Gazeteci Mete Akyol ve fotoğraf muhabiri Hüseyin Ezer, İlk kez İsmet Paşa’nın yatak odasına giriyorlardı girdikleri an hiç beklenmedik bir şey gördüler…
Fotoğrafta İsmet İnönü; Ali İhsan Göğüş ve Nizamettin Neftçi İle aday listesini inceliyorken, İsmet Paşa’nın yatak odasında tuvalet masasının üzerindeki “Allah’ın dediği olur´´ yazısı resimde de olduğu gibi görülmektedir.
Özden Toker,bugün Erzurum Atatürk Üniversitesinde katıldığı panelde, bir döneme damga vurmuş olan babası İsmet İnönü Toker, “Evimizde Ramazan aylarında hep oruç tutuldu. Namaz kılındı, hâlâ kılınıyor. Kuranı Kerim okundu , hâlâ okunuyor. Bunların hepsi annemin babamın döneminde yapıldığı üzerei şimdi de yapılmaya devam etmektedir. Meselâ benim doğduğum odada, babamın baş ucunda duvarda Allahın dediği olur yazardı ” dedi.
Gazeteci Mete Akyol, yıllar öncesinde kaleme aldığı bir yazısında,İsmet Paşa’nın yatak odasındaki bu büyük sırrı anlamıştı. Biz de sizler ile paylaşıyoruz…
– ” Haydi, İnönü’ye gidelim… Aday listesini imzalayacak…”
Bir an düşündüm, sonra dudaklarımı büktüm:
– “Dokunma bana sen, sen kendin git, Hüseyin Ağabey” dedim.
“Aday listesinin imzalanması o kadar önemli bir olay değil ki… Bizim gazeteye girmez… Boş yere rahatsız etmeyelim Paşa’yı…”
CHP’nin o günlerdeki yayın organı Ulus gazetesinin fotoğraf muhabiri rahmetli Hüseyin Ezer, koluma girdi, beni bir beni sürüklercesine otompbile doğru götürdü.
“Ben bir fotoğraf çeker, işimi bitiririm” dedi “Ondan sonra da otururuz, Paşa’nın bir sütlü kahvesini içeriz. “
İsmet Paşa’nın sütlü kahvesi, İsmet Paşa’nın kendisi gibiydi. Sıcaklıkları, yumuşaklıkları ve tatlarından başka dördüncü ortak yanları, ikisinin de “dayanılmaz” olmaları idi.
Yine dayanamadım, ” Haydi gidelim ” dedim.
Pembe Köşk’ün kapısına vardığımızda, Ali İhsan Göğüş ve Nizamettin Neftçi’nin, “Ulustan gelecek fotoğrafçıyı” beklediklerini gördük. Ali İhsan Göğüş, o günlerde CHP’nin Merkez Yönetim Kurulu üyesi, Nizamettin Neftçi ise, parti hukuk danişmanı idi.
“Hoş geldin Hüseyin” dedi Ali İhsan Göğüş’e Pembe Köşk’ün kapısının ziline bastı. Kapıyı, İsmet İnönü’nün kızı Özden Toker açtı ve Ali İhsan Göğüş’e, hiç te hoşuna gitmeyecek bir haber verdi:
– ” Özden Toker: Paşa babam uyuyor, Ali İhsan bey” dedi. “Sizi malesef kabul edemeyecek.”
Ali İhsan Göğüş, randevusunun olduğunu hatırlatarak Paşa ile kesinlikle görüşmesi gerektiğini söyledi. Özden Toker “Fakat babam sizi sanıyorum saat ikide bekliyordu” dedi. Kararlaştırılmış olan saatte gelmediğinizi görünce de , ‘Ben yatmaya gidiyorum. Beni saat beşe kadar uyandırmayın’ diyerek, yatak odasına çekildi.”
Ali İhsan Göğüş saatine baktı. Saat tam ikibuçuktu.
“Elimizde olmayan nedenlerden ötürü geç kaldık, Özden hanım” dedi “Paşamızdan özür dileriz. Lakin bu listeyi, saat beşten önce mutlaka imzalaması gerekmekte…”
Özden Toker, Paşa babasının kızı gibi değil, Paşa’nın sanki bir eri gibi karşılık verdi: – “Paşa babamın emrine karşı bir hakarette bulunamam” dedi. ” Saat beşten (17) den önce kendisini katiyyen uyandıramam…”
Ali İhsan Göğüş, randevusuna yarım saat geç gelmenin ne denli büyük bir olaylara yol açacağını şimdiden hissetmesinin telaşı içersinde kekelemeye başlayınca, partinin hukuk danışmanı Nizamettin Çiftçi söze müdahil oldu:
– “Özden Hanım, Sayın Paşa’mıza imzaya getirmiş olduğumuz liste, partimizin aday listesidir” dedi.
“Sayın Paşa’mız partimizin Genel Başkanı olarak bu listeyi bugün saat 17’den önce imzalamazlar ise, biz de Yüksek Seçim Kurulu’na teslim edemeyiz. Biliyorsunuz, seçimlere katılacak partiler aday listelerini en geç bugün saat 17’ye kadar Yüksek Seçim Kurlu’na teslim etmezler ise, önümüzdeki senato yenileme ve ara seçimlere giremez.”
Özden Toker işin ciddiyetini kavrayınca, “Biraz bekleyin, bakalım” diyerek kapının önünden ayrıldı ve kısa bir süre sonra yeniden göründü kapıda. “Paşa Babam çok sinirlendi” dedi. “Size tavsiyem, listeyi hemen imzalatıp yanından bir an önce ayrılmanızdır.”
Özden Toker, bu uyarıyı yaptıktan sonra yana çekildi, bizi içeriye aldı. Pembe Köşk’ün üst katına çıkıp, yatak odasına girdiğimizde İsmet İnönü’yü odadaki bir sehpanın karşısındaki koltukta, pijamasının üstüne geçirdiği bir “oda ceketi”yle gördük. Kızgınlık ve kırgınlık şimşekleri fışkıran gösleri ile, partisinin “randevu saatine uymayan” bu iki yöneticisini tokatlıyor gibiydi.
“Getir bakayım, Göğüş” dedi sert bir sesle ve… kendinden özür dileyecek kadar bile cesaret bulamayan Ali İhsan Göğüş’ün elleri titreyerek uzattığı dosyayı aldı. 1968 senato üçte bir yenileme ara seçimine katılacak senatör ve millet vekili adaylarının listesinin bulunduğu dosyayı alır almaz imzalayıp, “Haydi bakalım, tamam” demesini beklediğimiz İsmet Paşa, dosyayı açtı, listedeki adayların isimlerini tek tek denetlemeye başladı…
Ali İhsan Göğüş ve Nizamettin Çifti’ye arada bir yanına yaklaşmaları için işaret ediyor, Sonra da listedeki aday isimlerinden birinin üzerine parmağını koyup, o kişi hakkında ek bilgiler istiyordu.
Hüseyin Ezer fotoğraf üstüne fotoğraf çekmeye başlamış ,ben de, o güne değin ilk kez girebildiğim ve ilk kez görebildiğim “İsmet İnönü’nün yatak odası”nı, göz ucuyla süzüp seyrediyordum, kendi kendime de söyleniyordum:
– ” Büyük adamların yatak odaları galiba, kendi büyüklükleri ile ters orantılı oluyor” diyordum “Koskoca İsmet Paşa’nın şu yatak odası, birinci dereceden emekli bir memurun bile yatak odasından daha mütevazı bir biçimde döşenmiş…”
Karyolasının ayak ucu yönünde, duvarın iki pencere arasında kalan bölümü önündeki iki çekmeceli orta boy aynadan oluşan eski bir, sözüm ona, tuvalet masası vardı ve…
“Hişt, hişt Hüseyin Abi… Baksana şuraya… Tuvalet masasının üstüne baksana… Aynanın üst tarafına baksana bir…”
Hüseyin Ezer, aynaın üst tarafında, duvara asılı çerçeveli yazıyı görünce, elinde olmadan, sadece gözlerini açmakla kalmayıp, ağzını da açarak, biraz yüksekçe bir ses ile okudu gördüğünü:
– ” Allah’ın dediği olur”
Dirseğimle hafiften karın boşluğuna vurdum, onu uyardım: “Sus… Aman, Paşa duymaısn” dedim. Hüseyin Ezer, Paşa’nın duymayacağı kısık bir sesle konuştu bu kez:
– “Ben bu yazıının fotoğrafını çekerim, arkadaş”
Hüseyin Ezer’i bir kez daha uyarmak gereği duydum:
– “Dikkat… Aman, Paşa görmesin”
Fotoğraflarını genellikle flaş ışığı yardımı ile çeken Hüseyin Ezer, Paşa’nın hiç te hoşlanmayacağıni bildiği bir fotoğrafı çekmek niyetinın verdiği çekingenlik ile, bu kez flaşını kullanmadan çekti istediği fotoğrafı.
Mesleğinin kırk yıllık ustası Hüseyin Ezer’in, mesleğinin ilk basamağındaki bir turfanda gazeteci heyecanı ile titrediğini gördüm o an. “Bizim işimiz tamam” dedi “Gel çıkalım. “Biz, Paşa’nın huzuruna çıkacağız ama elini öpmeden ayrılacağız oradan, ha?
Öf!
-“Sabret biraz, Hüseyin Abi” dedim “Elini öpmeden çıkacak değiliz ya…”
İsmet Paşa, Yüksek Seçim Kurulu’na verilecek olan aday listesinin imzaladı. Önce Hüseyin Ezer, sonra da ben elini öptük İsmet Paşa’nın, yatak odasından ayrıldık. Birliket Ulus gazetesine giderken, otomobilde bana dert yandı Hüseyin Ezer:
-“Parti organı bir gazetede çalışmanın pisliği, işte böyle anlarda ortaya çıkıyor” dedi. “Yıllardan beri karşısındaki politikacıların,bilir bilmez bir biçimde kendisine ‘Dinsiz’ diye ‘Allah tanımaz’ diye dil uzattıkları İsmet Paşa’nın, gece yatar iken son gördüğü, sabah kalkınca ilk gördüğü yerde, koskoca bir ‘Allahın dediği olur’ levhası asılı duruyor. Uçan sineğin bile giremeyeceği bu odada ben bu yazının fotoğrafını çekiyorum ve gelip gazetemde yayınlıyamıyorum bu fotoğrafı… Nasıl yanmayayım, şu anda bir parti gazetesinde çalıştığıma…”
Ulus gazetesinin fotoğraf odasında Hüseyin Ezer, filmini banyo edip fotoğrafı kağıda basınca, gözleri dolu dolu oldu:
“-Bu fotoğrafı Ulus gazetesinde yayınlayacak bir kişi elbette bulunmaz ya, bulunsa bile ertesi gün onu da beni de kovarlar gazeteden” dedi “Biliyorsun, dinsel inancın, sadece Allah’la kendi arasında olduğu, bu inancın, kendinden başka kendinden başka kimseyi ilgilendirmediği görüşündedir Paşa… Ben bu fotoğrafı yayınlarsam, başta beni olmak üzere, Ulus gazetesinin tüm sorumlularını kıtır kıtır keser…”
Hüseyin Ezer’in yakınmalarını dinledikten sonra, elimi uzattım:
-“Ben bir hayli geciktim galiba” dedim “Haydi, ver o fotoğrafı da gideyim artık…”
Yüzüme hayretle baktı:
-“Niye verecekmişim bu fotoğrafı sana?” diye sordu.
İstifimi bozmadan devam ettim:
-“Haydi Hüseyin Abi, ver şu fotoğrafı gideyim, artık” dedim bir kez daha “Ulus gazetesinde yayınlanmayacağına göre, ver de biz yayınlayalım…”
Hüseyin Ezer, elindeki fotoğrafı birden geriye çekti:
-“Sende fotoğraf makinası yoktu ki bugün orada” dedi. “Bu fotoğrafı benim çektiğimi hemen anlar İsmet Paşa… Keser ben, sonra…”
Yine dayattım;
-“Paşa sana bir şey sorar ise , benim gelip senin odandan fotoğrafı gizlice aldığımıi yani Türkçesi, çaldığımı söylersin”dedim. “Sen bütün kabahati bana at gerisine de karışma…”
Hüseyin Ezer’i güçlükle ikna edebildim ve… Elinden rızası ile alabildiğim o fotoğrafı ilk uçakla, İstanbu’a gazeteye postaladım. Fotoğrafın, bir gün sonra bizim gazetenin birinci sayfasının, en göze çarpan yerinde yayınlandığını görünce Hüseyin Ezer, soluk soluğa bana geldi:
-“Paşa beni Köşk’e çağırtmış, şimdi oraya gidiyorum” dedi. “Hadi sen de gel…”
Karşı koyamadım, onunla birlikte İsmet Paşa’nın Pembe Köşk’üne gittik. Yaşamının hiç bir günü İnönü’nün yüzü herhalde böylesine asık, böylesine kızgın, böylesine öfkeli ve üzüntülü olmamıştı.
Hüseyin Ezer’i “Özel” olarak azarlamak istiyor olmalıydı ki, yanında beni görünce hoşlanmadı; Sen niye geldin”? diye sordu. “Ben onunla hesaplaşacağım. Sen şimdi, onun suçunu hafifleteceğini mi sanıyorsun yani?”
Sigara içerken babasına yakalanmış bir delikanlı gibi başımı önüme doğru eğdim, ellerimi önümde bir birine kavuşturdumi “Hüseyin Abi’nin gerçekten bir suçu yok Sayın Paşam”, dedim. “Bütün suç bende…İzin verirseniz her şeyi kendisi anlatsın da , asıl benim suçumu o hafifletsin…”
Hüseyin Ezer, Olayı önceden kararlaştırmış olduğumuz gibi anlattı.Hıh… Kandırabildik sanki İsmet Paşa’yı… Onun bize o gün orada neler söylediğini, bizi nasıl utandırdığını, şimdi burada tekrarlamaktan utanıyorum. Anne ve babalarınızdan, öğretmenlerimizden meğer bir ömür boyu öğrenememiş olduğumuz bir devrim dersini o gün, asla unutamayacağımız, bir nitelikle ve bir sertlikle İsmet İnönü’den almış olduk.
Hüseyin Ezer O fotoğrafı çekerek, ben ise o fotoğrafı gazete de yayınlatarak İsmet İnönü’nün,tüm yaşamı boyunca özenle itina edip koruduğu Atatürk ilkelerinden birine saygısını gölgelemiştik. İşte bu suçlarımızdan ötürü İsmet İnönü, hem Hüseyin Ezer’in,hem de benim yüzüme aylarca bakamayarak ikimizi de çok ağır cezalandırmıştır.
Tam yirmialtı yıldan buyana kulaklarımda birer küpe zerafeti ile değil, birer pranga ağırlığı ile asılı duran O’nun o gün söylemiş olduğu sözleri ve o gün açıkladığı inancı, daha sonraki yıllarda, daha başka yöneticileri tanıdığımda, o zamana değin kulakalrımın ucunda taşımış olduğum bu ağırlıkları giderek yüreğmin ta dibine yığdılar…
İsmet İnönü, “Allah’ın dediği olur” sözüne duyduğu saygısı ile simgelenen dinsel inancını, Allah’la kendi arasındaki çerçevenin dışına asla taşırmamaya göstermiş olduğu böyle içtenlikle böylesi özenli saygınlığı ile , yaşamı süresince “örnek alınması gereken bir devlet adamı” yapısı oluşturmuştur.
T.Oktay.İ
Bu makale ilk olarak 30 Ocak 2014 Tarihinde T. Oktay Tarafından kaleme alınmıştır…
Twitter | Facebook | Pinterest | Akademi Portal Arşiv | Akademi Portal










































DİNSİZİ KİTAPSIZI AKLAMAYAMI ÇALIŞIYORSUNUZ?
DİNSİZ DİNSİZDİR ÖTESİ Mİ VAR
İNÖNÜ BUGÜNKİ KAUSLARIN BİLE GEÇMİŞTE EKİLMİŞ TOHUMLARININ SORUMLUSUDUR.
AKP YE BURADA TAŞ VURMUŞSUNUZ ASIL DİNSİZ SİZZİNİZ AKP HERZAMAN ADI GİBİ AK VE PAKTIR AK VE PAKTA KALACAKTIR…………………….
Lütfen yorumlarınızda hakaret etmeden saygı çerçevesi içersinde görüşlerinizi belirtiniz!
Yorumlarınızda kırıcı hakaret içeren bir başkasını aşağılayan söylemlerden lütfen uzak durunuz.
Hakaret etme den de eleştirlebilinir, görüşleriniz bir başkasının görüşlerine ters ise ya da onun görüşleri sizin ki ile uyuşmuyor ise bunu daha nazik eleştirisel bir uslupla ön plana çıkartabilirsiniz, küfür hakaret dışlama politikası çaresizlik ve acziyet göstergesidir.
Siz sözde İslâmcı kesim: sadece ve sadece dini kendinizin bildiğini zannedip hasta ruhlarınıza islam dini gib güzel bir dini alet eder bununla da yetinmeyip biz dinciyiz bakın biz namaz kılar kuran okuruz, onlar ise rakı içip zina eder diye elinizde kur-an alıp din ile alakanız yok iken din tüccarlığı yaparsınız..
İsmet Paşam gibi insanlar ise içlerinde taşar inançlarını görüşlerini çıkar amaçlı kullanmayan ruhlarını satmamış gerçek değerlerdir!