Anasayfa / Dergi / İngiliz basınında Kenan evren: Küçük düşürücü bir son (Arşiv)
İngiliz basınında Kenan evren: Küçük düşürücü bir son (Arşiv)

İngiliz basınında Kenan evren: Küçük düşürücü bir son (Arşiv)

İngiliz basınında Kenan evren: Küçük düşürücü bir son (Arşiv)

İngiliz Times gazetesi Kenan Evren’in geçen yıl 12 Eylül davasında müebbet hapis cezasına çarptırıldığını hatırlatarak başladığı yazıda “Müthiş bir askeri ve siyasi kariyere küçük düşürücü bir son” diyor.

 

Yazıda yer alan ifadelerden bazıları şöyle: “(Kenan Evren), Türk ordusunun, ülkenin laik mirası ve anayasasının korumasındaki ayrıcalıklı role olan inancının sembolüydü. Ve uzun bir dönem, iktidardayken yürürlüğe koyduğu yasaların kendisine dokunulmazlık sağlayacağını var saydı. 2009’da yargılanması gündeme gelince de ‘Milletimin önünde herkese söz veriyorum. Bu işi yargıya bırakmam. İntihar ederim’ demişti.”

 “Fakat şimdi Türkiye’de egemen olan siyasi muhalifleri, orduyu ehlileştirmeye kararlıydı ve yargı yolunu açan yasa değişikliği referandumla onaylandı.”

 Kenan Evren’in biyografisi, yargı süreci ve darbe döneminde yaşananların ayrıntılarının da aktarıldığı makale şöyle devam ediyor:

 “(…) Ordunun sanayileşmiş, modernleşmiş bir ülke fikri, gizemli milliyetçilik veya İslami radikalleşmeye direnci Atatürk’ün geleneği olarak görülüyordu. (…) Evren’in cumhurbaşkanlığında Türkiye’nin sosyal ve ekonomik gelişimini takdir edenler de vardı. İslami muhafazakârlığa karşı kadın hakları için mücadele etti ve kürtaj yasallaştı. Sınai kalkınma ve istihdam hızlandı, yoksul kırsal kesimlere telefon ve elektrik ulaştırılması gibi faydaları oldu. Fakat, 1986’daki Çernobil felaketinden sonra ‘radyasyonun kemiklere iyi geldiğini’ iddia eden Evren’in nükleer enerji kuşağını savunması da açıkça alışılmışın dışındaydı.”

İngiliz basınında Kenan evren: Küçük düşürücü bir son (Arşiv)

Foto:AFP

 Times gazetesi, Kenan Evren döneminde darbe sonrası çok partili seçimlerin yapılmasıyla Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyeliğinin yolunun açıldığını da hatırlatıyor.

Gazete Evren’in resme olan ilgisini de aktardığı makalesini şu ifadelerle noktalıyor:

 “Evren için, ülkesinde maruz kaldığı siyasi ortam daha İslami bir yöne evrilirken, kendi korumalarının varlığı, Türkiye içinde ve dışında ne kadar çok düşman edindiğinin de işareti. Geçen yıl yargılanması, bir general ve bir cumhurbaşkanı olarak oluşturduğu imajdan çok daha farklı bir intiba yarattı. Kendisini, bir değişime rehberlik ederken, ülkeyi Atatürk’ün vizyonunda tutarken gördü. Fakat Türkiye’nin geleceğinin, çok daha karmaşık ve belirsiz olduğu görüldü ve Kenan Evren’in rolü de kendi varsayımından çok daha tartışmalı bir hal aldı.”

 Guardian: Türk ekonomisini yoluna koydu

 Guardian gazetesi de Kenan Evren’le ilgili yazısına, 12 Eylül davasıyla ilgili ayrıntıları aktararak başlıyor.

David Barchard imzalı yazıda şu ifadeler var:

 “Birçok Türk için, özellikle de solcular için, şimdi İslamcı ağırlıklı olan Türkiye’de, Evren’in mahkûm edilmesi, 1980’de askeri darbecilerin ellerinde acı çekenlerin yaralarını kapatmaya yardımcı oldu. Fakat yargı, kısa döneminde Evren rejiminin, darbe zamanındaki siyasi çatışmalar nedeniyle günde onlarca kişinin öldüğü ülkeye kanun ve düzeni yeniden inşa ettiğini göz ardı etti. Ayrıca, 1980’deki yaralı ve felce uğramış Türk ekonomisini yoluna koydu, yalnızca istikrara dönüşünü sağlamadı aynı zamanda, Evren’in yönetim tarzının sonucu olarak çok daha refah bir döneme soktu.”

 Makalesinde darbe dönemindeki idamlara, işkencelere ve tutuklamalara da yer veren Guardian gazetesi Evren’in idaresinde ‘solun büyümesine engel olmak için okullarda İslam dini eğiminin yeniden canlandırıldığını’ da ekledi.

Gazete makaleyi, 1982 anayasasının da yürürlüğe girdiğini, seçimlerde Turgut Özal’ın başa geldiğini ve Kenan Evren’in de emeklilik hayatını Bodrum’da resim yaparak geçirdiğini aktararak sonlandırdı.

 

Kenan Evren: Hayatı ve mirası

Kenan Evren: Hayatı ve mirası

12 Eylül 1980 Harekâtı’nın ardından 9 Kasım 1982 tarihine kadar Devlet, Millî Güvenlik Konseyi ve Genelkurmay Başkanlığı, 1 Temmuz 1983 tarihine kadar Cumhurbaşkanı, Millî Güvenlik Konseyi ve Genelkurmay Başkanı olarak görev yapmıştır.” Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) internet sitesinde Kenan Evren’in biyografisinde, Türkiye’nin tarihine 12 Eylül veya ’80 darbesi olarak geçen, demokrasinin askıya alındığı bir dönem böyle tarif ediliyor: 12 Eylül 1980 Harekatı. Cumartesi gecesi Ankara’da tedavi gördüğü GATA’da yaşamını yitiren 98 yaşındaki Kenan Evren, Türkiye’de yakın siyasi tarihi şekillendiren en keskin dönemeçlerden biri olan darbenin lideriydi.

 Türkiye’nin etkisini uzun yıllar hissedeceği 12 Eylül 1980’de TRT’den ulusa seslenen Kenan Evren “kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kaldığını” söylüyordu. Bu aynı zamanda o güne kadar ‘sağ ve sol arasında yıllardır süren bir çatışma ve şiddet ortamının’ görünürde sonu oluyordu.

 

İngiliz basınında Kenan evren: Küçük düşürücü bir son (Arşiv)

12 Eylül öncesi günlerden bir kare.

 Ancak ‘barış ve güvenin tesisi’nin dışında da bir anlamı vardı 12 Eylül darbesinin.

 Türk ekonomisini serbest piyasa ve uluslararası mali sistemle uyumlu hale getirmeyi amaçlayan 24 Ocak kararlarının topluma benimsetilmesinde ve bu projeye karşı olası sendikal muhalefetin önünün kesilmesinde 12 Eylül’ün baskıcı rejimi kilit bir rol oynadı.

 Darbe, Türk siyasi yaşamında etkisi bugünlerde de hissedilen çok önemli bir dönüşümün de en önemli aracı oldu.

 1970’lerin yükselen soluna, milliyetçilik ve dinle karşılık vermeyi hedefleyen Türk

İslam sentezinin devletin resmi ideololojisi haline gelmesini sağlayan önemli adımlar 12 Eylül döneminde atıldı. Eğitim ve kültür alanları giderek bu ideoloji doğrultusunda yeniden biçimlendirilmeye başlandı.

 Acı yıllar

12 Eylül 1980’de, toplumun bazı kesimleri anarşinin sona ereceği umuduyla darbeyi memnuniyetle karşılarken, bazıları için uzun yıllar hatırlayacakları bir dönemin, pek çok kişinin kaderini acı bir şekilde değiştiren yılların başlangıcı idi. Demokrasi tarihine uzun bir mola verilirken, siyasi partiler yasaklandı, liderleri de yargı karşısına çıkarıldı.

İngiliz basınında Kenan evren: Küçük düşürücü bir son (Arşiv)

 Hazırlanan yeni anayasa ise 1982 yılında halkoylamasında aldığı yüzde 91,37 evet oyuyla kabul edildi; bu oylama Evren’i cumhurbaşkanı yaparken, darbe liderlerinin yargılanmasının da önünü kesti.

Toplumun bir kesimi için ‘ülkeyi uçurumun eşiğinden döndüren’ bir devlet adamı, bir başka kesimi için ise, binlerce insanın ölümünden ve işkence görmesinden sorumlu bir darbeciydi.

 Hayatını kaybedenlerin, işkence yapılanların, sakat kalanların, intihar edenlerin aileleri ve geride kalan çocukları için yıllarca süren ve pek de karşılığını bulamayan adalet talebinin birinci hedefi oldu.

 ‘Amacım ülkeme faydalı olabilmekti’

 Nüfus kayıtlarına göre 1917 yılında Manisa’nın Alaşehir ilçesinde doğdu. 100 yıla yaklaşan ömründe, 1938 yılında Kara Harp Okulu’nda öğrencilikle başlayan askeri hayatı, 1978 yılında Genelkurmay Başkanı olmasıyla sona erdi.

1983 yılında emekli olduktan sonra 7 yıl süreyle cumhurbaşkanlığı yaptı. Bu yedi yılını sonlandırırken 1989’da yaptığı veda konuşmasında şöyle diyordu:

“Görevim süresince sizlerden aldığım güç, güven, destek ve heyecanla görev, yetki ve sorumluluklarım süresince çalışmalarımı yürütürken, sarf ettiğim çalışmaların temel hedefi, ülkeme ve sizlere, daima biraz daha faydalı olabilmek ve hepinizi mutlu görebilmek olmuştur.” Rakamlar, anılar, tanıklıklar ise bu dönemin toplumda mutluluk duygusuyla anılmasının pek zor olduğuna işaret ediyor.

 ‘Bir sağdan, bir soldan astık’

TBMM darbeleri araştırma komisyonunun 2012 yılında yayımlanan raporuna göre Evren’in önderliğinde gerçekleştirilen askeri darbede, “650.000 kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı. 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı. 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.”

İngiliz basınında Kenan evren: Küçük düşürücü bir son (Arşiv)

17 yaşında idam edilen Erdal Eren

 Bunun yanında 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.

 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.

 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.

 Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 39 ton gazete ve dergi imha edildi. İdam edilenlerin arasında tarihe en çok damga vuran ise 17 yaşındaki Erdal Eren oldu.

 Evren bu kararlarını savundu. İdamlarda adalet duygusunu korumaya özen gösterdiğini vurgularken “Bir sağdan bir soldan astık” demişti. Yıllar sonra, 2006 yılında bir televizyon programında ise şöyle diyecekti: “Vicdan azabı çekmedim. O idam edilenlerin niçin idam edildiğini bir bilseniz. Elim titremedi, elimiz titremedi.” Darbe liderlerine yargı muafiyetinin anayasadan kaldırılmasının ardından 2012 yılında hakkında hazırlanan iddianamede ise işkence ile ilgili sözleri şöyle aktarılacaktı:

 “Evet itiraf ediyorum. Hapishanelerde işkencelere engel olamadık. Birçok insan bu yüzden sakat kaldı, öldü. O kadar rica ettik. Yapmayın filan diye. Ama bizi dinlemediler. O gardiyanlar yok mu; ah o gardiyanlar… Onlar yapıyorlardı (…) İşkence yaptılar. Fena muamelede bulundular. Çok rica ettik, yapmayın falan dediysek de maalesef dinletemedik, bu müessif olaylar oldu.”

 Türk-İslam sentezi devlet ideolojisi oldu

 

 12 Eylül askeri rejimi, 1970’lerde yükselen sol muhalefete karşı panzehir olarak ‘din ve milliyetçilik’i görüyordu ve bu çerçevede Türk-İslam sentezini resmi bir devlet ideolojisi haline getirmeyi hedefledi, eğitim ve kültür alanını bu amaca hizmet edecek şekilde biçimlendirdi.

İngiliz basınında Kenan evren: Küçük düşürücü bir son (Arşiv)

Türk-İslam sentezini resmi devlet ideolojisi haline getirmeyi hedefleyen Evren, AKP iktidarı döneminde yargılandı.

 Türk-İslam sentezini resmi devlet ideolojisi haline getirmeyi hedefleyen Evren, AKP iktidarı döneminde yargılandı.jpg Dinin en yoğun olarak öne çıkarıldığı bölgelerden biri, PKK’nın etkin olmaya başladığı Güneydoğu oldu.

 1986 yılının ilk aylarında askeri üslerden havalanan uçak ve helikopterlerden Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki tüm illere aynı anda atılan bildirilerde, Kuran-ı Kerim’den ayetlerle “Birbirinizle çekişmeyin. Sonra zaafa düşersiniz. Rüzgârınız kesilip gider” çağrısı yapıldı.

 Kenan Evren 1981’de Erzurum’da, “Artık yeni aldığımız bir kararla ilk ve ortaokullarda, liselerde mecburi din dersi konacaktır” açıklaması yaptı. Ardından da 1982 anayasasıyla zorunlu din dersleri temel eğitimin bir parçası haline geldi.

 ‘Askeri yönetim gölgesinde acı reçete’

 12 Eylül’ün hemen öncesinde yaşadığı ekonomik krizden çıkmaya çaışan Türkiye’de Demirel hükümeti, dönemin önde gelen bürokratlarından Turgut Özal’a bir plan hazırlatmıştı.

 24 Ocak kararları olarak bilinen plan, IMF denetiminde ‘acı bir reçete’ öngörüyordu.

 Darbeden kısa bir süre sonra ilk toplantısını yapan IMF Yönetim Kurulu’nda Türkiye’yi de temsil eden Belçikalı De Groote bir konuşma yaptı. Gazeteci Mehmet Ali Birand, “12 Eylül Saat 04.00” isimli kitabında De Groote’nin alkışlanan konuşmasını şöyle aktarıyor:

 “Son haftalarda Demirel de 24 Ocak kararlarının uygulanmasında yumuşama yapmaya başlamıştı. Oysa bu kararlar ancak sıkı bir disiplin gerektirir. Askeri yönetimle çok daha kolay bir uygulamaya gidilecektir.”

 Birand’ın tespitlerine göre, 24 Ocak kararlarının uygulanmasıyla, kalkınma hızı yüzde 7’den, yüzde 2’ye düştü. İşsiz sayısı 1,5 milyon arttı. Kişi başı gelir 1300 dolardan, 1000 dolara geriledi. Eylül 1984’te dolar 400 Türk Lirası düzeyine ulaştı.

 Cumhurbaşkanlığı görevinin bitmesinin ardından Marmaris’e yerleşen ve resim yapan, sergiler açan Evren’in tabloları ise, bu “müessif olayları” değil, daha çok doğayı, çiçekleri, hamamda yıkanan kadınları, yaşlı ama mesut adamların yüzlerini yansıtıyordu. Ömrünün son günlerinde ise “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya ve Anayasa ile teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engel olmaya cebren teşebbüs etmek” suçuyla yargılandı ve müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

 Yargıtay’daki temyiz davasının sonucunu göremedi, ancak siyasi mirası daha uzunca bir süre Türkiye’deki tartışmaları şekillendirmeye devam edecek gibi görünüyor.

 Akademi Portal Arşiv


 

  • ’12 Eylül Darbesi askeri komutadan ibaret değildi’

1980 darbesini gerçekleştiren askeri komitenin beş üyesinden biri olan ve Türkiye’nin darbe dönemi cumhurbaşkanlığını yapan Kenan Evren, kendisine geçen hafta iletilen talep çerçevesinde, evine giden savcıya ifade verdi.

Evren’e 12 soru yöneltildiği ve ifadesinin 2.5 saat sürdüğü aktarılıyor. 12 Eylül 1980 darbesinin beş kişilik askeri komutasının hayatta olan diğer üyesi Tahsin Şahinkaya’nın da bugünlerde ifadesi alınacak.

 İfadeler çerçevesinde dava açılıp açılmayacağına karar verilecek.

Anayasa değişikliği referandumundan evet oyu çıkması sonrasında, darbecilerle ilgili suç duyurusunda bulunan 78’liler Girişimi’nin başkanı Celalettin Can’a gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini ve seçim tartışmalarında anayasa değişikliğinin neden bu kadar arka plana kaldığı soruldu:

'12 Eylül Darbesi askeri komutadan ibaret değildi' (Arşiv)

Can, tam yüzleşmeyi ıskalamak tehlikeli diyor

Celalettin Can: Dört bin civarında suç duyurusu yapılmıştı 12 Eylül anayasa referandumundan sonra. Komuta kademesinin yanısıra o dönemin danışma meclisi, hükümeti, il valileri, emniyet müdürleri, işkence yapan polisleri, çeşitli mülki amirleriyle ilgili toplu suç duyurusunda bulunulmuştu. Zaten hükümetin kaldırdığı anayasanın geçici 15. maddesi de genel olarak bu kişileri koruyordu 1980-83 yılları arasında yaşananlara ilişkin. Hükümetin açtığı soruşturma şu haliyle komuta kademesiyle ve bunlardan hayatta olan Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya ile sınırlı.

’12 Eylül toplum mühendisliği’ Ancak 12 Eylül sadece komuta kademesiyle sınırlı değildir, hayatın her alanında baskı, terör ve işkence politikaları uygulandı. O zaman 70’e yakın il vardı. Bu illerin hepsinde cezaevi yapıldı mesela. Cezaevi müdürleri, istihbarat müdürleri, işkence grupları var. Emniyet müdürlüklerinde işkencehaneler açıldı… 12 Eylül aynı zamanda toplum mühendisliği projesiydi, bireyci, ötekileştiren, ötekileştiremediğini yok eden bir toplum yaratılmaya çalışıldı. Üniversitelerinden, hukuku ve anayasasına kadar, toplum hayatını yeniden düzenledi. Bu çerçevede 12 Eylül ile hesaplaşmak, işkencecilerle, baskı uygulayanlarla, terör uygulayanlarla, komuta kademesiyle hesaplaşmak olduğu gibi, aynı zamanda yaratılan yeni toplumla da yüzleşmek demek. Demokratik bir toplumun yaratılması çerçevesinde o topluma giydirilmeye çalışan kurumsal yapılarla yüzleşmek demek. Eğer Şahinkaya ve Evren’le sınırlandırılırsa iki şeytan bulup taşlamış oluruz, bir dönemle, bir anlayışla, genel bir kurumsal yapıyla bir hesaplaşmayı ıskalamış oluruz.

 ‘Yetinmemek gerekli’

İngiliz Basını BBC: Mevcut haliyle soruşturmanın sınırlı olduğunu vurguladınız, ancak bir yandan da Kenan Evren 80 darbesinin sembolü haline gelmiş durumda. Bu çerçevede, soruşturmanın önemi ne ve soruşturmadan ne beklenebilir?

'12 Eylül Darbesi askeri komutadan ibaret değildi' (Arşiv)

5 kişilik askeri komutadan 2 kişi hayatta

Celalettin Can: Türkiye toplumu devlet toplumu ve devlet de asker aslında bu ülkede. Dolayısıyla, askerin yaptığı bir işin hesabını sormak, sembolik de olsa derin bir anlama sahip. Demek ki, bazı şeyler unutulmuyor, bir gün hesabı sorulabilir ve sorumlular hizaya çekilebilir. Bu bağlamda, toplum nezdinde derin bir anlamı var yaşananların ve küçümsememek lazım. Ancak buraya gelinmesinde 30-35 yıl sürdürülen bir mücadelenin, yaratılan birikimin, uluslararası ve iç konjoktürün uygun olmasının da payı var. Ancak gene de olumlu bir adımdır, ben yetinmemek gerekli diyorum. Zaten bunun bir parçası olarak hükümeti zorluyoruz. 5 kişilik askeri komutadan 2 kişi hayatta

‘Yüzleşme hukuku lazım’

BBC: Sizin 78’liler Girişimi olarak talepleriniz ne yetinmemek noktasında?

Celalettin Can: 12 Eylül’le tam bir yüzleşmeyi ıskalama tehlikesini aşabilmek için, sürekli kamuoyu üzerinden daha geniş ve yaygın bir yüzleşmenin gerçekleşmesi çağrısı yapıyoruz.

Ayrıca, meclis bünyesinde bir adalet komisyonu kurulmalı. Sorumluların büyük çoğunluğu sorgulanmalı ve hükümet siyasi iradesini bunun ardına koymalı. Tüm soruşturma bir savcının üzerine yıkılmamalı ve bir grup oluşturulmalı.

Hatta bir adım daha ileri gideyim, geçmiş yüzleşmesiyle ilgili yeni bir hukuki sistem de kurulması gerekiyor. Örneğin, Ergenekon çok haklı bir dava olmakla birlikte, yersiz gözaltına almalar, cezaevindeki kötü koşullar ve bazen insanların ölümlerine neden olmalar dolayısıyla, darbeciler neredeyse mağdur durumuna geldi. Ve biz 12 Eylülcülerin de mağdur durumuna gelmesini istemiyoruz bu yüzden.

 Erdoğan tepkiden çekiniyor, başkanlığa değinmiyor

BBC: Bütün bu gelişmeler, bir yandan yaklaşan seçimler çerçevesinde gerçekleşiyor. Ancak seçim tartışmalarında, eskiye nazaran çok daha arka planda yeni anayasa tartışmaları. Sizce neden?

Celalettin Can: Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğu, toplumun 12 Eylül anayasasına sığmadığı çok açık. Bu anayasanın kaldırılması gerekir. Bunu hemen hemen tüm partiler söylüyor, ancak yeni anayasa konusunda kimse fikirlerini açıklamıyor. En son CHP bir ölçüde fikrini açıkladı ancak Erdoğan hiçbir şekilde fikrini açıklamadı, üstelik milliyetçi oylara oynadı. Yani MHP’yi barajın altına itip onun 50 milletvekilini kendi saflarına katmanın yollarını geliştirmeye çalıştı. Benim kanaatim, Erdoğan MHP’yi baraj altına itip, anayasayı tek başına, AKP olarak yazmak istiyor ve bu şekilde başkanlık sistemi getirmeyi hedefliyor. Başkanlık sistemine olan tepkiyi de bildiğinden, ki AKP içinde bile buna karşı olanlar var, bunu şimdiden açıklamak yerine, bunun tartışılmasının koşullarını ortadan kaldıracak bir güçle seçimlerden çıkmak istiyor.

 Seçim sonrası Türkiye: sürünceme ile şiddet arasında

BBC: Seçim tartışmaları çerçevesinde, sizin 78’liler Girişimi olarak üzerinde durduğunuz hak ihlalleri ve geçmişle yüzleşme gibi konularda, seçimlerden sonra ne gibi gelişmeler beklenebilir?

Celalettin Can: Türkiye’nin en temel problemi, Kürt meselesi. Tayyip Erdoğan maalesef bu konuyla ilgili durdu. TRT Şeş dedi, en fazla tercihli eğitim diyebilir buradan sonra. Ben Kürt meselesini çözdüm, Kürt vatandaşların problemleri var diyor bir yandan da, bunlar da büyük olasılıkla yoksulluk ve işsizlik gibi şeyler. Erdoğan seçim sonrasında bu tavrında ısrar ederse, başka koşulların da olmaması kaydıyla, şiddet ortamı Türkiye’yi bekliyor diye düşünüyorum.

Şöyle bir durum da olabilir, BDP 30 civarında milletvekili çıkarabilir. Böyle bir durumda, BDP çok güçlü demektir ve CHP’ye rağmen ana muhalefet olacak bir potansiyele erişecektir. CHP’nin de bir ölçüde bazı açılımları gündeme geldi. Bunlar da Erdoğan’ı zorlayabilir. Erdoğan eğer başkanlık sistemini getirecek kadar güçlü çıkmazsa bu seçimlerden, sorunlara çözüm gelmez ama Kürt meselesinin çözümünü isteyenlerin dayatmaları ve Erdoğan’ın zamana bırakması üzerinden sürüncemeli bir gelişme de ortaya çıkabilir. – Ancak Erdoğan seçimlerden gerçekten güçlü çıkar, BDP istenen güce ulaşamaz ve Erdoğan da çözümsüzlük konusunda ısrar ederse, Türkiye’yi kanlı bir ortam bekliyor.

6 HAZİRAN 2011 Akademi Portal Arşiv

 

 

 

 


 

 

 

12 Eylül 1980 Kenan Evren darbesinin kan donduran görüntüleri – Akademi Portal Arşiv from Akademi Portal on Vimeo.

 

 

Akademi Portal Arşiv

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın

Hakkında Akademi Portal

Akademi Portal

Cevapla