Türkiye’de Beyazıt Öztürk ve Beyaz Show’un yapımcısı hakkında ‘terör propagandası’ iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Hukukçu Memet Kılıç, konuyu DW ‘ye değerlendirdi.

Türkiye‘de Kanal D ekranlarından yayınlanan Beyaz Show programındaki bir canlı telefon bağlantısı başta sosyal medya olmak üzere ülke genelinde geniş ses getirdi. Diyarbakır‘dan programa bağlanan ve öğretmen olduğunu söyleyen Ayşe Çelik adlı bir kadın, “İnsanlar ölmesin, çocuklar ölmesin” çağrısında bulundu.

Kadın, güneydoğudaki olaylara dikkat çekmek istediğini belirtirken, programın sunucusu Beyazıt Öztürk konuşmanın ardından kadını stüdyoda alkışlatarak, “umarım dilediğiniz barış sağlanır” ifadesini kullandı.

Programın ardından sosyal medyada kadının adı ve mesleğinin gerçek olmadığı, provokasyon yaptığı ve Beyazıt Öztürk’ün bu provokasyona destek verdiği iddiaları gündeme geldi.

Kanal D yönetimi, “Devletin yanındayız” açıklaması yaparken, Beyazıt Öztürk de ertesi gün Kanal D ana haberde, “polis çocuğu olduğunu ve siyasete malzeme edilmek istemediğini” belirtti.

Pazartesi günü ise Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Beyazıt Öztürk ve programın yapımcısı hakkında, “terör propagandası” iddiasıyla soruşturma başlattı. Konuyu, devletler ve anayasa hukuku uzmanı ve 17’inci dönem Yeşiller Partisi Federal Milletvekili Memet Kılıç ile konuştuk:

DW: Beyazıt Öztürk ve Beyaz Show’un yapımcısına açılan soruşturma hukuka uygun mu?

Memet Kılıç: Kesinlikle hukuka aykırıdır. Çünkü Türkiye’deki Anayasaya, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 25.
maddesindeki, düşünce ve kanaat hürriyeti maddesine aykırıdır, 26. maddesindeki düşünceyi açıklama maddesine aykırıdır, 28. maddesindeki basın ve yayın hürriyetine aykırıdır. Ve son olarak 29. maddesindeki süreli ve süresiz yayın hakkına aykırıdır. Uluslararası sözleşmelere geçecek olursak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi, düşünce hürriyeti ve basın hürriyetini düzenler. Tüm bu konulara aykırıdır ve hukuki değildir.

DW: Peki, soruşturma süreci nasıl ilerler?

Memet Kılıç: Sanıyorum bu süreci başlatmakta, sonuç almak gibi bir hedef yoktur. İktidar hep talimatla soruşturma açtırıyor. Toplumda örnek alınmış kişileri sindirme hedefiyle yapılıyor. Soruşturmanın bir sonuca ulaşması mümkün olmaz.. Bu olayda sadece bir düşünce hürriyetinin kullanılması söz konusudur. Kaldı ki o sözleri Beyazıt kendisi söylemiş olsa dahi insani sözlerdir. Savcılar çocuklar öldüğünde sevinç çığlıkları atıp, bunları sosyal medyadan yayanlar hakkında soruşturma açmayıp, insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin diyenler hakkında soruşturma açıyorlarsa, burada bir yanlışlık vardır. Bu netice olarak en son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden geri döner. Hiç bir sonuç çıkmaz bu soruşturmadan.

DW: Almanya’da böylesi bir olayda, soruşturma açılması mümkün olur muydu?

Memet Kılıç: Süreç kesinlikle böyle işlemezdi. Çünkü bu tamamen düşünce hürriyeti çerçevesindedir.

Burada ırkçılık yapanlar ve insan hakları konusunda sataşmalarda bulunanlarla ilgili olarak soruşturmalar açılmaktadır. Orda dahi düşünce hürriyetinin kapsamı geniş olduğu için sadece toplum huzurunu tamamen bozup, bir grubu diğerine karşı kışkırtacak konuda suç işlenmişse ve düşünce hürriyeti kapsamına girmiyorsa soruşturma açılır. Aksi takdirde Türkiye’de olması gereken şu olurdu, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun bu savcı hakkında soruşturma açması gerekirdi. Çünkü düşünce hürriyetini sınırlama konusunda yetkilerini kullanma gibi bir durum söz konusu. Ama maalesef Türkiye’de artık bir parti, bütün kurumları baskı aracı olarak kullanma istikametine gitmiştir. Bu üzücüdür, AB’den kopuşun ek bir ilanıdır.

[divider]

Kaynak DW

Facebook /Akademiportal.Eurepo   Twitter /akademiportal

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın