İslâm Düşüncesinde Yorum Farklılıkları

İslam dininin temel kaynakları Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin sünnetidir. Hz. Peygamber hayattayken Müslümanların inanç ve ibadet alanıyla ilgili tüm sorunlarına çözüm getirdiği için Müslümanlar arasında farklılaşmaya sebep olacak görüş ayrılıkları ortaya çıkmamıştır.

Hz. Peygamberin vefat etmesiyle birlikte Müslümanlar arasında dinî konularla ilgili ortaya çıkan sorunlar ve bunlara verilen çeşitli cevaplar farklı yorumların ortaya çıkmasını da beraberinde getirmiştir. Yorum veya mezhep, dinin anlaşılması ve uygulanmasıyla ilgili olarak ortaya çıkan oluşumlardır.

İslam Düşüncesinde Yorum Farklılıklarının Ortaya Çıkış Sebepleri:

a) İnsanın Yapısından Kaynaklanan Sebepler, b) Kültürel Sebepler, c) Siyasi Sebepler, d) Sosyal Sebepler, e) Coğrafi Sebepler, f) Dinî Metinlerden Kaynaklanan Sebepler

Hz. Ali ile Hz. Aişe arasında meydana gelen Cemel Vakası ile Hz. Ali ve Muaviye bin Ebu Süfyan arasında meydana gelen Sıffin Savaşı Haricîlik ve Şiilik gibi siyasi-itikadi ekollerin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Ayrıca bu savaşlarda ölen ve öldürülen Müslümanların dünya ve ahiretteki durumlarının ne olacağıyla ilgili tartışmalar da Mürcie ve Mu’tezile gibi itikadi yorumların doğmasına zemin hazırlamıştır.

2. İSLAM DÜŞÜNCESİNDE SİYASİ-İTİKADİ YORUMLAR

Mezhep kelimesi sözlükte görüş, tutum, fikir, takip edilen ve gidilen yol anlamında kullanılır. Terim olarak ise mezhep, kendi içinde tutarlı bir metot ve düşünce sistemine sahip olup belli fikir ve şahıslar etrafında oluşan hareketlerdir.

İslam düşüncesinde mezhepler siyasi-itikadi ve amelî-fıkhi olmak üzere ikiye ayrılır. İtikadi mezhepler dinin inanç alanıyla ilgili konular üzerinde yoğunlaşırken amelî mezhepler dinin uygulama alanıyla ilgili konuları ele alır.

2.1. HARİCÎLİK Müslümanlar arasında ortaya çıkan ilk itikadi fırka Haricîliktir. Sıffin Savaşı’nda Hz. Ali’yi destekleyen bir grup, savaşın sonlarında gündeme gelen Hakem Olayı ile birlikte ondan desteğini çekerek ayrılmıştır. Haricîler, “Lâ hükme illâ lillâh” (Hüküm yalnızca Allah’a aittir.) sloganıyla ortaya çıkmış, hakem kabul ettiği için Hz. Ali’yi de reddetmiş ve daha sonraları itikadi bir boyut kazanmış bir gruptur. Onlara göre halife olmak için Kureyşli olmak diye bir şart yoktur. Köle bile olsa ilim ve cesaret sahibi her Müslüman halife olabilir. Ayrıca iman ve ameli birbirinden ayrılmaz bir bütün kabul ettikleri için büyük günah işleyen bir kimsenin İslam dairesi dışına çıktığını söylemişlerdir.

Haricîliğin bir alt kolu olarak ortaya çıkan İbadiyye ekolü günümüze kadar varlığını devam ettirerek gelmiştir. Günümüzde İbadiler, daha çok Kuzey Afrika’nın bazı bölgeleriyle Madagaskar, Zengibar ve Umman Sultanlığı’nda yaşamaktadırlar.

2.2. ŞİA Hz. Ali’nin Hz. Peygamberden sonra nass ve tayinle imam olduğuna inanan, imametin kıyamete kadar onun soyuna ait olduğunu ileri süren, bu imamların masum olduklarını iddia eden topluluklara Şia denir.

Şiiler, imamet konusunu inanç esaslarından biri olarak kabul ederler. Onlara göre imamet konusu hem ayetlerle hem de Hz. Peygamberin vasiyetiyle sabit olmuştur ve her ikisi de Hz. Ali için gerçekleşmiştir.

Şiilik’in Zeydiye, İsmailiye ve İsna Aşeriye-İmamiye gibi kolları günümüze ulaşarak varlığını devam ettirmişlerdir. Günümüzde Şiilik denildiği zaman İmamiye ekolü anlaşılır. İmam olanların sayısının on iki olduğuna inandıkları için “İsna Aşeriye” olarak da isimlendirilen İmamiye İran’da resmi mezhep olarak benimsenmiştir.

İmamiye ekolüne göre dinin temel esasları tevhit, adalet, nübüvvet, imamet ve ahiret (mead) olmak üzere beştir.

Şia’nın diğer önemli bir ekolü olan Zeydiye, İmamiye’nin dördüncü imam olarak kabul ettiği Ali Zeynelabidin’in oğlu olan Zeyd’i imam olarak kabul eder. Bugün Yemen’de yoğun olarak yaşayan Zeydiler, imamet konusunda diğer Şii fırkalardan ayrılırlar. Onlara göre Hz. Peygamber isim ve şahıs belirterek kimseyi imam olarak tayin etmemiştir. İmamlar hatasız ve günahsız değillerdir.

2.3. MU’TEZİLE Vasıl bin Ata büyük günah işleyenlerin ne mümin ne de kâfir olup ikisi arasında bir yerde oldukları fikrini ileri sürerek Mu’tezile’nin ilk temellerini atmıştır.

Mu’tezile, İran ve Hint kökenli inançlar ile Yahudilik ve Hristiyanlık gibi diğer dinlere karşı İslam’ın inanç ve ibadetle ilgili esaslarını açıklayarak savunmuştur. Abbasiler Dönemi’nde faaliyetlerini artıran Mu’tezile, İslam’ın inanç esaslarını açıklamada ve savunmada naklî delillerin yanında akli ve felsefi delilleri de kullanarak Kelam ilminin ilk temellerini atmıştır.

Mu’tezile’nin Beş Temel Esası: Tevhit, adalet, vaad ve vaid, el- menzile beyne’l-menzileteyn, el-Emru bi’l-ma’ruf ve’n-nehyu ani’l-münkerdir.

Ayrıca Mu’tezile, Allah’ın ahirette kesinlikle görülemeyeceğini ve bir şeyin iyi ya da kötü olduğunun akıl yoluyla bilinebileceğini söylemiştir.

2.4. MATURİDİLİK Akaid konusunda İmam Maturidi’nin görüşlerini benimseyenlerin oluşturduğu ehl-i sünnet mezheplerinden bir diğeri de Maturidilik’tir. Maturidi mezhebi, dinî konularda nakli öne çıkaran Selef ile aklı öne alan Mu’tezile arasında orta bir yolu tercih etmiştir. Bunun için de akaid alanında ayet ve hadislerle birlikte dinin anlaşılması için aklı da bir temel olarak kabul etmiştir.

İmam Maturidi, İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin anlayışı doğrultusunda gelişen ehl-i sünnet çizgisini sistemleştirerek Sünni düşünceye yeni bir ruh katmıştır. Maturidi, dinî konularda akla önem vermekle Mu’tezile’ye yakın bir çizgide yer almışsa da akıl ve nakil arasında kendine özgü bir denge kurmayı başarmıştır. Ona göre iman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibarettir. Amel imana dâhil edilemez. Çünkü yüce Allah, Kur’an’ın birçok ayetinde iman ve amele ayrı ayrı değinmiştir.

Maturidilik’in genel prensipleri şöyledir: Allah vardır, birdir, eşi ve benzeri yoktur. İnsanın, akıl yoluyla Allah’ın varlığına ulaşması mümkündür. Çünkü Allah, insandan aklını kullanmasını, düşünmesini ve ibret almasını istemektedir. Kur’an-ı Kerim Allah kelamıdır ve Allah’ın kelam sıfatı onun zatıyla birlikte var olan ezelî bir sıfattır. İnsanın fiilleri yaratma bakımından Allah’a, kesp (kazanma) yönünden ise insana aittir. İnsana cüz’i irade verilmiştir. Bundan dolayı da insan tüm fiillerinden sorumlu olan bir varlıktır. İnsan bir şeyi yapmak istediği zaman Allah, bu fiilin gerçekleşmesi için kudret yaratır ve insan da bu kudretle o fiili gerçekleştirir.

Maturidi’nin ekolü, ilk önceleri Horasan ve Maveraünnehir’de sonraki dönemlerde ise Afganistan, Pakistan, Hindistan, Doğu Türkistan, Malezya, Endonezya, Kafkaslar, Rusya, Türkiye, Ortadoğu ve Balkanlarda yaşayan Müslümanların büyük bir kısmı tarafından benimsenmiştir.

İmam Maturidi Kimdir?

Türk kökenli bir aileye mensup olan İmam Maturidi, M 852 yılında Semerkant’ta doğmuş ve M 944’te aynı yerde vefat etmiştir. Kur’an-ı Kerim’i tefsir eden “Te’vilatu’l-Kur’an” isimli kitabıyla önemli tefsirciler arasında yer almıştır. Ayrıca Maturidi’nin “Kitabu’t-Tevhid” isimli eseri günümüze kadar ulaşmıştır.

2.5. EŞARİLİK Ebu’l-Hasan el-Eşari’nin itikadi konularla ilgili görüşlerini benimseyenlere Eşariye denilmiştir.

İmam Eşari, itikadi konuların açıklanmasında akla değer vererek ayet ve hadislerin yanında akli delilleri de kullanmıştır.

Eşarilik’in temel görüşleri şunlardır: Allah birdir, eşi ve benzeri yoktur. Allah’ın zatı ile var olan ezelî sıfatları vardır. Kur’an-ı Kerim Allah’ın kelamıdır. Allah ahiret gününde müminler tarafından görülebilecektir. İnsanların fiilleri Allah tarafından yaratılmaktadır.

Eşari’ye göre iman, bilgi ve kalp ile tasdikten ibarettir. Kendilerine dinî tebliğ ulaşmayan kimseler, akıllarıyla Allah’ı bulmak ve iman etmekle yükümlü değildir. İyi ve kötü, güzel ve çirkin akıl ile değil vahiyle bilinebilir. Bir şey Allah emrettiği için güzel, yasakladığı için çirkindir. Allah, kulları arasından seçtiği kişileri peygamber olarak gönderir. Ahiret hayatıyla ilgili konular ancak nassla bilinir ve akıl ise bunların imkân dâhilinde olduğunu kabul eder.

Malikilerin hemen hemen hepsi, Şafiilerin büyük bir kısmı Hanbeli ve Hanefilerin de çok az bir kısmı itikadi konularda Eşarilik’i benimsemişlerdir. Eşarilik daha çok Hicaz, Kuzey Afrika, Mısır, Irak, Suriye ve Endonezya’da yaşayan Müslümanlar arasında yaygındır.

İmam Eşari Kimdir?

Ebu’l-Hasan el-Eşari, M 874 yılında Basra’da doğmuş ve M 936 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir. Mu’tezile âlimlerinden olan üvey babasının himayesinde ilim tahsilini sürdürdü. Onun etkisinde kalarak gençlik yıllarında Mu’tezile mezhebinin görüşlerini benimsedi ve bu mezhebi savunan eserler kaleme aldı. Ancak daha sonraları, bu mezhebin görüşlerini eleştirmeye başlayarak Mu’tezile mezhebini terk etti.

3. İSLAM DÜŞÜNCESİNDE AMELÎ-FIKHİ YORUMLAR

İslam düşüncesindeki fıkhi yorumlar, İslam dininin ibadet alanıyla ilgili olarak ortaya çıkan mezheplerdir. Fıkhi mezhepler büyük fakihlerin yetiştiği hicri ikinci asrın başlarından itibaren ortaya çıkmaya başlamıştır. Fıkhi mezhepler genellikle kurucuları kabul edilen müçtehit imamların isimleriyle anılmaktadır.

3.1. HANEFİLİK Hanefi mezhebi, Sünni fıkıh ekollerinden biri olup İmam Ebu Hanife’nin görüşlerine dayanır. Dinin genel ilkelerini göz önünde bulunduran Ebu Hanife, nakil ile akıl ve hadis ile re’y arasında dengeli bir yol benimsemeye çalışmıştır. Dinin genel ilkelerini, toplumun geleneklerini ve insan için faydalı olanları dikkate alarak yapmış olduğu içtihatlar, Hanefi mezhebinin yaygınlaşmasını sağlamıştır.

Ebu Hanife’nin önde gelen öğrencilerinden İmam Muhammed ve Ebu Yusuf gibi âlimlerin bu mezhebin gelişmesine ve yayılmasına önemli katkıları olmuştur.

Ebu Hanife’nin en meşhur eseri Fıkh-ı Ekber’dir.

Hanefilik, günümüzde daha çok Türkiye, Balkanlar, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Irak, Suriye ve Türk Cumhuriyetlerinde yaşayan Müslümanlar arasında yaygındır.

İmam Ebu Hanife Kimdir?

Asıl adı Numan bin Sabit olan Ebu Hanife 699 yılında Kûfe’de doğmuş ve 767 yılında vefat etmiştir. Ticaretle de uğraşan Ebu Hanife, müçtehit düzeyinde birçok talebe yetiştirdi. Fıkıh bilgisi ve birçok konudaki pratik çözümleri sayesinde İmam-ı Azam ismiyle anıldı.

3.2. MALİKİLİK Maliki mezhebi, büyük hadis ve fıkıh âlimi olan Malik bin Enes’in görüşlerine dayanır. Maliki mezhebinin en önemli özelliği, Medine halkının uygulamalarına diğer mezheplerden daha fazla önem vermesidir. Bunun için de Medine halkının örfü, dinin anlaşılmasında önceliklidir.

Günümüzde Maliki mezhebi Mısır, Tunus, Cezayir, Fas ve Sudan’da yaşayan Müslümanlar arasında yaygındır.

İmam Malik Kimdir?

Malik bin Enes, 712 yılında Medine’de dünyaya geldi. 795 yılında vefat etti. İmam Malik’in Muvatta isimli kitabı hadislerden ve sahabe sözleriyle tabiin fetvalarından derlediği en önemli eseridir.

3.3. ŞAFİİLİK Muhammed bin İdris eş-Şafii’nin dinî yorum ve görüşlerini esas alır. Şafii mezhebi de diğer mezhepler gibi herhangi bir meselenin çözümü için ilk önce Kur’an ve sünnete başvurur. Eğer bir mesele hakkında hüküm Kur’an ve sünnette varsa başka delile başvurulmaz yoksa önce icma ardından da kıyas deliline gidilir.

Şafii mezhebi, ülkemizin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Mısır, Suriye, Filistin, Irak ve Endonezya gibi ülkelerde yaşayan Müslümanlar arasında yaygındır.

İmam Şafii Kimdir?

İmam Şafii, 767 yılında Filistin’in Gazze şehrinde doğdu. Küçük yaşlarda Medine’ye yerleşerek tahsilini burada tamamladı. Ömrünün sonlarına doğru Mısır’a yerleşti. Fıkıh usulünün temellerini er-Risale isimli eserinde kaleme alan İmam Şafii, 820 yılında Mısır’da vefat etti.

3.4. HANBELİLİK Ünlü hadis ve fıkıh âlimi Ahmet bin Hanbel’in görüşlerini esas alan fıkhi bir yorumdur. İbadet konularında dinî metinleri ve önceki âlimlerin eserlerini önceleyen Hanbeli mezhebi, muamelat konularında da “Eşyada asıl olan mubahlıktır.” ilkesine dayanmıştır. Hanbeli mezhebinin en önemli özelliği re’y ve kıyastan daha çok ayet, hadis ve sahabe kavlî (sözü) gibi naklî delillere dayanmasıdır. Bunun için de mezhepte hadise dayalı bir fıkıh anlayışı hâkimdir.

Bu mezhep günümüzde daha çok Hicaz bölgesi, Irak, Suriye, Filistin ve Mısır’da yaygınlaşmıştır. Ayrıca Hanbeli mezhebi, Suudi Arabistan’da resmi mezhep konumundadır.

İmam Ahmet Bin Hanbel Kimdir?

781 yılında Bağdat’ta doğan Ahmet bin Hanbel küçük yaşlardan itibaren İmam Muhammed, Ebu Yusuf ve İmam Şafii gibi dönemin âlimlerinden ilim tahsil etmiştir. İslam dünyasının birçok bölgesini dolaşarak hadis derlemiş ve bunları el-Müsned isimli hadis kitabında bir araya getirmiştir. Ahmet bin Hanbel 855 yılında vefat etmiştir.

3.5. CAFERİLİK İmam Cafer-i Sadık’ın inanç, ibadet ve muamelat konusundaki görüşlerini esas alan bir oluşumdur. Caferiler, dinî konularda Kur’an-ı Kerim ve sünnetin yanı sıra masum kabul ettikleri on iki imamın sözlerini de delil olarak kabul ederler. Caferilere İsna Aşeriye veya İmamiye de denilmektedir. Caferi denmesinin sebebi ise İmam Cafer-i Sadık’a nispet edilmesindendir.

Günümüzde İran, Azerbaycan, Irak, Suriye, bazı körfez ülkeleri ile Afganistan ve Pakistan gibi yerlerde yaşayan Müslümanlar arasında yaygın olan Caferilik, ülkemizin bazı yörelerinde de benimsenen bir mezheptir.

Caferilik mezhebine göre namazın rükünlerini sırasıyla ve peş peşe yapmak farzdır. Ayrıca namazda ikinci rekâtta rükûya varmadan Kunut okumak, ayaktayken elleri aşağıya salmak, rükû ve secde zikirlerinden sonra Hz. Muhammed ve ehl-i beyti için salavat getirmek sünnettir.

Caferilere göre; İslam’ın önemli on farzı şunlardır: 1- Namaz 2- Oruç 3- Hacc 4- Cihad (nefsin kötü arzularına karşı direnmek, ülke için çalışmak ve vatanı savunmak.) 5- Zekat 6- Humus (mal varlığından yıllık artışın 1/5 ini vererek, yetkili kurumun toplumu sosyal ve kültürel açıdan ilerletme ve geliştirme çalışmalarına katkıda bulunmak. 7- İnsanları iyiliğe yönlendirmek 8- İnsanları kötülükten sakındırmak 9- Hz. Muhammed ve onun ehl-i beyt’ine gönülden bağlanıp onların tarafında olmak 10- Hz. Peygamber ve ehl-i beyt’ine karşı olanlardan uzak durmak.

İmam Cafer-i Sadık Kimdir?

Cafer-i Sadık Medine’de doğmuştur. İsna Aşeriyye’nin beşinci imamı Muhammed el-Bakır’ın oğludur. İlk tahsilini dedesi ve babasından almıştır. Babasından sonra imamet görevini üstlenerek Şia’nın altıncı imamı olmuştur. Fazilet ve takva sahibi olan İmam Cafer-i Sadık, tüm

Müslümanların saygı ve sevgisini kazanmıştır. Hadis ve fıkıh ilminde büyük bir yeri olan Cafer-i Sadık, döneminin önemli âlimleriyle de görüşerek ilmî konular hakkında görüş alışverişinde bulunmuş ve 765 yılında Medine’de vefat etmiştir.

4. İSLAM DÜŞÜNCESİNDEKİ YORUMLARI BİRLEŞTİREN UNSURLAR

İslam düşüncesini birleştiren temel unsurlardan biri tevhittir. İslam düşüncesini birleştiren temel unsurlardan biri de nübüvvettir (peygamberlik). İslam düşüncesini birleştiren temel unsurlardan biri de Kur’an’dır. İslam düşüncesindeki yorumları birleştiren temel unsurlardan bir diğeri de ahirete iman etme ilkesidir.

 

[divider]

Twitter | Facebook | Pinterest | Akademi Portal  YouTube

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here