Can Dündar – Erdem Gül davasında beklenmedik gelişme

Can Dündar ve Erdem Gül Davasında beklenmedik bir gelişme oldu, gelişmenin başlıca ayrıntılarında CB.Erdoğan’ın ve Mit’in davaya müdahil olarak katılması ve dava da ‘Gizlilik Kararı’ alınmasıydı…

Peki Erdoğan ve Mit’in Dündar ve Gül davasına müdahil olarak katılması nasıl okunmalı?

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara temsilcisi Erdem Gül, yargılanacakları MİT tırları davasının ilk duruşması için bugün hâkim karşısına çıktı.

Duruşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) müdahil olma talepleri kabul edilirken, davaya da gizlilik kararı getirildi.

Kararın açıklanmasının ardından mahkeme salonundan tepkiler yükseldiği ve heyetin salondan ayrıldığı bildirildi.
Yargılamaya, mahkeme salonunun boşaltılmasının ardından devam edileceği belirtiliyor.

Duruşmaların tamamının kapalı yapılması ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 155’inci maddesi gözetilerek, sanıkların eşlerinin duruşmalara katılabileceği kararı alındı.

Duruşmaların kapalı yapılmasının yanı sıra mahkeme ikinci kararında da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MİT’in müdahillik taleplerini kabul etti. Sanık avukatları ‘doğrudan zarar görmedikleri için’ bu talebin reddedilmesini savunuyordu.

Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma öncesi çok sayıda milletvekili, sivil toplum örgütü temsilcisi ve diplomat da destek için adliye binası dışında toplandı.

Can Dündar: ‘Saray’ın hükmü olursa, AYM’ye kayyum atansa daha iyi

Can Dündar duruşma öncesi basın açıklamasında şunları söyledi:

“Siyasi, hukuki, mali baskılarla karşı karşıya kaldık geçtiğimiz süreçte. Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımadığını ve uymayacağını söyledi Cumhurbaşkanı. Birazdan içeriden hukuk mu galip gelecek bu emir mi, adalet mi hakim olacak, ‘Saray’ın hükmü mü bunu göreceğiz Eğer Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen bir Saray’ın hükmü gerçek olursa, herhalde Anayasa Mahkemesi’nin başına bir kayyum atansa daha iyi olur diye düşünüyorum.”
“Yaptığımız haberin arkasındayız” diyen Dündar, ‘gerçek suçluların yargılanması gerektiğini’ vurgu yaptı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) de duruşma öncesi yaptığı açıklamada “davanın derhal sona erdirilmesi ve ifade özgürlüğüne, halkın bilgi alma hakkına müdaheleye de son verilmesi” çağrısında bulundu.

Can Dündar - Erdem Gül davasında beklenmedik gelişme

Açıklamada, Dündar ve Gül hakkında açılan davanın Türkiye’de gazetecilere ve medyaya yönelik kısıtlamaları ve hükümetin muhalif sesleri bastırmaya yönelik kararlılığını gösterdiği belirtildi.

Guardian gazetesinde Başbakan Ahmet Davutoğlu’na hitaben açık mektup yazan 100’den fazla yazar da davanın düşürülmesini, basın ve ifade özgürlüğüne dönük ihlallere son verilmesini istedi.

Mektupta isimleri olan yazarlar arasında PEN International’ın başkan yardımcıları Eugene Schoulgin, Gloria Guardia ile Maureen Freely, María Gabriela Mizraje, Gustáv Murín de bulunuyor.

Can Dündar ve Erdem Gül hakkında hazırlanan iddianamede her bir suçlama için ayrı ayrı bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir kez müebbet ve 30 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Davayı izlemek için adliye binasına gelenler arasında İngiltere İstanbul Başkonsolosu Leigh Turner, CHP milletvekilleri, Ali Haydar Hakverdi, İlhan Cihaner, Sezgin Tanrıkulu, Musa Çam, HDP milletvekilleri Hasip Kaplan, Meral Tanış Beştaş, Pen International gözlemcileri ve çok sayıda gazeteci de var.

Adliye binasının önünden bildiren bazı yayın organlarının muhabirleri,  duruşma salonunun küçük olması nedeniyle davayı takip etmeye gelen pek çok basın mensubu ve izleyicinin salona giremediğini duyurdu.

İddianamede Dündar ve Gül’e yöneltilen suçlamalar şöyle:

  • Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme,
  • Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama,
  • Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs etme,

Silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek isteyerek yardım etme.

Duruşmadan iki gün önce, davaya çıkacak olan duruşma savcısı değiştirildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Savcı İrfan Fidan’ı davadan alıp, daha önce Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’nda soruşturma savcısı olarak çalışan savcı Evliya Çalışkan’ı, 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne duruşma savcısı olarak atadı.

Erdoğan’dan AYM’ye tepki

Dündar ve Gül hakkındaki soruşturma, Cumhuriyet gazetesinde 29 Mayıs 2015 tarihinde “İşte Erdoğan’ın yok dediği silahlar” manşetiyle yayımlanan haber üzerine açıldı.

Haberde, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) ait tırlarla Suriye’deki gruplara silah ve cihatçı sevk edildiği iddia edildi, kanıt olarak da savcılık dosyasından alındığı belirtilen görüntülere yer verildi.

Can Dündar - Erdem Gül davasında beklenmedik gelişme
Görüntülerde, ilaç kutularının altından çıkan havan topu mermileri ve diğer mühimmatlar görülüyordu.

Haberin yayımlanmasından iki gün sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MİT tırlarının gündeme getirilmesini ‘casusluk faaliyeti’ olarak niteledi ve “Bu casusluk faaliyetinin içine o gazete de girmiştir. Haberi yapan bedelini ağır ödeyecek” diyerek davanın açıldığını duyurdu.

Erdoğan’ın kişisel şikâyetiyle 26 Kasım 2015’te ifadeye çağrılan Dündar ve Gül, aynı gün tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderildi.

Anayasa Mahkemesi (AYM) ise avukatların ‘tutuklama kararıyla kişi güvenliği ve özgürlüğü, düşünceyi açıklama ve yayma özgülüğü, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiği’ gerekçiyle yaptıkları başvuruyu değerlendirip 92 günlük tutukluluk süresinin ardından Dündar ve Gül’ün tahliyesine karar verdi ve gazeteciler 26 Şubat’ta sabaha karşı tahliye edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, AYM kararı için “Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar ama kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum” dedi.

Gazeteciler, bugün Çağlayan’da hâkim karşısına çıkıyor.

“Peki MİT tırları soruşturmasında Neler olmuştu?”

Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün dün tutuklanmasına gerekçe gösterilen haber, gazetede 29 Mayıs 2015 günü “İşte Erdoğan’ın yok dediği silahlar” başlığıyla yayımlandı.

Can Dündar - Erdem Gül davasında beklenmedik gelişme

Haberde, Milli İstihbarat Teşkilatı’na ait tırlarla Suriye’deki gruplara silah ve cihatçı sevk edildiği iddia ediliyor, kanıt olarak da savcılık dosyasından alındığını belirtilen görüntüler veriliyordu.
Daha sonra yasaklanan bu görüntülerde, ilaç kutularının altından çıkan havan topu mermileri ve diğer mühimmat görülüyordu.

Erdoğan: Bedelini ağır ödeyecek

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Cumhuriyet’te bu haberin yayınlanmasından iki gün sonra, 31 Mayıs 2015 günü TRT canlı yayınında tırlar konusunun gündeme getirilmesini casusluk faaliyeti diye niteleyerek “Bu casusluk faaliyetinin içine o gazete de girmiştir. Haberi yapan bedelini ağır ödeyecek” dedi ve davanın açıldığını duyurdu.

Erdoğan programda “Bu olay Bayırbucak Türkmenleriyle alakalı bir konu. Hep şunu ifade etmişimdir: Özellikle insani yardım noktasında şu anda Milli İstihbarat Teşkilatımız Bayırbucak Türkmenlerine bu desteği vermektedir. Kimden aldın bu rakamları? Paralel yapı. MİT’e yönelik atılan o iftiralar bir ajan bir casusluk faaliyetidir ve bu gazete de bunların arasına girmiştir. Avukatlarıma talimatı verdim hemen davayı açtım. Burada hakikaten samimi dürüst olan, onlara verdiğimiz eğitimi çok samimi olarak açıklarlar. Bu haberi yapan kişi bunun bedelini ağır ödeyecek öyle bırakmam onu. Üst akıl böyle bir talimat veriyor. DAİŞ’ten bahsettiler, terör örgütlerinden bahsettiler. Bayırbucak Türkmenleriyle ilgili bizim desteğimizin olmadığını iddia ediyorlar. Ahmet Davutoğlu Bey’in, benim defaatle yaptığımız toplantılar var. Lojistik yardımlarımızı, verdiğimiz eğitimleri açıklarlar. Biz onları yalnız bırakmamanın ötesinde, sıkıntıda olanların bir kısmını ülkemize çektik, tekrar daha sonra gönderdik. Bu konuda bize muhalif olan siyasilerden, bunu bilenler de vardır. Biz zalim Esed’in eline bunları bırakamayız. Elimizden gelen desteği vermeye devam edeceğiz. Ben davamı da açtım. Bunların derdi Türkiyenin imajına gölge düşürmek. Bunu özel haber olarak yapan kişi de bunun bedelini ağır ödeyecek öyle bırakmam onu” diye konuştu.

Can Dündar’dan 9 soruyla cevap

Can Dündar bu sözlere iki gün sonra, 2 Haziran 2015 tarihinde Cumhuriyet’deki köşesinden cumhurbaşkanına 9 soru sorarak cevap verdi.

Can Dündar - Erdem Gül davasında beklenmedik gelişme
Can Dündar ve Erdem Gül dün tutuklama kararı çıkmadan önce Çağlayan adliyesinde.

“1. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Mayıs’ta Almanya gezisinden dönerken uçakta gazetecilere “Hiç kimse kalkıp ‘MİT, El Kaide’ye silah gönderdi’ diye iftira atarak, istihbarat teşkilatımızı zan altında bırakamaz. Eğer haysiyetleri varsa, ispatla mükelleftirler” dedi. Türkmenlere “insani yardım” yollandığını söyledi. MİT’in silah yolladığı görüntülerle ispat edilince neden dava açılması talimatı verdi?

2. Cumhuriyet’te haberin çıktığı 29 Mayıs günü, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Kayseri’de Fransız Haber Ajansı’na “Yardım, Özgür Suriye Ordusu ve Suriye halkı içindi” dedi. Ertesi gün Ankara’daki mitingde, “O yardımlar Suriye Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu” diye düzeltti. Arada ne oldu da Başbakan fikir değiştirdi?

3. Davutoğlu’nun genel başkan yardımcısı ve AK Parti Siirt Milletvekili Yasin Aktay, 18 Mayıs günü Siirt’te “O silahlar Özgür Suriye Ordusu’na gidiyordu” dedi. O da mı yanlış biliyordu?

4. Silahlar Türkmenlere gidiyordu ise neden Türkmenlere yakın bir sınır kapısı yerine o dönem Nusra Cephesi’nin kontrolündeki Reyhanlı kapısı tercih edildi?

5. Devlet yetkililerinin halkına, Meclis’e, dünyaya yalan söylemesi, yalanı deşifre eden gazetecileri tehdit etmesi suç mudur değil midir? Ya da hangisi daha büyük suçtur?

6. Kime giderse gitsin, yapılan işlem ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suçsa, bir gazeteciden bu suça ortak olmasını beklemek doğru mu? Gazeteci, asıl yayımlamazsa suçlu olmaz mı?

7. Görüntüler doğru olmadığı için mi sansürlendi, doğru olduğu için mi?

8. Yapılan “insani yardım” ise neden diğer insani yardımlar büyük şovlarla taşınırken bu gizli tutuldu? İlaç, battaniye sevk ediliyorsa, bu neden “devlet sırrı” sayılıyor? Neden bunlar gururla sergileneceğine, görüntülerine yasak koyduruluyor?

9. Adana Cumhuriyet Savcılığı “Gerçeği yansıtmayan, sahte görüntüler” yayımladığımız gerekçesiyle soruşturma açtı. Gerçek değilse neden devlet sırrını ifşadan soruşturma açıldı? Sırsa neden “sahte” denildi?”

‘Erdoğan: Silah varsa yoksa ne olacak?’

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu hafta Salı günü, Suriye sınırında düşürülen Rus uçağıyla ilgili açıklama yaparken yine bu konuya değindi ve tırlarda silah olup olmadığı konusunda belirsiz bir ifade kullandı.

Can Dündar - Erdem Gül davasında beklenmedik gelişme

Erdoğan, “17-25 Aralık darbe girişiminden sonra şu meşhur MİT tırları hadisesini hatırlıyorsunuz değil mi? İşte o tırlar Bayırbucak Türkmenlerine yardım götürüyordu. Şimdi diyecekler ki ‘Başbakan tırların içinde silah yoktu’ diyordu… Varsa ne olacak yoksa ne olacak. Oraya insani yardım götürüyoruz. Kim onlar? Mağdur, mazlum, bizim Bayırbucak Türkmen kardeşlerimiz” diye konuştu.

19 Ocak 2014’de ne olmuştu?

Şimdi bir buçuk yıl kadar geriye dönüp, bu habere konu olan gelişmelere bakalım.

2014 yılının 19 Ocak günü Suriye’ye giden üç tır Hatay’da, savcılık emriyle yapılan bir jandarma-polis operasyonuyla durduruldu.

O sırada çalışmakta olduğu Radikal gazetesi için bu olayı takip eden ve daha sonra işinden olan gazeteci Fatih Yağmur, o günkü gelişmeleri BBC Türkçe’ye şöyle anlattı:

“MİT tırları Hatay Kırıkhan’da silah sevkiyatı yapıldığı ihbarı üzerine, Adana TMK 10. madde ile yetkili savcılık talimatıyla, Kırıkhan Savcılığı tarafından durduruldular. Tırlara refakat eden araç içerisindekiler ve tır içerisinde yer alan bir kişi, Kırıkhan Başsavcısı ve Kırıkhan savcısına, MİT mensubu olduklarını ve araç içerisinde yer alan malzemelerin ‘devlet sırrı’ niteliğinde olduğunu ifade etmişti.”

“Dönemin Hatay Valisi’nin, personelin MİT personeli olduğu ve araçların MİT’e ait olduğu belirtilen talimat yazısıyla tır aranmadan jandarma tarafından yola devam etmesine izin verildi. Sonrasında, Adana TMK savcısı Özcan Şişman’ın Kırıkhan’a ulaşmasıyla, tırın önü bu sefer polislerce kesildi.”

“Savcının ısrarı üzerine MİT, acil kodla bölgedeki personeli, tırın durdurulduğu alana yönlendirdi, emniyet personeli de il emniyet müdürünün talimatıyla geri çektirildi. Savcı Şişman, koruma polisiyle tek başına kaldı. Gelen MİT personelleri kol kola girerek tırın arka kapısına sıralandı. Savcının ifadesine göre çatışma ihtimali de yaşandı. Savcı Şişman’ın ‘Canımı zor kurtardım’ dediği de belirtiliyor.”

“Emniyet güçlerinin arama yapmaktan vazgeçerek geri çekilmesiyle de tır yoluna devam ederek Suriye’ye geçiş yaptı.”

“Bu süre zarfında haberi ilk aldığımda haber merkezimle paylaştım ve internet sitemizde habere yer verdik. Türkiye gündemini bir anda alt üst eden olayda ilk olarak yaşananlar gizlenmeye çalışıldı. Tırların durdurulduğu da resmi makamlarca kabul edilmiyordu. İlk gelen bilgiler de çelişkiliydi. Önce tırların İHH’ya ait olduğu ifade edildi. Sonrasında ise 20 Ocak tarihinde savcıların olay yeri tutanağını ve Hatay Valisi’nin imzasını taşıyan, tırların MİT’e ait olduğu ifade edilen talimat yazısını Radikal’de yayınladım.”

“Yayınlanan resmi belgelerden sonra tırların MİT’e ait olduğu iktidar partisi tarafından da kabul edildi ve insani yardım içerdiği ifade edildi.”

MİT tırlarını durduran savcı, asker ve polise ne oldu?

Gazeteci Fatih Yağmur, olayın devamında soruşturmayı başlatan ve yürütenlerin başına gelenleri de şöyle anlatıyor:
“İlk olarak tırları durduran savcıların görevden alınması için Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık aranarak, savcıların dosyadan alınması ve dosyanın kapatılması istendi. Başsavcı Bağrıyanık ve Başsavcı vekili Ahmet Karaca, -kendi iddialarına göre- bakanlığın savcılığa talimat veremeyeceğini, savcıların soruşturmalarına da kendilerinin müdahale edemeyeceğini ifade etti.”

“Hatay bölgesinden sorumlu olan ve tırları durduran Savcı Şişman, Hatay bölgesindeki sorumluluk alanının değiştirilmesini isteyerek dosyayı Gaziantep bölgesine bakan Adana Savcısı Aziz Takçı’ya devretti. Kısa süre sonra da özel yetkili savcılıklar kaldırıldı ve savcılar farklı bölgelere tayin edildi.”

“Adli soruşturmalarda önce askeri savcılık, soruşturulan askerler için tırları durdurmanın casusluk suçu olmayacağını ifade ederek takipsizlik kararı verdi. Fakat, sivil savcılık konunun askeri savcılığın yargılama alanına girmediğini belirterek, tırları durduran askerler hakkında tutuklama kararı verdi.”

“7 Mayıs 2015 tarihinde de HSYK tarafından açığa alınan 4 savcı ile Kurmay Albay Özkan Çokay, Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklandı. Tırları durduran, bakan talimatını yerine getirmeyen savcılar da dahil olmak üzere, şu an cezaevinde olmayan bir resmi görevli yok gibi. Dokunanın yandığı bir konu oldu MİT tırları.”

Sıra diğer gazetecilerde mi?

Fatih Yağmur, “MİT tırlarıyla ilgili sadece gazeteciler serbest kalmıştı. Ben işsiz kalmakla, sektörden uzaklaştırılmakla bedel ödedim sadece” diyor.

Yağmur buna karşılık habercilerin baskılara rağmen konuyu takip etmekten ödün vermediğini düşünüyor ve son gelişmeleri şöyle yorumluyor:

“Can Dündar ve Cumhuriyet Gazetesi, Erdoğan’ın tehdidine rağmen MİT tırlarını takip etmeye devam etti. Bugün artık tırlara dokunan ama serbest olan tek meslek grubu olan gazeteciler de yargının hedefi oldu ve tutuklanmaya başlandı. Yargı kulislerinde MİT tırlarıyla ilgili gazetecilere yönelik tutuklamaların devam edeceği konuşuluyor.
Hakkımızda haberlerin ardından tek dava açmayan yargı, 1 Kasım seçim sonuçları alındıktan sonra soruşturmalar başlattı. Basın suçlarında 4 ay içerisinde dava açılması gerekir ancak neredeyse tırların durdurulmasının 2. yılı dolmak üzere. Hukuken dava, soruşturma açılamaz, hukuksuzdur aslında. Maalesef meslektaşlarımız Can Dündar ve Erdem Gül, bu koşullarda Silivri’de tutuklu değil, esir alınmış bulunuyorlar.”

AYM Başkanı Arslan’dan Erdoğan’a cevap: ‘Kararımız Herkesi Bağlar’

Can Dündar - Erdem Gül davasında beklenmedik gelişme
AYM Başkanı Zühtü Arslan

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, karara tepki gösterirken, ”Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum” demişti.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da Can Dündar ve Erdem Gül ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) geçen hafta verdiği ve iki gazetecinin tahliyesinin yolunu açan kararının Anayasa’ya aykırı olduğunu söylemişti…
HABERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYIN

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın