Erdoğan: “Ne Türk’ü  Bunların kanlarının laboratuvar testinden geçmesi lazım”

‘Erdoğan kendini Türklerin sultanı sayıyor’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Cem Özdemir için kullandığı ifadeler ve Almanya Cumhurbaşkanı Gauck’un ikinci görev dönemi için aday olmayacağını açıklaması Alman basınında öne çıkıyor.

Frankfurter Allgemeine Zeitung Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yeşiller Partisi Milletvekili Cem Özdemir için kullandığı
“Ne Türk’ü be? Bunların kanlarının laboratuvar testinden geçmesi lazım” ifadesini yorum sütunlarına taşıyor:

Erdoğan: "Ne Türk'ü Bunların kanlarının laboratuvar testinden geçmesi lazım"
Erdoğan: ‘Gezi olaylarının son halkası’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alman Federal Meclis’inde kabul edilen soykırım yasasıyla Gezi olaylarının ilişkili olduğunu iddia etti. Erdoğan “Almanya’nın aldığı karar Gezi olaylarının son halkasıdır” yorumunu yaptı.

Afrika gezisinin ardından Türkiye’ye dönen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde (TİM) yaptığı konuşmada Almanya’ya sert eleştiriler getirdi:
“Hala Gezi olaylarına ağaç meselesi diye, 17-25 Aralık darbe girişimine hukuk operasyonu diye, bölücü terör örgütünün eylemlerine demokratik tepki diye bakanlar varsa, izanından şüphe ederim. Alman Parlamentosu’nun aldığı son karar da bu zincirin son bir halkasıdır.”

Erdoğan kararı eleştiren konuşmasında Almanya’yı işaret ederek “devletlerin, başka ülkelerle ilgili karar vermeden önce kendi tarihine yakından bakması gerektiğini” savunarak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dünyada soykırım konusunda söz söyleyebilecek en son ülkenin bize böyle bir ithamda bulunması hukukçuların tabiriyle söylüyorum hayatın olağan akışına uygun değildir. Önce onlar Holokost’u yeniden bir tanımlasınlar. Onlar Namibya Katliamı’nı önce bir gözden geçirsinler. Sen hangi ülkeye neyi söylüyorsun? Bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum. Bizim geçmişimizle ilgili utanacağımız hiçbir meselemiz yoktur. Ama ülkemizi sık sık Ermeni soykırımı tasarılarıyla tehdit eden devletlerin her birinin arkasında milyonlarca masumun kanı ve vebali vardır.”
Erdoğan tasarının kabulünden hemen sonra da Afrika ziyaretinin Nairobi durağında Almanya ile ilişkilerin bozulabileceği mesajını vermişti. Erdoğan, “Tabii ki orada parlamento içinde yapılan tartışmaların notları henüz bana ulaşmış değil. O notlar üzerinden bir değerlendirme yapacağız. Alman Parlamentosu’nda alınan o kararın, esasen bir kıymeti harbiyesi yok. Bizim 1915 olaylarıyla ilgili yaklaşımımız ortada. Birileri o tür bir karar aldı diye tarihimiz değişecek değil. Farkında olmadıkları konu şu: Türkiye gibi bir dostu kaybetme riskiyle karşı karşıyalar” yanıtını vermişti.

Holokost ile 1915 olayları arasında herhangi bir benzerlik olmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı, AİHM’nin 1915 olayları ile aldığı kararın da son derece açık olduğunu kaydetmişti. Erdoğan “AİHM kararında, Ermeni anlatısının mutlak gerçek olmadığı ve özgürce tartışılabileceği, Ermeni anlatısını sorgulayan görüşlerin ifade özgürlüğünün mutlak koruması altında olduğu, 1915 olayları ile Holokost arasında benzerlik kurulamayacağı açıkça ifade ediliyor. Bu tespitler hukuken de bağlayıcı. AİHM, bunları net olarak söylüyor” demişti.

Alman parlamentosunun kararının hayra alamet bir adım olmadığını belirten Erdoğan, zamanlamasına da dikkat çekmiş “Geçen sene 1915 olaylarının 100’üncü yılıydı. Böyle bir tasarı niye geçen sene oylanmadı da bu sene oylandı? Bunlar düşündürücü tabii! Üst akıldan kendilerine böyle bir talimat gelmiş olmalı ki böyle bir adım attılar” demişti.

Keşke katılıp oyunu verseydi
Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in oylamaya katılmamasıyla ilgili olarak ise birkaç gün önce yaptıkları telefon görüşmesinde, Merkel’in elinden geleni yapacağını söylediğini, bu nedenle grubun ikna edilememesini anlayamadığını vurgulamış, “Keşke katılıp oyunu verseydi” açıklamasını yapmıştı.
Alman Federal Meclisi’nde geçen perşembe günü yaklaşık bir saat süren tartışma oturumunun ardından “1915-1916 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere ve diğer Hristiyan azınlıklara uygulanan soykırımın hatırlanması ve anılması” başlıklı karar tasarısı bir ret, bir çekimser oyla kabul edilmişti.
———————————————————

“Türk, Türk kanından olan mıdır?

Alman Federal Meclisi’nde kabul edilen Ermeni soykırımı karar tasarısına Türkiye Cumhurbaşkanı’nın iç yüzünü eşsiz bir şekilde ortaya çıkardığı için teşekkür etmek gerek. Ona göre Almanya’daki hangi Türk kökenli politikacının gerçekten Türk olduğunu ortaya çıkarmak için kanlarının laboratuvar testinden geçirilmesi gerekiyor. Erdoğan sonucu şimdiden biliyor: ‘Oradakilerin Türklükle alakası yok, onların kanı bozuk.’ O kadar ki bu sözün ardından milletvekillerini PKK teröristleriyle ilişkilendirmesi neredeyse göze batmıyor. Bu çeşit bir tahrikin kendine beslenecek nasıl zengin bir toprak bulduğunu ise Ermeni soykırımı tasarısının Federal Meclis gündemine alınmasına öncülük eden isimlerden olan Cem Özdemir’e yönelik ölüm tehditlerinde görmek mümkün.”

Märkische Oderzeitung’un aynı konudaki yorumu ise şöyle:

“Burada Erdoğan’ın ikizi Vladimir Putin’de de kendini gösteren bir düşünme tarzı ortaya çıkıyor: Her ikisi de dünyadaki kendi milletinin kökeninden gelen herkesi kendi tebaası sayıyor. Erdoğan kendisini Almanya’dakiler dahil tüm Türklerin sultanı olarak görüyor. Ve sultanlar itirazdan hoşlanmaz. Alman vekillerin terör bağlantısı olduğu iddiası ise bir cumhurbaşkanının dünya algısını uygun hale gelene kadar istediği şekilde nasıl büktüğünü gösteriyor. Bu tip insanların gözünde aklını oynatmış olan hep diğerleridir.”

Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, ikinci beş yıllık görev dönemi için aday olmayacağını açıkladı. Berlin’de yayımlanan Die Tageszeitung’un konuyla ilgili yorumu şöyle:

“Gauck bu işi yapmak için parti meclislerinde dirsek çürütmek gerekmediğini, söz konusu mevkinin öğrenmeye hevesli bir akıl gerektirdiğini gösterdi. Bu makam bir siyasetçinin kariyerini taçlandıracak bir son değil. Siyaset sahnesi dışarıdan gelen kişilerin bu göreve Lammert veya Steinmeier’den daha uygun olduğunu kavrarsa bu akıllıca bir sinyal olacak. En azından makam değişikliklerinin önüne geçmek adına. SPD-Sol Parti ve Yeşiller’in uzlaşma sağlamasını beklemek ne yazık ki mümkün değil. Tüm kartlar Angela Merkel’in elinde toplanıyor. Dikkafalı bir CSU, gönülsüz bir Yeşiller Partisi ve inatçı bir SPD ile uğraşmak zorunda. Merkel’i hafife alan kaybeder. 2017’de seçilecek cumhurbaşkanımız bu kez erkek değil kadın olsa çok güzel olurdu. Bunun zamanı geldi de geçiyor.”

Straubinger Tagblatt/Landshuter Zeitung ise tam tersi bir görüşü savunuyor:

“Devletin başında siyasi partilerden aktif bir politikacı yerine mümkün olduğunca bağımsız birini görmek istemeleri her ne kadar pek çok Alman vatandaşı için anlaşılır olsa da, pek de gerçekçi değil. Ülkeyi gerek yurt içinde gerekse yurt dışında temsil eden cumhurbaşkanlığı makamı acemi veya amatör birine teslim edilmek için fazlasıyla önemli bir makam. Şimdiye kadar bu sahnede tökezleyen hatta düşen çok oldu.”

“Altı soruda soykırım tartışması”

Alman Federal Meclisi, 1915 olaylarını soykırım olarak tanıyan karar tasarısını onayladı. İşte altı soruda soykırım tartışması...

Osmanlı İmparatorluğu’nda 1915-1916 yıllarında ne yaşandı?

Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı itibariyle Osmanlı İmparatorluğu’nda 2 milyon ila 2.5 milyon Ermeni’nin yaşadığı tahmin ediliyor. Dönemin Osmanlı hükümeti Rusya’ya karşı savaşta Ermenileri düşmanla ittifak yapmakla suçlamış, ardından tehcir politikası uygulanmıştı. Kimi tarihçilere göre ölüm yürüyüşü diye anılan tehcir ve katliamlarda 800 bin ila 1,5 milyon Ermeni’nin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Türk tarafı, o dönem savaş ortamında yaşanan ‘acı olaylarda’ çok sayıda Türk’ün de Ermeni terör çeteleri tarafından öldürüldüğünü vurguluyor. 2014 Nisan ayında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 1915 olaylarını ‘gayrı insani sonuçlar doğuran bir hadise’ olarak nitelendirerek “20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz” açıklaması yapmıştı.

Soykırım kavramının uluslararası hukuktaki karşılığı ne?

İkinci Dünya Savaşı’nda Almanların uyguladığı Yahudi Soykırımı’nın ardından BM Genel Kurulu 1948 yılı Aralık ayında ‘Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni kabul etmiş, sözleşme 1951 yılında yürürlüğe girmişti. Sözleşmenin 2’nci maddesinde ifade bulan soykırım tanımı, “ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen fiiller” olarak tanımlanıyor. Soykırım suçu oluşturan filler; bir gruba mensup olanların öldürülmesi, ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi, grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarının kasten değiştirilmesi, grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler alınması, gruba mensup çocukların zorla bir başka gruba nakledilmesi olarak sıralanıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasının en büyük katliamları, Ruanda ve Srebrenitsa’da yaşandı. 1994 nisan ayında Radikal Hutu milislerinin yüz binlerce Tutsi’yi katlettiği Ruanda’daki olaylar soykırım olarak tanınırken 1995 yılı temmuz ayında Sırpların Boşnaklara yönelik katliamını soykırım olarak niteleyen BM Güvenlik Konseyi tasarısı, Rusya’nın vetosuna takıldı.

Erdoğan: "Ne Türk'ü Bunların kanlarının laboratuvar testinden geçmesi lazım"

Türkiye’nin soykırım suçlaması karşısında tezi ne?

Türkiye, resmi olarak 1915-1917 yılları arasında Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı’nın çalkantısı içinde büyük acılar çektiğini kabul ediyor, ancak bunun uluslararası hukuk açısından soykırım olarak değerlendirilmesi için hukuki kanıtların eksik olduğunu savunuyor. Türkiye özellikle de Ermeniler’e yönelik sistematik bir katliam uygulandığına dair kanıt bulunmadığını vurgulayarak konunun oluşturulacak uluslararası tarihçiler komisyonu tarafından incelenmesini talep ediyor. Türkiye bunun için arşivlerini açma önerisinde de bulunmuştu. Alman Federal Meclisi’nin 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendiren kararının ardından Türkiye sert tepki gösterdi ve ilk aşamada Berlin Büyükelçisi Hüseyin Avni Karslıoğlu istişarelerde bulunmak üzere geri çekildi.

Ermeniler ne düşünüyor?

Ermenistan’da yaşayan yaklaşık 3 milyon Ermeni ile yurtdışında yaşayan ve sayıları 10 milyon olarak tahmin edilen diaspora, 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Ermenilere soykırım yapıldığı görüşünde. Almanya Ermeniler Merkez Konseyi de Alman Federal Meclisi’nde 2 Haziran’da yapılacak oylamada 1915 olaylarının soykırım olarak kabul edilmesinin önemli bir işaret olduğu görüşünde. Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan, Meclis’in soykırım kararının ardından yaptığı açıklamada, “Almanya Ermeni soykırımının tanınması ve kınanmasına değerli bir katkıda bulunmuştur” dedi.

Kimler ‘soykırım’ dedi?

Avrupa Parlamentosu 1987 yılında Ermenilere yönelik tehcir ve katliamı soykırım olarak sınıflandırmış, ardından aralarında Fransa, Rusya, İsveç, Hollanda, Belçika ve İsviçre’nin de bulunduğu çok sayıda ülkenin parlamentosunda benzer kararlar oylanarak kabul edilmişti. Son olarak Brezilya, Lüksemburg ve Avusturya parlamentoları, 1915 olaylarını soykırım olarak tanıdı. Hristiyan aleminin ruhani lideri Papa Françesko da geçen yıl 1915 olaylarının 100’üncü yıldönümü vesilesiyle Vatikan’da düzenlediği ayinde ’20’nci yüzyılın ilk soykırımı’ ifadesini kullandı. Almanya’da da Cumhurbaşkanı Joachim Gauck geçen yıl 1915 olaylarının 100’üncü yıldönümünde soykırım kelimesini telaffuz etti.

Alman Federal Meclisi’nde onaylanan tasarının içeriğinde ne var?

İktidardaki Hristiyan Sosyal Birlik ve Sosyal Demokrat Parti ile muhalefetteki Yeşiller’in ortak karar tasarısı, “1915-1916 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere ve diğer Hristiyan azınlıklara uygulanan soykırımın hatırlanması ve anılması” başlığını taşıyor. Meclis tarafından kabul edilen kararda Alman hükümeti, 1915-1916 yıllarında Ermenilere yönelik sürgün ve imha politikası ile Alman İmparatorluğu’nun rolü konusunda kamuoyunun kapsamlı olarak aydınlatılması çalışmalarına katkı sağlamaya ve Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi ve iki halk arasında barışma sürecini ileriye taşıyacak faaliyetleri desteklemeye çağrılıyor. Taslakta sürgün ve katliamın dönemin Jön Türk hükümetinin talimatıyla gerçekleştirildiğine dikkat çekilerek sürgün ve katliamlardan Asuriler, Süryaniler ve Keldaniler gibi diğer Hristiyan azınlıkların da etkilendiğine yer veriliyor. Karar taslağında, o dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri müttefiki konumundaki Alman İmparatoruğu’nun, “Alman diplomat ve misyonerlerin organize sürgün ve imha uygulamalarıyla ilgili verdikleri bilgilere rağmen, insanlığa karşı işlenen bu suçu durdurmaya çalışmayarak ‘yüz kızartıcı’ bir rol oynadığı” kaydediliyor.

Akademi Portal

Kısa Link:  http://Ap.com/dpCzx

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın