O dönemde New York Times gazetesinde yayınlanan bir makalede, Suudi Arabistan’da radikal İslamcıların bombalı saldırılarının ardından Al Watan’ın radikal İslam’ı sorgulamasından rahatsızlık duyan üst düzey yedi din adamının dönemin veliaht prensi Abdullah’a giderek şikayetlerini bizzat ilettikleri aktarılıyordu.

Alman Der Spiegel dergisine göre Kaşıkçı ülkesinde eleştirilerini en yüksek sesle dile getiren entelektüellerdendi. 2011’de Arap ülkelerini sarsan isyanlar sırasında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da konuştukları Kaşıkçı’nın “Mutlak monarşinin devri bitti. Tek çare demokrasi” sözlerini “Suudi Arabistan’da başka biri bu sözleri söylese sorgulanır ve hapse atılırdı” sözleriyle yorumlamıştı.

Kaşıkçı Der Spiegel’e eskiden bin Ladin’in, Arap ülkelerindeki yolsuz rejimleri devirmenin yalnızca iki yolu olduğuna yönelik görüşlerine katıldığını, bunlardan birinin siyasi sistemin içine sızmak, diğerininse şiddetli ayaklanmalarla rejimleri devirmek olduğunu, o dönemler demokrasiyi bir seçenek olarak görmediklerini söylemişti.

2011’de Arap isyanları sırasında: Seçilmiş bir başbakan ve gerçek parlamentoya ihtiyaç var

Suudi Arabistan’ın o dönemde halkı memnun etmek için kesenin ağzını açarak 129 milyar dolarlık harcama yapmasını eleştiren Kaşıkçı, Der Spiegel’e şunları söylemişti:

“Bu yöntem işe yaramaz. Yarın halka 100 trilyon dolar dağıtılsa yine herkesi mutlu edemezsiniz. Petrol bittiğinde ne olacak?

“Herkes çağdaşlığı istiyor ama kimse bunun yan etkileriyle yüzleşmeye yanaşmıyor. Bir gün diğer uluslar gibi bu ulus da reform yapacak. Bizim de özgürlük, şeffaflık, hukukun üstünlüğü, seçilmiş bir başbakan ve gerçek bir parlamentoya ihtiyacımız var.

“Tunus ve Mısır’da demokrasi mücadelesi başarıya ulaşırsa ne olacak? Siyasi olarak izole kalmayı göze alamayız.

“Tarih akıyor ve kimse bunu durduramaz.”

Der Spiegel: Kaşıkçı'nın söylediklerini başkası söylese hapse atılırdı
Kaşıkçı (masada, sağda) 11 Şubat 2015’te Bahreyn’de açılan ve Suudi Prens El-Velid bin Talal’in finanse ettiği Al-Arab kanalında yer almış, kanal açıldıktan 11 saat sonra Bahreynli Şii muhalif bir din adamıyla söyleşi yapması nedeniyle kapatılmıştı

Kaşıkçı bu süreçte Arap ülkelerinde yayınlanan Al Hayat gazetesinde köşe yazmaya devam etti. Gazetede beş yıl boyunca yayınlanan yazıları Aralık 2016’da, o dönemde seçimi yeni kazanan ve daha göreve başlamamış olan ABD Başkanı Donald Trump’ı eleştiren açıklamaları nedeniyle yayınlanmadı.

Kaşıkçı, Trump’ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı destekleyeceğine dair açıklamalarının bölgede İran’ı güçlendireceğini söylemiş ve Trump’ın hem İran karşıtı olup hem de Esad’ı desteklemesinin bir çelişki olduğunu vurgulamıştı.

Arap basınında yer alan haberlerde Kaşıkçı’nın Trump’ı eleştirmesi nedeniyle Suudi Arabistan’ın kendisine gazete, televizyon ve konferans yasağı getirdiği yer aldı.

‘Birkaç yıl önce arkadaşlarım gözaltına alındı, konuşamadım’

Kaşıkçı Eylül 2017’den itibaren ABD’de yaşamaya ve Washington Post gazetesinde köşe yazmaya başladı. Ülkesinden ayrılık kararı hakkını şu satırlarla açıkladı:

“Birkaç yıl önce bazı arkadaşlarım gözaltına alındığında çok acı çektim. Hiçbir şey söylemedim. İşimi veya özgürlüğümü kaybetmek istemiyordum. Ailemden endişe ediyordum. Şimdi farklı tercihlerde bulundum.”

“Evimi, ailemi ve işimi arkamda bırakmam gerekti ama düşüncelerimi söylüyorum. Aksini yapmak cezaevlerinde çürüyen insanlara haksızlık olurdu. Pek çok kişinin konuşamadığı bir dönemde konuşabiliyorum.”

Yazılarında Suudi Arabistan’ın Katar’a yönelik politikalarını ve Yemen savaşını eleştirdi.

Suudi Arabistan’da 2017’de yolsuzluğa karşı yapıldığı açıklanan ve çok sayıda prensin gözaltına alındığı operasyonun, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın iktidarını pekiştirme operasyonu olduğunu savundu:

“Muhammed bin Salman adaleti kendi istediği gibi uyguluyor. Hafif eleştirilere bile tamamen toleranssız.”

Kaşıkçı, yazılarında eleştirilerin yanı sıra övgülere de yer veriyor, Veliaht Prens Muhammed’in 2030 vizyonunu desteklediğini söylüyordu.

Der Spiegel: Kaşıkçı'nın söylediklerini başkası söylese hapse atılırdı
Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz’in konsolosluk önündeki bekleyişi

Türkiye vatandaşı nişanlısı Hatice Cengiz ile evlenmek için gerekli yasal işlemleri halletmek üzere 2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na giden Cemal Kaşıkçı’dan bir daha haber alınamadı. Cengiz, Kaşıkçı’ya içeri girdikten sonra başına bir şey gelmesi durumunda ne yapması gerektiğini sorduğunu, AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay ve Türk – Arap Basın Derneği’ne haber vermesi gerektiği yanıtını aldığını söyledi.

‘Kraliyet Sarayı’nda çalışan eşi Cemal Kaşıkçı’yı boşadı’

Olayın ardından Middle East Eye sitesine adını gizli tutmak şartıyla konuşan Kaşıkçı’nın bir arkadaşı, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’daki eşinin, muhalif gazeteciyi hükümetle arasının açılması nedeniyle boşadığını söyledi.

Bu kişiye göre Kaşıkçı, Türk yetkililerin Hatice Cengiz’le evlenmesine izin vermesi için boşandığını gösteren bir belgeyi almak için konsolosluğa gitmek zorunda kalmıştı.

Kendisinden haber alınamamasının ardından yazılarının yayınlandığı Washington Post gazetesi Kaşıkçı’nın köşesini boş bırakarak yayınladı.

Yazılarının yayınlandığı köşe olan Global Opinions’ın (Küresel Görüşler) editörü Eli Lopez, Middle East Eye siyesine gönderdiği e-postada “Kaşıkçı bir gazeteci ve yorumcu olarak işi nedeniyle gözaltına alındıysa bu haksız ve şok edici olur. Jamal çok iyi bir yazar, olayların arka planını sezen bir siyasi gözlemcidir. Fikirlerin açıkça tartışılmasını derinden savunur. Onun görüşlerinin Küresel Görüşler köşesinde yayınlanmasından onur duyuyoruz” dedi.

Müslüman Kardeşler ile ilişkisi

Kaşıkçı’yı 25 yıldır tanıyan arkadaşı Halit Safuri ise Kaşıkçı’nın Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarına karşı yapılan askeri darbeyi desteklememesinin kraliyet ailesi ile temel ayrılıklarından biri olduğunu söyledi.

Kaşıkçı’nın eşinin kraliyet sarayında çalıştığını ve bu yüzden Cemil Kaşıkçı’yı boşadığını söyleyen Safuri, “Suudi Arabistan’da iki oğlu var ve onlar için endişeleniyor. Bu yüzden iktidara yönelik eleştirilerinde kelimelerini çok dikkatli seçiyor” dedi.

Kaşıkçı’nın Müslüman Kardeşleri (MK) desteklediği de öne sürülüyordu. Kendisi de bir yazısında bu konu hakkında “Özgürlük hakkında tweet atın MK üyesi oluyorsunuz. İnsan hakları hakkında tweet atın MK destekçisi ilan ediliyorsunuz. Gazze, Suriye üzerine bir söz söylediğinizde de aynısı” demiş ve eklemişti:

“Tüm iyi özellikleri onlara atfettiniz ve bu yüzden onları ilerlememizin en iyi ihtimali haline getirdiniz.”

Kaşıkçı’nın kaybolmasının ardından, köşesinin yayınladığı Washington Post gazetesi, “Suudi hükümetinin destekleyenler Kaşıkçı’nın yalnızca hükümeti eleştirmediğini, Müslüman Kardeşler’i desteklediğini savunuyor” ifadelerini kullandı. Bu örgüt Suudi Arabistan’da terör örgütleri listesinde yer alıyor.

Gazeteye konuşan “Tanıdığım Usame bin Ladin” kitabının yazarı ve New America düşünce kuruluşunda El Kaide uzmanı Peter Bergen, Kaşıkçı’nın geçmişte Müslüman Kardeşler gibi ılımlı İslamcılara yakınlık duyduğunu, ilerleyen yıllarda ise daha liberal ve seküler bir görüşe sahip olduğunu söylüyor.

Erdoğan’ın danışmanı Aktay: Hayatta kalmış olma ihtimali binde bir bile olsa ona sarılmaya çalışıyorum

Kaşıkçı’dan haber alınamamasının ardından Türk yetkililerin başlattığı soruşturma kapsamında Kaşıkçı’nın konsolosluğun kapılarından çıkmadığı açıklandı.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, “Konsolosluğun iki kapısı var, hangi kapıdan çıktı? Tüm kameraları inceledik, kapıdan girdiği gözüküyor ama çıktığı görülmüyor” dedi ve ekledi:

“Arabalarla bir çıkış olmuş olabilir, ölü müdür diri midir bilemiyoruz, öldürüldükten sonra cesedini daha kolay taşımak için bir şeyler yapmışlar mıdır bilmiyoruz.

“Normal yollarla çıkmadığı kesin, cevaplayamıyorlar, normal yollarla girmiş biri neden anormal çıksın?

“Konsolosluğa giren bir insana bunu yapanlar kendi ülkelerinde neler yapıyordur? Suudi cezaevlerinde binlerce kişi tutuluyor, bu olay Suudi Arabistan’ın insan hakları ihlallerini gündeme getirmek için bir vesile oldu.

“Hayatta kalmış olma ihtimali binde bir bile olsa ona sarılmaya çalışıyorum.”

Suudi Arabistan ise suçlamaları reddediyor. Valiaht Prens Muhammed bin Salman başkonsolosluğunu Türk yetkililere açabileceğini söyledi ve Kaşıkçı’nın konsolosluktan çıkmış olduğunu belirtti.

Der Spiegel: Kaşıkçı'nın söylediklerini başkası söylese hapse atılırdı
Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosu Muhammed al Otaibi

Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosu Muhammed al Otaibi ise konsolosluğunun kapılarını Reuters ajansına açtı. Binanın içini muhabirlere gezdiren Otaibi, “Kaşıkçı burada değil” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise 7 Ekim’deki AKP istişare toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlarken, konuyla ilgili havalimanı kayıtlarının incelendiğini açıkladı.

[ Suudi gazeteci Cemal Ahmet Kaşıkçı kimdir?]

Suudi Arabistan vatandaşı gazeteci Cemal Ahmet Kaşıkçı’dan, 2 Ekim’de ülkesinin Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na girdiğinden beri haber alınamıyor. Türk yetkililer Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğünü söylerken Suudi yetkililer ise iddiaları reddediyor. Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan yönetimi ile ilişkisi ve gazeteciliğini inceledik.

Cemal Kaşıkçı 13 Ekim 1958’de Suudi Arabistan’ın Medine kentinde dünyaya geldi. 1985 yılında ABD’deki Indiana State University’den mezun olan Kaşıkçı, sonrasında ülkesine dönerek gazetecilik yapmaya başladı.

1991 – 1999 yılları arasında Al Madina gazetesinin yazı işleri müdürlüğü ve genel yayın yönetmenliği vekilliği yapan Kaşıkçı, bu süreçte Afganistan gibi ülkelerden haberler geçti, 1987-95 yılları arasında eski El Kaide lideri Usame bin Ladin ile Afganistan ve Sudan’da söyleşiler yaptı.

Daha sonra İngilizce yayın yapan Arab News’in başında dört yıl çalışan Kaşıkçı, buradan geçtiği Al Watan’ın yazı işleri müdürlüğünde 52 gün görev yapabildi, gazetede ülkedeki dini yapıyı eleştiren yazıların çıkması üzerine görevden alındı.

Bunun üzerine ülkeyi terk eden Kaşıkçı, İngiltere ve ABD’de Suudi Arabistan Büyükelçiliği yapan Prens Türki al Faysal’ın danışmanlığına getirildi. 2008 yılında tekrardan Al Watan’ın yazı işleri müdürlüğüne getirildi ve 2010 yılında gazetede yayınlanan eleştirel yazılar nedeniyle bir kere daha görevden alındı.

Suudi gazeteci, radikal İslam’ın önüne geçebilmek için ülkedeki din eğitiminin gözden geçirilmesi gerektiğini, din eğitiminin yalnızca dini okullarda verilmesini, çocuklara bir dinin empoze edilmemesi gerektiğini savunuyordu.

Suudi Arabistan’da Selefi mezhebinin temelini oluşturan din adamlarından İbn Teymiye’nin görüşlerine bu kadar itibar edilmemesi gerektiğini söylüyordu. Yazı işleri müdürlüğünü yaptığı dönemde Al Watan’da da ülkedeki radikal İslamcılığı eleştiren yazılar ve karikatürler yayınlanması, ülkedeki ulemanın en çok tepkisini çeken konular arasındaydı. Kaşıkçı’nın görevine son verilmeden önce kıdemli bir din adamı, gazetenin alınmasının günah olduğunu söyleyen bir fetva yayınlamıştı.

Haberler


  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Güvenlik *