Huzursuz Bacak Sendromu Sık Görülen Bir Nörolojik Rahatsızlık
Huzursuz bacak sendromu sık görülen nörolojik bir rahatsızlık ve özellikle geceleri karşı konulamaz bir hareket etme hissi ortaya çıkartıyor.
Çoğunlukla da bacaklardaki hoş olmayan hislerle bağlantılı. Her 20 yetişkinden birini etkiliyor ve ağır uyku yetmezliğine yol açabiliyor”
Mary Rose, yıllarca uykuya dalmakta ve uyumakta zorluk çekti, çünkü böcekler üzerine saldırıyormuş gibi hissediyordu. Durumu tarif ederken “Bir kovan dolusu arının, bacaklarınızda, derinizin altında vızıldadığını, sizi ısırdığını düşünün. Çok çok acı verici bir şey” diyor.
80’li yaşlarındaki sanat tarihçisi Mary Rose, kendisine geceleri işkence yapan “Huzursuz bacak sendromu”ndan musdarip. “Bacaklarınızı kaşımak, ayağa kalkıp dolanmak istiyorsunuz. Yatıp uyumak mümkün deği çünkü bacaklarınız kontrol edilemez bir şekilde seğiriyor” diye konuşuyor.
Rose, yaşadığı bu ağır durum nedeniyle geceleri yatağa gitmek istemediğini belirtiyor. Sorunun ne zaman başladığını hatırlamıyor ancak teşhisin yıllarca konulamadığını söylüyor:
“İnsanlar ‘Kramptır o, biraz kinin alsan ya da yatağına şarap mantarları koymalısın’ diyordu. Bütün bunları yaptım.”
Tabii ki bütün bunların hiçbir faydası olmadı. Isırılma hissiyle başa çıkabilmek için bacaklarına çeşitli merhemler sürdü ancak bunlar da iyi bir gece uykusu çekebileceği kadar yardımcı olamadı.
Mary Rose, aile doktoruna yaptığı ziyaretlerin de sorunu çözemediğini anlatıyor.
En sonunda Londra’daki Guy’s and St Thonas Hastanesi’ndeki uyku kliniğine sevk edildi ve nöroloji uzmanı Dr. Guy Leschziner tarafından tedavi edilmeye başlandı.
Dikkat dağıtma stratejisi üretmek
Rose, hastalığın en kötü dönemlerinde her gece en çok bir-iki saat uyuyabildiğini anlatıyor ve “Bazen de bir dakika bile uyuyamadığım geceler geçiriyordum. Çok yorgunsam uyuyabiliyor sonra bir kaç saat daha uyanık kalır, bazen de kalkardım” diyor.
Uykudan önce müzik ya da sesli kitaplar dinlemek, rahatlamaya ve uykuya dalmaya yardımcı olabiliyor.
Bazılarının tek çare ilaç
Huzursuz bacak sendromu çoğunlukla kalıtımsal bir hastalık ancak demir eksikliği varsa veya hamilelikte görülebiliyor. Tedavisi ise genelde kolay.
Çoğu kişi için, kafein almamak, alkol ve belirli ilaçlardan uzak durmak yeterli olabiliyor. Bacakları germek ya da masaj da faydalı olabiliyor. Ancak bazıları için ilaç almaktan başka çare yok.
Mary Rose’un durumu o kadar ağırdı ki, ilaç tek çareydi ve Dr. Leschziner durumu kontrol altına almak için bir ilaç kombinasyonu kullannmaya başladı. Mary Rose ilaçlarını aldığı sürece, işe yarıyor gibi görünüyor.
Müzik ya da sesli kitaplar dinlemek de rahatlamaya ve uykunun gelmesine yardımcı olabiliyor.
Dr. Leschziner, bazen insanların yeniden uyku eğitimine ihtiyacı olabileceğini ve yatağa yatmanın zorlu bir gece değil, uyku demek olduğunu yeniden öğrenmenin faydalı olabileceğini söylüyor.
Hastalık nedeniyle yıllarca uykusuzluk çeken Mary Rose da bu tavsiyelerle kendi stratejilerini geliştirdi. “Müzik ya da sesli kitaplar dinleyerek, beynim çalışmayı durduruyor ve sonra uykuya hazır hale geliyorum. Ama bu yine de birkaç saatten fazla uyuyabildiğim anlamına pek gelmiyor” diyor.
Dr. Leschziner ise bu süreç ile ilgili olarak şunları söylüyor:
“Aslında yaptığınız dikkatinizi dağıtmak. Müzik ya da dinlediğiniz hikâye hakkında düşününce, uykuya dalma sürecini düşünmüyorsunuz ve beyniniz pasif moda geçiyor ve sonra uyku sanki kazayla olmuş gibi geliyor.”
[toggle title=”Tıklayın >> Güzellik uykusu’nun bilimsel açıklaması” state=”close” ]
Uyku düzeni ile bireylere etkisini araştıran bilim insanları ‘güzellik uykusu’ kavramının bilimsel açıklaması olabileceğini söylüyor.
Araştırmacılara göre, daha az uyuyanlar ‘daha az çekici görünüyor’ .
Royal Society (Kraliyet Topluluğu) dergisinde yayımlanan araştırmada, “Birkaç gece üst üste az uyuyan kişi daha yorgun ve daha kötü görünüyor, bu da çekiciliğini ve sağlığını etkiliyor” dendi.
Az uyku nedeniyle gözaltı çevresinde morluk oluşan ve göz kapakları şişen kişilerin de sosyalleşmeye yanaşmadıkları belirtildi.
Araştırma için yapılan deneye kadın-erkek karışık 25 üniversite öğrencisi katıldı. Gönüllülere, gece uyku düzenlerini ölçmeleri için bir kit verildi.
Gönüllülerden iki gün üst üste uykularını almaları söylendi. Bir hafta sonra da uyku saatlerini azaltıp iki gece üst üste yalnızca 4 saat uyumaları istendi.
Araştırmacılar, gönüllülerin uykularını aldıktan sonra ve uykusuz kaldıktan sonra makyajsız fotoğraflarını çekti.
İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşayan 122 yabancıya fotoğraflar gösterildi ve gönüllüleri çekicilik, sağlık, uyku mahmurluğu, güvenilirlik açısından değerlendirmeleri istendi. Katılımcılara “Bu fotoğraftaki kişiyle sosyalleşmek ister misin?” diye soruldu.
‘Hasta olabilir’ algısı
Fotoğraftakileri hiç tanımayan bu katılımcılar, yorgun, uyku mahmuru olan gönüllülere düşük puanlar verdi.
Katılımcılar ayrıca, sağlıksız göründüklerini söyledikleri yorgun, uykusuz öğrencilerle sosyalleşmeye yanaşmayacaklarını kaydetti.
Karolinska Enstitüsü’nde görevli araştırmacılar, sağlıksız yorgun görünenlerin ‘hasta olabileceği’ algısı yarattıklarını ve ‘enerjik, fit, sağlıklı’ görünenlere kıyasla kendileriyle sosyalleşmek isteyenlerin az olduğunu ifade etti.
Araştırmayı yürüten Dr. Tina Sundelin, “Bu bulgularla insanları endişelendirmek veya uykularını kaçırmak istemem. Birçok kişi ara ara yaşanan uykusuzlukla baş edebilir” dedi.
Liverpool Üniversitesi psikoloji uzmanı ve İngiltere Psikoloji Topluluğu üyesi Dr Gayle Brewer, “Çekicilik değerlendirmesi çoğu zaman bilinçsizdir, ama hepimiz yaparız, bir kişinin yorgun veya sağlıksız olduğu kanısına varmak için küçük ayrıntılara takılabiliriz” diyor ve ekliyor:
“Partnerlerimizin çekici ve enerjik olmalarını isteriz. Bu araştırma bize uykunun ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.”
[/toggle]
Az uyuyunca neden acıkırız
Bazen uykusuzluk çeken bir insanım ve en az 7 saat uyumadığım zamanlarda kendimi yorgun ve huzursuz hissettiğimi biliyorum.
Fark ettiğim bir diğer şey de kötü bir uykunun hafızamı etkilediği. Uyku ve hafıza arasındaki bağlantı uzun zamandır biliniyor ve bu bağlantıyı açıklayan bir teoriye göre, beyin gün içinde toplanan bilgileri derin uyku sırasında kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya aktararak yeni şeyler öğrenmek için alan açıyor.
Yani eğer yeterince derin uyku almazsanız kısa süreli hafızanızda yer alan bilgiler yok oluyor.
Bu teorinin doğru olsa da olmasa da iyi bir gece uykusu, sınavlara hazırlanan öğrenciler için sabahlayarak ders çalışmaya kıyasla çok daha etkili.
BBC’de yayımlanan “Uyku Hakkındaki Gerçekler” programını hazırlarken beni esas şaşırtan şey ise gece kötü uyumanın sağlıklı deneklerde bile kan şekeri ve açlığı etkileyebildiğini görmek olmuştu.
Bu konuda daha fazla bilgi almak için Leeds Üniversitesi’nden Dr. Eleanor Scott’un kapısını çaldım.
Onunla birlikte bir grup sağlıklı gönüllü denek bulduk ve hem fiziksel aktivitelerini hem de kan şekeri miktarlarını ölçmek için vücutlarına cihazlar bağladık.
Deneklerden iki gece boyunca normal uykularını uyumalarını istedik ve normal şartlar altındaki verilerini topladık.
Sonraki iki gece normalden üç saat geç uyuttuğumuz deneklere son olarak da iki gece boyunca istedikleri kadar uyumalarını söyledik.
Kan şekerinde artış
Kendi üzerinde deneyler yapmayı seven biri olarak ben de deneye katıldım. Evde herkes yatağa gitmişken ve istemediğim halde uyanık kalmak eğlenceli değildi.
Az uyuduğum günlerde kan şekerimin ne kadar düşük çıktığı ve ne kadar aç hissettiğim beni rahatsız edici bir şekilde şaşırttı.
Aynısı denekler için de geçerliydi. Sonuçları incelemek için buluştuğumuzda Dr. Scott hepsinin az uyuduktan sonra abur cubur yemek istediğini söyledi. Bir denek sabah kahvaltısında çok sayıda bisküvi yemek isteyecek kadar aç hissetmiş.
Kan şekerlerinin yükseldiği seviye dikkat çekiciydi. Sağlıklı bireylerin kan şekeri, tip 2 diyabet sınırına ulaşmıştı. Birkaç gece iyi uyuduktan sonra kan şekeri tekrardan düştü.
Dr. Scott, son dönemde yapılan kapsamlı araştırmaların sonucunda geceleri 7 saatten az uyuyan insanların obez ve tip 2 diyabet hastası olma ihtimallerinin daha fazla olduğunu söylüyor.
Peki neden? Scott bu soruya şu yanıtı veriyor:
“Az uyumanın iştah hormonlarını etkilediğini ve insanı daha aç, daha az tok hissettirdiğini biliyoruz. Az uyuyan insanlar tatlı şeyler yemek istiyorlar.
“Uyanık kalmamanız gereken saatlerde uyanık kaldığınız durumda vücudunuz daha fazla stres hormonu kortizol üretiyor ve bu da bir sonraki gün kan şekerinizi etkiliyor.
Londra’daki King’s College tarafından kısa süre önce yürütülen bir araştırma, uykudan mahrum kalan insanların günde ortalama 385 kilokaloril fazla gıda tükettiklerini ortaya koydu. Bu kaloriler vücutta birikerek kilo alınmasına yol açıyor.
Üstelik uykusuz kaldığınızda değişimler yalnızca açlık seviyeniz ve kan şekerinizde gerçekleşmiyor.
Araştırmacılar beynin ödülle ilgili bölgesinin yorgun olduğunuz zamanlarda daha aktif olduğunu ortaya çıkardı. Bu daha fazla yemek arama ihtiyacı hissetmeniz anlamına geliyor.
İyi uyumak özellikle de çocuklar için çok önemli.
Düzenli olarak ikindi uykusuna yatan çocukları inceleyen bir başka araştırmada çocuklar hem öğlen uykusundan mahrum bırakıldı hem de gece iki saat daha geç yatağa sokuldu.
Araştırmanın sonunda çocukların az uyuduktan sonraki gün normalden yüzde 20 fazla kalori aldıkları görüldü.
Normal uyku düzenlerine döndükten bir gün sonra bile aldıkları kaloriler normale kıyasla yüzde 14 fazlaydı.
İşte bütün bunlar iyi bir gece uykusunun önemini gösteriyor.
‘Uzun şekerlemeler diyabet işareti olabilir’
Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre, gündüz 1 saatten fazla uyumak, tip 2 diyabet (şeker hastalığı) işareti olabilir.
Tokyo Üniversitesi’nin araştırması, uyku düzensizliği ile diyabetin bağlantılı olabileceğini ortaya koyması açısından önemli.
Araştırma kapsamında 300 binden fazla kişi incelendi. Günde 1 saatten fazla uyuyan insanların, hiç uyumayanlara kıyasla yüzde 45 daha fazla tip 2 diyabet riski taşıdığı ortaya çıktı.
40 dakikanın altındaki kestirmelerle diyabet arasında ise bir ilişki bulunmadı. Hatta araştırmalar, gün içindeki kısa kestirmelerin sağlığa faydalı olduğunu gösteriyor. Bu kısa uyku, motor becerileri ve atikliği artırıyor.
Araştırmanın sonuçları Almanya’nın Münih kentinde yapılacak olan Avrupa Diyabet Çalışmaları Derneği toplantısında sunulacak.
‘Uyku apnesinden de kaynaklanıyor olabilir’
Araştırmacılar gün içinde uzun uyuma ihtiyacının, gece uykusunun kötü olmasından, büyük olasılıkla uyku apnesinden kaynaklanıyor olabileceğini belirtti.
Bilim insanları bu uyku düzensizliğinin kalp krizi, kardiyovasküler rahatsızlıklar ve tip 2 diyabet de dahil olmak üzere bazı diğer metabolik düzensizliklere neden olabileceğine dikkat çekti.
Çalışma düzeni ve sosyal hayattan kaynaklanan uyku eksikliğinin ayrıca yeme bozukluklarına da neden olduğu, bunun da tip 2 diyabet riskini artırabileceği belirtildi.
Ancak uykunun şeker hastalığının nedeni mi, sonucu mu olduğu netlik kazanmış değil.
Gün içindeki uzun uykunun diyabetle ilişkilendirilmesinin nedenlerinden biri, araştırmaya katılan hastaların bazılarının diyabetin erken evrelerinde olması da olabilir.
Daha az sağlıklı ve diyabetin ilk evrelerindeki hastaların gün içinde daha uzun şekerlemeler yaptıkları biliniyor.
Glasgow Üniversitesi’nden Naveed Sattar, “Diyabete neden olan risk faktörleri, uykuya da neden olabilir, örneğin şeker seviyesinin biraz yüksek olması gibi… Bu da gün içindeki kestirmelerin diyabet için bir uyarı olabileceği anlamına gelebilir” diyor.
İngiliz uzmanlar ise teşhis konmamış diyabet hastalarının gün içinde yorgun hissettiklerini ancak gün içindeki kestirmelerin diyabet riskini artırdığına dair bir kanıt olmadığını belirtmişti.
Türkiye Avrupa’da diyabetin en hızlı arttığı ülke
Türkiye Diyabet Vakfı’nın verdiği bilgilere göre, diyabet tüm Avrupa ülkeleri içinde en hızlı artışı Türkiye’de gösteriyor.
Diyabet hastalarının sayısı açısından ise Türkiye, Avrupa genelinde Rusya ve Almanya’nın ardından üçüncü sırada.
Türkiye Diyabet Vakfı’ndan Prof. Dr. Mehmet Temel Yılmaz, Türkiye’de bugün yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 15’inin diyabet hastası olduğunu söylüyor.
1997-1998 yıllarında yapılan Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması (TURDEB 1) ve bu çalışmanın Ocak-Haziran 2010’da yapılan tekrarı TURDEB 2’den elde edilen sonuçlar, Türkiye’de diyabet hastalığının nasıl bir hızla arttığını gösteriyor.
Prof. Dr. Yılmaz, on yıllık bir süre zarfında diyabet hastalarının oranının yaklaşık yüzde 100’lük artış göstererek yüzde 7,6’dan yüzde 13,4’e çıktığını söylüyor.
Yılmaz’a göre, bu artışa karşın halkın diyabet hastalığı konusundaki farkındalık oranı ise hayli düşük.
Prof. Dr. Yılmaz, “Kendisi diyabetli olduğu halde insanların üçte biri bu hastalığa sahip olduğunun farkında değil” diyor.
Türkiye Diyabet Vakfı’nın yürüttüğü farkındalık çalışmasına göre de ailesinde diyabet hastası bulunmayan kişilerin diyabet hastalığı hakkında bilgi sahibi oranı yüzde 20-25 düzeyinde.
Prof. Dr. Yılmaz, “Türkiye’de yalnızca her dört-beş kişiden biri diyabetin ne olduğunu biliyor” diyor.
Türkiye’de neden daha hızlı artıyor?
Diyabet 21’inci yüzyılın getirdiği yeni yaşam biçimleri nedeniyle tüm dünyada artış gösteriyor.
Gelişen teknolojiyle birlikte gelen hareketsiz yaşam, yoğun ve stresli bir hayat tarzı ve bununla doğru orantılı olarak hızlı ve çabuk beslenme zorunluluğu -yani “fast food” kültürü- diyabet hastalığının artışında büyük rol oynuyor.
Prof. Dr. Mehmet Temel Yılmaz, diyabetin özellikle Türkiye’de neden daha yüksek bir artış gösterdiğine dair olarak ise şunları söylüyor:
“Birincisi Türk insanı teknolojinin çok daha çabuk esiri oluyor. Yüksek teknolojiyi seviyor ama diğer ülkelere göre daha hızlı bağımlısı oluyor.
“İkincisi biz toplum olarak spor yapmayı sevmiyoruz. Düzenli spor kültürümüz yok.
“Üçüncü ve en önemli şey ise ‘fast food’ kültürü. Burada sadece Amerikan tipi fast food’dan bahsetmiyoruz. Dünyadaki bütün ülkelerde iki tip hazır yemek tüketimi var: Bir Amerikan tipi, yani hamburger, cips, sosis gibi… Diğeri ise o ülkenin kendi yerel fast food’u. Türkiye’de bunun karşılığı da döner, lahmacun, dürüm gibi çabuk tüketilen yiyecekler…”
Prof. Dr. Mehmet Temel Yılmaz, dünya genelinde diyabetin en hızlı artış gösterdiği bölgenin Orta Doğu bölgesi olduğunu, Türkiye’ye bakıldığında ise Gaziantep merkez olmak üzere, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde en yüksek artışın görüldüğünü söylüyor ve şöyle devam ediyor:
“Bu iki bölgenin ortak bir özelliği var: Mutfak… Orta Doğu ve Güneydoğu Anadolu mutfağı diyabeti hızlandıran bir mutfak. Yağlı, hamurlu, şekerli bir mutfak.
“Bizim ülkemizde Ege, Akdeniz, Karadeniz mutfağı da var ama Güneydoğu Anadolu mutfağı bunları geçerek ‘fast food’ alanında bütün ülkeye yayıldı. Bizim insanımız da, 18 yaş altı kuşağı bir yana bırakırsak, özellikle 18 yaş üstü kuşak, çabuk yemek tüketiminde Güneydoğu Anadolu mutfağını tercih ediyor. Bu nedenle obezite de diyabet de hızlı bir şekilde artıyor.”
Kritik nokta okul kantinleri
Prof. Dr. Mehmet Temel Yılmaz, diyabetle mücadelede en kritik noktanın ise okul kantinlerinde çocuklara sağlıklı yemek sunulması olduğunu söylüyor.
“Çocuklar evde pişirilen üç öğün yemeği yerken okula başladıkları andan itibaren kantinle tanışıyor. Türkiye’de bütün kantinler ‘fast food’ seçenekleri sunuyor. Biz devlet eliyle her yıl milyonlarca çocuğa istemeden de olsa ‘fast food’ kültürünü aşılamış oluyoruz.
“Sağlık Bakanlığı gazlı içecekleri kantinlerden çekti, ama ekmek, sosis, cips gibi diyabetojenik bütün yiyecekler kantinde hala var.
“Avrupa ülkeleri ve Kuzey Amerika’da okullarda artık sıcak yemek, salata, et, haşlanmış sebze gibi sağlıklı yiyecekler veriliyor. Bununla ilgili bir an önce önlem alınması lazım. Gençlere yönelik ciddi olarak eğitim programları yapılması lazım.
“Fast food eğer hayatın bir realitesi ise o zaman sağlıklı seçenekler oluşturmak lazım. Beyaz ekmek yerine çavdar ekmeği, salata, sebze-peynirli, sağlıklı sandviçler gibi ucuz, kolay erişilir, çabuk yemek seçenekleri üzerine çalışmak lazım.”
Halka beslenme eğitimi verilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, obeziteyi ya da diyabeti sadece sporla yenmenin de mümkün olmadığını, stresin de tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de diyabet artışında büyük rol oynadığını söylüyor.
Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Sağlık Örgütü, diyabet vakalarındaki hızlı artışın devam ettiğini ve neredeyse her 11 kişiden birinin diyabet hastası olduğunu açıklamıştı.
RAKAMLARLA DİYABET
- 2014’teki diyabetli sayısı: 422 milyon
- 1980’deki diyabetli sayısı: 108 milyon
- Dünyadaki yetişkin nüfusta diyabet oranı: %8,5
- 2012’de diyabet kaynaklı ölüm sayısı: 1,5 milyon
- Kanda yüksek glikoz oranı bağlantılı ölümler: 2,2 milyon
Örgütün hazırladığı kapsamlı raporda, 1980’de 108 milyon olan diyabet hastası sayısının 2014’te neredeyse dört katına çıktığı belirtiliyor.
Kandaki şeker oranının kontrol altında tutulmaması kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği, körlük, uzuvların ampütasyonu ve hamilelikte sorun riskini artırıyor.
Diyabet her yıl 1,5 milyon kişinin ölümüne yol açıyor ve ölüm nedeni sıralamasında sekizinci sırada yer alıyor.* Ayrıca 2,2 milyon kişi de kanda yüksek glikoz oranıyla bağlantılı hastalıklardan ölüyor.
1980’lerde zengin ülkelerde yaygın olan bu hastalık bugün daha çok düşük ve orta gelirli ülkeleri etkiliyor.
Orta Doğu’da diyabet vakaları 1980’lerde nüfusun yüzde 5,9’unu etkilerken, 2014’te bu oran yüzde 13,7’ye çıktı.
Her 11 kişiden biri diyabet hastası
Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Sağlık Örgütü, diyabet vakalarındaki hızlı artışın devam ettiğini ve neredeyse her 11 kişiden birinin diyabet hastası olduğunu açıkladı.
Örgütün hazırladığı kapsamlı raporda, 1980’de 108 milyon olan diyabet hastası sayısının 2014’te neredeyse dört katına çıktığı belirtiliyor.
Raporda, kanda yüksek glikoz oranının dünyada her yıl 3,7 milyon insanın ölümüne neden olduğu ve tedbir alınmadığı halde hasta sayısının artmaya devam edeceği de vurgulanıyor.
Tip 1 ve tip 2 diyabetlerini birlikte değerlendiren Dünya Sağlık Örgütü, artışın daha çok yaşam tarzıyla ilgili olan tip 2 diyabetten kaynakladığını belirtiyor.
‘Diyabet, sekizinci ölüm nedeni’
Dünya Sağlık Örgütü’nde diyabetle ilgili çalışmaları yürüten Dr Etienne Krug diyabetin sessiz bir hastalık olduğunu, fakat hızlı ilerleyişinin durdurulması gerektiğini söyledi.
Krug, “İnsan sağlığı ve toplum üzerine büyük etkisi olan bu hastalığın bu şekilde ilerlemesine izin veremeyiz; onu durdurabiliriz, ne yapılması gerektiğini biliyoruz” dedi.
Kandaki şeker oranının kontrol altında tutulmaması kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği, körlük, uzuvların ampütasyonu ve hamilelikte sorun riskini artırıyor.
Diyabet her yıl 1,5 milyon kişinin ölümüne yol açıyor ve ölüm nedeni sıralamasında sekizinci sırada yer alıyor.
Ayrıca 2,2 milyon kişi de kanda yüksek glikoz oranıyla bağlantılı hastalıklardan ölüyor.
1980’lerde zengin ülkelerde yaygın olan bu hastalık bugün daha çok düşük ve orta gelirli ülkeleri etkiliyor.
Orta Doğu’da diyabet vakaları 1980’lerde nüfusun yüzde 5,9’unu etkilerken, 2014’te bu oran yüzde 13,7’ye çıktı.
[/author]
[divider]
ANA SAYFA | Haber | Dünya | Bilim | Teknoloji | Sağlık-Yaşam
Twitter | Facebook | Pinterest | Akademi Portal Arşiv | Akademi Portal







































