Depresyon ile ilgili haberlerimize bu haberin alt bölümlerinden ulaşabilirsiniz.
Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin araştırmasına göre depresyon, kalp yetmezliğinde ölüm riskini artırıyor. Depresyon belirtileri gösteren hastaların, ölüm riskinin 5 kat fazla olduğu belirtiliyor.
Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin yürüttüğü araştırmadan depresyonun, kalp yetmezliğinde ölüm riskini artırdığı sonucu çıktı.
Araştırma kapsamında kalp yetmezliği tedavisi gören 150 hasta mercek altına alındı.
Orta ve ağır derecede depresyon belirtileri gösteren hastaların, 1 yıl içerisinde ölme risklerinin beş kat fazla olduğu görüldü.
Yaş, yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği derecesi hesaba katılarak yapılan analizlerde de sonuç değişmedi. Depresyonlu hastalarda ölüm riskinin daha yüksek olduğu saptandı.
Avrupa Kardioloji Derneği’nin araştırmasından yola çıkan uzmanlar, kalp yetmezliği olan hastaların depresyon riskine karşı doktor gözetimine alınması gerektiğini söylüyor.
Kalp yetmezliğini “modern bir salgın” olarak niteleyen uzmanlara göre, depresyon ve kalp yetmezliği arasındaki ilişkiyi ortaya koyacak daha kapsamlı araştırmaların da yapılması gerekiyor.
Kalp yetmezliğinde, çok zayıflayan ya da çok sertleşen kalp kası, vücuda kan pompalamakta zorlanıyor. Bunun sonucu olarak hastalar kendilerini çok yorgun hissediyor ve nefes almakta güçlük çekiyor.
Avrupa ülkelerinde 15 milyon, Amerika Birleşik Devletlerinde 6 milyon, ülkemizde ise 3 milyon kalp yetmezliği hastasının olduğu tahmin ediliyor.
________________________________________________
İLGİLİ HABER :
Depresyonun nedeni kalp olabilir
Kalbin normalden hızlı ya da yavaş çalışması olan ritim bozukluğu; tedavi edilmezse panik atak, ölüm korkusu, depresyon gibi problemlerin yanı sıra ani ölümlere de yol açabiliyor.
Her yaşta görülebilen kalp ritim bozukluğu, ciddi bir hayati tehdit oluşturuyor. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalıkta erken müdahale büyük önem taşıyor. Kalp ritim bozukluğunun yol açtığı sorunlardan biri de genellikle psikolojik kökenli olduğu düşünülen depresyon. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Okan Durmaz, “Kişi yaşadığı çarpıntı nedeniyle bir uzmana başvurduğunda çarpıntısız dönemde yapılan EKO, EKG, ritim holteri gibi tetkiklerde herhangi bir problem saptanmayabiliyor. Bu nedenle tedavi edilmeyen çarpıntı bir süre sonra kişide panik atak, ölüm korkusu, depresyon gibi problemler yaratarak hayat kalitesini ve iş gücünü olumsuz etkileyebilir” diyor.
Sorunun belirtileri arasında ani başlayan çarpıntı, düzensiz atışlar, birden başlayan ve sonlanan ataklar, teklemeler ve baş dönmeleri yer alıyor.
[Kalbin elektro fizyolojisindeki anormallikler ritim bozukluğu yapıyor.]
“HAYATİ RİSK SEVİYENİZİ BELİRLEYEBİLİRSİNİZ”
“Ailenizde ani ölüm vakaları, uykuda ölüm, bayılma atakları yaşayanlar varsa siz de ritim bozukluğu riskinizi mutlaka öğrenmelisiniz” diyen Dr. Durmaz’ın risk belirlemede izlenecek yol hakkındaki görüşleri: “Teşhiste son dönemde yaygın olarak elektro fizyolojik çalışma (EPS) yöntemi uygulanıyor. Bu yöntem, elektrod kateterleri kullanarak ritim bozukluğunun kaynağını ve doğasını göstermek amacıyla yapılıyor. Ayrıca hayati risk seviyesini de ortaya koyabiliyor. Çalışmada kalbin elektriki haritalaması yapılıyor. Ayrıca kalbe pil, şok pili (İCD) takılması gerekliliği ortaya konarak ani ölüm riski kontrol altına alınmaya çalışılıyor.”
ÇARPINTININ NEDENİ BULUNUYOR
Ritim bozukluğunun nedenleri teşhis edildikten sonra radyofrekans ablasyon yöntemiyle tedavi edilebildiğini kaydeden Durmaz, “Başarı oranı yüksek olan bu yöntemde radyofrekans dalgaları ile kalpte çarpıntı yapan ve normalde olmaması gereken odak ile ileti yolları yakılarak sonlandırılıyor” bilgisini aktarıyor.
İLGİLİ HABER :
‘Depresyonun nedeni virüs veya parazit’te olabilir’
New York Stony Brook Üniversitesi’nde Nöroloji alanında çalışan Türk bilim adamı Prof. Dr. Turhan Çanlı, hayat kalitesini önemli ölçüde düşüren depresyonun nedeninin virüs, bakteri ya da parazit gibi bulaşıcı etmenler olabileceğini belirtti.
Türk bilim adamı Prof. Dr. Turhan Çanlı, “Biology of Mood and Anxiety Disorders” dergisinde yayınlanan ve büyük ses getiren makalesinde yer alan depresyon konusunda ortaya koyduğu yeni yaklaşıma ilişkin bilgi verdi.
”50 MİLYON KİŞİ EN AZ 1 KERE AĞIR DEPRESYON GEÇİRİYOR”
Depresyonun önemli bir sağlık sorunu olduğunu ve ABD’de nüfusun yüzde 16’sının hayatının en az bir döneminde ağır depresyon geçirdiğine dikkati çeken Çanlı, bunun, 300 milyonun üzerinde nüfusa sahip ülkede yaklaşık 50 milyon kişiyi etkileyen bir sorun olarak görülebileceğini kaydetti.
Hayatında bir kez ciddi depresyon geçiren hastaların ikinci kez bu hastalığa yakalanma oranlarının yüzde 50 olduğunu kaydeden Çanlı, ikinci kez yakalananların ise üçüncüye maruz kalma ihtimalinin yüzde 80’e çıktığını anlattı.
Hastaların ancak yüzde 30 ila 50’sinin tedaviye yanıt verdiğini de vurgulayan Çanlı, bu düşük yanıt oranının depresyonun gerçek nedenini ortaya çıkarmanın ne kadar elzem olduğunu gösterdiğini söyledi.
Çanlı, depresyon konusunda on yıllardır aynı yöntemlerin kullanılması ve tedavide önemli bir ilerleme sağlanamamasının kendisini “galiba bir şeyler eksik” düşüncesine ittiğini belirterek “Özellikle biyolojik olarak ilaç tedavisi yaklaşık 50 yılıdır temel olarak değişmedi. Tedavi yöntemleri 1960’lardakinden çok farklı değil” dedi.
”İLAÇLAR TEKRARLANMASINI ENGELLEMİYOR”
Bu ilaçların genellikle serotonin gibi nörotransmitterleri (sinir sisteminde nöronlar arasında sinyalleri ileten kimyasallar) değiştirme amacını güttüğünü kaydeden Çanlı, “Bir defa ciddi depresyon yaşayanlarda tekrarlama ihtimali yüzde 50. İlaçlar bunu değiştirmiyor” diye konuştu.
”NEDENİ VİRÜS, BAKTERİ VEYA PARAZİT OLABİLİR”
Prof. Çanlı, depresyonda beyinde birtakım değişimler olduğunun bilindiğini ancak bu değişimlerin sebebinin tespit edilemediğini vurgulayarak “Son 50 yıldır depresyon tedavisinde aynı şeyleri yaptığımız göz önünde bulundurulunca ben artık soruna farklı bir açıdan bakmamız gerektiğini düşünüyorum” ifadesini kullandı.
Son dönemde depresyonun bir tür iltihaplanmayla ilişkili olduğuna yönelik çalışmalar yapıldığını belirten Çanlı, depresyon ile enfeksiyon nedeniyle vücudun iltihaplanması arasında bir ilişki olduğuna dair inanışın giderek arttığını ama buradaki mekanizmanın çözülemediğini söyledi.
Enfeksiyonun nedenleri arasında da virüs, bakteri ve parazitler olduğunu vurgulayan Çanlı, şöyle devam etti:
“Parazitlerin organizmaların davranışlarını değiştirici etkisi olduğuna ilişkin çalışmalar var. Majör depresyon, parazit, virüs ve bakterilerin neden olduğu bir tür bulaşıcı hastalık olabilir. Bu virüs, bakteri ya da parazitler birtakım olaylarla aktif hale gelene kadar tespit edilemeden kalabilir. Bir defa aktif hale gelince de beyindeki nörotransmitterleri değiştiren ve nesilden nesile geçebilen bir şekle dönüşebilir. Bunun için ciddi bir araştırma yapılması gerekiyor.”
”DEPRESYON TEDAVİSİ TÜMDEN DEĞİŞEBİLİR”
Dr. Çanlı, hipotezinin araştırmalar sonucunda doğrulanması durumunda depresyon tedavisine bakış açısının bir anda değişebileceğini de belirterek “Eğer bu mekanizma tespit edilebilirse depresyon semptomlarıyla doktora giden birisine belki de artık diğer enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi kan ve dışkı testi gerçekleştirilir ve buna neden olduğu tespit edilen bulaşıcı unsurlara yönelik tedavi uygulanır” diye konuştu.
”ENFEKSİYON BULUNURSA AŞI DA BULUNUR”
Depresyona neden olan enfeksiyonun tespit edilmesi halinde buna yönelik aşı çalışması da yapılabileceğini anlatan Çanlı, bütün bunların uzun zaman alacağını da vurguladı.
Depresyona birden fazla türden virüs ya da parazitin neden olabileceğini de anlatan Çanlı, depresyonun bulaşıcı da olabileceğini ancak bunun şimdilik sadece sosyal nedenlerle açıklanabildiğini söyledi.
Depresyon hastalarının en ciddi sorunlarının ümitsizlik olduğunun altını çizen Çanlı, “Umarım benim bu varsayımım bu hastalığın tedavisinin bulunması konusunda umut olur” dedi.
PROF. DR. TURHAN ÇANLI KİMDİR?
Türk baba ve Alman annenin çocuğu olarak Almanya’da dünyaya gelen Prof. Dr. Çanlı, lise eğitiminin ardından öğrenimini sürdürmek için ABD’ye geldi.
Psikoloji alanında Yale Üniversitesi’nde doktora yapan, post-doktorasını ise Stanford Üniversitesi’nde Nöroloji bilimi üzerine gerçekleştiren Çanlı, 2001 yılından beri New York Staten Island’da bulunan Stony Brook Üniversitesi’nde psikoloji, radyoloji, genetik ve nöroloji alanlarında akademik çalışmalarını sürdürüyor.
Prof Çanlı’nın, bilim ve teknoloji dünyasında çok bilinen TED (Technology, Entertainment and Design) konuşmalarında bu yaklaşımını anlattığı konuşma da internette büyük ilgi görüyor.












































