürecinden kurtulmak için yapmadığı bir şeyi yaptığını kabul etmesi gerektiğini söyledi.

Zarrab’ın tutuklanmasından yaklaşık altı ay sonra, 15 Eylül 2016 tarihinde yapıldığı iddia edilen görüşmede Zarrab ve amcası olduğu söylenen kişi Azerice konuşuyor.

Zarrab’ın avukatlarından Robert J. Anello, konuyla ilgili New York Times’ın sorularını yanıtladığı e-postada, “Zarrab, ifadesinde yalnızca doğruları söyleme yükümlülüğü altında olduğunun farkında” dedi.

Yargıç Berman, bu belgenin kanıt olarak kayıtlara geçirilmesi talebini ise reddetti.

Arşiv: Hakan Atilla'nın ABD'de yargılandığı davada neler yaşandı?

Yargı sürecinde Zarrab ile gündeme gelen tartışmalar bunlarla da sınırlı kalmadı. Zarrab’ın tanıklığı devam ederken, eski hücre arkadaşı Zarrab hakkında kendisine tecavüz ettiğini öne sürerek, suç duyurusunda bulundu.

62 yaşındaki, Fildişi Sahili vatandaşı Faouzi Jaber, mahkemeye sunduğu dilekçede, Zarrab’ın Kasım 2016 ile Mart 2017 dönemleri arsında Manhattan’daki cezaevinde kalırken kendisine birden fazla kez cinsel saldırıda bulunduğunu öne sürdü. Zarrab’ın avukatı bu iddiaları reddetti.

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın