Anasayfa / Manşet / IŞİD’in yapılanmasını ortaya çıkaran gizli belgeler.
IŞİD'in yapılanmasını ortaya çıkaran gizli belgeler.

IŞİD’in yapılanmasını ortaya çıkaran gizli belgeler.

Iraklı bir yetkili IŞİD’in kontrolünü ele almayı planladı ve SPIEGEL yetkilinin hazırladığı gizli belgelere ulaştı. Belgeler, ilk bakışta dini fanatizm ile hazırlanmış gibi dursa da aslında soğukkanlılıkla hesaplanmış bir örgütlenmeyi resmediyor.

Kendi halinde. Kibar. İkna edici. Son derece özenli. Ölçülü. Aldatıcı. Anlaşılması zor. Kötü niyetli. Aylar sonra, onunla karşılaşmalarını hatırlayan Suriye’nin kuzeyindeki isyancılar, birbirinden tamamen farklı yüzlerini anımsıyor. Fakat bir konuda hepsi aynı fikirde: “Tam olarak kiminle oturduğumuzu hiç zaman bilmiyorduk.”
Doğrusunu söylemek gerekirse, 2014’ün bir Ocak sabahında, Tel Rifat’ta gerçekleşen kısa bir silahlı çatışma sonunda onu vuran ve öldüren kişiler bile ellilerindeki bu uzun adamın gerçek kimliğini bilmiyorlardı. Kendisi “IŞİD” olarak adlandıran grubun stratejik liderlerini öldürdüklerinin farkında değillerdi. Gerçekten de, parlak zekâlı plancılar tarafından bu eşine az rastlanır ama ölümcül hesaplama hatası yapılmasaydı bu durum asla gerçekleşemezdi. Yerel isyancılar, cansız bedeni gömmek üzerine buzdolabına koydular. Öldürdükleri adamın ne kadar önemli biri olduğunun farkına vardıktan sonra ise bedeni geri çıkardılar.
Beyaz sakallarının kemikli yüzünü yumuşattığı, Iraklı adamın gerçek adı, Samir Abd Muhammed el-Halifevi’ydi. Fakat kimse onu bu isimle tanımıyordu. En çok bilinen takma adı olan Hacı Bekir bile çok fazla bilinmiyordu. Zaten bu da tam olarak planın bir parçasıydı. Grubun eski üyeleri ondan sürekli grubun lider kişiliklerinden biri olarak bahsediyordu. Yine de rolünün tam olarak ne olduğu hiçbir zaman açıkça belirtilmiyordu.
Fakat IŞİD’nin mimarı öldüğünde, arkasında son derece gizli tuttuğu bir şey bıraktı: bu devletin ayrıntılı plan şablonu. Bu tamamen elle yazılmış örgütsel çizelgelerle, listelerle ve programlarla dolu bir klasör. Belgeler bir ülkenin nasıl fethedileceğini adım adım tarif ediyor. SPIEGEL bu belgenin 31 sayfasına ulaştı. Bazı sayfalar birbirine yapıştırılmış. Bazıları çoktan denenmiş, diğerleri ise Suriye’nin, isyancıların elinde olan bölgelerindeki anaşik durum için yeni tasarlanmış çok katmanlı bileşimleri ve direktifleri açığa çıkarıyor. Bir bakıma, bu belgeler, yakın tarihteki en başarılı terörist ordunun kaynak kodlarıdır.
Bu zamana kadar IŞİD hakkındaki bilgilerin çoğu gruptan ayrılan savaşçılardan geliyor ve veriler IŞİD’in Bağdat’taki iç yönetiminden tespit ediliyordu. Ama bunların hiçbiri grubun, 2014 yazının sonunda bu zafer marşını durdurmak üzere başlatılan hava saldırısından önce, nasıl bu kadar hızlı bir şekilde yayıldığını açıklamıyordu.
İlk defa Hacı Bekir’in belgeleri ile artık IŞİD liderliğinin nasıl örgütlendiği ve önceki yetkililerin eski diktatör Saddam Hüseyin hükümetinde hangi rollerde bulunduğu konusunda bir sonuca ulaşmak mümkün oldu. Yine de hepsinden önemlisi, bu belgelerin grubun Suriye’yi ele geçirmesinin ve Irak’a ilerlemesinin nasıl planladığını göstermesidir. Ayrıca, SPIEGEL tarafından Suriye’de yapılan aylar süren araştırmalar, SPIEGEL tarafından yeni keşfedilmiş diğer kayıtlarda olduğu gibi, Hacı Bekir’in talimatlarının özenle uygulandığını gösteriyor.
Bekir’in belgeleri savaş durumunda olan Kuzey Suriye’de bir evin ufak bir bölmesinde uzun zamandır saklıydı. Bu belgelerin varlığına dair rapor ilk defa, bunları Hacı Bekir’in ölümünden kısa bir süre sonra, onun evinde gören bir görgü tanığı tarafından ortaya koyuldu. 2014 Nisan’ında, belgeden tek bir sayfa gizlice Türkiye’ye sokuldu ve SPIEGEL belgeyi ilk defa böyle inceleyebildi. Bu yalnızca Tel Rifat’a ulaşıp, Kasım 2014’te bütün elyazması kâğıtları değerlendirmesiyle mümkün olabildi.
“En büyük kaygımız bu planların yanlış ellere düşmesi ve asla öğrenilememesi,” diyor, Hacı Bekir’in notlarını bir yığın yorgan ve kutunun altından alıp saklayan adam. Adam, IŞİD’in ölüm mangasından korkuyor ve anonim olarak bilinmek istiyor.
Ana Plan
Bu belgelerin toplanması hikayesi, “IŞİD”in daha ilk duyulduğu zaman başlıyor. Iraklı Hacı Bekir, 2012’nin sonlarında, henüz çok küçük olan aşiretin bir parçası olarak Suriye’ye yolculuk ediyor. İlk bakışta çok saçma gelen planı var: IŞİD Suriye’de mümkün olduğu kadar çok toprağı ele geçirir. Sonra Suriye’yi kıyı hattı olarak kullanarak Irak’ı işgal et.
Bekir Halep’in kuzeyindeki Tel Rifat’ta, göze çarpmayan bir eve yerleşti. Bu bölge iyi bir seçimdi. 1980’lerde, sakinlerinin çoğu çalışmak için Körfez ülkelerine, özellikle de Suudi Arabistan’a gitmişti. Geri döndüklerinde, radikal görüşleri ve ilişkileri de beraberlerinde getirmişlerdi. 2013’te, Tel Rifat IŞİD’in Halep Vilayeti’ndeki kalesine dönüştü. Yüzlerce savaşçı buraya yerleşti.
Bazılarının “Gölgelerin Efendisi” olarak tanıdığı, IŞİD’nin yapısını tasarlayan adam, yerel seviyede, yavaş yavaş gizlice köylere nasıl girileceğinin ve kimin kimi denetleyeceğini belirlenmesinin her evresiyle ilgili ayrıntılı bir liste yaptı. Tükenmez kalem kullanarak, güvenli kırtasiye malzemeleri aracılığıyla bir emir komuta zinciri çizdi. Muhtemelen rastlantı eseri, kırtasiye malzemeleri Suriye Savunma Bakanlığı’na aitti.
Bekir’in kağıda yazdığı şeyler, sayfa sayfa, bireysel sorumlulukların altını dikkatlice çizmekti; bir ele geçirme için yapılan ayrıntılı bir projeden hiçbir farkı yoktu. Bir inanç manifestosu değildi, bir “IŞİD İstihbarat Devleti” için teknik bir plandı.
Plan, devamındaki aylarda, hayret verici şekilde bir hatasızlıkla tamamlanmıştı. Plan her zaman aynı detayla başlardı: Grup, IŞİD için misyonerlik merkezi olan Dava ofisinin açılışı bahanesi altında takipçi topladı. Anlatılanları dinleyen ve İslam hayatı hakkında derslere katılan kişilerin biri veya ikisi seçildi ve köylerinde casusluk yapmak ve bilgi toplamak üzere eğitildi. Bu amaçla Hacı Bekir şöyle bir liste oluşturdu:
Güçlü ailelerin listesi.
Bu ailelerdeki güçlü kişilerin isimleri.
Bu kişilerin gelir kaynakları.
Köydeki isyancı birliklerin adları ve boyutları
Birlikleri kontrol eden liderlerinin isimlerini ortaya çıkarmak.
Gerekirse şantaj için kullanmak üzere, IŞİD kurallarına göre illegal olan eylemlerini ortaya çıkarmak
Casuslara kişilerin suçlu, homoseksüel ya da gizli bir ilişkisi olup olmadığıyla ilgili detayları not almaları söylendi; böylelikle ellerinde şantaj için koz bulunabilecekti. “En zekilerini Şeriat şeyhleri olarak görevlendirdik,” diye not almıştı Bekir. “Onlara bir süre eğitim verip, sonra da gönderdik.” Dipnot olarak, bazı “kardeşler”in en nüfuzlu ailelerin kızlarıyla evlendirilebileceğini eklemişti. Böylelikle “onların bilgisi olmadan bu ailelerin içine girebilmeyi” sağlama almış olacaktı.
Casuslar hedef kentler hakkında mümkün olduğunu kadar çok bilgi elde edeceklerdi: Kimler yaşıyor, kimler görevli, hangi aileler dindar, hangi fıkha aitler, kaç cami var, caminin imami kim, imamın kaç karısı ve çocuğu var ve kaç yaşındalar? Diğer detaylar ise, imamın vaazlerinin nasıl olduğu, Sufiliğe ya da İslam’ın mistik biçimlerine açık olup olmadığı, rejime karşı muhalif olup olmadığı ve savaş konusundaki duruşu hakkındaydı. Bekir ayrıca şu soruların cevabını da istiyordu: İmam maaş kazanıyor mu? Eğer öyleyse, bunu kim ödüyor? İmamı kim atıyor? Ve son olarak: Köyde yaşayanlardan kişilerden kaçı demokrasiyi savunuyor?
Ajanlardan sismik sinyal dalgaları gibi bir işlev bekleniyordu, aynı toplumun derinlerdeki asırlık fay katmanları gibi, en ufak çatlakların izini takip edip yakalayarak bunları yaymak. Kısacası, yerel halkı bölmek ve kontrol edebilmek için kullanılabilecek herhangi bir bilgi olabilirdi. Muhbirler eski istihbarat casuslarından oluşuyordu ama bu kişilerin yanında, isyancı gruplarla kavgalı olan rejim muhalifleri de bulunuyordu. Bazıları ise para kazanmak isteyen ya da işi heyecanlı bulan genç ve ergen erkeklerdi. Bekir’in muhbir listesindeki erkeklerin çoğu, örneğin Tel Rifat’tan olanlar, yirmili yaşlarının başlarındaydı. Ama 16 17 yaşlarında olan gençler de vardı.
Planlar ayrıca finans, okul, günlük bakım, medya ve ulaşım gibi alanları da içeriyordu. Ama sürekli tekrar eden ana tema, özenli bir şekilde, organizasyon şemasına, sorumluluklar listesine ve gözetim, ihbar, cinayet ve kaçırma gereksinimlerini rapor etme atıfta bulunuyordu.
Her vilayet genel meclisi için, Bekir bir emir ya da kumandan planlamıştı. Bu emirler, cinayet, kaçırma, keskin nişancı, iletişim ve şifrelemeden sorumlu olacak ve bir emir “diğerlerinin işlerini iyi yapmadığı durumlarda” diğer emirleri kontrol edecekti. Bu dindar devletin atomları şeytani bir düzenlilikle işlemek ve komando yapısı etrafa korku yaymak üzere tasarlanmıştı.
En başından beri, plan istihbarat servisinin vilayet seviyesinde bile paralel olarak çalışması planlanmıştı. Bir genel istihbarat servisi her bir bölgedeki emir yardımcılarından sorumlu olan “güvenlik emir”i için rapor tutuyordu. Gizli casusluk biriminin başı ve “istihbarat servisi ve bilgilendirme bölgesel yöneticisi” olan bir kişi de bu emir yardımcıları hakkında rapor tutuyordu. Yerel düzeydeki casusluk birimleri bölgenin emir yardımcıları hakkında rapor tutuyordu. Buradaki amaç herkesin diğerlerini, yani herkesin herkesi denetlemesiydi.
Bölgesel emirlikleri denetlemek üzere görevlendirilmiş ayrı bir “Güvenlik Görevlisi” departmanı olsa da, aynı zamanda “İstihbarat toplamaya yönelik Şeriat yasaları” eğitimden sorumlu olan kişiler de bölgedeki emir için rapor tutuyordu.
Şeriat, mahkemeler, buyurulmuş takva… hepsi belirli bir amaç için hizmet ediyordu: gözetim ve denetim. Bekir’in gerçek Müslümanlar’ın din değiştirmesi için kullandığı kelime olan tekvin bile, dini değil, “yaşama geçirme” anlamına gelen teknik bir terim, jeoloji ya da inşaat alanlarında kullanılan sıradan bir kelimedir. Yine de, 1,200 yıl önce, bu kelime kötü anılan belirli bir anlama geliyordu. 9. yüzyılda, Ebu Musa Cabir Bin Hayyan adında Fars bir kimyacı, “Taşların Kitabı” adlı eserinde, gizli el yazmaları ve şifreler kullanarak homunkulüslerin yaratılışı hakkında yazdı. “Amaç Allah’ı seven kişiler dışındaki herkesi kandırmaktı.” IŞİD Şiileri, gerçek İslam’dan uzak duran dinden çıkmış kişiler olarak görse de, bu aynı zamanda IŞİD stratejistlerini de sevmek anlamına geliyordu.
Irak’taki Başlangıç
Tüm bunlar sanki George Orwell’ın ortaya attığı paranoyak gözetim modeli gibi görünüyordu. Ama aslında ondan daha basitti. Bekir sadece geçmişte öğrendiklerini biraz değiştiriyordu: Saddam Hüseyin’in hiç kimsede, istihbarat servislerinin uzmanlarının bile gözetleyemediği yerlerde olan her yere yayılmış güvenlik aygıtları…
Ülkesinden sürülen Iraklı yazar Kanan Makiya bu durumu “Korku Cumhuriyeti” olarak tanımlıyor. Kitapta ülkeyi hiç kimsenin basitçe ortadan kaybolamayacağını anlatıyor.
Bekir’in kehanet yazılarında, Allah tarafından buyurulan bir IŞİD kurma konusundan herhangi bir şekilde bahsedilmemesinin basit bir nedeni var: Bekir, fanatik dini inançların tek başına zafer kazanabileceğine inanmıyor. Ama, diğer insanların inançlarını kendi çıkarları için kullanabileceklerine inanıyor.
2010’da, Bekir ve eski Irak istihbarat yetkililerinden oluşan küçük bir grup Ebu Bekir el-Bağdadi’yi emir ve “halife”; yani IŞİD’in resmi lideri ilan etti. Bağdadi’yi seçmelerinin nedeni, onun gruba dini çehre kazandıracak eğitimli bir vaiz olmasıydı.
Bekir “bir İslamcı değil bir milliyetçiydi,” diyor Iraklı gazeteci Hisham al-Hashimi Habbaniye hava üssünde görevli kuzeninin söylediklerini hatırlayarak. Hashimi’nin “Albay Samir” olarak bahsettiği kuzeni, “oldukça akıllı, sağlam ve mükemmel bir lojistikçiydi.” Fakat Amerika’nın Bağdat’taki işgal kuvvetlerinin başı olan Paul Bremer “Mayıs 2003’te orduyu dağıtma hükmü verdiğinde, artık işsiz ve mutsuzdu.”
Binlerce iyi eğitimli Sünni görevli, geçim kaynaklarını bir kalem vuruşuyla kaybetmişti. Böyle yaparak, Amerika en acılı ve zeki düşmanlarını edindi. Bekir yeraltına indi ve Irak’ın batısındaki el Anbar ilinde Ebu Musab el Zerkavi ile tanıştı. Zerkavi, Ürdün doğumluydu ve daha önce Afganistan’da uluslararası “terörist” hacılara yönelik bir eğitim kampını yürütüyordu. 2003’te yılıyla birlikte, Zerkavi, Birleşmiş Milletler, ABD birlikleri ve Şii Müslümanlara karşı saldırı planlarıyla ün kazanmıştı. Eski el-Kaide lideri Usame bin Ladin’den bile daha radikaldi. Zerkavi, 2006’da ABD’nin düzenlediği bir hava saldırısında hayatını kaybetti.
Irak’ın egemen partisi olan Baas Partisi’nin seküler olmasına rağmen, iki sistem kitleleri denetim altına almanın küçük bir elit grubun elinde olduğu ve başka kimseye yönelik hesap vermeye gerek olmadığı konusunda nihayetinde aynı fikri paylaşıyorlar. Çünkü iki de aslında, Allah ve görkemli Arap tarihi tarafından meşrulaştırılan büyük bir plan tarafından yönetiliyor. IŞİD’in başarısının sırrı zıtların birliğinde yatıyor; bir grubun fanatik inançları ve diğerinin stratejik hesaplamaları.
Bekir Irak’taki askeri liderlerden biri olmaya yolunda adım adım ilerledi ve 2006’dan 2008’e kadar ABD ordusunun Bukka Kampı ve Ebu Garip Cezaevi’nde tutuldu. Amerika’nın Iraklı özel birliklere yönelik gerçekleştirdiği tutuklama ve öldürme dalgasından sağ kurtuldu ve 2010’da Irak’ta, IŞİD’nin ilk örgütlenmelerini başlattı.
Bekir ve bir takım eski üst düzey yetkili için bu, savaşçıların güçlerini genişletmeleri için bir fırsattı. Bukka Kampı’nda geçirdikleri zamanı bir fırsata çevirip geniş çaplı ilişkiler geliştirdiler. Ama üst düzey liderler birbirlerini zaten uzun zamandır tanıyorlardı. Hacı Bekir başka bir görevli ile birlikte uçaksavar bağlı küçük bir gizli servis birliğinin parçasıydı. Diğer iki IŞİD lideri ise Telafer kentindeki Sünni Türkmenlere ait küçük bir cemaatten geliyordu. Bunlardan biri aynı zamanda yüksek rütbeli bir istihbarat görevlisiydi.
2010’da – Irak hükümeti güçlerini mağlup etme fikri askeri olarak beyhude görülüyordu. Ama terör eylemleri ve örgütü korumaya yönelik yapılan şantajlar yönünde güçlü bir yer altı örgütü şekillendi. Suriye çevresinde Esad diktatörlüğüne karşı başkaldırı patlak verdiğinde, örgüt liderleri bunu bir fırsat olarak gördü. 2012’nin sonlarına doğru, özellikle kuzeyde, her şeye gücü yeten eski hükümet güçleri yenilgiye uğratılarak sınır dışı edildi. Bunun yerinde şu anda, kimsenin takip edemediği, yüzlerce parçadan oluşan anarşik bir karışımın parçası olan yerel konsey ve isyancı birlikler bulunmakta.
IŞİD’nin hızlı bir şekilde yükselerek güçlenmesine yönelik açıklama çabaları, açıklamayı kimin yaptığına bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Terörizm uzmanları IŞİD’i el-Kaide’nin bir yan örgütü olarak görüyor ve olağanüstü saldırılarının olmayışını örgütsel kapasitelerindeki eksikliğe dayandırıyorlar. Krimonoglar ise IŞİD’i, faydayı maksimize etmeye çalışan mafya benzeri bir grup olarak görüyor. Akademisyenler daha çok beşeri bilimler tarafından yaklaşarak, IŞİD’in medya departmanı tarafından dillendirilen kıyamet açıklamalarına, ölümü yüceltmelerine ve IŞİD’in kutsal bir misyonu olduğuna inanmalarına işaret ediyor.
Ama yalnızca kıyametle ilgili görüşleri, şehirleri ele geçirmek için yeterli değil. Teröristler ülke kurmaz. Ve bir suç karteli, dünya genelinde yaşamlarını “Halife”liğe teslim edip potansiyal olarak ölümü kabul eden destekçiler arasında bir coşkuya sebep olamaz.
IŞİD, savaşçı etiketi nedeniyle biraz da kendinden önce gelen el-Kaide gibi gruplarla birlikte anılıyor. IŞİD’in eylemlerinde, stratejik planlamasında, bir ilkeye bağlı olmadan değiştirdiği ittifaklarında ve açıkça uyguladığı propagandalarında, temel olarak hiçbir dini anlatı yok. İnanç, en aşırı şekliyle bile sadece bir araç. IŞİD’nin sürekli devam eden tek kuralı, ne pahasına olursa olsun iktidarını genişletmektir.
Planın Uygulanması
IŞİD’in yayılması ilk başlarda çok göze çarpmıyordu. Bir yıl sonra, cihatçıların ortasında kaldıklarında birçok Suriyeli artık bir an için düşünmek zorunda kaldılar. 2013 baharında, Suriye’nin kuzeyinde birçok kentte açılan Dava ofisleri, İslami hayır işlerini dünyaya yaymaya çalışan kurumlar gibi değil, daha çok masum görünüşlü misyoner ofisleriydi.
Rakka’da bir Dawah Ofisi açıldığında, “tek söyledikleri ‘kardeş’ olduklarıydı ve ‘IŞİD’ hakkında asla, tek kelime bir etmediler,” diyor şehirden kaçan bir doktor. Bir Dava ofisi de, 2013 baharında, Halep Vilayeti’ndeki Münbiç’te kentinden açıldı. “Önceleri varlığını fark etmedim bile,” diyor genç bir sivil haklar aktivisti. “Herkesin dilediği şeyi söylemesine izin veriliyordu. Rejimden başka birinin bize tehlike oluşturabileceğinden hiçbir zaman şüphe duymadık. Da’ish’i (IŞİD’in Arapça ilk harflerinden oluşan kısaltması) ilk defa Ocak’ta, savaş başladığında öğrendik. Çoktan silahlarını depoladığı bir sürü daire kiralamış, insanları da buralarda saklamıştı.”
El-Bab, Atarib ve Azaz kentlerinde de durum aynıydı. 2013 yılının başlarında, İdlib vilayetindeki, Sermada, Atmeh, Kafar Takharim, el-Dana ve Salqin kenlerinde de Dava ofisleri açılıyordu. Yeteri kadar “öğrenci”yi casus yapar yapmaz, IŞİD mevcudiyetini genişletti. El-Dana’da yeni binalar kiralandı, siyah bayrakları yükseldi ve caddeler kapatıldı. Direnişin çok olduğu ya da destekçilerin güvenliğinin tam olarak sağlanamadığı kentlerde, IŞİD geçici olarak geri çekilmeyi seçti. Başlangıçta, izledikleri yol, büyük bir direniş riski olmayan yerlere doğru genişlemek ve “düşman kişileri” kaçırmak veya öldürmekti. Ama bu menfur eylemleri inkar etmekteydiler.
Savaşçıların kendileri de göz önünde olmamayı sürdürdü. Bekir ve gelişmiş koruma ekibi, savaşçıları Irak’tan tek başlarına getirmiyordu. Daha doğrusu, açık bir şekilde, Iraklı savaşçıların Suriye’ye gitmelerini yasaklamışlardı. Suriye’den daha fazla katılım almayı tercih etmiyorlardı. IŞİD liderleri, bunun yerine, olabilecek en karmaşık seçenekte karar kılmışlardı: 2012 yazından beri bölgeye gelmiş olan tüm yabancı radikalleri bir araya toplamak. Herhangi bir askeri deneyimi olmayan, Suudi Arabistan’dan öğrenciler, Tunus’tan ofis çalışanları ve Avrupa’dan okullarını bırakmış kişiler ve savaş tecrübesi olan Çeçenler ve Özbekler. Böylelikle Suriye’de Irak yönetimi altında bir grup oluşturulabilirdi.
2012’nin sonlarıyla birlikte, askeri çeşitli yerlerde kamplar kuruldu. İlk başlarda, hiç kimse hangi gruba ait olduklarını bilmiyordu. Kamplar özenle organize edilmiş ve insanlar çeşitli farklı ülkelerden getirilmişti. İçlerinden çok az Iraklıydı. Yeni gelenler iki aylık bir eğitim aldı ve merkezi komutaya kayıtsız şartsız itaat etmeye alıştırıldı. Proje çok fazla göze çarpmıyordu ve bunun yanında bir avantajı daha vardı: başlangıçta karmaşık bir halde olmak zorunda kalsa da, ortaya çok sadık birlikler çıkmıştı. Yabancılar yoldaşlarının dışında hiç kimsenin merhamet göstermeyeceğini biliyordu. Bu, kendi topraklarını savunmaya odaklanmış ve ailelerine bakmak zorunda olan Suriyeli isyancılarla karşılaştırıldığında büyük bir tezat teşkil ediyordu. 2013 güzüne gelindiğinde, IŞİD’in listelerinde sadece Halep Vilayeti’nde 2,650 yabancı savaşçı vardı. Tunuslular bu sayının üçte birini oluşturuyordu. Diğerleri ise Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır’dan gelen kişilerle, az sayıda Çeçen, Avrupalı ve Endonezyalıydı.
Bir süre sonra, cihatçı kadroların sayısı, Suriyeli isyancıların sayısının çok üzerine çıktı. İsyancılar cihatçılara güvenmiyordu ama IŞİD’ e meydan okuyan güçlere katılmıyorlardı. İkinci bir cephe daha açma riskini almak istemiyorlardı. IŞİD, böylelikle, basit bir hile ile etkisini arttırdı: adamlar her zaman siyah maskeyle görünüyordu. Bu onları sadece korkutucu yapmıyordu, aynı zamanda kimsenin orada gerçekten kaç kişi olduğunu bilememesi anlamına geliyordu. 5 farklı yerde birbiri ardına 200 kişilik savaşçı grupları göründüğünde, bu IŞİD’in 1000 kişiden oluştuğunu mu gösteriyordu? Ya da 500? Yoksa sadece 200’den biraz daha mı fazla? Buna ek olarak, casuslar aynı zamanda, IŞİD’in liderliğinin sürekli olarak nüfusun nerede zayıf veya bölünmüş ya da nerede yerel çatışmaların olduğu konularında bilgilendirilmesi meselesini sağlama almışlardı. Bu, IŞİD’e ayak basacak sağlam bir yer kazanabilmesi adına kendisini koruyucu bir güç olarak sunması için oldukça önemliydi.
Rakka’nın Ele Geçirilmesi
Rakka, Fırat Nehri’nin çevresinde kurulmuş bir vilayettir. IŞİD fetihlerinin tamamının modelleri buradan gelmiştir. Operasyon ince bir şekilde hazırlanmıştı, gitgide daha vahşi bir halde geldi. Sonunda, IŞİD kendinden daha büyük bir muhalif kitleye çok da büyük bir savaş vermeden galip çıktı. “Hiçbir zaman çok politik olmadık,” diye açıklıyor Rakka’dan Türkiye’ye kaçan doktor. “Dindar da değildik, fazla dua etmezdik.”
Rakka Mart 2013’te isyancıları devirdiğinde, hızlıca bir şehir konseyi seçildi. Hukukçular, doktorlar ve gazeteciler organize oldular. Kadın grupları kuruldu. Özgür Gençlik Kongresi kuruldu. Rakka’da her şey mümkün gibi görünüyordu. Ama şehri bırakıp kaçanların gözünden, bu aynı zamanda bir çöküşün başlangıcıydı.
Hacı Bekir’in planına sadık kalarak, filtreleme safhası, potansiyel lider ya da muhalif olabilecek herkesin tasfiye edilmesi altında gerçekleştirildi. Vurulan ilk kişi, Mayıs 2013’te maskeli adamlarca kaçırılan kent konseyi başkanıydı. Ondan sonra kaybedilen kişi ise önde gelen romancılardan birinin kardeşiydi. İki gün sonra ise, şehir duvarlarına devrim bayrağı çizen bir grubu yöneten kişi ortadan kayboldu.
“Onu kimin kaçırdığına dair bir fikrimiz vardı,” diye açıklıyor arkadaşlarından biri, “ama artık hiç kimsenin bir şey yapacak cesareti kalmamıştı.” Korku sistemi işlemeye başlamıştı. Temmuz ayıyla birlikte, önce düzinelerce, sonra yüzlerce kişi ortadan kayboldu. Bazen bedenleri bulundu ama genellikle hiçbir iz bırakmadan kayboldular. Ağustos’ta, IŞİD askeri liderliği Özgür Suriye Ordusu birlikleri karargâhına, “Halife’nin Torunları’na”, düzinelerce savaşçıyı öldürmek için, intihar bombacıları tarafından sürülen çeşitli araçlar gönderdiler. Diğer isyancılar sadece seyirci kalabildi.
17 Ekim 2013’te, IŞİD tüm sivil liderleri, vaizleri ve hukukçuları şehirde bir toplantıya çağırdı. O dönemlerde, bazıları bunu bir uzlaşma jesti olarak düşündü. 300 toplantıya katılan kişiden sadece ikisi ne düşündüğünü açıkma söyleyerek, devam etmekte olan ele geçirme, kaçırma ve IŞİD tarafından işlenen cinayetlerin yaşandığı bıu sürece karşı olduğunu ifade etti.
İki kişiden biri, sivil haklar aktivisti ve kentte çok iyi tanınan bir gazeteci Muhannad Habayebne’ydı. Beş gün sonra, bağlanmış ve kafasına silahla ateş edilerek infaz edilmiş bir halde bulundu. Arkadaşları cansız bedenini gösteren anonim e-mail’ler aldı. Mesajlar ise sadece bir cümle içeriyordu: “Şimdi arkadaşın için üzgün müsün?” Saatler içinde 20 önde giden muhalefet üyesi Türkiye’ye kaçtı. Rakka’daki devrim sona ermişti.
Kısa bir süre sonra, en büyük aşiretlerden 14 aşiret reisi, Emir Ebu Bekir el-Bağdadi’ye bağlılık yemini etti. Bu törenin görüntü kaydı bile var. İki yıl önce Suriye Başkanı Beşar Esad’a sadakat yemini eden aynı aşiretin Şeyhleriydiler.
Hacı Bekir’in Ölümü
2013’ün sonlarına kadar, her şey IŞİD’nin planlarına uygun şekilde gidiyordu. Ya da en azından Hacı Bekir’in planlarına uygun şekilde… Halifelik, Suriyeli isyacılardan birleşmiş bir direnişle karşılaşmadan köy köy yayılıyordu. İsyancılar daha çok IŞİD’in uğursuz gücü karşısında felç geçişmiş gibi görünüyordu.
Ama IŞİD yandaşları, halk tarafından çok sevilen bir ayaklanma lideri ve doktora 2013 Aralık ayında, öldürünceye kadar şiddetli işkenceler yapınca, beklenmeyen bir şey oldu. Ülke çapında, hem seküler hem de radikal Nusra Cephesi’nden Suriyeli birlikler, IŞİD’le savaşmak içi bir araya geldi. IŞİD’in aynı anda her yere saldırmasını kullanarak, taksitsel avantaj ile İslamcıları talan edebilirlerdi.
Haftalar içinde, IŞİD Suriye’nin kuzeyindeki geniş bölgelere doğru atıldı. IŞİD’in başkenti olan Rakka bile, Irak’tan 1,300 IŞİD savaşçısının geldiğinde, neredeyse düşmüştü. Ama onlar basitçe savaşa yürümediler. Onun yerine daha hilekar bir yol seçtiler, kaçan doktoru geri aradılar. “Rakka’da bir sürü birlik harekete geçti. Kimse onların tam olarak kim olduğunu bilmiyordu. Bir anda isyancı kıyafetleri giymiş bir grup diğer isyancılara ateş etmeye başladı. Herkes kaçışmaya başladı.”
Küçük basit bir maskeli balo, IŞİD savaşçılarının zafere gitmesine yardım etti: sadece siyah kıyafetleri çıkarıp kot ve yelek giydiler. Aynı şeyi Cerablus kentinde de yaptılar. Birkaç kere isyancılar, IŞİD’li intihar bombacılarının sürdüğü araçları bularak, onları göz altına aldılar. Sürücüler şaşkınlıkla şöyle soruyorlardı: “Siz de mi Sünni’siniz? Emirimiz bana Esad ordusundaki kâfirlerden olduğunuzu söylemişti.”
Uzaktan bakınca fotoğraf çok absürd görünmeye başlamıştı: Allah’ın yasaları, Müslümanlara gelecekteki dünya imparatorluğunu ele geçirmeyi mecbur bırakıyordu. Peki bu hangi yolla yapılıyordu? Ninja kıyafetleriyle, ucuz oyunlarla ve kamufle edilmiş casuslukla, misyonerlik ofisleriyle… Ama işe yarıyordu. IŞİD Rakka’da bekliyordu ve kaybettiği toprakları geri kazanmaya hazırdı. Ama büyük plancı Hacı Bekir için artık çok geçti.
Hacı Bekir, IŞİD’in çoktan galip geldiği Tel Rifat adındaki küçük bir şehirde kalıyordu. Ama isyancılar 2014 Ocak’ının sonunda saldırdığında, şehir sadece birkaç saat içinde ikiye bölündü. Bir yarısı hala IŞİD kontrolündeydi, ama diğer yarısı yerel birlikten biri tarafından ele geçirilmişti. Hacı Bekir yanlış yarıda mahsur kalmıştı. Üstelik kimliğini gizlemeyi sürdürdüğü için – IŞİD askeri kuvvetleri tarafından yoğun bir şekilde korunmakta olan diğer tarafa geçmekten de sakınıyordu. Bir süre sonra bir muhbir durumu çevreye bildirdi. “Yan kapıda bir IŞİD şeyhi yaşıyor!” diye bağırdı bir adam. Abdelmalik Habde adındaki bir yerel komutan ve yardımcısı, Bekir’in evine doğru gittiler. Kapıyı hışımla bir kadın açtı ve kaba bir şekilde “Kocam burada değil.” dedi.
Ama arabası evin önünde park edili, diye karşılık verdi isyancılar.
O anda, Hacı Bekir pijamalarıyla kapıda belirdi. Hadbe ona kendileriyle gelmesini buyurdu. Bunun üzerine Bekir giyinmeye gidip geleceğini söyledi. Hayır dedi Hadbe; “Bizimle gel! Hemen!”
Olaya tanık olan iki kişiye göre, onun yaşındaki biri için şaşırtıcı bir hızla Bekir geriye atladı ve kapıyı tekmesiyle kapattı. Ardından bağırmaya başladı: “İntihar kemeri taktım! Hepinizi patlatırım!” Bunun üzerine bir elinde bir Kalaşnikof’la geldi ve ateş etmeye başladı. Ardından Hadbe silahını ateşledi ve Bekir’i öldürdü.
Oradaki kişiler daha sonra kimi öldürdüklerini öğrendiler ve evi aramaya başladılar. Bilgisayarları, pasaportlar, cep telefonu SIM kartlarını, GPS cihazlarını ve en önemlisi, not kâğıtlarını topladılar. Hiçbir yerde Kur’an bulamadılar.
Hacı Bekir ölmüştü ve yerel isyancılar karısını gözaltına almıştı. Daha sonra, isyancılar kadını, Ankara’nın ricasıyla, Türk bir IŞİD rehinesiyle takas ettiler. Bekir’in değerli kağıtları ilk olarak özel bir odada saklanmıştı, aylarca orada kaldılar.
Belgelerin Gizlendiği İkinci Yer
Hacı Bekir’in kurduğu düzen, yaratıcı olmaksızın bile çalışmaya devam ediyordu. Planlarının asıl nokta nokta tam olarak uygulandığı, başka bir belgenin keşfedilmesiyle birlikte onaylanmış oldu. IŞİD Halep’te hızlı bir şekilde karargâhlarını terk etmeye zorlandığında, arşivlerini yakmaya çalışmışlardı, ama Doğu Almanya gizli polislerinin 25 yıl önce karşılaştığı soruna çok benzer bir sorunla karşılaştılar: Çok fazla belgeleri vardı.
Bunlardan bazılarına hiç el sürülmemişti ve o dönemde Halep’in en büyük isyancı gruplarından biri olan el-Tevhid birlikleri ile son buluyordu. Uzun süren müzakerelerin sonunda, grup kâğıtların yayın haklarını (IŞİD casus listesi hariç her şey) SPIEGEL için açmaya karar verdi.
Yüzlerce sayfalık belgelerin incelenmesi, gruba kimliğini gizleyerek sızmaları ve gözetlemeleri içeren oldukça karışık bir sistemi açığa çıkardı. IŞİD aktivistleri isyancı birliklerine ve hükümet milis kuvvetlere atadıkları muhbirleri not ettikleri uzun listeleri muhafaza etmişlerdi. Hatta isyancılar arasında Esad’ın istihbarat servisinden ajan olarak kimlerin olduğu bile yazılıydı.
“Bizim bildiğimizden daha fazla şey biliyorlardı, çok daha fazla,” dedi belgelerden sorumlu kişi. Yeni gelen yabancıların başvurularında kullandıkları detaylı mektuplar da dahil olmak üzere savaşçıların kişisel belgeleri onların arasındaydı, örneğin Ürdünlü Nidal Abu Eysch. Eysch kendine ait tüm terör referanslarını göndermişti; telefon numaralarını ve kendisine karşı açılmış ağır suç davaları… Hobileri; avcılık, boks ve bomba yapımıydı.
IŞİD her şeyi bilmek istiyordu, ama aynı zamanda, grup herkesi doğru hedef olduklarına yönelik kandırmaya çalışıyordu. Örneğin, çok sayfalı bir raporda, IŞİD’in, Suriye’nin kuzeyindeki un değirmenlerini gasp etmelerini meşrulaştırmak için kullanabileceği tüm bahaneler dikkatli bir şekilde listelenmişti. Değirmen işçilerinin dinsiz davranışları gibi, çeşitli bahaneler ileri sürülüyordu. Gerçek ise paketlerin altında saklıydı: stratejik olarak önemli olanaklar olan, endüstriyel fırın, tahıl siloları ve jeneratörlere el konmuştu ve bu donanımlar halifeliğin gayriresmi başkenti Rakka’ya gönderilmişti.
Belgeler Tekrar tekrar ortaya çıkarıyordu ki, IŞİD Hacı Bekir’in planlarının sonucunda kurulabilmişti. Örneğin nüfuzlu ailelerle yapılan evliliklere yönlendirme. Halep’ten gelen belgelerde aynı zamanda, kişisel ihtiyaçların yanında “eş” isteyen 34 savaşçının listesi vardı. Örneğin Ebu Lokman ve Ebu Yahya el-Tunis, bir daire istediklerini yazmışlardı. Ebu Suheib ve Ebu Ahmed Usama yatak odası takımı istiyordu. Ebu el-Baraa el Dimaschqi, tüm eşyalarının tamamlanmasının yanında bir de finansal yardım isterken, Ebu Azmi ise tam otomatik çamaşır makinesi istiyordu.
İttifak Değiştirmek
Ama 2014’ün ilk aylarında, Haci Bekir’den geriye kalan bir başka şey önemli bir rol almaya başladı: Esad’ın istihbarat servisiyle iletişimde olduğu on yıl.
2003’te, Şam rejimi, Saddam Hüseyin’in zaferinden sonra endişelenmeye başlamıştı. ABD Başkanı George W. Bush Esad’ı devirmek için birliklerini göndermeye devam ediyordu. Bunu takip eden yıllarda, Suriye istihbarat yetkilileri Libya, Suudi Arabistan ve Tunus’tan Irak’a el-Kaide için binlerce radikal getirme planı yaptı. İntihar bombacılarının yüzde doksanı, Suriye hattından Irak’a girdi. Suriye generalleri, uluslar arası IŞİD üyeleri ve Saddam’a bağlı eski Irak yetkilileri arasında garip bir ilişki gelişti.
O dönemde, en önemli hedef Irak’taki Amerikalıların hayatını cehenneme çevirmekti. On yıl sonra, Beşar Esad ittifaklarına yeni bir hayat sunmak için farklı bir motivasyon geliştirmişti: kendini dünyaya kötünün iyisi olarak sunmak istiyordu. İslamcı terör korkunçtu, teröristlerden kurtulmak en önemli şeydi. Rejimin IŞİD ile ilişkisi tamamen taktiksel bir çıkar üzerine kurulmuştu. İki taraf da diğerini ileride daha güçlü olacakları varsayımıyla kullanmaya çalışıyordu. Tüm grup rehin almaları dinden dönmüş Şiileri yok etme üzerine kurulu olsa da, IŞİD liderlerinin Esad’dan hava kuvvetleri desteği almakla ilgili bir sorunu yoktu. Ocak 2014’te, IŞİD ve isyancı gruplar arasındaki savaş devam ederken, Suriye jetleri düzenli olarak isyancıların makamlarını ve karargahlarını bombalamaya başladı.
Ocak 2014’te IŞİD ve isyancılar arasındaki savaş sırasıda, IŞİD emirleri savaşçılarına orduya ateş açmaktan uzak durmaları emri verirken, Esad jetleri de sadece isyancıların merkezlerini bombalıyordu.
IŞİD tüm cephanesini isyancılar için kullandı. Sadece birkaç hafta içinde merkezlerine daha fazla intihar bombacısı gönderdi. Bundan önce, yıllar boyu Suriye ordusuna karşı olan hareket, Suriye’den gelen hava saldırıları yardımıyla, kısa zaman içinde kaybettiği toprakları yeniden ele geçirdi.
İttifakların taktiksel değişimlerini anlamak çok zor. Rakka’ya yakın yalıtılmış bir karargah, bir yıldan fazla süredir kuşatma altındaydı. Ama sonra, IŞİD birlikteleri isyancıları burada mağlup etti ve Esad’ın hava kuvvetleri bir kez daha karargahı saldırı korkusu olmadan uçuş talep etmek için kullanabildiler.
Ama bir yıl sonra, IŞİD’in Musul’u işgal etmesinden ve burada depolanan büyük silahları kontrolü ele geçirmesinden sonra, cihatçılar artık, bir zamanlar yardımcıları olanlara saldırmak için yeteri kadar güçlü hissediyorlardı.
Gelecekte Olabilecekler
IŞİD’in geçtiğimiz aylarda bir çok başarısızlığa uğradı. Kobani’de Kürtlerle verdiği savaşta mağlup edildi, Irak kenti Tikrit’i kaybetti… Tüm bunlar, IŞİD’nin sonunun yakın olduğu izlenimi yarattı. Ama böyle iyimser görüşler için henüz erken. IŞİD bir çok savaşçısını kaybetmiş olabilir ama Suriye’de büyümeye devam ediyor.
IŞİD üyelerinin belirli bir bölgeyi yönetme deneyimleri geçmişte başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bunun nedeni genellikle, bir bölgenin ya da bir devletin nasıl yönetilmesi gerektiği konularına ilişkin bilgi eksikliklerinden kaynaklanıyordu. “Halifelik” ile, iktidardaki kişiler, dışarıdan görülenden çok daha istikrarlı ve esnek bir rejim inşa ettiler.
Ebu Bekir el-Bağdadi, resmi olarak lider diye bilinebilir, ama hala ne kadar gücü olduğu bilinmiyor. Her halükarda, El-Kaide’nin lideri tarafından IŞİD ile irtibat kurmak için özel olarak gönderilen bir temsilci arandığından, bu Hacı Bekir ve diğer istihbarat yetkilileriydi; Bağdadi değildi.
IŞİD’in içinde devlet yapıları, bürokrasi ve otorite mevcut. Ama aynı zamanda paralel bir komut yapısı da var: normal taburların yanında elit birlikler; herhangi bir Komutan olan Ebu Ömer el-Şişani’nin yanı sıra ek komutanlar.. Dahası, kararlar bir yasa olarak normalde en yüksek karar verici mekanizma olan Şura Konseyi’nde alınmıyor.
IŞİD, her türlü iç ayaklanmanın farkına varıp onu zaptedebilir. Aynı zamanda, hermitik gözetim yapısı, tebaasının finansal sömürüsü için oldukça kullanışlı.
ABD tarafından yönetilen hava saldırıları petrol kuyularını ve rafinelerini yok edebilirdi. Ama hiç kimse Halifeliğin finansal otoritesinin, IŞİD’in kontrolü altında olan bölgelerde hayatını sürdüren milyonlarca insanın vergi ve harç adı altında paralarını zorla almasını engelleyemedi. IŞİD, casusları ve verileri aracılığıyla bankalar, tapu sicili ofisleri ve sarraflar hakkında her şeyi biliyordu. Kimin hangi eve ve toprağa sahip olduğunu, kimin kaç koyunu olduğunu, kimin ne kadar para kaybettiğini biliyordu. Tebaa mutsuz olabilirdi ama kendi yaşamlarını organize edecekleri alanlar belliydi, ordunun kendisi ve isyancılar.
Batı’nın ilgisi öncelikle terörist saldırılara odaklanmış durumda. Üzerinde çok durulmamış farklı bir senaryo var: Müslümanları kendi içinde, Şiiler ve Sünniler arasında verdikleri savaş. Böyle bir çatışma IŞİD’ın nefret edilen bir terör örgütünden, merkezi iktidar konumuma yükselmesinin önünü açabilir.
Bugün çoktan, Suriye, Irak ve Yemen cephe hatları, bu çizgiyi takip ederek günah çıkarıyorlar. Suriye’de Sunni Afganlarla savaşan Şii Afganlar ve IŞİD, Irak’taki Şii milislere yönelik farklı cepheler alıyor. Bu geçmişten gelme İslam çatışmaları yeniden mi nüksetmeli? Bu çatışmalar olursa Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn ve Lübnan gibi farklı devletlere de sıçrayabilir.
Böyle bir durumda, IŞİD’in kıyamet propagandası gerçeğe dönüşebilir. Bu dümenin suyu ile Allah adına mutlakiyetçi bir diktatörlük kurulabilir.

Hakkında Akademi Portal

Akademi Portal

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Güvenlik *