28 Aralık 2011’de Şırnak’ın Uludere ilçesinde bulunan Roboski (Ortasu) köyünden Irak’a geçen bir grup kaçakçı, PKK’lı zannedilerek, F-16 savaş uçakları tarafından vurulmuş, olayda 19’u çocuk 34 kişi yaşamını yitirmişti.

İnsan Hakları Derneği (İHD) ile İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği’nin (MAZLUMDER) ortak heyetinin yaptıkları incelemeler sonrası “katliam” olarak nitelendirdikleri olayla ilgili olarak o tarihten bu yana çeşitli soruşturmalar açıldı ancak yargı önüne çıkartılan kimse olmadı.

Askeri savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Mağdur yakınları da iç hukuk yollarından sonuç alamamaları üzerine konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) götürdü.

Ancak gerek açılan soruşturmalar gerekse sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü incelemeler zaman içerisinde olayın nasıl gerçekleştiğine dair ayrıntıların ortaya çıkmasını sağladı.

28 Aralık 2011’de ne oldu?

Askeri savcılık yaptığı soruşturma sonucu hazırladığı rapora göre, insansız hava aracı (İHA) ile yapılan keşif uçuşları sırasında saat 17:20 civarında Haftanin Deresi Vadisi’nde “ısı kaynakları” tespit edildi.

Bundan yaklaşık yarım saat sonra dönemin 23’üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral İlhan Bölük tarafından görüntülerin “terörist olarak değerlendirildiği” ve bunun için topçu atışı yapmak istendiği bilgisi 2’nci Ordu Harekat Başkanlığı’na iletildi.

Değerlendirme sürecinde top atışına onay verildi ancak hareket halinde grubun hem üç koldan ilerlemesi hem de kafilede motorlu araçların bulunması nedeniyle top atışının yeterli olmayabileceği değerlendirmesi yapıldı.

Pervin Buldan'dan Roboski özeleştirisi: Roboski'de neler yaşandı?

Hava harekatının “uygun olacağına” karar verilmesinin ardından dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı, günümüzün Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Güler onay için konuyu Genelkurmay İkinci Başkanı’nın makamına götürdü.

En sonunda akşam saat 20.00 sularında dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, evinden telefonla hava operasyonuna onay verdi.

Sınır hattında bekleyen gruba ilk bomba saat 21:43’te, ikinci bomba da 22:02’de, üçüncü bomba 22:16’da ve son olarak da dördüncü bomba saat 22:24’te atıldı.

Olay sonucu 17’si çocuk 34 kişi yaşamını yitirdi. Hayatını kaybedenlerin 27’si Encü ailesine mensuptu.

Sınırdaki hareketliliğe dair istihbarat nereden geldi?

Genelkurmay Başkanlığı’ndan olayın ertesi günü yapılan ilk açıklamada da Irak’tan Türkiye’ye doğru “bir grubun hareket halinde olduğu İnsansız Hava Aracı görüntüleri ile” tespit edildiği belirtildi. Açıklamada, bu bölgenin PKK’lılar tarafından geçiş için sıkça kullanılan bir alan olduğu vurgulandı.

Ancak bu istihbaratın hangi İHA’lardan geldiği konusu ise uzun süren tartışmalara neden oldu.

ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal, Mayıs 2012’de yayımladığı bir haberinde, söz konusu istihbaratın ABD yapımı İHA’lardan geldiğini öne sürdü.

Gazetenin ABD Savunma Bakanlığı yetkililerine dayandırdığı haberinde, istihbaratın Türkiye ile ABD arasında 2007 yılında PKK’ya karşı kurulan istihbarat paylaşımı anlaşması çerçevesinde oluşturulan mekanizma kapsamında verildiği ancak hava operasyonu kararının tamamen Türk askeri yetkililere ait olduğu belirtildi.

WSJ’ye konuşan görgü tanığı Servet Encü de bombardımandan kısa bir süre önce İsrail yapımı Heron aracının sesini duyduklarını söyledi.

Ancak askeri savcılık tarafından Ocak 2014’te tamamlanan soruşturma kapsamında hazırlanan raporda, istihbaratın “Gözcü İHA’lar” tarafından alındığı belirtildi.

Gözcü, 2007’de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) envanterine girmiş ve bu yıldan itibaren operasyonel olarak kullanılmaya başlanmıştı.

O dönem yayın hayatını sürdüren Taraf gazetesi, olaydan birkaç gün sonra yayımladığı haberinde bombardımana neden olan bilginin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından verildiğini öne sürdü. Ancak MİT, konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaparak bu iddiaları reddetti.

Dönemin başbakanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, olaydan iki gün sonra yaptığı açıklamada da İHA’ların istihbarat örgütlerinin 10 gün kadar önce verdiği bilgi üzerine bölgede uçuş yaptığını söyledi.

Olaydan sonra ne oldu, hangi soruşturmalar başlatıldı?

Erdoğan, o dönem yaptığı açıklamada, kaçakçılıkların en fazla 10 kişilik gruplarla yapıldığını ve 40 kişilik bir grubun tespit edilmesinin “daha önce Gediktepe ve Hantepe baskınlarında silahların katırlarla taşınmasını” hatırlattığını söyledi ve ekledi:

“O zaman da niye bunlara müdahale edilmemişti denmişti. Bunların hepsi birer ibretti. Bu sefer de güvenlik güçlerimizin böyle bir yanlışa düşmemesi isteniyordu ama Uludere’deki köylülerden 35 vatandaşımız ebediyete intikal etti. Üzüntümüz büyük. Gerekli idari ve adli incelemeler yapılıyor. Adli tıp yetkilileri gerekli incelemeleri yaptılar.”

Dönemin Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç da 2 Ocak 2012’deki Bakanlar Kurulu’nun ardından yaptığı açıklamada, olayda kasıt olmadığını söyledi.

Pervin Buldan'dan Roboski özeleştirisi: Roboski'de neler yaşandı?

Arınç, olayla ilgili “resmi özür dilenmesini beklemenin yanlış olacağını” ancak hayatını kaybedenlerin yakınlarına tazminat ödeneceğini ifade etti.

Şubat 2012’de ise Başbakanlık tarafından kişi başına 123 bin, toplamda da 4 milyon 180 bin TL tazminat ödendi. Ancak aileler bu tazminatı kabul etmedi.

Olayla ilgili ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) bir araştırma komisyonu kuruldu.

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesindeki Uludere Alt Komisyonu, yaklaşık 15 ay süren çalışmalarını Mart 2013’te tamamladı.

Komisyonun hazırladığı 84 sayfalık raporda, sadece İHA görüntülerine dayanarak kimlik tespiti yapmanın mümkün olmadığı ifade edildi.

Komisyon raporunda, “Olayın kasten yapıldığına yönelik herhangi bir delil elde edilememiştir” sonucuna vardı.

Ayrıca İçişleri Bakanlığı müfettişleri de konuyla ilgili inceleme yaparak, bir rapor hazırladı.

Konuyla ilgili soruşturma başlatan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı da Haziran 2013’te “görevsizlik kararı” vererek, dosyayı askeri savcılığa sevk etti.

Askeri savcılık da Ocak 2014’te şüpheli olarak adı geçen 5 askerin “kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı” belirtildi ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.

Aileler ne diyor?

Olayda hayatını kaybedenlerin yakınları ise yürütülen soruşturmalardan çıkan sonuçlardan dolayı memnun olmadıklarını belirtiyor.

Soruşturmaların sonuçsuz kalması üzerine mağdur yakınları Temmuz 2014’te Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulundu.

AYM ise Şubat 2016’da başvuruda bulunan 53 avukattan üçünün vekaletnamesinin dosyada yer almadığı gerekçesiyle reddetti ve eksik evrakların belirtilen 15 günlük süreden iki gün gecikmeli olarak teslim edildiği için davayı kabul etmedi.

Bunun üzerine hayatını kaybeden 34 kişinin 281 yakını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Mayıs 2018’de başvuruyu reddetti.

Roboski İçin Adalet, Yeryüzü İçin Barış Derneği (Roboski-Der) Başkanı Veli Encü, hukukun faillerin aklanması için işlediğini söyledi.

Veli Encü, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümetinin Roboski davasında baskı ve müdahalesi olduğunu çok iyi biliyoruz. Bunları yaparken suçluluk psikolojisi içinde oldular” dedi.

Encü, failler yerine, mağdur yakınlarına sayısız dava açıldığını da sözlerine ekledi.

Pervin Buldan’dan Roboski özeleştirisi: HDP’nin hukuken eksik kaldığı noktalar olmuştur

Pervin Buldan'dan Roboski özeleştirisi: Roboski'de neler yaşandı?

28 Aralık 2011’de Şırnak’ın Uludere ilçesinde bulunan Roboski (Ortasu) köyünden Irak’a geçen bir grup kaçakçı, PKK’lı zannedilerek, F-16 savaş uçakları tarafından vurulmuş, olayda 19’u çocuk 34 kişi yaşamını yitirmişti.

Roboski’de hayatını kaybedenler için bu yıl da köyde bir anma programı yapıldı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Pervin Buldan ve milletvekillerinin de katıldığı anmaya koronavirüs pandemisi tedbirleri nedeniyle sınırlı sayıda kişi katıldı.

HDP Eş Genel Başkanı, son sekiz yılda Roboski davasında yaşanan gelişmelere ilişkin Şırnak Barosu ve HDP’nin hukuk komisyonunu da eleştiren bir açıklama yaptı.

Roboski Davası’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) kabul edilmemiş olmasında Şırnak Barosu’nu sorumluğunun bulunduğunu söyleyen Buldan, süreci takip etmediği için HDP Hukuk Komisyonu’nu eleştirdi.

“Şırnak Barosu’nun bu konuda büyük eksiklikler yaptığı ortadadır, bir an önce o dönem Şırnak Barosu’nda yetkili olanların açığa çıkarılması tarihi bir sorumluluktur. HDP’nin de hukuken eksik kaldığı noktalar olmuştur, denetim ve takip konusunu iyi yapmamış bu takipsizlik sonucunda çıkan karar bizim büyük eksikliğimizdir ama her şey bitmiş anlamına gelmemiştir.

Buldan, evrak takibinin yapılmadığını, hukuk komisyonun yaptığı eksikliği parti olarak telafi etmeleri gerektiğini söyledi ve “Yoksa ailelerin bu acıyla yaşamasına hiçbirimizin gönlü razı olmaz. Bu acı hepimizin ortak acısıdır” diye konuştu.

HDP Eş Genel Başkanı, Roboski’nin kaza değil, bir katliam olduğunu savundu ve konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

“Roboski, devletin hükümetin bile, isteye halkının üzerine bombalar yağdırdığı açıkça işlediği bir katliamdır. Bu dağlar burada yaşayan insanlar, bir hafızadır, kürde karşı işlenen insanlık suçlarının, hukuksuzlukların hafızasıdır, bu coğrafyada buna benzer katliamlar yaşandı Maraş, Dersim, Zilan Katliamı, Roboski’den farklı değil. Sur, Cizre, bu katliamdan farklı değil ama bizi en çok öldüren şey kürde karşı yapılan hukuksuzluktur, kürt düşmanlığı zihniyeti ve politikasıdır. Bizi en çok inciten acıtan öldüren bu kürt düşmanlığıdır.”

Pervin Buldan'dan Roboski özeleştirisi: Roboski'de neler yaşandı? Roboski benzeri bir olayın dünyanın başka bir yerinde yaşanmış olması halinde, ‘yetkililerin onuruyla istifa edeceğini’ söyleyen Buldan, Roboski’nin sorumlularının korunup, kollandığını, yargı önüne çıkarılmayıp herhangi bir ceza almadığını ifade etti.

“28 Aralık 2011 tarihinde Milli güvenlik kararıyla bu katliamın gerçekleştiği, bu ülkenin savaş uçaklarıyla insanların katledildiği bilinmesine rağmen, o dönemin sorumluları bilinmesine rağmen yargılanmayıp elbette kürt düşmanlığı ve bir halka yapılan düşmanlığın göstergesidir” dedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş için verdiği karara da değinen Buldan, kararın Roboski dosyasını çok yakından ilgilendirdiğini savundu

“Türkiye’de yaşanan bütün usulsüzlüklerin, haksızlıkların tamamını kapsayan önemli bir karardır Demirtaş kararı. Bu karar doğrultusunda kürt halkına yapılan bütün haksızlıklar ve hukuksuzlukların bir şekilde telafi edilmesi elbette ki mümkündür. Siyasi iradeye açık çağrı yapmak isteriz, bu sayfayı yeniden açmak zorundayız, bu olay Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kalamayacak dediniz ama hala karanlıkta. Bunu ortaya çıkarmak gereğini yapmak, sorumluları bildiğiniz için, onları cezalandırmak sizlere yeni bir sayfa açar.

Katliamın yapıldığı günün ertesinde gazeteler ‘Devlet halkını bombaladı’ dedi, o dönem başbakan olan Erdoğan suçu inkar etmek için ‘Devlet halkını bombalamaz’ diye karşılık verdi. Emri verenler belli, bombaları atanlar belli ve planlıydı, ama buna rağmen ikiyüzlülük ve riyakarlıkla bu açıklamayı yaptılar. Bu olay karanlık dehlizlerde kalmayacak demişti ama Roboski hala Ankaranın dehlizlerinde asılı olarak kalmaya devam ediyor.”

AİHM sürecine kadar Roboski Davası nasıl gelişti?

Hukuki süreç, saldırıdan on gün sonra, 8 Ocak 2012’de Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘gizlilik kararı’ verdiği soruşturmayla başladı.

Mart ayında Meclis İnsan Hakları Komisyonu saldırı ile ilgili inceleme yapıp rapor hazırladı ve olayın ‘kasten yapıldığına dair’ bir delil elde edilmediğini açıkladı.

Bir yıl sonra, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, “taksirle ölüme sebebiyet vermekten dolayı” soruşturma dosyası hakkında görevsizlik kararı verip dosyayı Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderdi.

Genelkurmay Askeri Savcılığı da 7 Ocak 2014 tarihinde dosyada şüpheli olarak adı geçen Tümgeneral İlhan Bölük, Korgeneral Yıldırım Güvenç, Albay Aygün Eker, Tuğgeneral Halil Erkek ve Tuğgeneral Ali Rıza Kuğu hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı” yönünde karar verdi.

Roboski ailelerinin bu karara karşı yaptığı itiraz reddedildi.

2014 Temmuz ayında, 1108 gibi rekor sayıda avukatla dava Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. 53 başvurucudan üçünün eksik vekalet belgesi belirtilen sürede tamamlanmadığı için AYM 24 Şubat 2016’da başvuruyu reddetti.

Bu karardan sonra 281 başvurucu ile Roboski davası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşındı. AİHM, dosyayı ‘iç hukuk yolları tüketilmediği için’ kabul edilemez buldu ve 2012 yılında başlayan hukuki yollar 17 Mayıs 2019 tarihinde AİHM’in verdiği karar ile tükendi.

Davanın yeniden açılabilmesi için yeni delillere ihtiyaç var. Roboski ailelerinin avukatları, 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişimin ardından, 27 Temmuz 2016 tarihinde o dönem Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı olarak görev yapan Berat Albayrak’ın açıklamalarını delil olarak sundular.

Albayrak, katıldığı bir televizyon programında Roboski olayında Fethullah Gülen yapılanmasının izleri olduğunu söylemiş “Uludere konusunun tekrar inceleneceğini düşünüyorum” açıklamasını yapmıştı.

Roboskili aileler, AİHM kararının ardından, geçen yıl Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na yeni bir başvuru yaparak, yeni delil ile soruşturmanın yeniden açılmasını talep ettiler. “Yetkisizlik” kararı veren Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı Uludere’ye gönderdi.

İngiliz basını BBC ‘ye konuşan Ferhat Encü, davanın kısa bir süre sonra açılmasını umduklarını söyledi. Encü, yeni davanın dışında davayı Birleşmiş Milletler’e götüreceklerini de ekledi.

“Şu an hem yeni dava hem de BM süreci için hazırlıklarımız devam ediyor. Davadan bir sonuç alma ihtimalimiz çok düşük de olsa, hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdürmekte kararlıyız. Küçücük bir kıvılcım dahi olsa, davamızın peşini bırakmayacağız, ” dedi.


 

Twitter | Facebook | Pinterest | Akademi Portal  YouTube

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın