İnsan sütü’nün vahşi doğayla nasıl bir bağlantısı var?

Her memeli yavrusunu beslemek için süt üretir. Bu sütün bileşimi, yavrunun süte ne kadar süreyle ihtiyaç duyduğuna ve iklime bağlı olarak değişir. İnsan sütüne en yakın süt ise Afrika’nın en vahşi hayvanlarından birine ait.

Dünyada üretilen ham sütün yüzde 90’ı ineklerden geliyor. Yüzde 10’u ise keçi, koyun, manda ve deveye ait. Alpaka, lama, geyik, Kanada geyiği, misk sığırı ve Tibet öküzü gibi hayvanların evcilleştirilip beslendiği ülkelerde bu hayvanların sütü de tüketiliyor.

Dünya çapında her yıl 700 milyon ton süt üretiliyor. Ama insan sütü buna dahil değil.

2013’te yapılan araştırmalar, Amerikalı annelerin dörtte üçünden fazlasının bebeklerini emzirdiğini gösteriyor.
Emzirmenin birçok yararı olmakla beraber asıl işlevi bebeğin büyümesi için besin sağlamaktır.

Peki, besin değeri bakımından insan sütünde ne var? Çok tüketilen inek sütü insan sütüne ne kadar yakın? Başka hangi hayvanın sütü insan sütüne daha çok benziyor? Neyse ki bu soruları cevaplayan çok sayıda araştırma var.

Her canlının sütü farklı

Ornitorenk gibi gagalı memelilerden kangurulara, tavşandan kaplana, su aygırı, maymun ve yunus balıklarına kadar tüm memeliler yavrusunu beslemek için süt üretir. Fakat her hayvanın ihtiyacı farklı olduğu ve farklı ortamlarda yaşadığı için sütü de farklıdır. Aslında bütün sütler genellikle aynı şeyleri içerir, ama oranları farklıdır.

Örneğin balonlu foklar Atlantik Okyanusu’nun kuzeyinde çok soğuk denizlerde yaşadığı için yavrularının soğuğa dayanması için kısa sürede kalın bir yağ tabakası oluşturması gerekir. Bu nedenle sütleri yüzde 61 oranında yağ, yüzde 5 protein ve yüzde 1 süt şekeri içerir.

Bu fokların kutup ayılarına av olmadan kısa sürede doğum yapması ve yavrularını denize indirmesi zorunludur. Bu koşullarda, anne fok dört gün boyunca her gün yedi kilo yağlı süt üretir.

Oysa otla beslenen kara hayvanlarının bu kadar kısa sürede yavrusuna enerji transfer etmesi gerekmez. Bu nedenle yavrularına daha az dozlarda daha uzun süre besin aktarmak, daha uzun süre emzirmek durumundadırlar. Siyah gergedanların sütünde sadece yüzde 0,2, goril sütünde ise yüzde 1,5 oranında yağ bulunmasının nedeni budur.

İnsan sütü

İnsan sütü ise bu iki aşırı örneğin arasında yer alır ve diğer canlılarda olduğu gibi annenin kendi beslenme ihtiyacı ile yavrununki arasında bir dengeye dayanır.

İnsan yavrusu doğduktan sonra uzun süre bakıma ihtiyaç duyar. Bu nedenle annenin sütüyle çok fazla enerji transfer etmesi gerekmediğinden fazla yağlı değildir. Aksi halde yavrularına o kadar uzun süre bakmak için kendi enerjisi kalmazdı. İnsan sütünün bileşiminde yüzde 4 oranında yağ, yüzde 1,3 protein, yüzde 7,2 laktoz vardır; geri kalan yüzde 90’a yakını da sudan ibarettir.

İnsan sütü'nün vahşi doğayla nasıl bir bağlantısı var?
İnsan sütüne en yakın süt Zebra sütü

Antropolog Katie Hinde ve Lauren Milligan’a göre, bileşimi itibariyle insanınkine en yakın süt zebra sütü. İkisinde de su oranı oldukça fazla olduğu gibi, enerjinin büyük kısmı yağdan değil laktozdan kaynaklanıyor. Oysa Homo sapiens insanın tür olarak zebralardan ayrılıp farklı bir evrim sürecine girmesi 95 milyon yıl öncesine dayanıyor.

Sütün bileşimini belirleyen nedir?

İnsanın evrimi, yavrunun çok yavaş büyümesinden dolayı insan sütünün fazla yağlı olmamasını gerektiriyordu.
Zebralar ise kurak bölgelerde gelişmişti. Yavrunun su oranı yüksek bir sütle beslenip terleme yoluyla serinleme becerisi kazanması hayati önem taşıyordu. Yani her iki süt bileşimi birbirine çok yakın olsa da bu şekilde olmaları farklı evrimsel nedenlere dayanıyordu.

Sütün evrimini daha iyi anlamak için Auburn Üniversitesi’nden biyolog Amy Skibiel 130 farklı hayvanın sütüne ait verileri inceledi.

İnsan sütü ile zebra sütü arasındaki benzerlik bir yana bırakılırsa, birbirine yakın türlerin sütünün de benzerlik gösterdiği görüldü.

Ayrıca sütün yoğunluğunu belirleyen bir başka faktör de yavrunun ne kadar süreyle beslenmesi gerektiğidir. Balonlu foklar yavrusunu sadece dört gün emzirir. Bu nedenle sütün yağ içeriği yoğundur. Oysa bazı yunus balıkları 18 ay boyunca emzirir.

İnsan sütü'nün vahşi doğayla nasıl bir bağlantısı var?
160 milyon yıl önce ilk süt üreten canlının sinapsid olduğuna inanılıyor.

Bir diğer etken de hayvanın beslenme şeklidir. Etçil memelilerin sütünde daha fazla yağ ve protein vardır.

Sütün işlevi ne?

Bütün memelilerin ortak özelliği olarak sütün 160 milyon yıl önce ortaya çıktığı sanılıyor. Bunun sinapsid adı verilen bir canlı ile başladığı söyleniyor. Fakat yavrunun beslenmesinde büyük önem taşıyor olmasına rağmen, ilk fonksiyonu bununla pek ilgili olmayabilir.

Bir hipoteze göre, süt esas olarak yavrunun bağışıklık sistemini güçlendirme işleviyle ortaya çıktı. Bir diğerine göre ise süt, kabuğu geçirgen özellik gösteren yumurtaların nemli kalmasını sağlamak için üretilmeye başlandı.
Ördek gagalı ornitorenkler yumurtadan çıkınca annelerinin sütünü içer, ama bunu meme ucundan emerek değil, dönüşüme uğramış ter bezlerini yalayarak yapar.

İster beslenme amacıyla, ister bağışıklık ya da nem amacıyla ortaya çıkmış olsun, 160 milyon yıl önce yaşamış olan ve yumurtlayan memeli öncesi canlıya, ürettiği sütten dolayı minnettarız. Bizi besleyip büyüten bu süt oldu. Yediğimiz yağ, yoğurt, peynir, dondurma da cabası.

Emzirmenin kökeni nereye dayanır?

Emzirmek anne ile yavrusu arasında özel ve duygusal bir bağ da içeriyor. Ancak milyonlarca yıl öncesine, ilk memelilere kadar gidiyor.

Peki süt nasıl ortaya çıktı? Bilim insanları sütün evrimsel tarihini incelediğinde sandığımızdan çok daha eskilere dayandığını gördü. Süt, yüz milyonlarca yıl öncesine, karada yürümeye başlayan ilk hayvanlara kadar gidiyor. Ama bu bildiğimiz süte benzemiyordu.

İnsan sütü'nün vahşi doğayla nasıl bir bağlantısı var?

“Memeliler” terimini ilk olarak 18 yüzyılda İsveçli biyolog Carolus Linnaeus ortaya atmıştı. Canlıları incelediğinde bazı türlerin dişilerinin yavrularını beslemek için süt bezleri olduğunu keşfetmişti.

Peki, evrim sürecinde emzirme nasıl ortaya çıkmıştı? Süt bezleri kemikler gibi fosilleşmediğinden bu yolla tespit zordu.

Bu nedenle araştırmacılar süt üreten hayvanların genlerini inceleyip diğerleriyle karşılaştırdılar.

İnsan sütü'nün vahşi doğayla nasıl bir bağlantısı var?

ABD’nin Maryland eyaletindeki Çevre Araştırma Merkezi’nden Olav Oftedal’a göre süt bezleri ilk memeliler ortaya çıkmadan önce, sudan karaya çıkan ilk canlılarda gelişmişti. Bunların bir kısmı amniyotlara, omurgalı, dört bacaklı canlılara, sürüngenlere, kuşlara ve memelilere evrildi.

Amniyotlar da balıklar gibi yumurta üretiyordu. Bu yumurtalar karada canlılığını koruyabiliyordu. Ama yumurta kabukları gözenekli olduğundan aşırı sıcak havalarda çabucak kuruduğu için amniyotların onları koruyacak bir yol bulması gerekiyordu.

Yumurtanın nemini ayarlamak

İnsan sütü'nün vahşi doğayla nasıl bir bağlantısı var?

Sürüngenler ve kuşlar su kaybetmeyecek şekilde kireçli sert kabukları olan yumurta üretmeye başladı.

Memelilerin ataları ise gözenekli yumurta üretmeye devam etti. Oftedal’a göre, bu kabuklara dışarıdan ekstra su ve besin aktarabiliyorlardı. Bunu ilk olarak derilerindeki basit bir bezeden su sızdırma yoluyla yaptılar.

Bugün kara kurbağaları hala bu yöntemle yumurtalarına su aktarıyor. Solucana benzer kör kertenkelelerde ise dişilerin derisi yağlı ve besleyici maddelerle kalınlaşıyor ve yavrular yumurtadan çıkınca bu tabakayı dişleriyle kazıyıp besin olarak kullanıyorlar.

Oftedal bu yöntemlerin ilkel bir emzirme şekli olduğuna ve bu bezelerin daha sonra memelilerin yağlı süt üretmesini sağlayacak şekilde geliştiğine inanıyor.

Yumurtaları nemli tutmak için deriden su sızdırma yöntemi zamanla başka kimyasallarla birleşerek yumurtadaki besinin yerini almış ve yavruların asıl besin kaynağı haline gelmiş olabilir. Oftedal bütün bu gelişmelerin memeliler ortaya çıkmadan önce olup bittiğini söylüyor.

Neden sadece memeliler?

Memelilerin genleri incelenerek bu gelişim aşamaları görülebilir. Sütle ilgili birçok genin memelilerden eskiye dayandığını biliyoruz.

Örneğin memelilerin sütünde en bol olan kasein maddesi çok eskilere dayanır ve kalsiyum ve fosfor gibi besinlerin yavruya taşınmasına, iskelet ve kasların gelişmesine yardım eder.

Peki, süt üretimi bu kadar eskiyse bugün neden sadece memeliler süt üretiyor?

Oftedal’a göre, bunun en basit açıklaması, memeliler öncesi tüm kökenlerin soyunun tükenmiş ve süte bağlı tek grup olarak memelilerin kalmış olmasıdır.

Süt üretiminin yeniden gelişmemiş olması tuhaf gelse de memeli olmadığı halde süte benzer maddeler üreten bazı canlılar vardır.

Kasein sütteki önemli proteinlerden biridir.

Örneğin bazı hamamböcekleri bol proteine sahip süte benzer bir madde üretmekte ve yavrularını bununla beslemektedir.

Güvercin, flamingo ve imparator pengueni gibi bazı kuşlar da boğazlarına yakın keselerde süte benzer besleyici sıvılar üretiyor. Ancak bunlar memeliler gibi yavruyu beslemek için kullanılsa da bileşimleri ve üretilme biçimleri memelilerin sütünden farklılık gösteriyor.

Bakteriye karşı meme ucu

Gerçek süt bezleri yalnızca memelilerde bulunuyor. Kanguru gibi keseliler ile yavruları plasenta içinde büyüyen memelilerde meme ucu bulunuyor.

Oftedal’a göre meme ucu enfeksiyona karşı gelişmiş. Derisinden süt salgılayan canlıların sütünde bakteriler kolaylıkla çoğalabilir. Oysa meme ucu sütün doğrudan süt bezinden yavrunun ağzına aktarılmasını sağlar.

Meme uçları olan memeliler arasında bile süt üretimi büyük farklılık gösterir.

Plasentalı memelilerde yavrular anne karnındayken de plasenta vasıtasıyla anneden aldıkları besinlerle beslenebilir. Böylece bu canlılar keseli hayvanlardan daha uzun süre anne karnında kalabilir. Bu nedenle kanguru gibi keseli hayvanlar yavrularını kendi başlarına beslenmeye başlayıncaya kadar emzirirler.

İnsan sütü'nün vahşi doğayla nasıl bir bağlantısı var?

Özetleyecek olursak, emzirme ve süt üretimi yüz milyonlarca yıl öncesine dayanıyor. Bugün gördüğümüz yavrusunu emziren annenin kökeni, karada yürümeye başlayan ilk hayvanlara kadar gidiyor.

Akademi Portal / Dergi

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın