31 Ağustos 2018 Önemli haber başlıklarından Arşiv

Erdoğan Trump’ın Davetine Katılacak mı?

31 Ağustos 2018 Önemli haber başlıklarından Arşiv

Birleşmiş Milletler 73’üncü Genel Kurul çalışmaları 18 Eylül’de New York’ta başlayacak. Başta Suriye’de 7.5 yıldır süren iç savaş ve mültecilerin durumu olmak üzere 73. Genel Kurul toplantılarında BM’nin yapısının değişmesi, ‘BM 2030 Küresel Hedefleri’, ‘İklim Değişikliği’ gibi bir çok önemli konu masaya yatırılacak.

BM 73. Genel Kurulu’nun üst düzey toplantılarıysa 25 Eylül’de başlayacak. Aralarında ABD Başkanı Donald Trump’ın da bulunduğu çok sayıda ülkenin lideri genel kurula hitap edecek. BM 73. Genel Kurulu’na hangi ülke liderlerinin katılacağı netleşmeye başlıyor.

Erdoğan New York’a geliyor

Eylül ayında yoğun bir dış ziyaret programı olduğu belirtilen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 25 Eylül tarihinde başlayacak BM 73. Genel Kurulu’nun üst düzey toplantılarına katılmak için New York’a geleceği bildirildi.

Erdoğan’ın genel kurula hitaben yapacağı konuşmada, Türkiye’yle ABD arasındaki siyasi ve ekonomik krizin BM gündemine alınması, bölgesel konular, Suriye, mültecilerin durumu, BM’nin yapısının değişmesiyle ilgili birçok konuyu ele alacağı belirtiliyor.

Diplomatik kaynaklardan elde edilen bilgiye göre, Erdoğan’ın programı henüz netleşmedi ancak Cumhurbaşkanı’nın New York temasları sırasında bir çok dünya lideriyle ikili ve çoklu görüşmeler gerçekleştireceği belirtildi.

Erdoğan’ın ABD’nin önde gelen finans kuruluşları ve iş adamlarıyla bir araya geleceği, ayrıca New York’ta yaşayan Türk toplumunun düzenleyeceği bazı etkinliklere katılacağı ve ABD’de yaşayan Türk toplumuna yönelik çeşitli konuşmalar yapacağı da bildiriliyor.

Erdoğan Trump BM zirvesi sırasında bir araya gelecek mi?

Erdoğan’ın ABD Başkanı Trump’la bir araya gelip gelmeyeceği henüz netleşmedi. Geçtiğimiz yıl yapılan 72. BM Genel Kurul toplantılarında, BM Genel Sekreteri Antonio Gutarres’in liderler onuruna verdiği öğle yemeğinde aynı masayı paylaşan Erdoğan ve Trump’ın verdiği samimi görüntüler dikkat çekmişti. İki ülke arsında yaşanan krizin ardından iki lider arasında BM zirvesinde neler yaşanabileceği, merak konusu.

25 Eylül’de yapılacak olan ve iki liderin de katılacağı öğle yemeğinin ardından, ev sahibi ülke olarak Başkan Trump’ın 25 Eylül akşamı, BM Genel Kurulu’na katılan liderler onuruna vereceği akşam yemeğine de Erdoğan’ın katılıp katılmayacağı konusunda iki ülkenin diplomatik kaynakları her hangi bir yorum yapmıyor.

‘ABD F-35’leri Vermezse Ya Başkasından Alır Ya Kendimiz Üretiriz’

31 Ağustos 2018 Önemli haber başlıklarından Arşiv

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Rusya’dan satın almak için anlaştığı S-400’lerden vazgeçmesinin mümkün olmadığını söyledi.

Balıkesir’de Kara Astsubay Meslek Yüksekokulu Mezuniyet Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı, Suriye’den Türk topraklarına yapılan roket saldırıları yapıldığı günlerde ABD ve Almanya’nın Türkiye’de konuşu Patriot’ları sökmesi ve sonrasında Türkiye’nin satın alma taleplerinin geri çevrilmesinin kendilerini S-400 almaya mecbur ettiğini yineledi ve Türkiye’nin dayatmalara boyun eğmeyeceğini söyledi:

“Suriye’den top, roket, havan saldırısı yapılırken, 7 vatandaşımız hayatını kaybederken, 125 vatandaşımız yaralanırken bunlar ne yapıyorlardı biliyor musunuz? Ülkemize daha önce konuşlandırılmış hava savunma sistemlerini hemen çekiyorlardı. Sadece bununla kalınmadı. Kendimiz koruyabilmek için ihtiyacımız olan füze savunma sistemleri ve diğer yüksek teknolojiye sahip silahlar bize verilmedi. Bize parasıyla satmadıkları silahları götürüp terör örgütlerine bedava verildi. Topraklarımızı korumak ve milletimizin can mal güvenliğini sağlamak için alternatif arayışına girdiğimizde hemen karşımıza dikilip ‘sakın ha’ diyorlar. Bizim bu tür dayatmaları kabul etmemiz mümkün değildir. Türkiye’nin S-400lere ihtiyacı var ve bunun da anlaşması bitmiştir inşallah en kısa zamanda alacağız.”

“Artık dünya tek ülkeden ibaret değil, (F-35’lerin) çok alternatifleri var”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump’ın 13 Ağustos’ta Türkiye’ye teslimatını geçici olarak durdurduğu F-35 uçakları hakkında da değerlendirmede bulundu.

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu F-35’ler için bugüne kadar 900 milyon dolar ödemede bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, “120 (adet) F35 anlaşmamızda bize verilmesi gerekiyor. Verilir veya verilmez. Artık dünya tek ülkeden ibaret değil. Bunların çok alternatifleri var. Orası vermezse bir başka yerden biz bunları temin ederiz veya üretiriz. İnsansız hava araçlarını vermediler, şimdi biz üretiyoruz. Silahlı insansız hava araçlarını vermediler, biz üretiyoruz. İşte bu teröristleri bunlarla vuruyoruz, etkisiz hale getiriyoruz. Kötü komşu bizi de ev sahibi yaptı” dedi.

ABD’nin Suriye konusunda bize verdiği ama yerine getirmediği sözleri saysam bize bakacaklar yüzleri kalmaz”

Erdoğan, yalnız ABD’yi değil Avrupa Birliği’ni de Türkiye’ye verdiği sözleri tutmamakla eleştirdi. Cumhurbaşkanı’nın tam üyelik müzakerelerinde Türkiye’nin haksızlığa uğradığının altını çizdi.

Erdoğan, “Türkiye’nin ABD ile olduğu işbirlikleri gibi diğer ülkelerle işbirliklerine ihtiyacı var. Bugüne kadar ikili veya çok taraflı ilişkilerimizde sözümüzü tutmazlık etmedik, riyakarlık yapmadık. Ama bize hepsi yapıldı. Buradan alnın akıyla çıkacak tek ülke Türkiye’dir. Hem Avrupa hem ABD defalarca sınıfta kalmıştır. ABD’nin sadece Suriye konusunda bize verip yerine getirmediği sözleri saymaya kalksam kimsenin yüzümüze bakacak hali kalmaz. AB üyeliğinde o kriterleri nasıl fırıldak gibi döndürdüklerini biliyoruz” dedi.

TBMM Başkanı: “ABD, tehditle Türkiye’ye iş yaptıramaz, belki ağır bedel ederiz ama boyun eğmeyiz”

ABD’ye yönelik bir diğer değerlendirme de TBMM Başkanı Binali Yıldırım’dan geldi. Posta gazetesinden Hakan Çelik’in sorularını yanıtlayan Meclis Başkanı, “

ABD, Türkiye’ye tehditle iş yaptıramaz. Bedel öderiz, belki ağır bedel ödeyeceğiz, ama boyun eğmeyiz; bir kere bunu bilmesi lazım Amerika’nın. Bizim karakterimizde tehditle, şantajla dize getirme bu millete sökmez. Ve nitekim bu konu gündeme geldiğinde gördünüz, işte bütün partiler gayet güzel bir duruş sergilediler, bu milli meseledir ve burada asla Amerika’nın bu tutumunu kabul etmemiz mümkün değildir diye herkes net bir duruş ortaya koydu. Bizi, isim vermeyeyim, bölgedeki bazı devletlerin yerine koymak ve bizden onların yaptığı davranışı beklemek çok büyük hata olur, olmuştur” dedi.

TBMM Başkanı: “Diyalog için ilk adımı ABD atmalı”

ABD’nin Rahip Brunson davası sonrası attığı adımları eleştiren Yıldırım, sorunların hala diyalogla çözülebileceğini savundu:

“Amerika işi zor bir noktaya getirdi, çok ileri adımlar attı, çok büyük laflar söyledi, dolayısıyla ellerinde fazla araçları kalmadı. Bundan daha fazla ne yapabilirler? Amerika tarafı, ‘Türkiye ile ekonomik olarak mücadele edeceğiz’ diyor. Zaten yapıyor. Şu anda yapılanlar normal şeyler mi? Şimdi işin arka tarafına bakalım. Burada Türkiye ile karşı karşıya gelme Amerika’nın açısından hiç akılcı bir durum değil. Dolayısıyla bana göre hala bir çıkış mevcuttur. Ama bu süreci başlatmak Amerika’nın işi olmalıdır. Çünkü açık tehdit ortaya koyan biz değiliz. İlk adımı atma görevi Amerika’ya düşüyor.”

‘Erdoğan Almanya’da Türkler’e Seslenmek İstiyor’

31 Ağustos 2018 Önemli haber başlıklarından Arşiv

28-29 Eylül tarihleri arasında Almanya’ya resmi ziyaret gerçekleştirecek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Berlin’deki programının ayrıntıları belli oldu. Berliner Zeitung adlı gazetenin Berlin eyelet hükümetinden elde ettiği bilgilere göre, Erdoğan 27 Eylül akşamı saat 22.00’de Tegel havalimanının askeri bölümüne inecek. Cumhurbaşkanını taşıyan “TC-ANK” uçağına, Alman havasahasına girdikten Tegel’e kadar Alman ordusuna ait dört Eurofighter jeti refakat edecek.

Tegel’de devlet protokolüyle karşılanacak olan Erdoğan, Berlin’in dünyaca ünlü Brandenburg Kapısı’nın yanıbaşındaki Adlon oteline yerleşecek. Otelin VIP katı tümüyle Erdoğan ve yakın ekibine ayrılırken, Erdoğan 185 metrekare büyüklüğündeki ‘President Suite’ de kalacak. Cumhurbaşkanının ziyaretine eşlik eden bürokrat ve Türk gazetecilerin bir bölümü ise Adlon’un yakınındaki Westin Grand adlı otele yerleşecek.

Cumhurbaşkanın ziyaretinin resmi bölümü 28 Eylül günü sabahı Bellevue Sarayı’nda başlayacak. Burada Cumhurbaşkanı Frank Walter tarafından kırmızı halıyla ve askeri törenle karşılanacak Erdoğan, ikili görüşmenin ardından Berlin Eyalet Hükümeti Binası’na geçerek, Berlin Eyalet Başkanı Michael Müller ile bir araya gelecek. Erdoğan kentin ‘Altın Kitabı’nı imzaladıktan sonra, başbakanlık binasına gidecek. Başbakanlıkta da askeri törenle karşılanacak Erdoğan ve Başbakan Angela Merkel, heyetlerin de katılımıyla yapılacak görüşme sonrasında ortak basın toplantısı düzenleyecek. Programa göre, Erdoğan daha sonra Unter den Linden bulvarında bulunan Meçhul Asker Anıtı’na çelenk bırakacak.

Ziyaretin doruk noktası olarak tanımlanan ‘devlet yemeği’ ise aynı akşam Bellevue Sarayı’nda gerçekleşecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan onuruna verilen yemeğe katılacak ve Steinmeier’le birlikte konuşma yapacak.

Erdoğan’ın ziyaretin son günü olan Cumartesi, Türkiye’ye geri dönmeden Almanya’daki Türkler’le bir araya gelip gelmeyeceği ise kesinleşmedi. Alman dpa ajansı Erdoğan’ın Berlin ya da Köln’de Türkler’e seslenmeyi planladığını ve Türk yetkililerin konuşma yapabileceği mekan arayışında olduğunu öne sürdü. Bir diğer kaynak ise, Alman tarafının bu tarz bir toplantı yerine, Erdoğan’ın, Steinmeier ile birlikte bir tartışma etkinliğine katılmasını ve bu kapsamda Alman ve Türk toplumlarının temsilcileriyle bir araya gelmesini tercih ettiklerini öne sürdü.

Bu arada Erdoğan’ı Berlin’de bulunduğu süre içinde 5000 polisin koruyacağı ve geçeceği bütün caddelere yakın noktalarda keskin nişancıların çatılarda görev yapacağı öğrenildi. Polis yetkilileri ziyaret için ‚en yüksek düzeyde güvenlik önlemleri alınacağını açıklamış, Erdoğan’ın ziyaretinin 2002 yılında eski ABD Başkanı George W. Bush’un Berlin’deki temaslarından bu yana gerçekleşecek ‘en rizikolu ziyaret’ olarak sınıflandırıldığını belirtmişti. Bush’ın ziyaretinde kentte kırmızı alarm verilmiş, ABD Başkanını 10 bin güvenlik gücü korurken, Bush’un kaldığı otel ve hükümet binasına yakın yerlerde tüm protesto girişimleri ve toplantılar yasaklanmıştı. İstihbarat servisleri ve diğer güvenlik birimleri, Erdoğan’ın ziyaretini fırsat olarak gören Alman aşırı solcu ve otonom çevrelerin protesto ve eylem hazırlıkları içinde olduğu düşünüyorlar. Söz konusu grupların internet üzerinden ziyarete karşı eylem çağrılarının yoğunlaştığını belirten yetkiler, söz konusu grupların terör örgütü PKK taraftarları ile olası ortak eylemlerde bulunabileceği söylüyor.

Almanya Kürt Toplumu, Erdoğan’ın Berlin’den ayrılacağı 29 Eylül tarihinde Brandenburg kapısı önünde protesto mitingi düzenleneceğini duyurmuştu.

‘Döviz Kurunu Döviz Kurşunu Haline Getirdiler’

31 Ağustos 2018 Önemli haber başlıklarından Arşiv

Türkiye içine düştüğü ekonomik sıkışıklığı aşmak için hem reel sektörde hem de bankacılık sektöründe çeşitli hamleler yapıyor.

Geçtiğimiz dönemde iki bankanın katıldığı Kobi Destek Kredisi, bu yılki sekiz bankanın katılımıyla yeniden devreye sokuldu.

Devlet bankaları olan Ziraat Bankası, Halkbank, Vakıfbank, Vakıf Katılım, Ziraat Katılım’la birlikte İş Bankası, Yapı Kredi Bankası, Garanti Bankası da projeye destek veriyor.

İş dünyası “nefes kredisi” adı verilen destek kapsamında aylık %1,85, yıllık ise %22 ile kredi kullanabilecek.

Hisarcıklıoğlu: “İki üç ay içinde 10 milyar kredi desteği sağlamış olacağız”

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın katıldığı toplantıda konuşan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, piyasada oluşan olumsuz havaya inat bu seferberliği başlattıklarını söyledi.

Hisarcıklıoğlu, “Bir üyemiz azami 200 bin lira kredi kullanabilecek. Kredi 6 ay ana para ödemesiz, sonrasında 12 eşit taksitli toplam 18 ay olacak. Kredinin %85’i Hazine destekli Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaleti kapsamında olacak. Yani KOBİ’lerimizin çok ciddi bir teminat sıkıntısı olmayacak. Oda ve borsaların da desteğiyle önümüzdeki iki üç ay içinde 10 milyar liralık kredi sağlanmış olacak” dedi.

Albayrak: “Bankalarımızı hedef almaya çalışıyorlar”

Toplantıda konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ise piyasada yeni dalgalanmalar olmaması için tüm ekonomik kurumların bayram, tatil demeden teyakkuz halinde olması gerektiğini söyledi.

Türk bankalarının güçlü olduğunun bilinmesine rağmen uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları aracılığıyla Avrupa’daki muadillerinden çok daha güçlü bilançolara sahip bankaların hedef alındığını söyleyen Albayrak, “Kur ataklarının hemen ardından dünyada örneği olmayan biçimde devreye giren reyting şirketleri bankalarımızla ilgili karamsar bir tablo oluşturmak için yoğun bir gayrete girdiler. Çok net bir art niyetle bankalarımızı hedef almaya çalışıyorlar. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar bankalarımız çok sağlam şekilde güçlü bir şekilde, bizlerin de arkasında güçlü bir şekilde durduğu bir resimle yollarına emin adımlarla devam ediyor” dedi.

TL mevduat hesabındaki stopaj oranları düşürülürken Dolar mevduatlardaki stopaj oranları yükseltildi

Türk Lirası’nı güçlendirmek için ABD Doları ve Türk Lirası mevduat hesaplarındaki stopaj oranlarının da değiştirildiğini açıklayan Bakan Albayrak, TL’yi korumak için yeni adımların atılacağını da ifade etti.

Türk Lirası mevduatta altı aya kadar %15 olan stopaj vergisi %5’e, altı aydan bir yıla kadar %12 olan stopaj vergisi %5’e düşürülürken 1 yıldan fazla sürelerdeki mevduattaki %5 olan stopaj vergisi ise kaldırıldı.

Buna mukabil ABD Doları mevduat hesaplarındaki stopaj oranları 1-2 puan arttırıldı. Altı aya kadar dolar mevduat hesabı olanların stopaj yükü %18’den %20’ye yükseltilirken bir yıla kadar dolar mevduatı olanlarda ise bu bedel %15’ten %16’ya çıktı. Bir yıldan fazla olanlar için %13 oranındaki stopaj oranı değiştirilmedi.

Bu gelişmelere rağmen TL/Dolar kurundaki oynaklık devam ediyor. Çarşamba günü piyasa kapanışında 6,41 olan Dolar kuru, 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle piyasa kapalıyken 6,84’dükördükt’nıyla kemize daha önceurundaki oynaklık deva’ ediyor. tirilmedi. ini açıkladı.

uluşları aracılığıyla kemize daha önceü gördükten sonra günü 6,65’ten kapattı. Cuma günü ise bir ara 6,38’e gerileyen kur, TSİ 14.30 itibariyle 6,58 düzeyinde seyrediyordu.

Erdoğan’dan kur yorumu: “Bu da geçer yahu”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise kurdaki hareketliliği “döviz kurunu döviz kurşunu haline getirdiler” sözleriyle yorumladı.

Balıkesir’de konuşan Cumhurbaşkanı, “Döviz kurundaki istikrarsızlık, ülkemize yönelik bir operasyondur. Terör örgütleri eliyle içimizdeki ihanet çeteleri vasıtasıyla yapamadıklarını döviz kurunu, döviz kurşunu haline getirdikleri ekonomi silahıyla gerçekleştirmek istiyorlar. Allah’ın izni ve milletimizin dirayetiyle nice oyunları bozan, nice senaryoları yırtıp atan, nice ihanetleri tepeleyen Türkiye, bu saldırının da üstesinden gelecektir. İhracatımız ve istihdamımız yükselmeye devam ediyor. Bayram tatilinde turizmimiz, ticaretimiz tarihi rekorlar kırdı. ‘Peki döviz kuru ne olacak?’ diyenler varsa onlara da cevabımız, ‘Bu da geçer yahu’ olacaktır” dedi.

Turist Türkiye’ye Geri Dönüyor’

31 Ağustos 2018 Önemli haber başlıklarından Arşiv

Türk ekonomisinde yaşanan sıkıntılar ve Lira’nın hızla değer kaybetmesine rağmen turizmde yaşanan olumlu gelişmeler yüzleri bir nebze güldürüyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı sınır giriş-çıkış istatistiklerine göre, bu yılın ilk yedi ayında Türkiye 21 milyon 639 bin 802 yabancı ziyaretçiyi ağırladı.

Bu verilere göre, Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısı Temmuz ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11,74 artış gösterdi. Türkiye’yi 7 ayda ziyaret eden yabancı sayısı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 24,90 arttı.

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın açıkladığı ilk 7 ay içinde yer alan yabancı turist sayısı verilerine ilişkin şunları söyledi:

“Ocak-Temmuz döneminde 21,6 milyon turist ülkemizi ziyaret etti. Burada önemli olan konu batılı turistin artık Türkiye’ye geri dönüş yapmaya karar vermesidir. Çok ciddi olarak Avrupalı turist sayısında artışımız var. Almanya’dan yüzde 20, İngiltere’den yüzde 37, Hollanda’da yüzde 30, Fransa’dan gelen turist sayısında da %24 gibi çok ciddi artışlar var. Bu rakamlara göre de geçen seneye göre yüzde 25 oranında genel turist sayısında artışımız var.”

“Dünya ile rekabete en hazır olan sektör turizm”

Turizm sektörünün dünyayla rekabete en hazır sektör oluğuna dikkat çeken TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya sözlerine şöyle açıklık getirdi:

“İç dinamikleriyle, ürün kalitesiyle, otellerin yeni olması sebebiyle, çalışanlarının sunduğu hizmet kalitesiyle Türkiye çok hazır bir ülke. Türkiye, denizi, doğası, tarihi ve sunduğu tüm ürünlerle tam bir turizm ülkesi. Dolayısıyla hak ettiği bir dönemi yaşıyor.”

2019 yılında 40 milyon turist ve 32 milyar dolar gelir hedefleri olduğunu söyleyen Bağlıkaya sözlerine şöyle devam etti:

“2023 hedeflerinde programlanan 50 milyon turist ve 50 milyar dolar gelirdi. Ama ben 2023 den önce bu hedefi tutturacağımızı düşünüyorum. Bu sektörün 5 ila 10 yıl içerisinde de 100 milyon turist, 100 milyar dolar gelir elde edebilecek bir kapasitesi olduğunu düşünüyorum.”

“Döviz kurundaki artışın etkisi yok”

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, turizmde yaşanan hareketliliğin döviz kurunun Türk Lirası karşısında değer kazanmasında etkili olmadığını düşünüyor.

Bağlıkaya,”Bu ticaret zaten dövizle alınıp, dövizle yapılıyordu. Dolayısıyla yurtdışından gelenlerde ürünleri dövizle satın alıyor. Türk Lirasının çok ucuz olması Türkiye’ye çok turist gelmesinin sebebi değil. Sebep, turistlerin böyle bir ülkede böyle otellerde tatil yapmayı özlemiş olmalarıdır. Çünkü birkaç yıldır yaşanan siyasi türbülanstan dolayı Avrupalı turist bilinçli şekilde Türkiye’den uzak tutuldu ama artık turistler de buradandaha iyi bir alternatif olmadığını anladılar. Artık insanlar hükümetlerin kendi aralarındaki polemikleri dinlemiyor” dedi.

Turistler ne düşünüyor?

İstanbul’da turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerin başında gelen Sultanahmet’teki turistlere Türkiye’yi tercih etme nedenlerini sorduk.

Türkiye’ye tatil için ilk defa geldiğini anlatan Suudi Arabistan vatandaşı Moaz Bernawi, Doların Türk Lirası karşısında değerinin arttığını buraya gelince fark ettiklerini söylüyor.

Kanadalı turist Stephanie Kross ise, “Daha önce geldiğim yıllara göre Türkiye çok değişmiş. Şu anda çok fazla turist var. Amerikalı ve Kanadalı turistler için çok ucuz ama Türkler için değil maalesef. Sanırım her şeyin fiyatı da bu yüzden arttı” diyor.

Bir başka Kanadalı turist Harry Aidan ise, kur farkına dikkat çekerek, “Beklediğimizden daha ucuz bir tatil yapmamız bizim için sürpriz oldu” diye konuştu.

‘Erdoğan Beni Büyük Hayal Kırıklığına Uğrattı’

31 Ağustos 2018 Önemli haber başlıklarından Arşiv

Başkan Donald Trump, Türkiye’de iki yıla yakın süredir tutuklu bulunan Amerikalı rahip Andrew Brunson’ın serbest bırakılmaması nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan kişisel olarak hayal kırıklığı duyduğunu söyledi.

Beyaz Saray Oval Ofis’te Bloomberg News’a mülakat veren Trump, önce bu konunun kendisi için çok özel olduğunu söyleyerek yorum yapmayı reddetti, sonra ise Erdoğan için, “Beni hayal kırıklığına uğrattı” dedi.

Trump, “Ben onun için bir kişiyi ülkesine geri gönderttim. Beni çok büyük hayal kırıklığına uğrattı ama işler nasıl ilerleyecek göreceğiz” ifadesini kullandı.

Trump’ın “Ben onun için bir kişiyi ülkesine geri gönderttim” sözleriyle, İsrail’in Hamas için kaçakçılık yaptığı suçlamasıyla tutukladığı Türk vatandaşı Ebru Özkan’ın serbest bırakılmasını kastettiği tahmin ediliyor. Trump’ın Brunson’ın bırakılması karşılığında Özkan için girişimde bulunduğu yönünde haberler çıkmıştı ancak Türk yetkililer böyle bir pazarlığın yapıldığı haberlerini “temelsiz” olarak nitelemişti.

‘Amerika Yaptırımları Sertleştirebilir’

31 Ağustos 2018 Önemli haber başlıklarından Arşiv

Türkiye bir yandan Türk Amerikan ilişkilerindeki krizle meşgulken, bir yandan da evsahipliği yaptığı Suriyeli mültecilerin Türkiye’ye getirdiği ekonomik ve sosyal yüklerle başa çıkmaya çalışıyor. Washington Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Soner Çağaptay, bu iki gündem maddesini Amerika’nın Sesi Türkçe Yayın Bölümü’ne değerlendirdi

Washington Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Soner Çağaptay, Erdoğan ve Trump arasında varıldığı iddia edilen bir anlaşmanın krize zemin hazırladığı inancında.

“Türk-Amerikan ilişkilerinde zaten gerilim mevcuttu. İki ülkenin bürokratik kurumları arasında çeşitli konularda anlaşmazlıklar üzerine müzakereler yapılıyordu, anlaşmazlıkların listesi de gayet uzun. Belki de bu kriz hiç bir zaman çıkmayacaktı fakat bana göre Amerikan Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan NATO zirvesindeki görüşmesinden ayrılırken, sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir anlaşma yaptığı konusunda izlenim edinerek ayrılmış, bu izlenim de şu; Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerikan Başkanı Trump’tan İsrail’de tutuklu bulunan bir Türk aktivistin serbest bırakılması için İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu nezdinde etkinliğini kullanmasını talep etmiş, Trump da bunun karşılığında Erdoğan’ın Brunson’ı serbest bırakacağını düşünerek NATO zirvesinden ayrılmış. Washington’a döndükten sonra Trump, Netanyahu’yu, İsrail Başbakanı’nı arıyor. Oradaki Türk aktivistin serbest bırakılması için girişimde bulunuyor. O aktivist Türkiye’ye dönüyor. Arkasından Trump’ın aldığı haber Brunson’ın serbest bırakıldığı değil, hapisten ev hapsine çıkarıldığı yönünde bir haber, işte o aşamada kriz iki ülkenin bürokrasisi arasında bir kriz olmaktan çıkıp Başkanlar düzeyinde bir krize dönüşüyor. Trump ilk defa Türk- Amerikan ilişkilerinde dümeni, idareyi eline aldı Amerikan bürokrasisi içinde. Ve şunu şart koşmaya başladı; Trump’ın anladığı biçimiyle arada bir anlaşma olduğu için o aşamada da Trump kendi üzerine düşeni yaptığını ancak Erdoğan’ın kendisine düşeni yapmadığını düşündüğü için Brunson’ın serbest bırakılmasını şu an ilişkileri normalizasyonu için şart koşmakta. Öyle görünüyor ki; Amerikan sisteminde çok yoğun ve kuvvetli yetkileri olan Trump açısından Brunson serbest bırakılmadıkça Türk-Amerikan ilişkilerinde normalizasyondan bahsetmek mümkün değil”

Amerika’nın krizin çözümü için tek şartı Brunson’ın serbest bırakılması.

“Sorunlar bir anda aşılmasa da, bu, krizin çözümü yolunda atılacak önemli bir adım olacak” diyen Çağaptay,

“Başkanlar arasında kriz olmaktan çıkacak tekrar bürokrasiler arasında bir krize dönüşecek o zaman. Daha az gerilimli, sürdürülebilir olacak çünkü bürokrasiler sonuçta ilişkilerin çökmesini istemeyen kurumlardır, devamını isteyen kurumlardır. Dolayısıyla şu anda gördüğümüz yoğun gerilimin bir kısmının gazı alınmış olacak, ilişkilerdeki gerginliğin payı azalmış olacak” değerlendirmesinde bulunuyor.

Bir ihtimal de Amerika’nın yaptırımlarına ve ek vergi uygulamalarına aynen karşılık veren Türkiye’nin, rahip Brunson’ı serbest bırakmaması. Çağaptay’a göre Türkiye’nin bu tutumunu sürdürmesi, daha derin bir ekonomik krizin kapıda olduğunun göstergesi.

Soner Çağaptay,“Eğer bu Brunson krizi çözülmezse bence kısa vadede ilişkilerdeki yükselen gerilim devam edecek. Amerika’nın elinde ekonomik yaptrım aletleri olduğunu biliyoruz, ne yazık ki bunların bir kısmını Türkiye’ye karşı kullanma ihtimali var. Şu an kriz var. Türkiye’nin yaşadığı birbirinden bağımsız ekonomik kriz, Amerika’yla yaşananlardan bağımsız daha önceden başlamıştı zaten, ekonomideki büyümenin yavaşlayacağı hatta başlayacağı beklentisiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimleri erkene alarak Kasım 2019 yerine Haziran 2018’de yaparak, ekonomideki yavaşlamadan önce seçimleri yaparak, aslında kendisi açısından biraz taktiksel başarılı bir adım attı. Fakat Türkiye’deki ekonominin yavaşlayacağı zaten öngörülen bir kanıydı. Bundan bağımsız olarak Türk-Amerikan ilişkilerinde bir kriz var, siyasi bir kriz. Brunson bazlı ama başka konuları da içeren. Ama iki kriz artık iç içe geçmeye başladı çünkü Amerika’nın Türkiye’ye uyguladığı ekonomik yaptırımlar zaten kırılgan olan Türk ekonomisi üzerinde menfi etki yaratmakta. Piyasalara verdiği mesaj; Amerika’nın yaptığı ekonomik yaptırımlar Türkiye’nin güvenli bir ülke olmadığı yatırım yapma açısından dolayısıyla Amerika ile olan kriz çözülürse Türkiye’nin ekonomik krizi belki yok olmayacak ama durdurulacak, hatta tersine dönecek diyebiliriz. Amerika’yla kriz çözülmezse belki ekonomik kriz de gittikçe derinleşecektir siyasi kriz. Şu anda belki de yapılması gereken; iki krizi birbirinden ayırmak. Bu açıdan olumlu bir gelişme var o da şu; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Amerikan Başkanı Trump birbirlerine direkt olarak saldırmadı, çok fazla eleştirseler de ‘karşı ülke’ dediler, ‘onlar’ dediler ama hiç bir zaman isim vererek diğer tarafı eleştirmediler. Ben de buradan şunu çıkartıyorum; aslında hem Sayın Cumhurbaşkanı hem de Trump, ilişkilerde normalizasyon, bir tür ‘reset oluşturma konusunda belki de kendilerine ve karşı tarafa bir zemin bırakmak istiyorlar. Bu da olumlu bir çıkarsama diyebilirim. Çünkü iki ülkenin başkanı ilişkilerde kopuşu istemiyor. Hatta tekrar biraraya gelmek istiyorlar gibi düşünebiliriz. Demek ki müzakerelerin olumlu sonuç vereceğini ve ilişkilerde bir kopma yaşanmayacağını düşünebiliriz ve ümit ederiz ki Amerika’da yaşanan gerginlik de Türk ekonomisine daha fazla menfi etkide bulunmayacak”

Çağaptay, iki dost ve müttefik ülke olarak devam eden ilişkilerin kopma noktasına gelmesinde Trump’ın konuya bakışının etkili olduğunu düşünüyor. Ve bu noktada Başkan ve Amerikan bürokrasisindeki yaklaşım farkının altını çiziyor.
“Bu beklenmeyen bir tepki, Amerikan bürokrasinin belki de onay vermeyeceği bir tepkiydi ama burada Türkiye’nin kaçırdığı şu oldu. Trump’ın krizin idaresini ele almasıyla bu yaptırımlar devreye girdi. Amerikan bürokrasinin asla evet demeyeceği yaptırımlardı bunlar çünkü Amerikan bürokrasisi Türkiye’yle ilişkilere uzun soluklu bakan, ilişkilerin çökmesini istemeyen hatta ilişkilerde risk almayı sevmeyen bir bürokrasiydi. İdare Trump’ın eline geçtiği için, Trump da bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir anlaşması olduğuna inandığını düşündüğü için bu anlaşmadan da kendi payına düşeni yerine getirdiğini düşündüğü ancak Sayın Erdoğan’ın kendi üstüne düşeni yerine getirmediğini düşündüğü için daha sert yaptırımlara gitti, daha da sertleştirebilir diyebiliriz” diye devam ediyor.

Krizin çözümü yolunda atılan adımlardan biri de Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal başkanlığındaki bir heyetin Washington’a yaptığı kısa ziyaretti. Türk tarafından ziyarete ilişkin resmi bir açıklama gelmezken, Amerikan tarafının yaptığı kısa açıklamalar ziyaretin sonuç vermediği yorumları yapılmasına neden oldu.

Soner Çağaptay’a göre bu heyet ilişkilerde bir kriz çıkmaması için son şanstı.

Çağaptay, “Amerika o aşamada hala Brunson’ın serbest bırakılması için diretiyordu. Serbest bırakılmadığı takdirde ilişkilerde başka hiç bir konunun müzakere edilmeyeceği dile getiriliyordu. Benim anladığım; heyet başka konuları da müzakere etmek için gelmişti. Ve dolayısıyla Amerikan tarafı açısından ‘non-starter’ denilen, yani başlangıcı olmayan bir sürecin içinde gibi görülüyordu. Dolayısıyla belki bu açıdan kaçırılmış bir fırsattı. Türkiye Brunson’ı serbest bıraktığı takdirde diğer bütün sorunların diplomasi yoluyla çözülebileceğine inanıyorum ben” diyor.

Türkiye bir yandan bu krizin etkilerini yaşarken bir başka kriz de sayıları 3 milyon 600 bini bulan Suriyeli mültecilerin sosyal ve ekonomik hayata etkileri. Washington Enstitüsü’nün araştırması bu konudaki tüm gerçekleri gözler önüne seriyor. Soner Çağaptay’ın kaleme aldığı rapor, Türkiye’deki Suriyeli mültecileri her yönüyle değerlendiriyor.

“Türkiye’nin nüfusu en son sayıma göre 81 milyon. 3.6 milyon Suriyeli mülteci var. Bu Türkiye’nin nüfusuna yüzde 4’lük bir katkı demek, bu 1923-1924’te yapılan Türk Yunan mübadelesinden sonra Türkiye’nin demografik yapısındaki en büyük kitlesel değişim anlamına geliyor. Dolayısıyla son yüz senedir Türkiye’de böyle ciddi bir kitlesel değişim yaşanmamıştı. En son yaptığımız araştırmalar Washington Enstitisü’nün web sayfasında da yayınladık; bunun Türkiye’ye demografik, sosyal, ekonomik etkilerine bakıyoruz. Şunu söyleyebiliriz; Türkiye’nin 81 vilayeti var, mültecilerin yüzde 80’i 12 vilayette, çoğu Güney’de; Adana ile Mardin arasındaki sınır vilayetlerinde ve onlara komşu olan iller ve Batı’daki büyük şehirler. İstanbul, Ankara, İzmir, Kayseri, Konya gibi yerler. Dolayısıyla mültecilerin etkisi dağılmış biçimde değil,12 vilayetle sınırlanmış biçimde. Bunlar içinde de tabii en önemlisi güney illeri. Çünkü bu illerin bir kısmında mülteci nüfusu nüfusun yüzde 20’sine tekabül ediyor. Urfa’da, Antep’te yüzde 15 kadar, Mersin’de yüzde 10 kadar, yine Mardin’de yüzde 10 kadar ve bu vilayetlerin üzerinde aslında büyük sosyal ekonomik yük oluşturduğu yönünde bir çıkarsamamız da var bu araştırmada. Üçüncü olarak da bu mültecilerin entegrasyonu, Türkiye’de barınma çalışma hakları gibi konulara baktık. Aslında çok fazla yol alınmadığı yönünde bir tespite vardık. Türkiye büyük bir fedakarlık göstererek çok ciddi sayıda mülteciye kapılarını açmış olsa bile, uzun vadede bunların yarattığı demografik yük Türkiye için büyük bir yük olacak” diye konuşan Çağaptay, kamplarda yaşayan mülteci sayısının toplam mültecilerin dörtte birini oluşturduğunu vurguluyor. Bu da kamplar dışında yaşayan mülteci sayısının azımsanmayacak oranda olduğunu gösteriyor. Mültecilere barınma ve çalışma izni verildiği halde bu seçeneği tercih etmemeleri, raporda yer alan bir başka tespit.

Suriyeli mültecilere vatandaşlık hakkı verilmesi Türkiye’de büyük tartışmalara neden olsa da Suriyeliler de bu konuda çok istekli değil. Tercihlerini bu haktan yararlanmama yolunda yapmaları, onlara getireceği ekonomik yükümlülüklerden kaynaklanıyor.

Çağaptay, “Vatandaşlık alan Suriyeli sayısı oldukça az. Yüzde 2’ye tekabül ediyor. Bu süreçte de aslında 5 sene ikamet edenlerin Türk vatandaşlığına başvurma müsadeleri var kanun açısından ancak pek çok kişinin bu hakkı kullanmadığını gördük. Dolayısıyla bu konuda da Suriyeliler insiyatifi ele almış değiller. Entegrasyon konusunda ciddi adım atmış değiller’ diyor.

Suriyeliler’in eşit şartlar sunulması halinde doğdukları yerde yaşamak isteyeceklerini belirten Soner Çağaptay, ölüm ve zulüm riski ortadan kalktığında Suriyeliler’in bir kısmının ülkelerine dönmeyi tercih edeceklerine inanıyor.

Çavuşoğlu’ndan Reform Sözü

31 Ağustos 2018 Önemli haber başlıklarından Arşiv

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin, Avrupa Birliği üyelik sürecine bağlı olarak yapılması gereken reformları hızlandıracağını açıkladı.

Çavuşoğlu, bu açıklamayı Viyana’daki gayri resmi Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları toplantısı sırasında yaptı.

Dışişleri yetkilileri, Çarşamba günü, üç yıl aradan sonra, Türkiye’nin üyelik sürecini ilerletmek amacıyla AB yetkilileriyle üst düzey toplantılar düzenledi.

“Reform Eylem Grubu” toplantısı, Amerika’yla yaşanan diplomatik kriz ve Türk Lirası’nın diğer ülke para birimleri karşısında değer kaybetmesi sonrası yapıldı.

Çavuşoğlu ayrıca, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İran Dışişleri Bakanı Cavid Zarif’le olan görüşmesinde Suriye’deki gelişmeleri konuştuklarını belirtti.

Erdoğan ve Zarif arasındaki sürpriz görüşme, Suriye rejim ordusunun İdlib’e saldırı hazırlığında olduğu bir süreçte yapıldı.

Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le 7 Eylül’de İran’da görüşecek.

Perşembe günü Erdoğan, İdlib konusunda İran ve Rusya ile görüşmelere devam ettiklerini söylemişti.

İdlib, muhalif grupların kontrolu elinde tuttuğu son bölge.

Le Figaro: ‘Türk Hasta Avrupa’yı Endişelendiriyor’

31 Ağustos 2018 Önemli haber başlıklarından Arşiv

Le Figaro, Almanya’nın ya da başka bir ülkenin Türkiye’ye mali yardımda bulunmayacağını ve uzun vadede Türkiye’nin IMF’ye başvurmasının kaçınılmaz olduğunu, temel önlemleri almayan Türkiye’nin hızla duvara çarpma yolunda ilerlediğini yazdı.

Brüksel bürosu aracılığıyla, Türkiye’deki mali krizin AB’deki yansımalarını analiz eden Le Figaro, “Türk hasta Avrupa’yı endişelendiriyor’ başlıklı haberinde, Türkiye’deki kötü gidişin uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s tarafından da onaylandığına dikkat çekti.

“Türkiye hızla duvara toslama yolunda ilerliyor”

Henüz Avrupa mali piyasaları ya da AB Komisyonu’nda bir panik havası olmadığına işaret eden Le Figaro’ya konuşan bir AB yetkilisi, ‘Krizi izliyoruz, analiz ediyoruz. Avrupa’ya çok fazla etkisi olacağını düşünmüyoruz’ dedi. Fakat gazeteye göre faiz oranlarını yükseltmemekte ısrar eden Türkiye, duvarda toslama tehlikesine doğru hızla ilerliyor.

Le Figaro, Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Türk bankalarının güçlü olduğunu söylemesine rağmen, Paris ve Berlin’in “Türkiye’nin Avrupa’nın menfaatlerinden uzaklaşmasından endişe ettiğini” yazdı.

“AB içindeki bir Fransız yetkili, ‘Bu gerçek bir endişe kaynağı. Zira karşımızda, neredeyse kimseyi dinlemeyen, ekonomisini yeniden canlandırmak için hiçbir şey yapmayan ve 2016’daki darbe girişiminden bu yana tümüyle paranoyaya kapılmış bir iktidar var’ diyor.

Almanya Maliye Bakanı da, ‘Türkiye ekonomik olarak zor bir dönemde. Ve zorluklar sadece Amerika’nın yaptırımlarından kaynaklanmıyor’ diyerek bu görüşe katılıyor.

Kriz sonrası Ankara’nın, Avrupa karşısında eleştirilerinin tonunu da yumuşattığına dikkat çeken gazete şu analizlere yer verdi:

“AB’nin eski Ankara büyükelçisi Marc Pierini “Washington ile krizde olan Ankara, taktik olarak yüzünü Avrupa’ya döndü. Ankara, olası bir kriz karşısında ortak hareket edilmesini istiyor ve Trump’ın Avrupa’da kışkırttığı öfke üzerine oynuyor”

“Türk hükümetini kızdırmanın zamanı değil”

Ankara terörle mücadele ve göçmen krizi konularında da sık sık rolünü hatırlatıyor. Zira, AB’nin terörle mücadele ve göçmen akını konusundaki endişelerinin farkında. AB Komisyonu’na yakın bir isim, “Türkiyenin sınırları açtığını bir an için düşünün! Bu bizi rahatsız eder” diyor.

Le Figaro’ya göre, Avrupa Parlamentosu seçimlerine 9 ay kala, popülizm kıtada yer kazanmaya devam ederken, Ankara’nın böyle bir girişimde bulunmasının elbette Avrupa üzerinde etkisi olur. Gazete, “Türk hükümetini kızdırmanın hiç zamanı değil” yorumunu yapıyor.

AB Komisyonu’nun sözcülerinden birisi mevcut durumu şöyle özetliyor: “Bir tarafta AB Komisyonu’nun insan hakları konusundaki pozisyonunda değişiklik yok. Diğer tarafta ise ortak çıkarlarımız ve terörle mücadelede paylaştığımız kaygılarımız ve göç meselesi hakkında konuşmamız gerekiyor. Politkamız şimdilik, ekonomik reformları uygulama ve insan hakları konusunda ilerleme kaydetmek için Ankara’yı teşvik etmektir.”

“Uzun vadede çözüm IMF”

Gazeteye göre Berlin ve Brüksel’den bakıldığında, Türkiye için tek çıkış yolunun IMF’ye dönmek olduğu düşünülüyor. Gazeteye konuşan bir Fransız diplomat, “Uzun vadede, başka bir çözümümüz yok” yorumunu yapıyor.

Polis ‘Cumartesi Anneleri’ne Yine İzin Vermedi
31 Ağustos 2018 Önemli haber başlıklarından Arşiv

Cumartesi Anneleri’nin bu hafta yapacağı oturma eylemi merakla bekleniyordu.

Zira İstanbul polisi, geçtiğimiz hafta 700. kez Galatasaray Meydanı’nda buluşan Cumartesi Anneleri’nin oturma eylemine polis izin vermemiş ve AKP Sözcüsü Ömer Çelik de hafta içi Cumartesi Anneleri’ne İstiklal Caddesi’nin yasaklandığını açıklamıştı.

Buna rağmen Cumartesi Anneleri, 700 haftadır olduğu gibi 701. hafta da Galatasaray Meydanı’na çıkma kararı aldığını kamuoyuna duyurdu.

Polis, sabah saatlerine Galatasaray Meydanı’na tüm girişleri kapadı. Meydan yakınlarında işyerleri olanların önemli bölümünün dahi polis barikatına aşmalarını izin verilmedi.

İnsan Hakları Derneği’nde buluşan Cumartesi Anneleri, kayıp yakınları ve hak savunucuları ise saat 12’ye birkaç dakika kala sokağa çıkarak Galatasaray Meydanı’na yürümek istedi.

Maside Ocak: “Kaybedilen sevdiklerimizi arıyor, hesap soruyoruz”

Ancak polis güçleri, grubu Büyük Parmakkapı sokağının İstiklal Caddesi’yle kesiştiği noktada durdurdu. Polisin yürüyüşe izin vermeyeceğini açıklamasının ardından gözaltında kaybedilenlerden Hasan Ocak’ın kız kardeşi Maside Ocak, basın açıklamasını okudu.

Ocak, “701 haftadır gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi arıyor ve kaybedenlerden hesap soruyoruz. 701 haftadır; kayıplarımızın akıbeti açıklanmadığı için, mezar yerleri gizlendiği için suçlular bilinmelerine rağmen cezalandırılmadıkları için Galatasaray’dayız” dedi.

Maside Ocak, polisin ‘dağılın’ anonslarına rağmen açıklamayı sonuna kadar okudu. Grup daha sonra İnsan Hakları Derneği’nin Çukurluçeşme sokaktaki merkezinin önüne geri döndü.

Tanrıkulu: “Bu engel, yeni rejimin fotoğrafı”

Halkların Demokratik Partisi milletvekilleri Hüda Kaya, Ahmet Şık, Garo Paylan ile ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Ali Şeker, Orhan Satın’la birlikte Cumartesi Anneleri’ne destek veren Sezgin Tanrıkulu, güvenlik güçlerinin bu eylemi engellemesinin hukuku ihlali anlamına geldiğini söyledi.

Amerika’nın Sesi’ne konuşan Tanrıkulu, “700 haftadır devam eden bir sivil itaatsizlik eylemidir. Bu insanlar boş zamanlarını değerlendirmek için, vakit geçirmek için Galatasaray Meydanı’na gelmiyorlar. Çünkü çocuklarını arıyorlar, adalet arıyorlar. Faillerini arıyorlar, kaybolan yakınlarının mezarlarını arıyorlar. Aslında devletin yapması gereken 2 haftadır anlamsızlık bir yasak ile karşı karşıyayız. Kaymakamın aldığı söyleniyor. Cumhuriyet yurttaşları toplantı ve gösteri yürüyüşü yapabilir, görüşlerini kamuoyunu açıklayabilirler. Ama bu yasaklandı. Aslında yasaklanması gereken toplananlara uygulanan polis şiddeti. Fakat siyasi mesaj da şu: yeni Türkiye’nin ve rejiminin fotoğrafıdır. Bunu bütün dünyaya sundular” diye konuştu.

İkbal Eren: “Devletten alacağımız var, onu istiyoruz”

Kayıp yakınlarından İkbal Eren ise devletten alacaklı olduklarını söyledi.

Amerika’nın Sesi’ne değerlendirmelerde bulunan Eren, “Biz burada devletin yetkilileri tarafından gözaltına alınıp yine aynı kişiler tarafından kaybedilen insanların yakınlarıyız. Biz burada yakınlarımızı arıyoruz. Devletten soruyoruz; ‘yakınlarımıza ne yaptınız?’, anneler soruyor, ‘evlatlarımıza ne yaptınız?’ Benim ağabeyim kaybedildi. Ona ne yaptılar bunun açıklanmasını istiyorum. Faillerinin açıklanmasını istiyorum. 701 hafta bunu yaptık. Artık neden yapamıyoruz? Yasaklayanlar bunun cevabını vermeliler. Topumuz tüfeğimiz yok, karanfillerimiz var. Bu devletten alacağımız var. Onu istiyoruz” dedi.

Eyleme destek veren birkaç yüz vatandaştan biri olan Zeynep Çalıhan, Cumartesi Anneleri’nin yanında olmayı sürdüreceğini ifade etti.

Çalıhan, “Ben barış annelerine destek için geldim. Analar çocuklarının kemiklerini arıyorlar. Çocuklarımızı kaybedenler devlettir. Hesap sormamızı istemedikleri için bizi dağıttılar. Daha doğrusu dağıtmaya çalışıyorlar. Biz gelecek Cumartesi günü de gelip annelere destek vereceğiz” dedi.

Cumartesi Anneleri Eylemine Diyarbakır’da da Yasak

İnsan Hakları Derneği ve kayıp yakınlarının “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” sloganı ile düzenlediği oturma eylemlerinin 499’uncusu bugün yapılacaktı. Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapılması planlanan eylem son anda valilik tarafından yasaklandı. İHD’ye tebliğ edilen kararda, eylemin ikinci bir emre kadar valilik tarafından yasaklandığı bildirildi.

Ancak yasağa rağmen, kayıp yakınları, İHD yöneticileri ve bazı HDP milletvekilleri eylem alanına geldi. Alanda bulunan polis amirleriyle İHD yönetimi arasında uzun süren pazarlıklar yapıldı. Polis, asayiş ve güvenliği koruma gerekçesiyle eylemin yasaklandığını söyledi. Ancak İHD yöneticileri eylem yapmakta ısrar etti. Yapılan pazarlıklar sonuç vermeyince eylem yapılamadı.

Eylem alanında kısa bir açıklama yapan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Zeytun, kayıpların bulunması için mücadele etmeye devam edeceklerini söyledi. Zeytun, “Bildiğiniz üzere 499 haftadır yaptığımız valiliğin keyfi kararıyla yasaklanmıştır. Bizler bu durumu demokratik ve hukuki bulmuyoruz. Bu haftaki kayıp eylemimizi gerçekleştiremiyoruz” dedi.

İHD Genel Başkan Yardımcısı Raci Bilici eyleme izin verilmemesine tepki göstererek, ”Anneleri engellemekle, bizleri engellemekle mümkün değildir. Hakikat açığa çıkacak. Arşivleri açılsın, tehditlerle bu işler yürümez. Bu eylem de bir hakikat arayışıdır” şeklinde konuştu.

Diyarbakır Barosu Başkanı Ahmet Özmen ise hükümetin sağladığı bütün kazanımları geri aldığını söyledi. Özmen, ”Ne yazık ki siyasal iktidar, sağlamış olduğu demokratik kazanımların tamamını geri aldı. Dönemin başbakanı şimdiki cumhurbaşkanı Erdoğan, kayıp anneleriyle görüşmüştü. Yine devletin birçok yetkilisi bu karanlık dönemin aydınlatılacağına dair beyanlar duymuştuk. Bu toplumda ciddi bir umut yaratmıştı. Ama ne yazık ki aynı siyasal iktidar bu ailelerin talepte bulunmasını bile engelliyor” diye konuştu.

Yasak kararı nedeniyle polis anıtın çevresini de kapatarak, girişlere izin vermedi.

[divider]

Sosyal medya’da bizi takip edin…

Twitter | Facebook | Pinterest | Haber  YouTube

Akademi Portal Youtube Dergi

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here