Dünya’dan Önemli Haber Başlıkları

 

 

New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde dört ayrı suçlamadan yargılanan İran asıllı Türk işadamı Rıza Sarraf, avukatları eski New York Belediye Başkanı Rudolph Giuliani ve eski Amerika Adalet Bakanı Michael Mukasey ile ilgili çıkar çatışması iddiasıyla yapılan duruşmasında savcılık tarafından kendisine yöneltilen çok sayıda soruyu yanıtladı. Sarraf’ın çıkar çatışması davasının görüldüğü duruşma 11 Mayıs’a ertelendi.

Dünya'dan Önemli Haber Başlıkları
Rıza Sarraf (sağdan ikinci) önceki davasında avukatı Benjamin Brafman’la (sağda)

Duruşmada Sarraf davasında tutuklu olarak yargılanan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’da hazır bulundu. Atilla’nın avukatı Sarraf’ın 11 Mayıs’ta yapılacak yeni duruşmasına katılmak istemediklerini belirtti. Talebi değerlendiren Hakim Richard Berman Atilla’nın duruşmasının 18 Mayıs’ta yapılmasına karar verdi.

Hakim Berman’ın açıklık kazanmasını istediği altı ayrı soruyu da Sarraf’ın savunma ekibine liderlik eden Benjamin Brafman yanıtladı. Duruşma sırasında Sarraf ile Atilla arasında herhangi bir diyalog yaşanmadığı gözlendi.

Berman’dan Giuliani ve Mukasey’e sert tepki

Hakim Berman, Giuliani ile Mukasey’in geçtiğimiz ay mahkemeye davadaki rolleriyle ilgili verdikleri yeminli ifadeleri ise çok sert bir dille eleştirdi.

İki avukatın Sarraf’ın işlediği iddia edilen suçlarda İran’ın kilit rolünü görmemezlikten geldiklerini, ifadelerinin hiç bir bölümünde İran’ın davada yer alan suçlamalardaki rolünden bahsetmediklerini söyledi. Hakim Berman, bu durumu şaşırtıcı bir şekilde samimiyetsiz bulduğunu söyledi. Hakkındaki iddiaların kanıtlanması halinde ise Sarraf’ ın suçlarının çok ağır olduğunu söyledi.

Sarraf tek soru hariç diğerlerine ‘evet’ ve ‘anladım’ diye cevap verdi

Sarraf kendisine savcılık tarafından yöneltilen tüm soruları “evet” ve “anladım” diye yanıtladı. Sadece “Avukatlarınız durumunu bir çıkar çatışması yaratabileceğini anlıyor musunuz? Bunu kendi cümlelerinizle anlatın” sorusunu, Sarraf, “Savcılığın teoride, beni savunan avukatların zarara uğratıldığı düşünülen bankalarla benim aramda çıkar çatışması yaratabileceğini anlıyorum.. Onların benim aleyhime kararlar verebileceklerini anlıyorum. Ancak avukatlarımın geçmişteki kariyerlerine güvenerek beni en iyi şekilde temsil edeceklerine güveniyorum” diye yanıtladı.

Brafman: ‘Paraları İran ödemiyor’

Hakim Berman’ın, “Giuliani ile Mukasey’in ve onların bağlı olduğu hukuk büroların ücretlerinin, Rıza Sarraf ‘ın dışında, İran mı? Halk Bankası mı? Türkiye mi? ABD’mi ödüyor? Cevap evet ise, lütfen açıklayın” sorusunu da Brafman, Halk Bankası ve Türkiye’yi cevabının dışında tutarak yanıtladı. Brafman iki avukatın ücretinin İran tarafından ödenmediğini söyledi.

Brafman’ın ABD konusundaki yanıtı da bu dava dışında, ABD hükümetinin Giuliani ve Mukasey’in bağlı bulundukları firmaların bazı davalarında müşterisi olduğunu belirtti.

‘Gerçek bir çıkar çatışması yok’

Hakim Berman’ın” Greenberg Traugrig firmasının hem Rıza Sarraf hem de Türkiye hükümetini temsil ediyor olması etik bir problem değil mi? Bu değiştirilebilir mi? Davala ilgili bilir kişileri ve kuralları belirtiniz” sorusuna da Brafman, “Potansiyel bir çıkar çatışması olarak görünse de bu gerçek bir çıkar çatışması değildir” diye yanıtladı.

Savcılık, Brafman’ın cevabı sonrasında Hakim Berman’a ” Bize göre bu konu yeterince açık değil. Daha fazla delil görmek istiyoruz” dedi.

‘Müşterileri Sarraf’

Hakim Berman’ın “Giuliani, Türkiye Cumhuriyeti ile Sarraf davası ile ilgili görüştüğünde Greenberg Traurig o görüşmede kimi temsil ediyor? Türkiye’yi mi Sarraf mı? Bu görüşmelerin avukat-müvekkil ilişkisinin özelliğini koruyabileceğini düşünüyor musunuz?” sorusunu da Brafman, ayrıntıya girmeyerek kısaca, “Müvekkil Sarraf” diye yanıtladı.

Brafman’ın cevabına itiraz eden savcılık,”Bu ilişkide özellik korunamaz. Bu konuyu daha uzun konuşmak istiyoruz” dedi.

Hakim Berman’ın, “Rıza Sarraf, ABD ve Türkiye arasında yaşanacak bir müzakerede Giuliani ve Mukasey, Sarraf’ın aleyhine bir pozisyon alabilirler mi?” sorusunu da Brafman, “Bu konuda bir karışıklık göremiyorum” diye yanıtladı.

[divider]

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Rusya ziyareti ve 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü bugünkü Alman basınından seçtiğimiz yorum konularını oluşturuyor. (Die Welt)

Almanya Başbakanı Merkel uzun bir aradan sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi.

Suriye, Ukrayna ve Rusya’nın insan haklarına yaklaşımı konusundaki görüş ayrılıkları dikkat çekti. Suriye konusunda Merkel güvenli bölgeleri savunurken Putin, “Esad’ın geleceğine Suriyeliler karar vermeli” dedi.

Frankfurter Allgemeine Zeitung’un yorumunda şu satırları okuyoruz:

“Ukrayna’nın doğusu bölünmeye doğru hızla ilerliyor. Moskova’nın desteği ve onayı olmadan ayrılıkçı güçlerin böyle bir şeyi yapması mümkün değil. Putin suçu tabii Kiev hükümetine yüklüyor. Putin’in verdiği izlenim, Rusya’nın Ukrayna sorununu çözme konusunda oynayacağı yapıcı role beslenen ümitleri bir anda söndürür nitelikte. Ukrayna’da bir oldu bitti sonucu mevcut durum yaratıldı. Bu gelişmeden nasıl geri adım atılacağını görmek mümkün değil. Angela Merkel iki yıldan bu yana ilk kez Rusya’yı ziyaret etti. Almanya ile Rusya’nın ortak noktaları var, ama büyük anlaşmazlıklar söz konusu olduğunda arada bir görüş birliği ve ilerleme yok. Putin hem içeriye hem de dışarıya karşı Putin kalmaya devam ediyor. Batı’da bir dönem var olan ortakları da şu an yok. Kısacası ufukta karanlık görünüyor.

Aynı konuda Frankfurter Rundschau gazetesinin yorumunda Merkel’in Putin ile buluşmasının olumlu olduğuna dikkat çekiliyor:

“Almanya Başbakanı Merkel, Rusya Devlet Başkanı Putin ile rutin bir buluşma gerçekleştirdi. Suriye ve Ukrayna’daki savaşlar nedeniyle bu ziyaretin aslında normal bir buluşmadan çok uzak olması gerekir diye beklenirdi. Ama Başbakan Merkel Putin’e karşı sabırlı olunması gerektiğini, ancak bu yoldan hedefe ulaşılabileceğini biliyor. Uzun vadede konu, Rusya’da gerçekleşmesi olasılık dışı olmayan bir dönüşümün yolunu açmaktır. Bu da Kremlin ile aynı göz hizasında olmayı denemeden mümkün olmaz. Merkel bu durumu kavramış durumda. Bu nedenle Putin ile görüşmeye özen gösteriyor. Bu tavrı seçim kampanyalarında puan toplamasına belki yardımcı olmaz ama doğru olan yol budur.”

3 Mayıs Dünya Basın Özgürülüğü Günü! Almanya’nın birçok gazetesi gibi Die Welt de bugüne ilişkin bir yorum hazırlamış. Yorumda şu görüşlere yer veriliyor:

“Medya açısından karanlık günler yaşıyoruz. Meslektaşlarımız burada (Almanya’da) cezaevinde yatmasalar da endişeye mahal var! ABD’de sorular uygun gelmediğinde gazetecilerin söyleşilerini yarıda kesen bir Başkan var. Buna rağmen Amerikan toplumunun bir kısmı medyaya değil Başkan’a güveniyor. Güven bunalımı burada Almanya’da da mevcut. Toplumun radikal kenarları sosyal ağlarda medyaya tahrik edici sözlerle sataşıyor. Biz gazetecilerin güveni yeniden kazanmamız ve birleştirici olmamız gerekiyor. Gerektiğinde sert tavır almamız, çok iyi araştırma yapmamız ve sarayın tahtından korkmamamız lazım. Meslektaşımız ve dostumuz Deniz Yücel gibi olmalıyız. O cezaevinde yattığı sürece bizim için her geçen gün mahzun bir gündür.”

Hannoversche Allgemeine Zeitung’un yorumu da Dünya Basın Özgürülüğü Günü ile ilgili:

“Basın özgürlüğü, ‘olmasa da olur’ denebilecek bir süs değildir. Sansürsüz gazetecilik demokrasinin kardeşi konumundadır. Her ikisi de her zaman etkili olmayabilir, belki dolambaçlı yol izlerler, hatalar yaparlar. Aldıkları sonuçlar nadiren mükemmeldir. Ancak özgürlüğün ölçüsünü öyle bir gösterir ve güvence altına alırlar ki, bunun üstüne hiçbir şey çıkamaz. Paha biçilmez olan da budur.”

[divider]

FBI çevirmeni Daniela Green’in 2014’te soruşturmakla görevlendirildiği IŞİD’li eski Alman rapçi Cuspert evlenmek için Suriye’ye gittiği iddialarına yönelik ayrıntılar ortaya çıkarıldı.

Dünya'dan Önemli Haber Başlıkları
Denis Cuspert

Green’in ortadan kaybolan Cuspert’i 2014 yılında Suriye’de ziyaret ettiği ve kendisiyle evlendiği belirtildi. Konuyla ilgili mahkeme kayıtlarında eski rapçinin adının geçmemesine rağmen Amerikan CNN televizyonu Green’in nikâh kıydığı kişinin Cuspert olduğunu öne sürdü.

CNN’in haberinde, Daniela Green’in 2014 yılının Temmuz ayında Alman IŞİD mensubuyla ilişki kurmakla ağır hata ettiğini anladığını belirttiği elektronik postada “bu kez büyük bir yanlış yaptığını ve bu duruma daha ne kadar dayanacağını bilemediğini, ancak biraz da geç kaldığını” yazdığına yer verdi.

Green’in IŞİD’in kontrolündeki bölgeden nasıl ayrılabildiğine mahkeme belgelerinde yer verilmiyor. “Çok gizli” kategorisindeki çevirmen 2014 yılının Ağustos ayında ABD’ye döndükten sonra tutuklanmıştı. 38 yaşındaki Green savcılıkla işbirliği yaparak kapsamlı itirafta bulunduğu için iki yıl hapis cezasına çarptırıldı ve geçen yıl tahliye edildi.

Çek asıllı Daniela Green Suriye’ye geçebilmek için 2014 yılında ailesini ziyaret etme gerekçesiyle önce Almanya’ya gelmiş ve Türkiye üzerinden Suriye’ye geçmişti. FBI çevirmeninin Cuspert ile sosyal medya üzerinden bağlantı kurduğu belirlenmişti.

Cuspert 2015 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından terörist olarak sınıflandırıldı. Bakanlıktan yapılan açıklamada, Ebu Talha el-Almani adını da kullanan Cuspert’in internette IŞİD’e eleman topladığı ve terör milisinin yayınladığı videolardan birinde kesik başla poz verdiği ifade edilmişti.

[divider]

Ocak ayından bu yana düzenlenen ve Suriye’deki iç savaşı bitirmeyi hedefleyen görüşmelerin dördüncü ayağı bugün Kazakistan’ın başkentinde başlıyor. DW Türkçe en çok merak edilen soruların yanıtlarını derledi.

İŞTE DÖRT SORUDA ASTANA GÖRÜŞMLERİ

Dünya'dan Önemli Haber Başlıkları

Suriye’de altı yıldır devam eden ve yaklaşık yarım milyon insanın hayatını kaybettiği iç savaşı sonlandırmak amacıyla Türkiye, Rusya ve İran’ın girişimiyle dördüncü ayağı düzenlenen Astana görüşmeleri bugün Kazakistan’ın başkentinde başlıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde düzenlenen ve Suriye hükümeti, bazı muhalif gruplar ile çok uluslu bir yapıyı dolaylı yoldan masaya oturtmayı hedefleyen Cenevre görüşmeleriyle önceki turlarında eşgüdümlü yürütülen Astana, savaşı bitirmek için sınırlı sayıda delegasyonla doğrudan müzakereleri içeriyor.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ABD’nin de Astana’daki görüşmelerin dördüncü turuna temsilci göndereceği bildirildi.

Önceki görüşmelerde neler hedeflendi, neler başarıldı?

Suriye’de iç savaşı bitirmeyi hedefleyen Cenevre görüşmelerine destek amacıyla başlatılan ve özellikle Rusya’nın savaşa müdahil olması sonrası müzakerelerde daha belirleyici bir rol üstlendiği Astana görüşmelerinde şu ana kadar somut bir başarı elde edilemedi.

İlki Ocak ayında gerçekleştirilen görüşmeler, Halep’in Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a bağlı güçler tarafından Rusya’nın desteğiyle ele geçirilmesi sonrası Vladimir Putin yönetiminin avantajlı konumunun gölgesinde düzenlenmişti.

Türkiye cephesinde ise gazetecilere konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu görüşmelerin ilk turundan kısa bir süre önce Suriye’de geçişin “Esad’la mümkün olmadığını” söylemişti.

Ancak gene aynı dönemde Reuters’a konuşan ve ismini vermek istemeyen bir üst düzey Türk yetkili, önceliğin “Esad’ın gitmesi değil, terörün alt edilmesi” olduğunu belirtmişti.

Bu doğrultuda Astana görüşmelerinin çerçevesi şu ana dek Suriye’de Esad rejiminin geleceğinden ziyade, çatışmaların en kısa zamanda nasıl sonlandırılabileceğine ve çatışmasızlık devamının nasıl sağlanabileceğine odaklandı.

Görüş birlikleri neler?

Somut başarıya henüz ulaşılamayan görüşmelerde tarafların üzerinde en çok anlaştığı nokta, Suriye’de aralıklarla devam eden ateşkes durumunun devam ettirilmesi.

Görüşmelerin ilk turunda silahlı muhalif gruplar Esad rejimini temsil eden heyet ile doğrudan görüşmeyeceklerini duyurmuştu.

Ancak bu görüşmelerde ateşkesin denetlenmesi için Türkiye, Rusya ve İran tarafından üçlü bir mekanizma kurulması kararlaştırılmıştı.

Suriye hükümetini temsilen Astana’daki ilk tura katılan Beşar El Caferi zirveyi “başarılı” olarak nitelendirmişti.
Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi Caferi, “sonunda karşılıklı mutabakata dayanan, herkes tarafından kabul edilen bir metin” üzerinde uzlaşıldığını kaydetmişti.

Kremlin de ilk turu başarılı bulmuş ve müzakerelerin tekrarlanabileceğini belirtmişti.

“Teknik sorunlar” nedeniyle bir gün ertelenen Şubat ayındaki ikinci turda ise Türkiye, Rusya ve İran’ın Suriye’deki ateşkesin izlenmesi için üçlü kontrol yöntemleri üzerinde anlaştığı bildirilmişti.

İhtilaflı konular neler?

Görüşmelerin ilk turuna Suriye’deki muhalifleri temsilen katılan Ceyşul İslam grubundan Muhammed Alluş, Türkiye, Rusya ve İran’ın üzerinde mutabakata vardığı metne kuşkuyla yaklaştıklarını belirterek, ayrı bir ateşkes önerisi sunmuştu. Ancak yeni bir ateşkes metni imzalanmamıştı.

Görüşmelerin ikinci turunda Suriye hükümeti ve muhaliflerin heyetleri ile ateşkesi izleme mekanizmaları masaya yatırılmış ancak büyük bir ilerleme kaydedilememişti.

Mart ayındaki üçüncü turda ise muhalif gruplar görüşmeleri boykot etmiş ve Suriye yönetiminin delegasyonu durumdan dolayı Türkiye’yi suçlamıştı.

Suriye hükümet temsilcisi Beşar Caferi, “üç garantörden bir tanesi taahhüdünü bozarsa – ki Türkiye’den bahsediyorum – bu silahlı grupların (görüşmelere) katılıp katılmaması konusunun Türkiye’ye sorulması gerektiği anlamına gelir” demişti.

Suriyeli muhalif grupların sözcülerinden Usame Ebu Zaid ise Rusya’nın sivillere yönelik hava saldırıları düzenleyerek ateşkesi ihlal etmesi ve Suriye ordusunu ateşkese uymaya ikna edememesi nedeniyle görüşmelere katılmama kararı aldıklarını açıklamıştı. Zaid Türkiye’ye bu kararlarını bildirdiklerini söylemişti.

Interfax haber ajansına açıklama yapan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, muhaliflerin sundukları nedenlerin “ikna edici olmadığını” belirtmişti. Muhalif grupların yokluğunda üçüncü turda herhangi bir ilerleme kaydedilememişti.

Muhalif gruplar bu sefer katılacak mı?

Kazakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Anuar Caynakov, salı günü AA muhabirine yaptığı açıklamada muhaliflerin Astana görüşmelerinin bu turuna katılacaklarını doğrulamış ve Muhammed Alluş’un silahlı muhalif heyete liderlik edeceğini söylemişti.

Ancak görüşmeler başladıktan sonra Suriye’de devam eden hava saldırılarını gerekçe gösteren muhalifler çekilme kararı aldıklarını açıkladı. Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan muhalif kaynaklar “Sivillere yönelik hava saldırılarından ötürü muhalif delegasyonu toplantılara katılımını dondurmuştur. Suriye çapındaki saldırılar sonlandırılmadığı müddetçe durum değişmeyecektir” dedi. (AFP)

[divider]

Alman Bild gazetesinin haberine göre başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek, zayıflayan Türk ekonomisini yeniden canlandırmada Almanya’ya ihtiyaç olduğunu söyledi.

Dünya'dan Önemli Haber Başlıkları

Türkiye Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Alman Bild gazetesine Türkiye-Almanya ekonomik ilişkilerine yönelik açıklamalarda bulundu. Bild’in pazartesi baskısında “Türkiye yine Almanya’dan ekonomik yardım istiyor” başlığı ile çıkan haberde Bakan’ın “İlişkilerde normalliğe dönme zamanının gelmesi gerektiğini düşünüyorum” ifadelerine yer verildi. Habere göre Washington’daki G20 Maliye Bakanları buluşmasında zayıflayan Türkiye ekonomisini yeniden canlandırmanın yollarının ele alındığını kaydeden Bakan Şimşek, “Bunun için Almanya’ya ihtiyacımız var” diye konuştu.

Bakan Şimşek mart ayı sonunda Almanya’nın önemli ekonomi gazetelerinden Handelsblatt’a yaptığı açıklamada da Türkiye ve Avrupa’da söylemlerin sakinleşeceğini ve tekrar olumlu bir gündeme geri dönebileceklerini umduğunu ifade etmişti.

Türkiye ile Almanya ilişkilerindeki gerginlik, Türk bakanların referandum etkinliklerine yönelik engellere tepki olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı ‘Nazi uygulaması’ benzetmeleri ve Die Welt muhabiri Deniz Yücel’in Türkiye’de tutuklanması üzerine daha da artmıştı.

Schäuble: Türkiye’ye ekonomik destek zora girdi

Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble ise birkaç hafta önce Alman Der Spiegel dergisine verdiği demeçte, gazeteci Deniz Yücel’in tutuklanması öncesinde Türkiye’ye ekonomik destek konusunda Türk mevkidaşı ile görüşmeler yürüttüklerini belirterek, “Görüşmeler iyi ilerliyordu. Ama ardından tutuklama geldi. Bu, durumu son derece güçleştirdi” diye konuşmuştu.

Küresel mali kriz sonrası 2010 yılında yüzde 9 oranında büyüyen Türk ekonomisinde son dönemde büyüme yavaşladı.
2016 Temmuz ayındaki darbe girişimi ve ardından oluşan siyasi tablo yatırımcıda endişelere yol açtı. Terör saldıları bir dönem Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 5’ine tekabül eden turizm branşına da darbe vurdu. Türkiye ekonomisi yine de 2016 yılında yüzde 2,9 oranla beklenenin üzerinde bir büyüme kaydetti. Türk Lirası darbe girişiminin ardından büyük değer kaybederken, 2016 yılında işsizlik oranı yüzde 10,9’a yükseldi. İşsizlik oranı Aralık döneminde yüzde 12,7’ye yükselerek Mart 2010’dan bu yana en yüksek seviyesine ulaştı.

[divider]

 

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here