Anasayfa / Dünya / Economist Dergisi: ‘İşkence Türkiye’ye Geri Dönüyor’
Economist Dergisi: 'İşkence Türkiye'ye Geri Dönüyor'

Economist Dergisi: ‘İşkence Türkiye’ye Geri Dönüyor’

Economist Dergisi: ‘İşkence Türkiye’ye Geri Dönüyor’

Economist dergisi, yeni sayısında “İşkence Türkiye’ye geri döndü” ve “Türkiye’nin Cumhurbaşkanı bin yıllık bir savaşı çağırdı” başlıklarını taşıyan iki makaleye yer verdi.

“Tülay Yer-Çelik, maskeli özel operasyon güçlerinin Diyarbakır’daki evlerine bir Aralık akşamı girdiğini söylüyor. İki saat boyunca Yer-Çelik, bir aylık oğlu ve kayınvalidesi ile yan odada görevlilerin kocası Ömer’i dövmesini dinledi. Şiddet ancak polis gelince sona erdi.

“İşkence Türkiye’ye geri döndü” ismli makale şöyle:

“Kürtlere yakın olan, geçen yılın kanlı darbe girişiminden beri kapatılan 150 haber kurumundan biri olan Dicle Haber Ajansı’nın gazetecisi olan Çelik, iki hafta Diyarbakır’da tutuldu. Sonra hala kaldığı İstanbul’daki yüksek korunaklı hapishaneye getirildi.

“Haziran’ın sonunda ortaya çıkan iddianameye göre suçu enerji bakanının hacklenen mailleriyle ilgili haber yapmaktı. 16 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya.”

Dergideki yazı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin 2000’li yıllarda ‘işkenceye sıfır tolerans’ politikası güttüğünü, ancak ‘geçen yılki darbe girişimi ve Kürtlere yürütülen operasyonlar kapsamında toleransın geri geldiğini’ öne sürüyor.

‘2015 itibariyle işkence geri döndü’

İnsan hakları örgütlerinin gözaltı merkezlerinde “dayak, işkence, tecavüz ve tecavüz tehditleri” görüldüğüne yönelik kaleme alınan raporlardan bahsediliyor.

Bir Birleşmiş Milletler yetkilisinin geçen yıl bu durumların ‘geniş bir şekilde’ görüldüğü yorumu yaptığına dikkat çekiliyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün ise Gülen cemaatiyle ilişkili dört kişinin kaçırılması iddialarının araştırılması talepleri dile getiriliyor.

“Kaçırılan dört kişiden biri, altı hafta sonra geçen hafta gözaltında ortaya çıktı. O zamandan beri de güvenlik güçlerinin kendisini işkence uyguladığını iddia ediyor.

Türk yetkililer ise bu iddiaları püskürterek ‘işkence olmadığını’ öne sürüyor” denilen makalede benzer vakaların Güneydoğu’da da görüldüğü belirtiliyor:

“5 Ağustos’ta Şapatan yakınlarında bir polisin öldürülmesi üzerine güvenlik güçleri bir Kürt köyünde onlarca insanı evlerinden çıkararak meydan dayağı attı. Bölgeyi bir gün sonra ziyaret eden Kürt politikacılara göre 36 kişi gözaltına alındı, çoğu hortum ve metal çubuklarla dövüldü. Bir polis görevinden alınsa da bu konuyla ilgili soruşturmalar çok görülmüyor.”

Uluslararası Af Örgütü’nden Andrew Gardner ise dergiye yaptığı açıklamada, “Sadece birkaç yıl önce iktidardaki AKP işkenceyi bitirdiğini söyleyebilirdi, ancak 2015 yılı itibariyle tekrar devreye girdi” dedi.

Bu duruma uluslararası cevabın ise ‘cılız’ kaldığı aktarılıyor.

İşkence iddialarını araştıran insan hakları aktivistleri ve gazetecilerin ise tehlikeye girdiği söyleniyor.

Makale, “Şapatan köylülerinin sırtlarının yaralı olduğu fotoğrafları sosyal medyada ortaya çıktığında, valinin ofisi işkence görmediklerini öne sürdü. Haberlerin ise ‘terörist propaganda’ olduğu söylendi” diyerek bitiyor.

 Gözaltına Alındınız Ne Yapacaksınız?

1998’de yayınlanan “Gözaltına Alındınız Ne Yapacaksınız” adlı kitapçıktan alınmıştır.

Türkiye’de binlerce kişi polis ve jandarmanın fiziki ve psikolojik işkencesiyle karşılaşmıştır.

Adli ve siyasi nedenlerle gözaltında işkenceye maruz kalma bir yana bırakılırsa dahi sıradan nedenlerle karakola düşen birçok insan işkenceyle karşılaşmıştır. Zira ülkemizde işkencenin sistemli uygulanan bir devlet politikası olduğunu herkes bilmektedir.

Herhangi bir köyün veya kasabanın küçük karakolunda, emniyet müdürlüklerinden, şubelerine kadar işkence yaygın olarak yapılmaktadır.

Gözaltına alınma sırasında küfür, hakaret, tehdit ile başlayan psikolojik işkence giderek en hafifinden kaba dayak, askı, elektrik, haya burma, tecavüz ve cinsel taciz, tazyikli su, buza yatırma vb… ile sürer gider.

Çoğu kez duymuş ve tv’den de izlemişsinizdir. Karakola herhangi bir şey sormak için giden sıradan vatandaş bile işkence görebilmiştir.

Ya da sokak ortasında bir polisle tartıştı diye hastanelik edilen vatandaşın öyküsünü duymayan yok gibidir. Bunlar gibi onlarca örnek sayılabilir.

Adli ya da siyasi nedenlerle gözaltına alınanlar içinse işkence görmek genel bir kural haline gelmiştir.

Adli nedenlerle gözaltına alınanlar için herhangi bir suçu kabul ettirmek için, işkence gibi temel bir yöntem olmakla birlikte, bunun yanında çoğu adli olaylarda polisler rüşvetle iş yaparlar. Kaldı ki, hırsızlık, dolandırıcılık, çek-senet işlerinin organizatörleri doğrudan karakollardadır.

Bir bütün olarak işkence devlet politikası olarak halkı sindirmeyi esas alır. Bu politikanın öncelikle hedeflerinin başında halkın öncüleri olan devrimciler gelir.

İşkence merkezlerine siyasal nedenlerle getirilen her insan işkence görür. Devlet devrimci-demokrat düşünceler taşıyan her insana karşı işkenceyi bir silah olarak kullanır.

Kişiyi düşüncelerinden, eylemlerinden vazgeçirmek, inançlarına ve yoldaşlarına ihanete zorlamak, kendine güvenini sarsarak, düzenin asalak bir savunucusu durumuna getirmek amaçlanır.

İşkencenin bir de topluma yönelen yüzü vardır. Halkın düzen aleyhtarı tavır ve eylemleri yok edilmek, pasifize etmek amaçlanır. Bugüne kadar işkence sonucu yüzlerce insan katledildi, yüzlercesi sakat kaldı, yüzlercesi ise işkencenin psikolojik etkilerini yaşıyor. İşkence öylesine sistematik ve yaygın hale getirildi ki 9 yaşındaki kız çocukları bile işkencenin hedefi olabilmiştir. Kürdistan’ın köylerinde köylüler toplu işkencelerden geçirilmektedir.

Gelinen noktada işkence, şehirlerden kasabalara, köylere kadar yayılmış ve tüm halk işkencenin hedefi durumuna getirilmiştir. Bu ülkede işkencenin olmadığını söyleyecek tek bir devletin resmi ve sivil yetkilisi kalmamıştır. İşte işkence böylesine alenileşmiş ve yaygınlaşmıştır.

GÖZALTINDA İŞKENCE VE TAVIR

Gözaltında işkenceyle karşılaşıldığında, ifade vermemek, boyun eğmemek gerekir. Çünkü işkence ile polis sonuç almak, sizi ve başka insanları suçlayacak ifadeler almaya çalışacaktır.

Sadece bununla da kalmayacak, polise verilen her bilgi, polisin suçlamalarının kabulü, yaşanacak yenilgi sonucu, uzun yıllar ezikliği taşınacak olan bir vicdan ve onur tahribatı yaratacaktır.

Tüm bu nedenlerle işkence karşısında direnmek esastır.

Kişi direnmek ve işkencecileri inlerinde yenmeyi aklına koyduktan sonra; işkence yöntemleri, uzunluğu ve kısalığı, polisin kişi hakkında bilgisi olup olmadığı belirleyici olmayacaktır.

Bugün işkence halkın her kesimine yönelmişti. Bu, bir yanıyla da mücadelenin kitleselleşmesi ve düzenin halkı dşman görmesi ve karşısına almasıdır.

Yine kadınların mücadelesi ve her alanda ciddi görevler alması mücadeleye daha çok katılımı sonucu, kadınları hedefleyen özel işkence yöntemleri geliştirilmiştir.

Tecavüz, cinsel taciz, aşağılamak işkencecilerin kadınlara karşı kullandığı yöntemler arasındadır. Bu tür yöntemler giderek kadın-erkek ayrımı yapılmadan erkeklere karşıda kullanılmaktadır.

İşkenceci polis insan iradesinden daha güçlü yöntemler bulamaz. Halkına ve değerlerine bağlı, bu çirkef düzenin değişmesi için mücadele eden her insan öncelikle işkencede direnme hakkını kullanmalıdır.

“İNSANLIK ONURU İŞKENCEYİ YENECEK!”

sloganı işkencede insan onurunu ayakta tutmayı ifade eden ve bu irade çatışmasını gösteren en güzel slogandır.

Yine işkencede işkencecilerin hiçbir yaptırımına uymamak doğru olanıdır. İşkenceciler fiziki işkencenin yanı sıra, devrimci önderleri, şehitlerimizi, yarattığımız değerleri karalamak için olmadık yalanlara başvururlar.

Hatta saatler boyu bıkmadan usanmadan aynı yalanı tekrar edip dururlar. Ve yıllardır bu yalanla insanları etkilemeye çalışıyorlar. Ağzı leş gibi alkol kokan, uyuşturucu ve hapla yaşayan, bunalımlı, ırz düşmanları sizlere onur, ahlak, namus üzerine saatlerce söylev çekerler.

Gözaltına aldıkları her insana işkence yapan, aşağılayan, cinsel tacizde bulunan, tecavüz eden, parasını, eşyalarını çalan bu dünyanın en şerefsiz mesleğini yapan psikopatların söyledikleri doğru olması için hiçbir neden yoktur. Onların söyleyeceklerini dinlemek, hele hele zayıflık göstererek “etkilenmek” onları dinlemek, soru sormak büyük bir yanılgıya götürür insanı.

Alkolikler, kiralık katiller, tecavüzcüler bize onur ve ahlak üzerine dersler veremezler. Hele onurları, değerleri ve gelecek güzel günler için yaşamlarını ortaya koyarak şehit düşmüş yüzlerce insanın kanı, idealleri için on yıllarca tutsaklık yaşamış, işkence görmüş binlerce insan ortadayken böylesine görkemli bir aileye ve onun değerlerine hiç kimse dil uzatamaz.

Ancak, bu alkolik ve sadist takımı bıkmadan, usanmadan yalanlar türetmeye devam eder. Özellikle insanların zayıf anlarında, geri, bireyci yanlarına hitap ederek “etkilemeye”, kafasına “kuşku tohumu” ekmeye çalışır. Fiziki işkence, işkencenin nasıl bir türüyse, yalanlar ve bir papazın “ikna çabaları”, yalanları da psikolojik işkencedir.

İŞKENCE VE SUSMA HAKKI

Gözaltına alınmanız genel bir operasyon sonucu olabileceği gibi, düşüncelerinizden ve devrimci faaliyetlerinizden dolayı da olabilir. Ya da anti-faşist bir eylemde gözaltına alınmış olabilirsiniz. Zira işkencecilerin iddia ettiği gibi sorgu; “çay-kahve içilerek” yapılmıyor. Gözaltına alındığınızda psikolojik ve fiziki işkenceyle karşılaşırsınız.

Oysa polislerin hepsi aynıdır. Size işkence odasında işkencenin her türlüsünü yapan bir işkenceci “dinlendirme” anında gelerek az önce işkence yapan sanki kendisi değilmiş gibi, işkence yapanlara küfür eder ve “iyi polis”, “papaz” rolünü oynamaya başlar.

Polis ve jandarmanın belki de en çok korktuğu şey susma hakkının kullanılması ve ifade verilmemesidir. Oysa kendi yasalarında bile susma hakkı bir hak olarak görülebilmiştir. Ancak işkence karşısında bu doğal hakka karşın yine de devlet işkence yapmayı sürdürmektedir.

Polis susma hakkının kullanılmasını engellemek için fiziki ve psikolojik işkenceye başvurur. Fiziki işkencenin yetmediği yerde “örgüt tavrı alıyorsun” diyerek o insanı “örgüt üyesi” baskılanmasına sokarak sonuç almaya çalışır.

İfade vermeyen açlık grevi yapan, insanların karşısına hep “örgüt üyesi olduğun açığa çıktı” deyip o insanların tutuklanacaklarını anlatmaya çalışır. Susma hakkını kullanmak, ifadenizi savcılıkta vermek, işkencecileri protesto etmek, açlık grevi yapmak her şeyden önce meşru bir haktır. Onun için ne kimseye örgüt muamelesi yapacaktır ne de salt bu nedenle tutuklanabilir.

Öncelikle bir insan olarak işkence ve baskı altında olmayı kabullenmemelisiniz. Onur kırıcı tavır ve sözlere, insanı aşağılayan uygulamalara, zalimce davranışlara boyun eğmek insanın doğasına aykırıdır.

Öncelikle gözbağı takmayı reddetmelisiniz, buna rağmen zorla takacaklardır. Bu durumda fırsat bulduğunuzda hemen çıkarmalısınız. Eğer elleriniz kelepçeli değilse size saldıranlara karşı siz de fiilen karşılık vermelisiniz. Doğal ve olması gereken budur. Düşünün size vuruyorlar, işkence yapıyorlar ve siz hiçbir şey yapmadan duruyorsunuz. Oysa olması gereken fırsatını bulduğunuzda size acı çektirenlere karşı gereken karşılığı vermektir.

GÖZALTINDA HALKA İHANET ETTİRME, AJANLAŞTIRMA FAALİYETLERİ

Karakola ve şubeye götürülenler polisin ajanlaştırma saldırılarına maruz kalırlar.

Zira polis gözaltına aldığı herkese, hatta sokakta alıp kaçırdığı insanlara ajanlık, muhbirlik teklif eder. Bunun içinde önce çeşitli vaatlerde bulunur. Kabul ettirmediğinde ise, tehditlere başlar. Bir yandan insanların zayıf yanlarını bulup oralara hitap etmeye çalışır. Vaatleri arasına şubeden serbest bırakma olabileceği gibi kadın, para, iş olanağı sağlama, ev, araba gibi olanaklarda sunmaktadır.

Ajanlaştırma polisin sıkça başvurduğu yöntemlerdendir. Böylesi bir durumla karşılaştığında tereddüt etmeden reddetmek, kesin tavır almak ve hatta size bunu önerenlere fiili tavır almak önemlidir. Bazı durumlarda polis bu ısrarından vazgeçmeyebilir. Daha çok da bunu zayıf gördüğü insanları tehdit ederek sonuç almak ister. Ailesine, eşine, çocuklarına karşı bağlılığı olan bir kimsenin bu bağlılığını bir tehdit unsuru haline dönüştürerek ailesine zarar vereceğini söyler.

Bilinmelidir ki polisin ajanlaştırma konusunda hiçbir dayanağı yoktur. Ajanlığı kabul ettirmek için özel bir yöntem geliştirmez, çünkü böyle bir yöntemleri yoktur.

Ajanlığı teklif ettiğinde reddedecek olan sizsiniz. Size rağmen bunu kabul ettirmesi, ajanlık yaptırılması düşünelim. Dünyanın en aşağılık ve en alçakça işi olan ajanlık, muhbirlik halkımızın gelenekleriyle mahkum edilmiştir.

Karakolda veya şubede ajanlık teklifi karşısında tereddütlü davranmanız, bu işin çözümünü dışarıya bırakmanız polise cesaret verecektir. Bunu söylediğinizde polis sizi bırakmayacaktır.

Karakolda ya da şubede ajanlık teklifi karşısında tereddütlü davranmanız, bu işin çözümünü dışarıya bırakmanız polise cesaret verecektir. “Burada kabul eder, dışarıda yapmam” anlayışı bir kurtuluş değildir. Bunu söylediğinizde polis sizi bırakmayacaktır.

Siz etelefon ve bağlantı numaraları, ne yapacağınız, randevular ve hatta size yaranmak için bir miktar para vererek orada sizi bağlamaya çalışır.

Polisin böyle bir durumu, zayıflığı değerlendirmeyeceği düşünülmez. Zira orada ajanlaştırmaya evet diyen her kimseyi hemen o psikolojinin içine sokmakta ve ajan ağına dahil etmektedir.

Dışarda ise o kimseyi rahat bırakmamakta ve istediğini yaptırmaya çalışmaktadır. O nedenle öylesi bir yolun çözüm olmadığı, olmayacağı görülmelidir. Zayıf davranıp şubede “evet” demek kesinlikle kurtuluş değildir. Yine de tüm olumsuzluklara rağmen, şubede “evet” deyip çıkarsa, çıktığında ilk yapılacak iş bu ajan faaliyetini boşa çıkartmak, kamuoyuna açıklamak ve suç duyurusunda bulunmaktır.

Diyelim ki, polis sizin devrimciler ve halk için, ajan faaliyeti yürütmenizi söyledi. Neyi nasıl yapacağınızı anlattı, hatta aramanız için telefon veya görüşmek için randevu verdi. Bu durumda, içerde kabul etmiş olsanız dahi, dışarıya çıktığınızda konuyla ilgili demokratik kurumlara gidip, yaşadıklarınızı aktarmak gerekmektedir.

Bu konuda yaşanmış deneylerden çıkan sonuç şudur:

Polis, ajanlaştırdığı her kişiyi her türden pis ve alçakça işe sokmaktan kaçınmamıştır. Uyuşturucu, katliam, cinayet, tecavüz, gasp, çek-senet işleri, adam kaçırma vb… işlerinin hepsini yaptırmıştır. Kısacası o kişiyi bataklığını içinde sokmuş çıkmayacak hale getirmiştir. Artık o unsur polisin bir piyonudur. Bu noktadan sonra kişinin önünde iki yol vardır;

Birincisi; ya halkın adaletine sığınacak, tüm suçlarını açıklayacaktır. İkincisi; piyon olmaya devam edecektir. Ama bir gün halkın adaleti yakasına yapışacaktır. Ya da bir batakhanede bir başka kontra tarafından öldürülecektir.

GÖZALTINDA SAĞLIK PROBLEMLERİ

Gözaltında herhangi bir sağlık problemi yaşadığınızda doktor istemelisiniz. Eğer ilaç kullanmanızı gerektirecek bir durumunuz varsa, bunları talep etmelisiniz.

Gözaltındayken aileniz ve avukatınızla haberleşme, görüşme, tuvalete çıkarılma, su ve şeker talebinde bulunma haklarınız vardır.

Siz bunlar için zorlayıcı olmalısınız. Ancak polis bu ihtiyaçlarınız karşısında her zaman bir yasak duvarı çıkarır. Öyle ki, tuvaleti için bile görevli polisin keyfini beklemeniz gerekmektedir. Ya da işkence olsun diye tuvalete bile çıkarılmayabilirsiniz.

Gözaltı Süresinin Sona Ermesi ve Adli Tabiblik

Polis sizin hakkınızda yeterli delil bulamazsa 24 saat içinde sizi bırakmak zorundadır. Ancak gözaltı süreniz uzatıldıysa 4 gün beklemeniz gerekmektedir.

İşkenceli sorgular bittikten sonra, doktor kontrolünden geçirilmek için Adli Tabibliğe çıkarılmalısınız.

Polis, sizi Adli Tabibliğe getirerek doktor karşısına çıkarır. Bunun amacı formalitede olsa doktora sizi kontrol ettirerek işkence görmediğinizi belgelemektir.

Uygulamada polis daha çok bunun için çabalar. O nedenle doktorları etkilemeye ve işbirlikçi doktorlar bulmaya, rapor verdirmeye çalışır. İşkencenin belgelenmesi için rapor almak elbette gereklidir. Gördüğümüz işkenceleri anlatmak, raporlarla belgelemek önemli olacaktır. O nedenle doktorun yaklaşımı, polislerin engelleme çabaları kısaca her türden olumsuzluk sizi rapor alma çabasından alıkoymaktadır.

Vücudumuzdaki en küçük bir izi dahi orada kayıtlara geçirmek, işkenceyi belgelemek gereklidir.

Hem alacağımız raporu mahkemeye sunacak hem de işkenceciler için suç duyurusunda bulunacağımız bir belgedir o rapor. Ayrıca işkencecinin belgelenmesi ve kamuoyuna duyurulması yanında tarihinde bir tanıklıktır bu belge.

Adli Tabibliğe çıkarılmanızın ardından, sıra savcılık ve hakimlik aşamasına gelir.

Twitter | Facebook | Pinterest | Akademi Portal Arşiv |  Akademi Portal | Habe

ANA SAYFA | Haber | Dünya | Bilim | Teknoloji | Sağlık-Yaşam

Dergi | Eğitim | Tanıtım | Shop | Video News | Paranomi

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın

Hakkında Akademi Portal

Akademi Portal

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Güvenlik *