Editoryal yazıda özetle, ‘anlaşmanın rahatsız edici ancak kaçınılmaz olduğu görüşü’ savunuluyor.

Editoryal yazının başlığı ise, ‘Avrupa’nın, göçmen krizini çözmek için son şansı’

FT, anlaşmanın detaylarını aktardıktan sonra, ‘Brüksel’in, serbest dolaşım ve AB üyeliği sürecindeki bazı engellerin kaldırılması gibi ödülleri Türkiye’ye, tam da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkesinde siyaset, yargı ve medya alanındaki özgürlüklerin üzerine gittiği bir dönemde sunduğunu’ belirtiyor.

FT’ye göre ‘AB, Türkiye’nin ancak, Yunanistan’daki kaçak göçmenleri geri alma sözünü tutması durumunda maddi yardım alacağını garanti altına alması gerekiyor’.

Ancak gazete bunun dışında, ‘AB’nin, anlaşmanın temel öğelerini kabul etmekten başka şansı olmadığını’ yazıyor.
Yazının devamında özetle şu görüşler aktarılıyor:

“Türkiye halihazırda, tüm komşularından daha fazla olmak üzere 2.5 milyon mülteciyi kabul etti. Türkiye’nin, AB hükümetlerinin de ortadaki insani yüke omuz vereceğine dair bir garanti almadan bir planı imzalamasının yolu yok.

“AB liderleri ayrıca, anlaşmanın başarısız olması ve Türkiye’den Yunanistan’a başıbozuk göçün devam etmesi durumunda ne olacağını da ölçüp tartmalı.

“Avusturya, Macaristan ve diğer ülkelerin güney sınırlarını kapatmasıyla kesin olarak olacak şey, AB üyesi Yunanistan’ın insani felaketle yüz yüze gelmesidir. Bu, Avrupa’nın itibarı üzerinde korkunç bir leke olacaktır.”

‘Göçmen krizinin AB’nin tarihinde karşılaştığı belki de en büyük sorun olduğunu’ belirten gazete, ‘AB’nin buna dayanışma ve stratejik bir azimle cevap veremediğini’ yazıyor.

Yazı göçmen krizi planın Avrupa açısından son bir şans olduğuna vurgu yaparak bitiyor:

“Birlik hükümetlerinin şimdi, AB değerlerini hakir gören bir Türk Cumhurbaşkanı’yla anlaşmaya girmekten başka alternatifi yok. Teklif üzerine anlaşma rahatsız edici ama bu, Avrupa’ya inisiyatifi yeniden kazanmak için son bir şans sunuyor.”

FT editörlerinden David Gardner da bugün yayımlanan köşe yazısında konuyu ele almış.

Yazının başlığı ‘Çaresiz AB değerlerini Türkiye’nin diktatörüne feda etti’.

Gardner yazıda, ‘mevcut göçmen krizi anlaşmasıyla Erdoğan’ın AB liderlerine, kendisi için hiçbir sınırın kalmadığını hatırlattığı’ görüşünü savunuyor.

Suriyeliler, ‘Avrupa için başka yollar buluruz’ diyor

Guardian gazetesi de konuya iki tam sayfa ayırmış.

Gazete konuyla ilgili ana haberini Birleşmiş Milletler’in anlaşmaya eleştirileri üzerinden kurmuş.

Anlaşmanın kapsamlı bir şekilde değerlendirildiği haberin yanında, Türkiye’de yaşayan Suriyeli göçmenlerin anlaşmaya yaklaşımlarının aktarıldığı bir haber de dikkat çekiyor.

Guardian muhabirleri Türkiye’deki bazı Suriyelilerle görüşmüş.

Haberin başlığı, ‘Suriyeliler Avrupa için başka yollar bulacaklarını söylüyor’.

Haberde Suriyelilerin anlaşmaya, başkaldırı ve kafa karışıklığıyla tepki gösterdiği belirtiliyor:

“Guardian’ın dün röportaj yaptığı Türkiye’deki bazı Suriyeliler, azimle Yunanistan’ı denemeye devam edeceklerini söyledi.

“Diğer bazıları ise Suriyelilerin başka yollar deneyeceklerini söyledi.”

Guardian, bu Suriyelilerin, Avrupa’nın göçmenleri yasal yollardan alıp yeniden yerleştireceğine dair sözünü tutacağına dair şüpheli olduklarını yazıyor.

Guardian’a konuşan bazı Suriyeliler’in görüşleri şunlar:

“Bir haftadır Yunanistan’a gitmek üzere Türkiye’den ayrılmaya çalışan 23 yaşındaki Suriyeli öğrenci Muna, hem kendisinin hem de başkalarının hâlâ bu yolculuğu yapmaya niyetli olduklarını söyledi.

“Soyadının yazılmasını istemeyen Muna, ‘yolculuk her hâlükârda yasa dışı, bu yüzden farklı kurallar bizi bundan vazgeçirmeyecek’ diyor ve ekliyor: ‘Biz, Suriyeliler, şimdilerde nasıl olsa kuralların çevresinden dolanarak yollar bulmaya alıştık”.

“Şam’dan gelen Muna, ‘Bunu hayata geçirmeleri ihtimali nedeniyle acele etmeyeceğim. Ancak orada teknelere binmekten korkmayan insanlar tabii ki bu tür kurallardan da korkmazlar’ diyor”.

Guardian’ın konuştuğu bir başka Suriyeli ise anlaşma ardından artık yasa dışı yollarla Avrupa’ya gitme niyetinden vazgeçtiğini söylemiş:

“Hama’dan gelen 18 yaşındaki Halaf, ‘Avrupa’da yapacak bir şeyim kalmadı. En yakın zamanda eve gitmek için bekliyorum, o kadar’ diyor.”

Geçen yıl kaçak yollardan tekneyle Türkiye’den Yunanistan’a geçen, şu andaysa ailesiyle Almanya’da bulunan Mesut adlı bir Suriyeliyse Guardian’a, Türkiye’ye geri dönenlerin tekrar Avrupa’ya gönderilmemesi durumunda Suriyelilerin kendilerine başka yollar bulacağını söylemiş.

Türkiye’de yaşayan 27 yaşındaki Suriyeli gazeteci Baz da, kaçakçıların yeni güzergâhlar bulacaklarını belirtmiş.
Guardian olası farklı güzergâhlarıysa şöyle açıklıyor: “Libya-İtalya tekne yolculuğu, Türkiye-İtalya arasındaki daha az kullanılan güzergâh, Bulgaristan kara sınırı ve Karadeniz üzerinden Ukrayna ve diğer doğru Balkan ülkelerine deniz yolu.”

Telegraph: Bugünkü Türkiye Avrupa’nın dostu değil

Daily Telegraph gazetesindeki yorum sayfasında, gazetenin savunma editörü ve yazarı Con Coughlin’in, Türkiye’yi eleştirdiği bir yazısı var.

Analizinin başında Coughlin, ‘birçok Batılı için bir Türk çarşısında alışveriş yapmanın çok keyif alınan bir deneyim olmadığını, özellikle alışverişin sonunun sevimsiz olduğunu, çünkü sonda kabul edilen parayla aslında bir gaspın mağduru haline gelinmiş olunduğunu’ yazıyor

Coughlin, göçmen kriziyle ilgili anlaşmanın ardından, ‘Avrupa liderleri de muhakkak böyle hissediyor olmamalılar’ diye yazıyor.

AB üyelik sürecinde, AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerde inisiyatifin AB’de olageldiğini söyleyen Coughlin, bu durumun göçmen krizi söz konusu olduğundaysa değiştiğini belirtiyor:

Kozlarını elinde bulunduran Brüksel’di. Ankara tarafından AB’ye girmek için üstlenilen çeşitli inisiyatifler Brüksel’in (Kıbrıs üzerine uzun zamandır süren ihtilafı çözmekten Türkiye’nin üzücü insan hakları sicilini iyileştirmeye kadar) talepleri tarafından engellendi.

“Şimdi ise, göçmen krizi sayesinde masalar önemli ölçüde ters döndü”

Coughlin daha sonra AB ve Türkiye arasındaki göçmen krizi anlaşmasının detaylarını anlatıyor ve Türkiye’nin AB’ye şantaj yaptığı yorumunda bulunuyor.

Yazar, ortadaki durumun Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerini iyileştirmeyeceğini belirtiyor ve özetle şu görüşleri savunuyor:

Türkiye’nin hâlâ AB’ye girmekle ilgilenmeye devam ettiği fikri sadece kötü bir şaka olarak tarif edilebilir.
Davutoğlu’nun Brüksel’de Merkel’e yönelik diplomatik girişiminden sadece birkaç gün önce Türkiye’de çevik kuvvet polisi, Türkiye’nin ana akım hükümet karşıtı gazetesi Zaman’ın bürolarını basmakla, kıdemli gazetecilerini gözaltına almakla, göstericilere biber gazı sıkmakla meşguldü.”

“Bunun, basın özgürlüğü dâhil olmak üzere takıntılı bir şekilde tüm insan haklarının korunmasının peşinden koşan AB gibi bir örgüte ciddi bir şekilde üye olmak isteyen bir ülkenin davranışı olamayacağını” belirtiyor Coughlin ve ekliyor:

“Erdoğan, Türkiye’nin hâlihazırda yaklaşık 3 milyon Suriyeli mülteciyi barındırmanın peşinde koştuğunu ve ülkesinin göçmen akınıyla baş edemediğini iddia etmeyi seviyor.

“Ancak şunu rahat bir şekilde gözünden kaçırıyor ki, Türkiye eğer cihatçıların sınırlarını serbest bir şekilde geçip Suriye ve Irak’taki savaş bölgelerine gitmesine engel olsaydı şu anki konumunda olmazdı.”

Coughlin, ‘dahası Türkiye’nin IŞİD militanlarıyla bağları olduğunun iddia edildiğini’ belirtiyor ve ‘son dönemlerde İngiltere’ye geri dönen ve ülke güvenliğini tehdit eden cihatçıların birçoğunun dönüşünde, Türkiye’nin denetlenmeyen göç yollarını kullandığını’ belirtiyor.

Coughlin’e göre, ‘eğer Türkiye Avrupa’ya yakınlaşmak istiyorsa IŞİD ve diğer İslamcı kökenli terör gruplarını izlemede çok daha ön etkin olmalı’.

Yazının sonunda Coughlin, ‘şu anda göçmen krizi nedeniyle çaresiz kalan AB’nin Türkiye ile işbirliği yapsa da uzun vadede, Türkiye’deki mevcut iktidarın sürmesi durumunda, Türkiye’nin güvenilir bir müttefik olarak görülmesinin çılgınca olacağını’ yazıyor.

 

Türkiye’nin ‘mülteci planı’ uygulanabilir mi?

Avrupa Birliği liderleri dün gece Türkiye liderleriyle bir anlaşmaya varamadılar, ama 17-18 Mart tarihlerinde yapılacak müzakerelerde ele alınacak planın ana hatları belli oldu.

Türkiye'nin 'mülteci planı' uygulanabilir mi?

Uzun yıllar BBC’de ekonomi editörü olarak görev yapan, şimdi Channel 4’un ekonomi editörü olan Paul Mason, AB liderlerinin dün gece prensip anlaşmasına vardıklarını açıkladıkları planı madde madde değerlendirdi. Mason’un medium.com’da yayınlanan yazısı özetle şöyle:

”Liderlerinizin altına imzasını attığı ve adına “prensipler” dediği maddeler ve benim yorumlarım şöyle:

‘Türkiye’den Yunan adalarına geçen bütün yeni düzensiz göçmenlerin, masrafları AB tarafından karşılanmak üzere iade edilmesi.’

Yasal değil. Bu ‘düzensiz göçmenler’ iltica talebinde bulunurlarsa mülteci olurlar ve başvuruları sonuçlanana kadar uluslararası hukukun güvencesi altındadırlar. Bu maddeye karşı derhal mahkemelere başvurular olacaktır.

‘Türkiye’nin Yunan adalarından geri aldığı her bir Suriyeli karşılığında, Türkiye’den bir Suriyelinin mevcut anlaşmalar çerçevesinde AB üyesi ülkelere yerleştirilmek üzere alınması.’

Bu maddenin geriye yürütülmeyeceği, anlaşma tarihinden başlatılacağı düşünülüyor. Bu durumda şu anda Yunan adalarına zaten geçmiş bulunan 30 bin civarında göçmenle baş edilebilir. Fakat bu madde hukukun yerine tartışmalı bir güç koymuş oluyor. Türkiye’deki Suriyeli mültecilerden hangisinin Avrupa’ya gidebileceğine kim karar verecek?

Maksat insanların tehlikeli yollardan Midilli adasına geçmesini engellemek ise, neden daha basit bir yola başvurularak mesela Türkiye’den Avrupa’ya geçmek isteyen mülteciler bir Berlin uçağına ya da otobüsüne bindirilip gönderilmiyor?

‘Türkiye vatandaşlarına uygulanan vizenin (Schengen) en geç 2016 yılı Haziran ayı sonuna kadar kaldırılabilmesi açısından, bütün üye ülkelerle vize kaldırma yol haritasının uygulanmasını hızlandırmak.’

Bunun uygulanması mümkün değil. Bir AB üyesi bile bunu engelleyebilir. Örneğin İngiltere Başbakanı David Cameron tam da İngiltere’nin AB’den ayrılmasına ilişkin referanduma 23 gün kala 75 milyon Türkiye vatandaşının ülkeye vizesiz girmesine onay verebilir mi? Kıbrıs buna onay verir mi? Hayal görmeye devam edin.

‘Mart ayı sonundan önce ilk projelerin başlayabilmesi için daha önce ayrılmış olan 3 milyar euroluk fonun ulaştırılmasını hızlandırmak ve Suriyelilere Mülteci Tesisi için ilave fonlar üzerinde anlaşma sağlamak.’

İlginçtir ki Erdoğan tam da sızdırılan Tusk-Erdoğan notlarında talep ettiği söylenen miktarı istemiş, ki ben bunu inandırıcı bulmamıştım. Ama eğer gerçekten insanların Türkiye’deki kamplardan Avrupa’ye geçme arzusunun önünü kesmeye yarayacaksa 6 milyar euro Avrupa için ucuz bir bedel olacaktır.

‘Ekim 2015 Avrupa Birliği Konseyi sonuç bildirgesinden kalkarak Türkiye’nin üyeliği müzakerelerinde yeni başlıkların biran önce açılması kararına hazırlık yapmak.’

Bu AB’nin verdiği gelmiş geçmiş en utanç verici vaadlerden biri. Şunu söylemeliyiz ki, AK Parti yönetimindeki Türkiye’nin AB’ye üye olma ihtimali yok. Avrupa, Türkiye’deki laik ve demokratik güçlere bir sinyal vererek, üyelik müzakerelerine, sadece ve sadece ülkede diyelim beş yıl boyunca istikrarlı olarak, insan hakları, basın özgürlüğü ve diğer temel hak ve özgürlüklere tam olarak uyulan demokratik bir yönetim görülmesi durumunda başlayacağını belli etmelidir.

Burada Türkiye’nin birliğe Müslüman olduğu için giremeyeceğini ya da Avrupa’ya ucuz işgücü akınına sebep olacağını söyleyerek karşı çıkan Hristiyan muhafazakarlarla aynı çizgide olmadığımızı açıklıkla ifade etmek gerekir. Türkiye üyelik görüşmelerine üyelik konusundaki Kopenhag kriterlerine uymadığı için başlayamaz. Eğer başlarsa buna Avrupanın Hristiyan muhafazakarlarının çok ötesinde büyük bir tepki olacağını düşünüyorum.

‘Suriye’de, yerel halk ve mültecilerin daha güvenli olacakları alanlarda yaşamalarını sağlayacak şekilde insani koşulların geliştirilmesi konusunda Türkiye ile her türlü ortak projeye girmek.’

Bu, bir güvenli bölge yaratılması konusunda verilmiş bir vaad midir? Askeri yönü var mıdır? Varsa, bu IŞİD’e üstü kapalı bir şekilde destek sağladığı söylenen, Kürtleri bombalayan Türkiye’nin ordusu ile mi yapılacaktır? Değilse, AB liderlerinin bunu gayet açık bir şekilde belirtmeleri gerekir çünkü Avrupa, Suriye’de güvenli bölgeler yaratılmasına onay vermemiştir.

Evet hepsi bu. Belgenin hiç bir yerinde insan haklarına dair bir kelime yok, Kürtlere yönelik bombardımanın durdurulmasına dair bir söz yok, gazetelerin genel yayın müdürlerinin hapsedilmesinden bahis yok, muhalefet partilerinin bürolarının yakılmasına dair bir not yok.

Bu belgeden hareketle yapılabilecek en iyi yorum şu: Görüşmeler başarısız olmuştur ve açıklanan maddeler sadece Erdoğan’ın Yunan adalarına 1 milyon mülteci daha gitmesinin işaretini vermesini engelleyebilmek için bulunmuş bir formüldür.

Açıklanan bütün noktalar, tamamen Türkiye’nin taleplerini ifade edip, uygulanamaz niteliktedir, çünkü AB liderleri demokratik ülkeleri temsil ederler. Buralarda uluslararası hukuk geçerlidir ve vizeler, AB üyelik müzakereleri gibi konular tek tek parlamentolarda tartışılırlar. Gerçekçi olun.”

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın