Türkiye Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili verdiği karardan ötürü uluslararası arenalardan büyük tepkiler almaya devam ediyor…

Türkiye’de Dün’ün gelişmeleri sayfamızdan sizlere genel olarak 24 saatlik gelişmeleri elimizden geldiğince tek bir sayfada toparlamaya çalışıyoruz.

Bu günlerde en çok merak edilen konulardan birisi (ÖSO) Özgür Suriye Ordusu, OSÖ bir terör örgütü mü yoksa gerçekten bölgenin koruyucusu mu?

2011’den 2018’e Özgür Suriye Ordusu’nun dönüşümü

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Suriye’de barışçıl protestoların silahlı çatışmalara dönmeye başladığı 2011 yılının yaz aylarında kurulan ilk örgütler arasında yer alıyor.

ÖSO, Suriye ordusunda görevli yedi subay tarafından kuruldu. Örgütün kuruluşu Temmuz ayı sonlarında YouTube’da yayımlanan bir video ile duyuruldu.

Albay Riyad el Esad liderliğinde kurulan ÖSO, kuruluş amacını “sistemi yıkmak için halkla birlikte çalışmak ve halkı sistemin silahlı ölüm makinelerine karşı korumak” olarak açıkladı.

Aynı videoda, Suriye ordusunun tüm üyelerine kendilerine katılma ve tüm muhalif silahlı gruplara birleşme çağrısı yapan ÖSO, sivilleri hedef alan tüm güvenlik güçlerinin artık kendileri için meşru birer hedef haline geldiğini bildirdi.

Örgütün, Suriye bayrağına bir yıldız daha ekleyerek, üç yıldız hale getirdiği versiyonu birçok başka grup tarafından da kısa sürede kullanılmaya başlandı. Ele geçirilen yerlere üç yıldızlı ÖSO bayrağı asıldı.

Örgütün kurucu komutanı olan El Esad, ilk etapta Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile isim benzerliğinden dolayı dikkatleri üzerine çekti. Ancak iki isim arasında herhangi bir akrabalık bağı bulunmuyor.

El Esad, iç savaşın başlamasından bir süre sonra Türkiye’ye kaçtı. ÖSO’yu da Türkiye’den yönetmeye başladı.

İlk yeniden yapılanma: Yüksek Askeri Konsey

Ancak bir süre sonra üç yıldızlı Suriye bayrağını kullanmaya başlayan çok farklı grupların da ÖSO şemsiye altında savaştığını ilan etmesi ve çok geniş bir coğrafyada faaliyet göstermesi, örgütün de yeniden yapılandırılması ihtiyacını doğurdu.

Silahlı muhalif gruplara destek veren Türkiye’nin yanı sıra Batı devletleri ve Körfez Arap ülkelerinin de talepleriyle merkezi bir komuta kademesi kurulması amacıyla Aralık 2012’de Antalya’da bir toplantı yapıldı.

Bu amaçla Antalya’da yapılan toplantıda Yüksek Askeri Konsey kuruldu ve ÖSO çatısı altında savaşan grupların bir kısmı Konsey’in emri altına girdi.

Konsey’in genel komutanlığı görevine ise General Selim İdris getirildi.

General Selim İdris, göreve geldikten kısa bir süre sonra Avrupa’ya giderek Esad sonrası kurulacak sistemle ilgili temaslarda bulunmuştu

İdris o dönemde amaçlarını Suriye’de sayıları ve etkinliği giderek artan cihatçı gruplara karşı “daha ılımlı ve daha güçlü bir alternatif” oluşturmak olarak tanımladı.

Bu nedenle de ÖSO ve çatısı altındaki birçok grup gerek Batılı devletler gerekse de uluslararası medya tarafından “muhalifler” ya da “ılımlı muhalif gruplar” olarak nitelendirilmeye başlandı.

2012 yılı sonlarında ve 2013 yılı başlarında kurulan bu yapıda, İdris’in siyasi yapılanmaya da sahip olan örgütün ÖSO çatısı altında toplanan askeri kanadının liderliğini yapması öngörüldü.

Beş cephede, altışar silahlı örgüt

O dönemde Yüksek Askeri Konsey altında belirlenen beş farklı cephede savaşan yaklaşık 30 farklı grup yer aldı.

Bu cepheler, Halep ve İdlib bölgelerini kapsayan Kuzey; Rakka, Deyrizor ve Haseke’yi içeren Doğu; Hama, Lazkiye ve Tartus’ta kurulan Batı; Humus ve Rastan bölgesi için Merkez; Şam, Dera ve Suveyda’yı içine alan Güney olarak tanımlandı.

Her cephe için de altışar silahlı grup oluşturuldu. Bu grupların, askeri karar alma süreçlerinde önce cephe komutanlıklarıyla, daha sonra da ÖSO’nun İdris önderliğindeki ana komutanlığıyla temasa geçmesi öngörülüyordu.

Ancak kağıt üstünde belirlenen bu emir-komuta zinciri pratikte uygulamaya sokulamadı.

ÖSO çatısı altında savaşan grupların bir kısmı zaman içerisinde cihatçı örgütlerle işbirliği yaptı ya da farklı isimler altında cihatçı örgütlere dönüştü.

İdris de Suriye’de hükümete karşı savaşan silahlı grupların en güçlü çatı örgütü olması beklenen ÖSO’nun komutanlığından çok, bu görevi yürüttüğü 2014 yılına kadar örgütün sözcüsü ve özellikle Batı’dan gelen askeri yardımların dağıtımını organize eden kişi haline geldi.

ÖSO’nun dış desteği

ÖSO’yu kurulduğundan bu yana destekleyen ülkeler arasında Türkiye ile ABD başı çekiyor.

Türkiye’de ÖSO üyelerinin kaldığı bazı kampların bulunduğu yönündeki iddialar farklı zamanlarda ortaya atıldı.

2012 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) bir grup milletvekilinin Hatay’da Suriye ordusundan kaçan subayların da kaldığı Apaydın Kampı’na girmesine izin verilmedi. CHP milletvekilleri, buranın bir mülteci değil, askeri kamp olduğunu iddia etti.

Bu gelişme üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi’ne (MHP) mensup üyeleri, Anadolu Ajansı (AA) muhabiri ile birlikte kampı ziyaret etti ve herhangi bir olumsuzluk görmediklerini bildirdi.

Şubat 2013’te de bu kez Gaziantep’te bir bağ evinde patlama meydana geldi. ÖSO üyelerinin bu evde bomba imal ettiği iddiaları ortaya atıldı.

ÖSO, aynı zamanda ABD’nin Suriyeli silahlı örgütleri destekleme programı kapsamında yardım alan gruplar arasında yer alıyor.

ABD YPG’ye döndü, ÖSO zayıfladı

ABD’nin 2013 yılında başlattığı “Eğit-Donat” programı kapsamında, ilk etapta ÖSO’ya bağlı savaşçıların da eğitim gördüğü ve silah yardımı aldığı açıklandı.

Ancak daha sonra 2014 yılında ABD’nin bu programı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile savaşan gruplara öncelik verecek şekilde düzenlemesiyle birlikte, Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin oluşturduğu Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri (YPG) de destek almaya başladı.

ÖSO’nun ilk lideri El Esad, Eylül 2016’da Yeni Şafak gazetesine verdiği mülakatta, ABD’nin bu programı kapsamında yalnızca “54 muhalife silah eğitimi verilirken, 8 bin PYD/PKK’lı teröristin profesyonel asker haline getirildiğini” öne sürdü.

Suriye iç savaşı sırasında en etkili olduğu 2012-2013 döneminde bir ara Suriye topraklarının yüzde 50’sinden fazlasını kontrol altında tutan ÖSO, ilerleyen yıllarda ise başta IŞİD olmak üzere cihatçı örgütlerin ilerlemesi ve bunlara karşı ABD’nin de desteğiyle PYD ve YPG gibi daha organize grupların ön plana çıkmasıyla giderek güç kaybetmeye başladı.

ÖSO’nun giderek güç kaybettiği bir dönemde Şubat 2014’te İdris görevden alınarak yerine Abdulillah Beşir’i atadı.

Ancak ÖSO’nun zayıflamasını durduran ve Suriye’de yeniden adı duyulan bir aktöre dönüşmesini sağlayan ise Türkiye’nin desteği ile yeniden yapılandırılması oldu.

2016’da Türkiye destekli yeniden yapılanma

Bu kapsamda Mart 2016’da ÖSO ile bağlantılı grupların bir kısmı bir araya gelerek, Havar Kilis Operasyon Odası adlı bir oluşuma gitti.

Havar Kilis Operasyon Odası verilen bu oluşumun iki ana bileşeni var. Bunlardan birisi ÖSO, diğeri de Halep’in Fethi adlı daha önce Halep’te savaşmış grupların oluşturduğu çatı örgüt.

Bu yeni yapılanmada, Sultan Murat Tugayı, Hamza Tugayı, Fastakim Birliği ve Mutasım Tugayı gibi Suriye’nin kuzeyinde faaliyet gösteren farklı gruplar ÖSO çatısı altında bir araya geldi.

Bu grupların, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile sahada işbirliği yapmaları ve birlikte hareket etmeleri de Ağustos 2016’da başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı’nda başladı.

TSK ve ÖSO, Mart 2017’de sonlandırılan Fırat Kalkanı Harekâtı sırasında sınırın Suriye tarafında bulunan Azez ile Cerablus arasındaki bölümü güneyde El Bab kentine kadar yaklaşık 2 bin kilometrelik bir alanı IŞİD’den aldı.

Bu bölgelerde Türkiye’nin desteklediği bir yönetim kurulurken, ÖSO’ya bağlı bazı güçler de yine Türkiye’nin sağladığı eğitimlerle bölgede güvenlik hizmeti sağlıyor.

Anadolu Ajansı (AA), Türkiye tarafından eğitilen 4 bine yakın “Özgür Polis”in Fırat Kalkanı Harekâtı ile ele geçirilen bölgede görev yapmaya başladığını bildirdi.

ÖSO’dan Suriye Ulusal Ordusu’na

Türkiye destekli ÖSO’nun yeniden yapılandırılma sürecinin en son halkasını da 30 Aralık 2017’de kurulan “Suriye Milli Ordusu” oldu.

Suriye Milli Ordusu, ÖSO’ya bağlı yaklaşık 30 alt grubun birleşmesinden oluşturuldu.

Bu örgütün kuruluş amacı, Fırat Kalkanı Harekâtı ile ele geçirilen bölgeyi korumak ve halkı, hükümete bağlı güçler ve IŞİD ile YPG gibi grupların “saldırılarına karşı savunmak” olarak açıklandı.

Örgütün kurulduğunda yaklaşık 15 bin savaşçıyı bünyesinde barındırdığı belirtildi.

Örgütün kuruluşunu manşetinden duyuran Yeni Şafak, Arapça adı “Ceyş el Vatani” olan Milli Ordu’yu “2011 yılından bu yana muhaliflerin kurduğu en büyük silahlı grup” olarak nitelendirdi.

Haberde, Milli Ordu içerisinde üç Türkmen grubun da bulunduğu ifade edildi. “Fırat Kalkanı Harekâtı sonrası yüzde 65 oranında eğitilen muhalif savaşçılar, 2 bin kilometrekarelik alanın güvenliği dışında PKK’ya karşı gerçekleştirilecek Afrin harekatı ve sonrasında TSK’ya destek verecek. Yeni kurulan Suriye Milli Ordusu’ndan 15 bin asker Afrin harekatı için hazırlanırken, Afrin sonrası gerçekleştirilecek Tel Abyad ve Munbiç harekatında da TSK’nın yanında yer alacak” denildi.

ÖSO içinde hangi gruplar var?

2011-2014 yılları arasında Suriye’de hükümetin değişmesini savunan uluslararası aktörler tarafından en çok desteklenen örgüt olan ÖSO’nun 2016 yılına kadar bir gerileme dönemi yaşadığı ve bundan sonra da Türkiye desteğiyle yeniden güçlenmeye başladığı görülüyor.

İlk kurulduğu dönemden bu yana dağınık örgütlenen ve farklı grupları bünyesinde barındıran ÖSO’ya son zamanlarda “laik muhaliflerin” desteğini kaybederek, giderek İslamcı örgütlerin ağırlık kazandığı bir yapıya dönüştüğü eleştirileri yöneltiliyor.

Ayrıca ÖSO’yu oluşturan birliklerin zaman zaman birbirleriyle çatıştığı haberleri de geliyor.

ÖSO çatısı altında Zeytin Dalı Harekâtı’na katılan veya destek veren gruplardan bazıları şöyle:

Sultan Murat Tümeni: Adını Osmanlı İmparatoru İkinci Murat’tan alan örgüt, 2013 yılında kuruldu. Üyeleri arasında Türkmenler ve Araplar var. Ağırlıklı olarak Halep bölgesinde, Halep’in Fethi çatı örgütü altında faaliyet gösterdi. Halep’in yeniden Suriye hükümetinin kontrolü altına geçmesinin ardından Fırat Kalkanı Harekâtı’na katıldı. İnternet sitesine göre, şu anda 5 bin civarında üyesi olduğunu söylüyor. Halep operasyonu sırasında hem Uluslararası Af Örgütü hem de Birleşmiş Milletler tarafından sivilleri öldürmekle suçlanan örgütler arasında yer alıyor.

Feylak el Şam (Şam Lejyonu): 19 farklı İslamcı örgütün bir araya gelmesiyle 2014 yılında kuruldu. Suriye’deki Müslüman Kardeşler’e yakın bir örgüt olduğu belirtiliyor. Fırat Kalkanı’nın ardından Zeytin Dalı Harekâtı’na katıldı. Örgütün komutanı Yasser Abdul Rahim, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, ÖSO’nun hedefini YPG tarafından kontrolü altındaki “16 Arap köyünü ve kasabasını geri almak” olduğunu ve Afrin şehrinin merkezine girmeyi planlamadıklarını söyledi.

Ahrar el Şarkiye: Nusra Cephesi’nden ayrılan Ebu Marya El Kahtani tarafından 2016 yılında kuruldu. Fırat Kalkanı Harekâtı’na katıldı. Ancak bu dönemde, ABD askerlerinin bu bölgeye gelmesine tepki göstererek, harekattan ayrıldı. Yapılan açıklamada, ABD’nin YPG’ye destek vermesine tepki gösterildi.

Binali Yıldırım: Türkiye’nin Afrin harekatında işgal mantığıyla hareket ettiği düşüncesi sakat

Başbakan Binali Yıldırım, Lübnan Başbakanı Saad Hariri ile düzenlediği ortak basın toplantısında konuştu.

Yıldırım, Zeytin Dalı Harekâtı’nın “Suriye’nin kuzeyinde bir işgale dönüşmemesi gerektiğini” söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a şöyle yanıt verdi:

Macron’un düşüncesi sakat. Türkiye’nin katiyen bir işgal mantığı içinde hareket etmediğini bütün dünya biliyor, bilmelidir. Fırat Kalkanı’na (Harekatı) bakarsak bunu görürüz.”

‘Afrin’de sivil ölüm’ açıklamaları artıyor, Türkiye ‘propaganda’ diyor

https://youtu.be/27DFMZfI4CI

Türkiye’nin Afrin’de ‘terör örgütlerine yönelik’ olduğunu açıkladığı Zeytin Dalı Harekâtı’nda onuncu güne girilirken, harekat ve çatışmalar nedeniyle yaşamını yitiren sivillerin sayısının arttığı iddia ediliyor.

Aralarında Birleşmiş Milletler (BM) ve UNICEF’in de bulunduğu kurumlara ait sivil ölüm açıklamaları ve Afrin’deki haber kaynaklarından edinilen bilgiler, harekâtta bugüne kadar çok sayıda sivilin yaşamını yitirdiği iddialarını içeriyor.

Genelkurmay Başkanlığı ise, BBC Türkçe’nin yazılı sorularına bugün akşam saatlerinde verdiği yanıtta, ”Zeytin Dalı Harekatıyla ilgili yapılan yazılı ve sözlü tüm açıklamalarda da vurgulandığı üzere harekat esnasında sadece teröristlere ait hedefler vurulmakta, sivil/masum kişiler ile çevrenin (arkeolojik kalıntılar, tarihi özelliği olan yapılar, dini ve kültürel varlıklar vb.) zarar görmemesi için her türlü dikkat ve hassasiyet gösterilmektedir” dedi.

Soruları yanıtlayan bir Genelkurmay yetkilisi de, operasyonda sivillerin yaşamını yitirdiği iddialarının doğru olmadığını vurgularken, sivil kayıp iddialarının Afrin’de faaliyet gösteren Kürt grupların bir propagandası olduğunu ifade etti.

BM ve UNICEF’in sivil ölüm açıklamaları

Sivil ölümlerle ilgili ilk açıklama yapan kuruluşlardan biri BM oldu.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sözcüsü Stephane Dujarric, geçen Salı günü düzenlendiği haftalık basın toplantısında, ‘bombardıman ve çatışmalar nedeniyle bazı sivillerin öldüğünü’ söyledi.

Dujarric, tüm taraflara ‘sivilleri koruma’ çağrısı yaptı.

Birlemiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) ise Cuma günkü açıklamasında Afrin’deki çocuk ölümlerine dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

“UNICEF, Suriye’nin kuzey batısındaki Afrin kentinde devam eden şiddette, en az 11 çocuğun öldüğü ve bundan daha fazlasının yaralandığına dair endişe verici haberler almıştır.

“Afrin’de aileler bölge içinde başka yerlere kaçıyorlar, daha önce yerinden ayrılmış 125 binden fazla insanın kaldığı, çok kalabalık kamplarda korunmaya çalışıyorlar, sert kış şartlarına maruz kalmış olarak ve şoke edici zor şartlarda yaşıyorlar. Güvenlik nedeniyle bölgeden ayrılmak isteyenlerin Afrin’den ayrılmasına engel olunduğu bildiriliyor.

“Şiddetin çok yoğun olması nedeniyle ailelerin binalarının bodrumlarında kapandığı haberleri geliyor.”

Fransız Haber Ajansı AFP’nin Afrin’deki bir hastaneden geçtiği fotoğraflarda da ölü ve yaralı çocuklar görülüyor.

SOHR: 51 sivil öldü

İngiltere merkezli, muhaliflere yakın Suriye İnsan Hakları İçin Gözlemevi (SOHR), Pazar günü yaptığı açıklamada çatışmalar sırasında 51 sivilin öldüğünü belirtti.

SOHR, operasyonun başlamasıyla Pazar sabahına kadarki süre zarfında ölen sivillerin sayısının bu olduğunu, bu sivillerin 17’sinin çocuk, yedisinin kadın olduğunu belirtti.

SOHR, ağır yaralı sivillerin olması ve harekatın sürmesi nedeniyle bu sayının artabileceğini aktardı.

Suriye resmi haber ajansı: 86 sivil öldü

Suriye resmi haber ajansı SANA ise Pazar günü yayımladığı haberde, harekât boyunca toplam 86 sivilin öldüğünü, 198 sivilin yaralandığını bildirdi.

SANA ayrıca harekat ve çatışmalarda sivillerin evlerinin büyük zarar gördüğünü, Selahadin Eyyubi Camii, Jandaris mezarlığı ve Ain Dara gibi tarihi eserlerin de hedef olduğunu bildirdi.

Hükümet sözcüsü Bekir Bozdaü, sivil ölümleri iddialarına yönelik olarak “Sivillere TSK’nın zarar vermesi düşünülemez. Bizim dinimiz, ahlakımız, ordumuzun geleneği, kadın, çocuk, yaşlı, sivil, alim ve masumlara zarar vermeye manidir” diyor.

Hükümet ne söylüyor?

Türkiye’de farklı yetkililerden yapılan açıklamalarda, harekâtın en başından bu yana sivilleri hedef alınmadığı ve buna özen gösterdiği belirtiliyor.

Soruları yanıtlayan Genelkurmay’dan bir yetkili, Türkiye’nin düzenlediği harekat sırasında sivillerin hayatını kaybettiği yönündeki iddiaların doğru olmadığını söylüyor.

Yetkili, sivillerin hayatını kaybettiği yönündeki iddiaların Afrin’deki Kürt gruplardan kaynaklandığını ve “propaganda” olduğunu savunuyor.

Genelkurmay yetkilisi, sosyal medyada dolaşan görüntü ve fotoğrafların birçoğunun sahte olduğunu ve başka yerlerde, başka zamanlarda çekildiğini belirtiyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), harekatla ilgili bugüne kadar yaptığı açıklamaların tamamında, “Harekâtın planlama ve icrasında sadece teröristler ve bunlara ait barınak, sığınak, mevzii, silah, araç ve gereçler hedef alınmakta olup, sivil/masum kişilerin ve çevrenin zarar görmemesi için her türlü dikkat ve hassasiyet gösterilmektedir” ifadesine yer verdi.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ da, “Sivillere TSK’nın zarar vermesi düşünülemez. Bizim dinimiz, ahlakımız, ordumuzun geleneği, kadın, çocuk, yaşlı, sivil, alim ve masumlara zarar vermeye manidir. Türkiye uluslararası toplumun eleştirilerinden çekindiği için değil doğru olduğuna inandığı için ahlakının kendisine emri olduğu için sivilleri korumaktadır. Onların kılına zarar gelmemesi için itina göstermektedir” dedi.

Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti öncesi Roma’da olağanüstü güvenlik önlemleri

Recep Tayyip Erdoğan’ın gelecek Pazartesi günü ziyaret edeceği Roma’da olağanüstü güvenlik önlemleri alınacak.

Vatikan’da Papa Francesco ile görüşmek için, Vatikan’ın içinde yer aldığı Roma’ya gelmesi beklenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella ve Başbakan Paolo Gentiloni ile de görüşecek. Erdoğan’a eşi Emine Erdoğan ve bazı bakanların da eşlik etmesi bekleniyor.

Roma Emniyet Müdürlüğü’nün aldığı karara göre, Erdoğan’ın Roma’ya ulaşacağı Pazar gününden Roma’dan ayrılacağı Pazartesi akşamına kadar kentte 3500 güvenlik görevlisiyle yoğun güvenlik önlemleri alınacak. Kent merkezinde bir “yeşil bölge” (green zone) oluşturulacak ve bu alanda herhangi bir gösteriye izin verilmeyecek.

Güvenlik önlemleri kapsamında, “nükleer, biyolojik, kimyasal ve radyolojik” tehlikelere karşı eğitilen NBCR timleri de hazırda tutulacak.

İtalyan ANSA haber ajansı, “Kürt toplumuyla birlikte” gösteri ya da eylem yapmasından şüphelenilen derneklerin de özel olarak izleneceğini yazdı.

Il Tempo gazetesi de dün baş sayfasından “Erdoğan’ın Roma’ya gelmesi nedeniyle gizli servis alarmda” başlıklı bir haber yayımlayarak, “Kürt toplumu tarafından, Avrupa’daki havaalanlarında Türk yolculara yönelik eylemler” düzenlenmesi riskinin de ele alındığını yazdı. Gazete, Türk ordusuna silah satan İtalyan ve Fransız şirketlerin gösterilere hedef olması ihtimalinin de değerlendirildiğini belirtti.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron: Türkiye’nin Afrin operasyonları işgale dönüşmemeli


Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bu ayın başında Paris’te ağırlamıştı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Türkiye’nin Afrin’e yönelik olarak sürdürdüğü Zeytin Dalı Harekâtı’nın Suriye’nin kuzeyinde bir işgale dönüşmemesi gerektiğini söyledi.

Le Figaro gazetesine konuşan Macron, “Operasyonlar terörle mücadele ile sınırlı kalmalı” dedi.

Macron ayrıca Ankara’nın Zeytin Dalı Harekâtı’nı Batılı müttefikleriyle koordinasyon içerisinde yürütmesi gerektiğini de söyledi.

Fransa Cumhurbaşkanı, “Eğer bu operasyon terörislere karşı mücadeleden çıkıp bir işgal operasyonuna dönüşürse bizim için büyük bir sorun haline gelir” diye konuştu.

Fransa, IŞİD ile mücadele kapsamında YPG’ye silah yardımı yapan ülkeler arasındaydı.

Yıldırım: Düşüncesi sakat, işgal yok

Macron’un sözlerine Başbakan Binali Yıldırım yanıt verdi ve “Macron’un düşüncesi sakat. Türkiye’nin katiyen bir işgal mantığı içinde hareket etmediğini bütün dünya biliyor, bilmelidir” dedi.

Yıldırım Lübnan Başbakanı Saad Hariri ile birlikte Ankara’da düzenlediği ortak basın toplantısında, Fırat Kalkanı Harekâtının bu anlamda bir örnek teşkil ettiğini de vurguladı.

Fransa Dışişleri Bakanı ‘temkinli olunmalı’ demişti

20 Ocak’ta başlatılan Zeytin Dalı Harekâtı ile Türk askeri ile Suriye’deki müttefiki olan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçleri YPG kontrolündeki Afrin’e doğru ilerliyor.

Harekatın başlamasının ardından Fransa’nın Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu’yla görüşmüş ve Ankara’ya itidalli davranılması çağrısında bulunmuştu.

Drian, “Suriye’nin birden fazla bölgesinde insani kriz kötüleşirken Türk yetkilileri temkinli davranmaya
çağırıyoruz” demişti.

ABD ile Menbic gerilimi
Hükümetin Türkiye sınırını tehdit eden Suriyeli Kürt silahlı gücü YPG unsurlarına yönelik olduğunu ifade ettiği harekât için NATO’dan ve ABD’den “Türkiye’nin meşru sınır güvenliği kaygıları var” açıklamaları gelmişti.

Ancak özellikle ABD’nin Afrin’in doğusunda kalan ve yine YPG kontrolünde bulunan Menbic’te asker bulundurması Türkiye’nin tepkisini çekiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Zeytin Dalı Harekâtı’nın Menbic’e doğru genişleyeceğini ifade etmiş ve bölgede bulunan 2000’e yakın ABD askeri için de “Teröristlerin yanında duran kendileri bilir. Bu noktadan sonra gözümüz kimseyi görmez” demişti.

[divider]

Twitter | Facebook | Pinterest | Akademi Portal Arşiv |  Akademi Portal

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın