Anasayfa / Manşet / İnce Hastalık: Verem hastalığının 8 belirtisine dikkat
İnce Hastalık: Verem hastalığının 8 belirtisine dikkat

İnce Hastalık: Verem hastalığının 8 belirtisine dikkat

Halk arasında bilinen adıyla verem, kendisini fark ettirmeden ilerleyen ve dünyada hala en çok ölüme sebep olan hastalıklardan biri olarak bilinmektedir.

Ülkemizde “İnce hastalık” adıyla da bilinen tüberküloz, solunum yoluyla kolayca bulaşabilmektedir.

Tıklayın-Verem hastalığının 8 belirtisi

Tıklayın-Verem hastalığının 8 belirtisi

Tüberküloz bakterisinin kişi bağışıklığının en zayıf anını kollayarak hastalık yaptığını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Soysal, 1 – 7 Ocak Verem Savaş Haftası nedeniyle tüberküloz hastalığının bulaşma yollarına dikkat çekti:

SADECE SOLUNUM YOLUYLA BULAŞIR

“Tüberküloz “ Mycobacterium tuberculosis” ismi verilen ve solunum yoluyla bulaşan bir basilin (mikrop) neden olduğu bir enfeksiyon hastalığıdır. Sadece damlacık enfeksiyonuyla bulaşır, bunun dışında kişinin kullandığı havlu, çatal, bıçak, ya da yiyeceklerle bulaşmamaktadır. Hasta olan kişi normal konuşurken, öksürürken ve ya hapşırdığında ortama yayılan damlacıkların, solunum yoluyla karşı taraftaki kişi tarafından alınması sonucunda o kişi tüberküloz mikrobuyla karşılaşmaktadır. Fakat enfeksiyonu alan her kişide hastalık gelişmez. Aslında toplum içerisinde her insan bir şekilde tüberküloz bakterisine maruz kalmaktadır ama herkes hasta olmamaktadır. Enfeksiyonun vücutta olması ve hasta olmak farkı durumlardır. Enfekte olmak tüberküloz mikrobunu solunum yoluyla almak, hasta olmaksa o solunum yoluyla alınan mikrobun vücutta hastalık yapmasıdır.”

BESLENME BOZUKLUĞU VE STRES VEREME DAVETİYE ÇIKARIYOR

Tüberküloz hastalığının ortaya çıkması için kişinin vücut direncinin düşmesi gerektiğini vurgulayan ve “Vücut direnci yeterliyse vücut o enfeksiyonu alır, kendi bağışıklık sistemiyle o mikrobu sınırlandırır” diyen Dr. Soysal, şöyle devam etti:

“Mikrop vücutta bulunur ama hastalığa neden olmaz. Fakat kişinin vücut direnci düşükse o zaman organlara saldırır ve hastalık ortaya çıkmaktadır. Yaşlılar ve çocuklar vücut dirençleri daha düşük olduğu için hastalığa açıktır. Uykusuzluk, beslenme bozukluğu, stres, içki ve sigara gibi etkenlerde vücut direncini düşürmektedir. Bunların dışında operasyon geçirenler, böbrek, karaciğer, kalp hastaları ve diyabetliler, KOAH, astım gibi rahatsızlıkları olan hastalar ayrıca kortizon ve kanser ilaçları kullanan kişilerde tüberküloza yakalanma riski bulunmaktadır.”

BU BELİRTİLERE DİKKAT!

Tüberkülozun çok sinsi ilerleyebildiğini, aylar boyunca belirtilerinin anlaşılmayabileceğini vurgulayan Dr. Soysal, hastalığın belirtileri, tanısı ve tedavi yöntemleri hakkında ise şu bilgileri verdi:

“Halsizlik, yorgunluk, ufak, kuru, gıcık tarzında öksürükler olabilir bazen bu öksürükler alerji ya da astım öksürüğü gibi yorumlanabilmektedir. Belirtiler hafif başlar ve yavaş yavaş ilerler. Dolayısıyla aylar boyunca belirtiler fark edilememektedir. Eğer tüberküloz hastalığı akciğerde bir yara şeklinde ise kanlı balgam ya da direk öksürükle kan gelmesiyle de kendini gösterebilmektedir. En belirgin belirtiler şöyledir:

Uzun süren kuru öksürük.

Göğüs ağrıları.

İştahsızlık.

Akşamları yükselen ateş.

Halsizlik.

Kilo kaybı.

İleri vakalarda nefes darlığı.

Öksürükle ağızdan kan gelmesi

MODERN YÖNTEMLERLE TANISI KOYULABİLİYOR

Tüberkülozun teşhisi kolay koyulamamaktadır. İlerlemesi sinsi olduğu gibi tetkiklerde de çok önemli bir bulgu vermeyebilmektedir. Tüberküloz olduğunu düşünülen bir hastaya önce sedimantasyon başta olmak üzere bir takım kan tetkikleri istenmektedir. Daha sonra akciğer grafisi ve akciğer tomografisi çekilmektedir. Fakat aslında tüberkülozun yüzde yüz teşhisini koyduran şey balgam da mikrop saptanmasıdır. Eğer hasta balgam çıkaramıyorsa ve diğer testlerle de sonuç alınamıyorsa bronkoskopiyle girilip hastalık düşünülen alanlardan örnekler alınmakta ve mikrop bu örneklerde aranmaktadır. PPD testi ise tüberküloz testi olarak bilinir ancak tüberküloz teşhisi konulmasını sağlamaz. Yalnızca kişinin tüberküloz mikrobuyla karşılaşıldığını göstermektedir. Ülkemiz koşullarında birçok insanda bu testin sonucu pozitiftir.

SADECE AKCİĞERİ DEĞİL BÜTÜN ORGANLARI ETKİLEYEBİLİR

Tüberküloz solunum yoluyla alındığı için en sık akciğerlerde hastalık yapar, ama bunun dışında vücudun diğer bütün organlarında tüberküloz hastalığına yol açabilmektedir. Böbrek karaciğer, dalak, göz, beyin zarında yani bütün organlarda görülebilmektedir. Çocuklarda ise özellikle tüberküloz menenjitler şekline ortaya çıkmaktadır. Ayrıca mediasten adı verilen akciğer ve kalbin bulunduğu boşluk içerisindeki lenf bezlerini ya da bütün vücuttaki lenf bezlerini de tutabilmektedir. Boğaz bölgesine yerleşen Larenks tüberkülozu da hastalığın en sık bulaşan türlerindendir. Akciğer zarında sıvı toplaması, iltihap ya da yine akciğerde kavite de denilen yara şeklinde olabilmektedir.

TEDAVİ SÜRESİ EN AZ 6 AYDIR

Tüberküloz tedavisi özel antibiyotiklerle yapılmaktadır. Bu antibiyotikler zatürre ve ya da normal üşütmeler için kullanılan antibiyotikler değildir. Tüberküloz mikrobuna etki eden 4 çeşit antibiyotik bulunmaktadır ve bu ilaçlar uygun doz ve sürede kullanılmak zorundadır. Tüberküloz tedavisi en az 6 ay sürmektedir, doktorun yönlendirmesi ile bu süre daha da uzayabilmektedir. Kullanılan ilaçların takibi çok önemlidir. Verem savaş dispanserlerinde tedavi takibi yapılmaktadır.

KORUNMAK İÇİN EVİNİZE GÜNEŞ VE TEMİZ HAVA GİRSİN

Tüberkülozun ve diğer akciğer hastalıklarının iyileşmesinde en önemlisi istirahattir. Doğru beslenme ve uyku düzeninin önemi çok büyüktür. Bol sıvı tüketilmelidir. Sigaradan ve alkolden uzak durulması gerekmektedir. Aslında tedavide esas olan kişinin ilaçlarını her gün uygun dozda ve düzenli olarak içmesidir. Temiz hava da çok önemlidir. Tüberküloz hastalarının evinin iyi havalandırılması gerekmektedir. Güneş ışınları da tüberküloz mikrobunu öldürmektedir. Havasız ve oksijeni az yerlerde bu mikrop daha çabuk çoğalmaktadır.

EKSİK TEDAVİ TÜBERKÜLOZ HASTALIĞINI DİRENÇLİ HALE GETİRİR

Bazen ilaca dirençli tüberküloz enfeksiyonları ortaya çıkabilmektedir. Yanlış ya da eksik ilaçlarla ve yetersiz sürede tedavi gören kişi tam iyileşemez ve mikrop tekrar etkinleşir, böylelikle hastalık ilaçlara dirençli hale gelmektedir. Dirençli hale gelen mikroplar başkalarına bulaşarak bu hastalığı yaymaktadırlar. Eğer kişi ilaca direnç gösteren bir mikropla hastalandıysa o zaman normal tedavide kullanılan temel 4 ilaç yetmeyebilir. İlaca dirençli mikroplar için etkili ilave bir takım ilaçlara ihtiyaç olmaktadır. Normal tedaviyle geçmeyen tüberküloz hastalığında ilaç direnç testleri yapılarak mikrobun ilaçlara direncini görüp ona göre uygun ilaç değişimleri yapmak gerekmektedir.”

Akademi Portal Sağlık

 

Cinsel yolla bulaşan HPV kansere yol açabilir!

Giderek yaygınlaşan kadın kanserlerinin en büyük etkenlerinden biri de HPV. 200’den fazla türü bulunan bu virüs cinsel yolla bulaşıyor. HPV, rahim ağzı, dil ve bademcik kanseri gibi birçok kansere yol açabiliyor ve kanser, HPV alındıktan yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Uzmanlar ise HPV kaynaklı hastalıkların çoğunun HPV aşısıyla engellenebileceğini söylüyor.

Tıklayın- HPV kansere yol açabilir

Tıklayın- HPV kansere yol açabilir

Gerek dünyada gerekse ülkemizde milyonlarca kişide bulunan HPV (insan papilloma virüsü), her yıl daha da yaygınlaşıyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Turan, “Cinsel yolla bulaşan HPV öylesine yaygın bir virüs ki, HPV taşıyan biriyle vajinal, anal veya oral cinsel temas yapılırsa bulaşma olabilir. Enfekte olmuş birisiyle cinsel temastan sonra belirtiler hemen ortaya çıkabileceği gibi, yıllar sonra da gelişebilir. Bu nedenle virüsün ne zaman bulaştığını anlamak güçtür” diyor.

Cinsel yolla bulaşan en yaygın enfeksiyon olan HPV’nin 200’den fazla türü bulunurken, dünyada milyonlarca kişi, çoğu gençliğin sonlarında ve 20’li yaşların başında, halen HPV taşıyor.

SİĞİLLERDEN KANSERE!

HPV bazı kişilerde bağışıklık sisteminin etkisiyle kendiliğinden kaybolup sağlık sorununa yol açmazken, milyonlarca kişide ise genital siğiller ve çeşitli kanserlere yol açabiliyor. Prof. Dr. Cem Turan, “HPV bulaşmış olsa bile, çoğu kişide bağışıklık sisteminin etkisiyle kendiliğinden kaybolur ve herhangi bir sağlık problemine neden olmaz. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişiler HPV ile mücadelede şanslı olamıyor. HPV kaybolmazsa, genital siğiller ve kanser gibi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bir kadın doğum hekimi genital bölgeye bakarak siğilleri teşhis edebilir” diyor. * ABD’de yapılan bir araştırmada cinsel yönden aktif olan 100 çocuktan birinde herhangi bir zamanda genital siğil olduğunun rapor edildiğini belirten Prof. Dr. Cem Turan, aynı araştırmaya göre her yıl dünyada yaklaşık 5 milyon kişiye HPV ve genital siğil teşhisi, 1.5 milyon kadına da serviks kanseri (rahim ağzı kanseri) teşhisi konulduğunu söylüyor.

ÖNLEM ALMAK, TEDAVİDEN DAHA ETKİLİ!

HPV; vulva (dış genital bölge), vajina, penis veya anüs (makat) kanseri dahil olmak üzere özellikle ve öncelikle serviks (rahim ağzı) ya da rahim boynu, dil ve bademcik kanseri dahil olmak üzere boğazın arkasında kansere neden olabiliyor. Virüsün kendisi için kesin bir tedavi şekli olmadığını, HPV’nin neden olabileceği sağlık sorunları için tedaviler olduğunu belirten Prof. Dr. Cem Turan, “Tedavi edilmeden bırakılırsa, genital siğiller kaybolabilir, aynı kalır veya boyut ya da sayı olarak büyür. Rutin Pap smear testleri yaptıran ve gerektiğinde takip edilen kadınlarda, kanser gelişmeden önce sorunlar tespit edilebilir. Önlemek, her zaman tedaviden daha etkilidir. HPV kaynaklı hastalıkların çoğu, piyasada iki çeşidi bulunan HPV aşıları tarafından engellenebilir” diye konuşuyor.

AŞI İLE KORUNMAK MÜMKÜN MÜ?

HPV riskinin aşı ile en aza indirilebileceğini, HPV aşısının güvenli ve etkili olduğunu söyleyen Turan, “Ulusal ve uluslararası sağlık kuruluşları HPV kaynaklı kanserlerden korunmak için 11-12 yaş arasındaki tüm erkek ve kızlara iki veya üç doz HPV aşısı yaptırmalarını önerir. Eğer daha önce aşı yapılmadıysa, erkekler için 21 yaşına kadar, kadınlar için de 26 yaşına kadar HPV aşısı yapılabilir” ifadesini kullanıyor.

21-65 yaş arasındaki kadınlarda rutin taramanın (smear ve gerekirse HPV tarama testi) rahim ağzı kanserini önleyebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Cem Turan “Cinsel yönden aktifseniz her cinsel temasta kondom kullanın. Bu, virüs riskini düşürse de, HPV prezervatifin kapsamadığı bölgelere bulaşabilir; bu nedenle prezervatifler HPV’ye karşı tamamen korumayabilir. Karşılıklı bir şekilde tek eşlilik ilişkisinde olun” diyor.

Akademi Portal Sağlık

 

DİŞ HASSASİYETİ VE BİLİNMEYENLERİ

Soğuk veya sıcak, tatlı ya da ekşi yiyecek ve içeceklerin dişlerde yarattığı rahatsızlık duygusu genellikle pek önemsenmiyor ve göz ardı ediliyor.

Tıklayın- Diş hassasiyeti yaratan 9 neden

Tıklayın- Diş hassasiyeti yaratan 9 neden

Diş uzmanları ise dikkate alınmayan ve tedavisi geciken diş hassasiyetinin yeme -içme keyfini kâbusa çevirebileceğini söylüyor.

Halk arasında diş kamaşması olarak da adlandırılan diş hassasiyeti, dişleri kaplayan dentin tabakasının zarar görmesi sonucu ortaya çıkıyor.

Diş köklerinin diş eti ile kaplı olduğunu ancak diş etlerinin çekilmesi ile birlikte dişin tamamen ortaya çıktığını söyleyen Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, bu şekilde de sıcak, soğuk, tatlı ve ekşi besinler tüketildiğinde dişlerde ani bir tepki ve sinir uyarılmalarının meydana geldiğini söyledi.

“Bu durum özellikle sıcak gıdanın ardından soğuk bir şey yenmesi ya da içilmesinden sonra daha fazla hissedilir” diyen Kışlaoğlu, diş hassasiyetine sebep olan 9 faktörü anlattı, diş hassasiyetinden korunmak için yapılacakları şöyle aktardı:

NELER DİŞ HASSASİYETİNE YOL AÇAR?

-Diş eti Çekilmesi:

Diş etlerinin çekilmesi dişlerin dentin tabakasının ortaya çıkmasına sebep olur. Bu şekilde koruyucu tabakanın zarar görmesi diş hassasiyetini arttırır.

-Dişlerin Sert Fırçalanması: Dişlerin sert ve hızlı fırçalanması ile diş etleri zarar görür. Dişlerin dentin ve enamel adlı tabakaların aşınmasına neden olur.

-Diş Gıcırdatma: Dişlerin bir birbirine sürtünmesi ile birlikte dişin enamel tabaksı zarar görür ve dişler hassaslaşır. Buna bağlı olarak ta sinir uçları daha fazla acı hisseder.

-Diş iltihapları: Dişler üzerinde kalan tartar ve bakterilerden oluşan iltihaplar diş etine zarar verir. Şiş olan diş etleri zarar görerek diş kökünü destekleme ve koruma özelliğini kaybeder.

-Diş plakları: Diş köklerine yakın bölgelerde birken plak ve tartarlar diş hassasiyetine neden olur.

-Diş Beyazlatma Ürünleri: Piyasada satılan peroksitli ve sodalı malzemelerden yapılmış olan diş beyazlatıcılar da diş hassasiyetine sebep verir.

-Kırık ve çürük dişler: Ağız içerisinde oluşan kırık ve dişlerdeki çürükler de diş ve diş etlerinde hassasiyete neden olur. Bu sebeple diş sağlığı için mutlaka rutin kontrollere gidilmelidir.

-Asitli yiyecek ve içerecekler: İçerisinde asit bulunan asitli yiyecek ve içecekler dişlerin enamel tabakasını eriterek zarar verir. Bu nedenle limon, narenciye veya meşrubat gibi ürünler kişilerde diş hassasiyetine neden olur.

-Ağız çalkalama solüsyonları: Piyasada satılan asit içerikli solüsyonlar diş hassasiyetine sebep olabilir.

DİŞ HASSASİYETİNDEN KORUNMAK İÇİN BUNLARA DİKKAT!

-Dişlerinize yumuşak diş fırçalarını kullanın ve sert değil daha yumuşak -hareketlerle dişlerinizi fırçalayın.* -Ağız içi ve diş temizliğinize dikkat edin.

-Hassas dişler için üretilmiş diş macunlarını kullanın.

-Florlu diş bakım ürünlerini kullanın.

-Yediğiniz ve içtiğiniz gıdalara dikkat edin.

-Sıcak ve soğuk gıdaları birlikte tüketmeyin.

-Rutin olarak diş kontrollerinizi yaptırın.

DİŞ HASSASİYETİ İÇİN HANGİ İŞLEMLER UYGULANABİLİR?

Dişlerin açığa çıkan yüzeyleri düzeltilebilir.

-Diş etlerine müdahaleler yapılabilir.

-Dişlerde tartar ve plaklar varsa temizlenebilir.

-Dişlerin eksilen tabakalarına dolgu malzemeleriyle yenileme işlemi yapılabilir.

-Diş gıcırdamasına sebep olan sorunlar giderilebilir.

Akademi Portal Bilgi Paylaşım Portalı

 

Diyalize mahkum olmamak için dikkat

Böbrek yetmezliği Türkiye’de organ nakli gerektiren sorunların başında geliyor.

Tıklayın- Böbrekleri tüketen 10 neden

Tıklayın- Böbrekleri tüketen 10 neden

Böbrek nakli için sıra bekleyenlerin bir kısmı uygun donör bulunmasıyla rahat nefes alabiliyor ama çok önemli bir bölümü hayatını diyaliz makinelerine bağlı geçirmek zorunda kalıyor. Uzmanların uyarısı ise “böbreklerinizi sağlıklıyken koruma altına alın, diyalize mahkum olmayın”

Türk Nefroloji Derneği verilerine göre, Türkiye’de böbrek hastalığı tanısıyla izlenen 74. 475 bin hasta var. Böbrek nakli bekleme listesinde ise 22 bin hasta bulunuyor. Antalya’da yapılan 34. Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Kongresinde, Ntv’ye verdiği özel açıklamada bulunan Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Siren Sezer’e göre, mevcut nakil sayısı ile bu rakamı eritmek mümkün değil. Böbrek naklinin bu denli yetersiz olmasının ve ihtiyacı karşılayamamasının nedeni ise kadavradan organ bağışının azlığı.

Böbrek yetmezliği geliştikten sonra sıkıntılı bir tedavi süreci başlıyor. İlaçlar, diyalizler, ameliyatlar derken ancak uygun donörle karşılaşabilenlerin yüzü gülüyor. Bu nedenle böbreklerin kıymetini sağlıklıyken bilmek, böbreklere zarar veren davranışlardan kaçınmak büyük önem taşıyor.

Dr. Sezer’in verdiği bilgiye göre, böbreklere zarar veren ve yetmezliğe götüren 10 önemli neden ise şöyle:

– Diyabet hastalığı

-Hipertansiyon

-Ateroskleroz (damar sertliği)

-Çok tuz tüketmek

-Obezite ve sağlıksız beslenme

-Miktarı az ve düzensiz su içme alışkanlığı

-Bilinçsiz bitkisel ürünler tüketmek

-Yoğun ağrı kesici kullanmak

-Boşaltım problemleri, gençlerde idrar tutma alışkanlığı, yaşlılarda prostat büyümesi ve mesane problemleri.

– Sigara içmek

 

Akademi Portal Sağlık 

 

 

BÖBREK HASTALIĞI BU BELİRTİLERLE SİNYAL VERİYOR

İnce Hastalık: Verem hastalığının 8 belirtisine dikkat

Böbrek yetmezliği genellikle sinsi ve yavaş geliştiği için tanıda gecikme oluyor. En belirgin belirtiler ise gece birden fazla idrara çıkma, yeni başlayan veya şiddeti artan kan basıncı yüksekliği, bacaklarda ve göz kapaklarında şişme, cilt döküntüsü, idrar yaparken zorlanma, idrarda renk, koku değişiklikleri, köpük varlığı. Böbrek fonksiyonu bozuldukça buna halsizlik, sabahları bulantı ve kusma, kişilik değişiklikleri ve kaşıntı gibi belirtiler de ekleniyor.

ÜLKEMİZDE BÖBREK HASTALIĞI FARKINDALIĞI ÇOK DÜŞÜK

Böbrek hastalıklarının erkeklerde daha fazla görüldüğünü, Türkiye’de erişkin nüfusta böbrek hastası olma oranının ise %15 olduğunu dile getiren Prof. Sezer, “Bu, her 6-7 erişkinden birine denk gelmektedir. 100 erişkinin 33’ünde hipertansiyon, yine 33’ünde obezite, 14’ünde şeker, 15’inde böbrek yetmezliği mevcuttur. Böbrek hastası olduğunun farkında olma oranı ise %5’lerde kalmaktadır” diyerek toplumdaki böbrek hastalığı farkındalığının yeterli olmadığına vurgu yaptı.

BÖBREK SAĞLIĞI NASIL KORUNUR?

1-Hareket arttırılmalı, kiloya dikkat edilmeli.

2-Kan şekeri kontrol altında tutulmalı.

3-Kan basıncı ölçtürülmeli, yüksekse uygun tedavi için hekime başvurulmalı.

4-Sağlıklı beslenme tercih edilmeli. (Sebze, meyveden zengin, az tuzlu, şekerden uzak, dengeli bir diyet. En ideali Akdeniz tipi beslenme)

5- Düzenli ve yeterli sıvı alınmalı, en iyi sıvının su olduğu unutulmamalı.
6-Sigara içilmemeli.

7- Rastgele ilaç kullanımından veya bitkisel ürünlerden uzak durulmalı.

BÖBREK FONKSİYON TESTİNİ KİMLER YAPTIRMALI?

Böbrek sağlığını korumak için dikkat edilecek noktaları bu şekilde sıralayan Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Siren Sezer, 50 yaşın üzerindekilerin, hipertansiyon, şeker, kalp hastalarının, aşırı kiloluların, ailesinde böbrek hastalığı bulunanların, böbrek taşı, sık idrar yolu iltihabı, prostat büyüklüğü gibi ürolojik problemleri olanlar ile böbreğe zarar verebilecek ilaç kullananların böbrek fonksiyon testi yaptırmasının uygun olduğunu sözlerine ekledi.

Balığın faydasını artıracak 6 önemli öneri

Hafızayı, kemikleri ve gözleri kuvvetlendirmesinden Alzheimer riskini ve kötü kolesterolü düşürmesine dek birçok faydası bulunan balık, özellikle de bugünlerde mevsim geçişi nedeniyle yaygınlaşan enfeksiyonlara karşı vücut direncini artırmada etkili rol oynuyor. Ancak uzmanlara göre, balığın sağlık etkisini artırmak için bazı noktalara özen göstermekte fayda var.

İnce Hastalık: Verem hastalığının 8 belirtisine dikkat

Sağlık üzerinde çok yönlü etkisi olan balığın mutlaka haftada iki kez tüketilmesi gerektiğini belirten Beslenme, Diyet ve Fitoterapi Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili, en yüksek faydayı sağlayabilmek için de doğru hazırlanması ve doğru tüketilmesinin önemini vurguluyor.

Balığın faydalarını hatırlatan Bilgili, 6 önemli öneride bulunarak sağlıklı pişirme tarifleri verdi. İşte balığın yararını artıracak o noktalar:

Kızartmayın

Balığı asla kızartmayın çünkü kızartıldığında ağırlığının yarısı kadar yağ çeker, besin değerini kaybeder ve kalori miktarı artar. Izgara yapmak, fırınlamak veya sebzelerle birlikte buharda pişirmek besin değerlerini korumasını sağlar

Yeşil salata ile tüketin

Balıkta en az bulunan vitamin C vitamini. Bu nedenle balığın yanında yeşil salata tüketmeyi tercih edin. Özellikle bol limonlu bir yeşil salata balıktaki C vitamini açığını da lezzetli şekilde kapatan çok iyi bir seçim olacak.

Haftada iki kez mutlaka yiyin

Haftada iki kez düzenli olarak balık tüketmeyi ihmal etmeyin. Balık sayesinde hem kalbinizi ve sağlığınızı koruyacak hem de yükselen kolesterolle hiç çaba sarf etmeden başa çıkabileceksiniz. Vücudun kış aylarında daha fazla ihtiyaç duyduğu A, B1, B2 ve D vitaminlerini düzenli balık tüketimi ile karşılayabileceksiniz. Çocuklarınızı da hem bağışıklıklarını güçlendirmek hem de fiziksel ve zihinsel gelişimlerini desteklemek için balık yemeye teşvik edin.

Küçük balıkları kılçığıyla tüketin

Balığın kılçığında bulunan yüksek miktardaki kalsiyum ve fosfor kemiklerin sağlığı ve dayanıklılığı bakımından son derece önemli. Bu nedenle özellikle kemik erimesi sorunu yaşayanların, hamsi gibi küçük balıkları kılçığıyla tüketmesinde fayda var.

Mutlaka limon sıkın

Balığı gerek hazırlarken gerekse tüketirken mutlaka limon sıkın. Limonun içinde bulunan antioksidanlar ve C vitamini balıktaki omega 3’ün vücuttaki kullanımını artırıyor.

Çok fazla pişirmeyin

Balıkları çok fazla pişirmek protein kaybına neden olur ve balıktaki proteinin vücudumuz için bir yararı kalmaz. Bu sebeple balıkları hafif sulu kalacak şekilde pişirmek gerekiyor.

4 BALIK BOL FAYDA!

Uskumru: Yağlı bir balık olan uskumru, diğer balıklara göre daha fazla B12 ve D vitamini içeriyor. D vitamini içeriği ile kemikleri güçlendirirken, 100 gr. uskumru tüketen bir kişi, bir haftada alması gereken B12 ihtiyacının tamamını karşılıyor; bu sayede düşünme ve algılamada zorlanma ve depresyon etkileri ortadan kalkabiliyor. Omega 3 yağ asidi açısından da zengin olan uskumru; bilişsel, zihinsel ve fiziksel fonksiyonlar için son derece faydalı.

Palamut: Vücutta üretilmeyen, dışarıdan besinlerle vücuda alınması gereken, çoklu doymamış yağ asitleri olan EPA ve DHA’dan en zengin olan balıkların başında gelen palamut; içeriğindeki sülfür, fosfor ve vanadyum sayesinde bir türlü kapanmayan yaraların kapanmasına yardımcı oluyor. Yüksek protein ve D vitamine sahip olan palamut, kanın damarda daha akışkan olmasını sağlıyor, kan dolaşımını iyileştiriyor. Ancak kızartma yerine fırında yapmak sağlıklı olanı.

Lüfer: Kilo kontrolünü sağlamaya çalışanlar için birebir olan lüferin 100 gramı sadece 144 kalori. İçerisinde yüzde 69 oranında protein bulunan lüferin yine 100 gramı, bir yetişkinin günlük alması gereken omega-3 miktarına eşit. Zengin içeriği ile kalp sağlığını destekleyen, magnezyum sayesinde kalp ritmini düzenleyen lüferde, atar damar sağlığı için önemli potasyum ve yüksek düzeyde antioksidan etkiye sahip olan selenyum bulunuyor.

Hamsi: Yağda eriyen A ve D vitaminleri yönünden oldukça zengin olan, içerdiği doymamış yağ asitleri sayesinde kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyan hamsi, yapılan araştırmalara göre ani kalp ölümlerini azaltıyor. Kılçığı ile yenilen bir balık olan hamsi içeriğindeki kalsiyum ve magnezyum ile kemik ve dişlerin gelişiminde önemli rol oynadığından bebek ve çocukların yemesi çok önemli. Ancak kızartmadan kaçının.

Hamsi Buğulama Tarifi: Hamsileri ayıklayın, yıkayıp, süzün. İri halka şeklinde doğradığınız soğanları fırın kabına yerleştirin ve karabiber serpin. Hamsileri yan yana sıralayıp üstüne yine halka şeklinde doğranmış domatesleri yerleştirin. Limon suyu, zeytinyağı ve karabiberi çırpıp balıkların üzerine dökün. 175 derecelik fırında 25 dakika pişirin.

Güveçte Lüfer Tarifi: Lüferi 1 çorba kaşığı zeytinyağı ile sıvayın. Patatesleri yarım ay şeklinde kesip güvece dizin, yarım limonu halka şeklinde kesip patateslerin üzerine koyun. Lüferleri birbirine ters bakacak şekilde yerleştirin. Domatesleri 4’de dilimleyip yerleştirin. Biberleri halka şeklinde kesip güvece yerleştirin. Az su ekleyip fırına verin.

Uskumru Izgara Tarifi: Yağlı bir balık olan uskumrunun içini temizledikten sonra bıçak yardımıyla kuyruk kısmından başlayarak, kılçık paralelinde uzunlamasına başa doğru fileto olarak ikiye ayırın. Zeytinyağı ile yağlayarak ızgara üzerinde alt üst ederek pişirin. Piştikten sonra maydanoz ve limonla servis edebilirsiniz.

 

 

ANA SAYFA | Haber | Dünya | Bilim | Teknoloji | Sağlık-Yaşam

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın

Hakkında Akademi Portal

Akademi Portal

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Güvenlik *