Şener: İttifak Erdoğan’ı bitirecek Erdoğan seçimi kaybedecek

AKP’nin kurucu üyelerinden eski milletvekili Abdüllatif Şener’den gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

AKP’nin kurucu üyelerinden eski milletvekili Abdüllatif Şener’le 2019’a giden süreci, Afrin harekâtını ve gündeme dair önemli konuları konuştuk. “Cumhur İttifakı”nın Erdoğan’ın ve AKP’nin iktidarını bitireceğini söyleyen Şener, yerel seçimlerde CHP’den adaylık teklifi gelirse olumlu yaklaşacağını belirtti.

Abdullah Gül’ün aday olması halinde ikinci tura çıkamayacağını söyleyen Şener, Afrin harekâtının Abdülkadir Selvi’nin söylediğinin aksine AKP’nin oylarında düşüşe yol açtığı kanısında.

Dilara İlbuğ: “Cumhur ittifakı” olarak tanımlanan, AKP ve MHP’nin işbirliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Uzunca süredir zaten AKP ve MHP dirsek temasındaydı. Tek bir partiymiş gibi demeçler veriyorlar. Grup konuşmalarına dikkat ediyorum sanki tek siyasi rakipleri CHP’ymiş gibi davranıyorlar. Halbuki benim gördüğüm siyasi gelenekte bir muhalefet partisi başka bir muhalefet partisiyle uğraşmaz. Muhalefetin görevi muhalefetle uğraşmak değildir. Muhalefet partileri ülkeyi yöneten partinin yanlışlarını engellemeye, ortadan kaldırmaya çalışır.

“Cumhur” lafı kulağımı tırmalıyor aslında çok da sevimli gelmedi bana. Böyle bir ittifaktan ne sağlarlar diye düşünüyorsam bu ittifak Sayın Erdoğan’ın seçimleri kaybetmesine neden olur. Bunun Cumhurbaşkanlığı seçimine yansıması bu olacaktır. Sayın Erdoğan’ın bu ittifakla seçimi alması da oy arttırması da mümkün değildir. MHP’den bir kesimin ayrılmış olması ve Bahçeli’nin Erdoğan hakkında öteden beri çok sert şeyler söylemiş olması nedeniyle bu ittifak MHP seçmeninin Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy vermesine yetmez. MHP seçmeni karşısında kendine daha yakın bir aday görürse ittifaka ve Erdoğan’a rağmen karşıdaki adaya oy verir. Bu ittifak Erdoğan’ın en güçlü oy alanlarından biri olan Kürt oylarının azalmasına hatta tamamıyla ortadan kalkmasına yol açacaktır. Türkiye’de yüzde 17 oranında Kürt oyu varsa bunun yüzde 10’u HDP’de ise en az yüzde 7’si de AK Parti’dedir. Asgarisi budur. Bu MHP ittifakı ile AKP, yüzde 7 Kürt oyunun yüzde 1’ini bile alamaz. Hepsi kaçar ve Erdoğan’ın karşısındaki adaya gider. Böylece hem MHP oylarını alamayacak, hem de kendi oylarını azaltacaktır. Bu ittifak Sayın Erdoğan’ı bitirecektir ama ben yine de hayırlı olsun diyorum.

Dilara İlbuğ: 2019’a giden bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Erdoğan’ın karşısında nasıl bir aday profili olmalı, Abdullah Gül ismi sıkça konuşuluyor örneğin. Kılıçdaroğlu aday olmalı mı sizce?

Erdoğan’ın karşısında Abdullah Gül olursa, Abdullah Gül ikinci tura çıkamaz. O yüzden iyi bir isim değil. Daha fazla yorum yapmayı doğru bulmuyorum.

Partiler aday konusunu stratejik çalışmalılar. Seçmen kitlesine hitap edecek aday çok önemli. Herkes baz olarak 16 nisan referandumundaki “hayır” oylarını alıyor ama bu çok sağlıklı bir değerlendirme olmayabilir. “Hayır” oyları kimsenin cebinde değil. Önemli olan toplumun yüzde 50’sinden daha fazlasından oy alabilecek bir aday bulabilmek.
“Hayır” cephesi çok dağınık ama “evet” cephesi çok homojen. “Hayır” cephesinde Kürt ve Türk milliyetçileri, Saadet gibi dindar seçmenler, Atatürkçü ve laik seçmenler var, sosyalistler var… Bu kadar ayrı yelpaze nasıl toparlanacak?
Tek bir kişiyi karşınıza aldığınızda işiniz çok zor. Bunun üzerinde özellikle CHP’nin çok çalışması lazım.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı partinin takdiridir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun çıktığı zaman mutlak suretle kazanması ve ikinci tura çıkması lazım. Bunun hesabının çok iyi yapılması lazım. Ben bireysel olarak, bir vatandaş gözüyle baktığımda Türkiye’nin normalleşmesi için Sayın Erdoğan’ın seçimleri kaybetmesi gerektiğini düşünüyorum. Tekrar Cumhurbaşkanı olması, iktidarda olması Türkiye açısından kötü olur. Bunu bir partiye ya da kişiye kızdığımdan söylemiyorum.

Dilara İlbuğ: Sizin adaylık gibi bir çalışmanız ya da düşünceniz var mı?

Bu ortamda ben adayım diye ilan etmeyi pek doğru bulmuyorum, kimse açısından doğru bulmuyorum. Mesela CHP’yi zorluyorlar, adayınızı ilan edin diye. Erdoğan hiç ben adayım diyor mu? Bence vakti gelmeden bir şey açıklamak pek doğru değil.

Benim açımdan en önemli husus şu anda Türkiye’nin normalleşmesi için ya Sayın Erdoğan’ın aday olmaktan vazgeçmesi ya da seçimleri kaybetmesidir. Allah, bu iki güzelden birini bu güzel ülkeye nasip etsin diyorum.

Kendimle ilgili de şöyle düşünüyorum; önümde üç seçim var. Belediye başkanlığı, milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. 16 sene vekillik yaptım, tekrar vekillik düşünmüyorum. Belediye başkanlığı olabilir. Bu iki seçimden birinde – yerel ve genel- daha aktif siyasi pozisyon yakalarsam Cumhurbaşkanlığı seçimlerine talip olurum. Eğer istediğim pozisyon yakalayamazsam da bir düşünce kuruluşu oluşturmaya çalışacağım.

Dilara İlbuğ: Erken genel ya da yerel seçim öngörüyor musunuz?

Belediye seçimlerinin erkene alınması için anayasa değişikliği lazım. Onun için de MHP ve AKP oyları yetmiyor. CHP’yle temas kurmaları gerekiyor, ona girmezler gibi geliyor.

Milletvekili ve başkanlık seçimlerini de benim bildiğim Erdoğan erkene almaz. Her zaman yanılma payım var elbet. Niye almaz? Belirgin bir şekilde oyunun arttığını görmüş olması ve seçim kampanyası boyunca da bu oylarının düşmeyeceğini görmesi lazım. Ben şu an AKP oylarının arttığını düşünmüyorum aksine oylarının düştüğü kanısındayım. Ekonomi ve dış politikadaki hatalar oylarını düşürdü. Selvi, AKP oylarının yüzde 55’e çıktığını söyledi ama herhalde Sayın Erdoğan’ı yanıltıp seçime sokmak istiyor. Sayın Cumhurbaşkanı yanılmaz çünkü sürekli anket yaptırır, piyasayı izler. Dediğim gibi oy artışları yok.

Dilara İlbuğ: Belediye Başkanlığı olabilir dediniz. CHP’den teklif gelse yaklaşımınız ne olur?

Olabilir, düşünürüm.

Dilara İlbuğ: Afrin harekatı en çok konuşulan konuların başında geliyor. Siz bu harekatı ve sonrasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maalesef iktidar Türkiye’de bir bakış açısı çiziyor ve herkes bu bakış tarzının peşinden koşuyor. Halbuki iktidarın bu bakış tarzının yanlışını göstermeden siyaset olmaz. Öte yandan iktidar da kendi bakış tarzına aykırı düşünen herkesi hapse atıyor. Nerede yanlış yaptığını kimse halka göstermesin istiyor. Ne güzel bir demokrasi değil mi…

Afrin olayı, Kürt sorunundan ayrı düşünülemez. Afrin harekatı sebebiyle ya da diğer askeri harekatlar sebebiyle tek bir askerimizin burnunun kanamasını istemem ama ben aynı zamanda Afrin olayı dolayısıyla oradaki sivillerin de burnunun kanamasını istemem. Savaş olmadan bir çözüm varsa bu yapılmalıdır. Atatürk’ün de dediği gibi zorunlu olmadıkça savaşa başvurulmamalıdır.

Afrin sadece bir askeri harekat değil. Hatta Afrin’in PYD’yi tasfiyeyle alakası yoktur. Afrin’deki tüm PYD’lileri etkisiz hale getirsen bile PYD’nin gücünde azalma olmaz. Asıl PYD Fırat’ın doğusunda, kimi diyor ki 60 bin, kimi diyor ki 100 bin kişilik güçleri var. Afrin’deki birkaç bin PYD’liyi ortadan kaldırdığında PYD sorunu çözülmez. Salih Müslim’le kaç kez görüşme yaptılar. Suriye’deki olayları başbaşa gözden geçirdiler, Salih Müslim’e ittifak önerisi yapıldı. Bir süre önce beraber işbirliği yapmak istedikleri kişilerle şimdi ne değişti de böyle oldular? Fırat’ın doğusunda PYD’nin bu kadar güçlenmesinin tek sebebi Türkiye’deki üslerden kalkan Amerikan uçaklarının desteğidir. PYD’nin bu kadar güç kazanmasına en büyük desteği mevcut iktidar sağlamıştır.

Bu harekat Türkiye’de o bölge ile akrabalığı olan vatandaşlarımızı nasıl etkileyecek? Doğu ve Güneydoğu’daki vatandaşlarımızın yüzde doksanından fazlası bu işten rahatsız. Türkiye’nin elinde önemli bir koz var: Astana süreci. Bu kapsamda Suriye’yi şekillendirmeye çalışıyoruz. Askerlerimizin şehit olmasına yol açmadan Astana süreci kapsamında PYD sorununu çözebiliriz. Ülke içinde demokrasinin standardı artarsa Kürt sorunu çözülür. Onun için iktidarın demokrasinin geliştirilmesi için çaba sarf etmesi lazım.

AKP kurulurken Kürt sorunu konusunda sessizlik vardı, partinin görüşü net değildi. Kürt sorunuyla ilgili bir bölüm yazdık parti metnine. Aramızda epey konuştuk, Gül bir şey önerdi: “Kimimizin Kürt sorunu, kimimizin terör sorunu, kimimizin Güneydoğu sorunu dediği bir sorun…” daha adını bile koyamamışız, düşünün. Bugün geldiğimiz noktada ise AKP’nin Kürt sorunu konusunda başladığı noktayı bile kaybetmiştir. Kürt vatandaşlarımızı incitmemek zorundayız. HDP dışındaki neredeyse bütün partiler Kürt vatandaşlarımızı incitmek için konuşuyor gibi.

Dilara İlbuğ: Suriye meselesi ve Ortadoğu politikalarında yapılan yanlışlarda fatura hep Davutoğlu’na mal edildi. Bu eleştirileri haklı buluyor musunuz?

Türkiye Suriye olayları patladığında ABD ile tam işbirliği halindeydi. Bu tam işbirliği en az 3 sene sürdü. Şu anda hala işbirliği halinde değildir diyemeyiz, kısmi sorunlar olsa da. Bir yandan da onların karşısındaki cephe olan Astana sürecinde de varız. Şu andaki Suriye sorunlarının tamamı başlangıçtaki bizim de içinde olduğumuz cephenin uyguladığı politikadan kaynaklandığı kanaati var. Peki bu politikaya bizi kim soktu? Bu politikalar Davutoğlu’nun politikalarıydı gibi bir kanaat oluşturulmaya çalışılıyor, ben buna katılmıyorum. Bir politika belirlenirken ağırlıklı olarak başbakanın çizdiği yönde politika belirlenir. Dolayısıyla bu politikanın bir Davutoğlu politikası değil, o zaman başbakan olan Sayın Erdoğan’ın politikası olduğunu düşünüyorum. Dış İşleri Bakanı olarak Davutoğlu, Erdoğan’ın politikasını yeniden üretmiştir. Dolayısıyla bu hatada sorumluluk hem başbakan da hem dış işleri bakanındadır.

Abdüllatif Şener: Erdoğan seçimi kaybeder


Eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Lale Özan Arslan’ın sunduğu Halk TV Ana Haber’e konuk oldu.

Eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, “Muhalefet ciddi bir hata yapmazsa Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybeder” dedi.

Gezici’den Erdoğan’ın uykularını kaçıracak analiz

Gezici Araştırma Şirketi AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı en güçlü adayın İYİ Parti Genel Başkanı Akşener olduğunu ve Saadet Partisi’nin seçimlerde barajı geçemiyor olmasına rağmen yüzde 10’luk bir seçmen kitlesini temsil ettiğini söyledi.

Araştırmalara göre İYİ Parti Lideri Akşener’in ikinci tura kalacağını ifade eden Murat Gezici, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısında en yüksek teveccühe sahip aday olarak İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener görünüyor” dedi.

AKP ve MHP arasında yapılan seçim ittifakına ilişkin yasal düzenleme TBMM’ye sunuldu. Adına Cumhur İttifakı verilen seçim koalisyonu ile birlikte iktidara yakın araştırma şirketleri de algı operasyonlarına start vererek, ittifakı şimdiden yüzde 60’larda göstermeye başladı.

Geçmiş dönemde yaptığı seçim tahminleri ile sonuçlara en yakın çalışmayı ortaya koyan Gezici Araştırma Şirketi Başkanı Murat Gezici, Yeniçağ’dan Bünyamin Öztürk’e şunları anlattı: “Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacağını açıklayan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, AKP, MHP ve BBP’nin ortak adayı olması beklenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında en yüksek teveccühe sahip aday olduğu yapılan anketlerde görülmektedir. Bu anlamda yaptığımız araştırmalara göre cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalacağı yönünde.” AKP, MHP ve BBP arasında yapılacak ittifakın seçmen davranışında önemli değişikliklere sebep olacağını aktaran Gezici, “Özellikle sahil bölgeleri, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesindeki seçmen davranışı anlamlı değişiklikleri gündeme getirebilir” diye konuştu.

“SAADET PARTİSİ BARAJI GEÇEMEMESİNE RAĞMEN YÜZDE 10’LUK BİR SEÇMEN KİTLESİNİ TEMSİL EDİYOR”

Saadet Partisi’nin durumuna da değinen Gezici, Saadet Partisi’nin AKP tabanını etkileyebildiğine dikkat çekti.Gezici sözlerini şöyle tamamladı: “Saadet Parti’nin oy oranı yüzde 1 veya yüzde 2 görünse de AKP içerisinde yüzde 8’lik bir kitleyi etkileyebilme gücüne sahip. Özellik milli görüşçü, muhafazakar ve dindar kesim üzerinde etkileri çok fazla, onları düşünmeye itebiliyor. İktidara karşı muhalefet yapıyor olması seçmene ‘bir bildiği vardır’dedirtebiliyor. Bu tür bir durum dünyada ender yaşanabiliyor. Barajı geçemiyor olmasına rağmen yüzde 10’luk bir seçmen kitlesini temsil ettiğini görebiliyoruz. Bu durum aynı zamanda AKP seçmeninin sadık seçmen olmadığını da bizlere gösteriyor. AKP’ye oy veren her 3 kişiden birinin sadık seçmen olmadığı ortaya çıkıyor.”

Süleyman Soylu’nun açıklaması sonrası o konuşma yeniden gündeme geldi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu helallik istedi, CHP’nin 2 ay önce Süleyman Soylu’ya yaptığı uyarı yeniden gündeme geldi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bugün yaptığı konuşmada helallik istedi. Ankara kulislerinde, Erdoğan’ın Süleyman Soylu’yu çizdiği yakında bir istifa beklenebileceği konuşuluyor.

Öte yandan Süleyman Soylu’nun bu çıkışının ardından CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakknda 22 Aralık 2017 tarihinde verilen gensoru ile ilgili yaptığı konuşma yeniden gündeme geldi.

CHP: GENSORU GELİR GEÇER DEĞİL,KISA VADEDE SONUÇ DOĞURUR

CHP’li Özgür Özel’in konuşmasında Süleyman Soylu’ya uyarılarda bulunduğu kısım şöyleydi:

“Bugüne kadar CHP olarak 10 bakana 11 gensoru vermişiz; bu bakanlardan, 10 bakandan 8’i şu anda bakan değil, birisi o bakanlıkta değil; sadece ve sadece Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan şimdilik görevde. Yani Sayın Süleyman Soylu, düşündüğünüz gibi, kolayca bir gensoru gelir ve geçer değil, gensoru belki çoğunluk grubunun desteğiyle o an sonuç doğurmaz ama çok kısa bir vadede, kısa ve orta bir vadede siyasi sonuçlar doğurmaktadır.”

Erdoğan, Süleyman Soylu’ya da mı çizdi?

Erdoğan AKP içerisinde tasfiye operasyonu başlatmış bu operasyondan belediye başkanları ve il başkanları etkilenmişti. Bugün Süleyman Soylu helallik istedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bugün katıldığı AKP Ortahisar İlçe Gençlik Kolları Kongresi’nde adeta bir veda konuşması yaparak gençlerden ‘helallik istedi’ ve “Buradan gideriz belki bir daha gelişimiz olmaz. AK Parti’ye Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın davetinden beri yaptığım bütün çalışmalarda bu davaya olan anlayışımdan bir nebze olsun ödün vermedik” dedi

Sabah saatlerinde Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Trabzon Şubesinde düzenlenen kahvaltıya katılan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ardından AKP Ortahisar İlçe Gençlik Kolları Kongresi’ne katıldı.

Burada bir konuşma yapan Bakan Soylu, Afrin operasyonuyla ilgili açıklamalarda bulundu.

‘BURADAN GİDERİZ, BELKİ BİR DAHA GELİŞİMİZ OLMAZ’

Bakan Soylu, konuşmasının son bölümünde ‘helallik isteyerek’ adeta bir veda konuşması yaptı.

Bakan Soylu, “Beni hatırlayacağınız zaman bu dergaha eğri odun yanlış odun taşımaz diye, hatırlayın. Biz ahlaklı adamlarız. Siyasetin de ne olduğunu iyi bilen kardeşlerinizden biriyim. Çocukluğumuzdan beri bu işin içindeyiz. 21. yy’da bu dava sadece Türkiye’ye hizmet etmiyor. Bugün İçişleri Bakanıyız, yarın belki değiliz. Buradan gideriz belki bir daha gelişimiz olmaz. Ama şunu net ve açık şekilde söylüyorum; AK Parti’ye Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın davetinden beri yaptığım bütün çalışmalarda bu davaya olan anlayışımdan bir nebze olsun ödün vermedik. Bundan sonra da vermeyeceğiz. Sevgili gençler hiçbir zaman doğruluktan ve dürüstlükten ayrılmayın. Lideriniz gösterdiği istikametten hiçbir zaman ayrılmayın. Bunları belki size son kez söylüyorum. Eğer, sıkıntıda olduğunuz görülüyorsa da geri çekilmekten hiç bir zaman vazgeçmeyin. Geri çekilmekte bir erdemdir. Geri adım atmakta bir erdemdir. Sadece bende şunu hatırlayın. Trabzon’u çok seviyorum. Recep Tayyip Erdoğan’ın neferiyim. Recep Tayyip Erdoğan’ın neferi olarak hayatıma devam edeceğim. Sadece bende şunu hatırlayın. Trabzon bana hayatımın en önemli ve şerefli görevini verdi. En önemli görev Trabzon Milletvekililği’dir. En çok özlediğim kızımdır. Allah inşallah en kısa zamanda onlarla beraber olmayı nasip eder. Hakkınızı helal etmenizi diliyorum” diyerek konuşmasını tamamladı.

‘Erdoğan – Bahçeli asrın tuzağını gizliyor’

Sözcü Gazetesi yazarı Necati Doğru, Saray ve Bahçeli’nin seçim için kurduğu ittifakı değerlendirdi.

Sözcü Gazetesi yazarı Necati Doğru’nun ‘Asrın tuzağı’ başlıklı köşe yazısı şöyle:

“Ocağa kondu, altına kuru odun sürüldü: Ateş iyice tutuşsun diye yellemeler, üfürmeler başladı. Oy pusulaları mühürsüz olsun. Sandık kurulu başkanı dururken vatandaşa polis çağırma yetkisi verilsin. Kurul başkanı, devlet memurlardan atamayla görevlendirilsin ve özellikle, sayın adalet ve iç işleri bakanlarımızın gözünün içine bakan memurlardan seçilsin.
Böyle laflar!
Daha neler!
Küçük ayrıntılar.

Aslında, “Asrın tuzağı” kuruluyor. Onu gizlemekteler. Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli için “barajı sıfırlayacak” fakat diğer partiler, özellikle Saadet Partisi, HDP, İYİ Parti, Vatan Partisi, TKP ve kim seçime katılacaksa diğerleri için “yüzde 10 barajını” devam ettirecek. CHP’nin bir baraj sorunu yok, yüzde 25 oyu zaten değişmiyor.
Asıl tuzak CHP’ye kuruluyor.

“Erdoğan- Bahçeli ikiz ittifakı” karşısında CHP, İYİ Parti, Saadet, HDP “dördüz ittifakı” kurmaya zorlanıyor. Kuramaz da parça parça seçime giderlerse; “iç dont-dış dont sistemleri” çalışacağından Erdoğan’ın partisi AKP, seçimde aldığı oyun karşılığı olan milletvekili sayısından daha fazla vekil çıkartacak. Bahçeli’nin partisi MHP, ne kadar oy aldıysa onun karşılığı milletvekili sahibi olacak ama “yüzde 10 barajı nedeniyle sandığa gömülmekten kurtarıldığından dolayı Tayyip Erdoğan’a minnet ve şükran borcunu ödemek” için Bahçeli, Cumhurbaşkanlığı seçiminde seçmenini “Tayyip Erdoğan’a oy atmaya” çağıracak ve böylece birinci turda “Reis seçilmiş” olacak.

Mimarlığını Erdoğan ile Bahçeli’nin birlikte yaptığı İttifak Yasa Tasarısı Meclis’e sunuldu.

Buna göre:
Seçim günü gelecek.

Seçmen gidecek pusulada kendi partisinin amblemi altında içinde “evet” yazılı daireye mührünü atacak. İttifak yapmış partilerin oyları toplanmayacak. Herkesin aldığı oy kendine yazılacak fakat “ittifak yasası gereğince” yüzde 10 barajını geçmeye yetmeyecek az oy alan ittifak ikizi parti de barajı geçmiş olacak.
Yasa bunun için çıkıyor.
Yasanın özü:
Bahçeli’ye sıfır baraj.
Erdoğan’a ilk turda zafer.

Madem Bahçeli’nin partisi için “ittifak yasası” ile barajı sıfırlıyorsun, o zaman, baştan “adaletli ol- demokrat ol-demokrasiye saygılı ol- çoğulculuğa hürmetli ol” demek gerekir. Her parti için barajı baştan sıfırla.
Adaletli olsun.

Demokrasi kazansın.

Çoğulculuk ilerlesin.

Tek adamlık kontrole alınsın. Meclis’te her görüşün, her kimliğin, her kesimin temsilcisi partisi ve onun milletvekilleri olsun. Zaten “tek adamlı başkanlık sisteminde” Meclis’in tartışma ortamı yaratmaktan başka fazlaca bir yetkisi yaptırımı kalmıyor.

Üstelik söz verilmişti.

Baraj sıfır olacak denmişti.

Şimdi yeni milletvekili seçimine giderken “baraj sıfır olacak” dense böyle ittifaklara, mühürsüz zarf da olur demelere, üfürmelere, yellemelere gerek kalmayacak.

Bahçeli ve Erdoğan, asrın tuzağını kurdular. Çıkartacakları ittifak yasası ile CHP’yi özellikle HDP ile ittifak yapmaya zorluyorlar. CHP’nin baraj sorunu yok fakat HDP’nin olabilir. CHP’nin sosyal demokrat vicdanı ve çoğulculuk ilkesine olan saygısı HDP ile ittifaka geçit verir. Ancak CHP, HDP ile ittifak kurmanın düşüncesini bile söylediği anda Bahçeli ile Erdoğan iki koldan halka dönüp; “vatanın toprağı bölünmesin diye canlarını veren şehitlerimize Amerikan silahıyla saldıranların temsilcilerini Meclis’e taşıyor” diye yıkıcı, yok edici propagandaya başlayacaklar. CHP, vicdanı ile gerçek arasına sıkışsın diye bu tuzak kuruldu. Bu tuzağı İYİ Parti Başkanı Meral Akşener ile Saadet Partisi Başkanı Temel Karamollaoğlu boşa çıkarabilir.

Tuzağı halka anlatabilirler.

Tarihi bir adım olur.”

CHP’den Türk Telekom hakkında bomba iddia

CHP Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, Türk Telekom’u 21 yıllığına kiralayan Oger Grubu’nun özelleştirme bedeli için aldığı kredileri ödememesi üzerine devlet tarafından el konulacağına ilişkin beklentilerin arttığını belirtti.

El konulma süreci hakkında konuşan Erdoğdu, “Türk Telekom Oger ve AKP eliyle mali açıdan çok sıkıntılı bir şirket haline getirildi. Şimdi geri alınırken kamuoyunun tepki göstermemesi için bilanço makyajlaması operasyonu yapıldığına ilişkin kuvvetli şüphemiz var” dedi.

“Borcunu ödemesi gerekirdi”

Türk Telekom’un yüzde 55 hissesini 21 yıllığına 6,5 milyar Dolara devralan Oger Grubu’nun bu parayı şirketin hisselerini rehin ederek aldığı kredilerle ödediğini belirten Erdoğdu şunları söyledi:

“9 Şubat 2018 günü yapılan duyuru ile Türk Telekom’un 2017’de elde ettiği 1 milyar 135 milyon 532 bin 329 lira net karın, ‘fevkalade yedek akçe’ olarak ayrılacağı ve temettü dağıtımı yapılmayacağı açıklandı. Yani, Türk Telekom’un yüzde 55 hissedarı olan Oger Grubu, devralırken kullandığı kredileri ödeyecek para bulamazken ortağı olduğu şirketin karından payını 2017’de almayacak.

Oysa 2006-2015 yılları arasında her yılın ortalama Dolar kuru üzerinden yıllık temettü aktarımları hesaplandığında, Oger’in Türkiye’de kurduğu ve yüzde 55 hissesini aktardığı OTAŞ’ın 5,7 milyar dolarlık karı alıp götürdüğü ortaya çıkıyor. 2015 yılında 862 milyon lira kar eden TT, 2016`da 724 milyon lira zarar açıkladığı için de temettü dağıtmadı. Yani 2006-2016 yılları arasındaki 11 yılın 10’unda kar etmiş ve ortaklarına kar payı dağıtmışken, 2017 yılında da kar etmiş olmasına rağmen, kar payı dağıtmayacak. Oysa Oger Grubu’nun bu kardan payını alarak bankalara olan borcunu ödemesi gerekirdi.”

“Batmaktan beter”

Türk Telekom’un Oger’in yönetiminde batmaktan beter bir duruma getirildiğini, devredildiği yıl 7 milyar 690 milyon lira olan öz sermayesinin eridiğini ve 2016 yılında 3 milyar 386 milyon lira düzeyine kadar düştüğünü anlatan Erdoğdu, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Toplam borçların öz sermayeye oranı 2013 yılından itibaren kritik düzeyleri aşmıştır. Bu oran 2005’te yüzde 67’yken 2013’te yüzde 242’ye, 2015’te yüzde 416’ya çıkmış, Türk Telekom’un zarar açıkladığı 2016’da yüzde 693 ile tepe düzeyine varmıştır. 2017 yılı sonu itibariyle Türk Telekom’un öz sermayesi 4 milyar 555 milyon lira, toplam borçları ise 24 milyar 593 milyon liradır. Yani 2017’de Türk Telekom’un toplam borçlarının öz sermayesine oranı yüzde 639 civarındadır. Şimdi bu kötü durumu perdelemek, kamuoyunun tepkisini önlemek için bilanço makyajlamasıyla Türk Telekom karlı bir şirket gibi gösterilmek isteniyor.”

[divider]

Twitter | Facebook | Pinterest | Akademi Portal  YouTube

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın