Ahmet Altan: Savcı, hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık haline getirmiş ki Bizim iddianame hukuk pornosuna dönmüş”

 Ahmet Altan ve Prof. Mehmet Altan ile gazeteci Nazlı Ilıcak’ın da aralarında bulunduğu 17 kişinin yargılandığı ‘darbe girişimine iştirak’ davasında 4. duruşma bugün görülüyor. 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen duruşmada Ahmet Altan SEGBİS ile bağlanarak savunmasının bir kısmını yaptı.

Ahmet Altan’ın savunmasından satırbaşları

İddianameyi okuduğumuzda adliye saraylarının nasıl bir hukuk mezarlığına döndürüldüğünü kavrıyorsunuz.

İddianame olduğu ileri sürülen, zekâdan ve hukuktan yoksun, ağırlaştırılmış müebbet gibi heybetli bir cezayı taşımaya mecali yetmeyen bu cılız metin ciddi bir savunmayı asla hak etmiyor.

 

Ahmet Altan: Savcı, hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık haline getirmiş ki
Mehmet Altan: Rousseau 254 yıl önce yazdıklarını bugün söylese ‘Darbeyi biliyor’ diye yargılanırdı

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada FETÖ’nin medya yapılanmasına ilişkin davada, bugün akademisyen Mehmet Altan ifade verdi.

Savunma öncesinde mesleği sorulan Altan, “Üniversite hocasıydım, KHK ile atıldım. 1986 yılından 2006’ya kadar 20 yıl Sabah yazarıydım, sonra altı yıl Star başyazarıydım” dedi. Ardından yargıç, iddianamenin ilgili kısmını okudu.

P24’ün aktardığına göre Altan’ın savunmasından satırbaşları şöyle:
Hukuk yerine algıyla başlatılan soruşturmada 283 gündür özgürlüğünden yoksun, düşünceleri yargılanan biri olarak karşınızdayım.
Devletin yaptırım gücü hukuktan koptuğunda orman yasaları devreye girer. Hukuk buharlaşır. 10 satırlık hukuk ve demokrasi hatırlatmasından dolayı kanıtsız, hukuksuz suçlamayı hâkim kabul etti.
Evrensel olma çabasında yazarlık gayreti, yerel olmayan akademisyenlik için önemli özellik, itiraz kültürüyle yıkanmaktır.

‘TABİİ Kİ FETÖCÜ BİR DARBEDEN HABERDAR DEĞİLİM’

Dün ‘askerî vesayet’ andıçlamıştı, bugün aynısını siyasi vesayet yapıyor…

(Fransız düşünür Jean Jacques) Rousseau 254 yıl önce yazdıklarını bugün söylese kuşkusuz “Darbeyi biliyor, subliminal mesaj veriyor” iddiasıyla suçlanırdı. Benim de söylediğim anayasal düzen yürürlükteyken “Fiili durum var”
diyenlere Rousseau’nun ikazlarını tekrarlamaktan ibaretti.
Tabii ki FETÖ’cü bir darbeden haberdar değildim.

DEMOKRASİNİN KATLEDİLİŞİNE ALKIŞ TUTMADIĞIM İÇİN BURADA OLDUĞUMUN BİLİNCİNDEYİM’

Demokrasinin katledilişine alkış tutmadığım için burada olduğumun bilincindeyim. Gözaltına alınmamdan bugüne kadarki yaşadıklarım düpedüz hürriyeti tahdit eylemidir, TCK 77’de tanımlanan suçun mağduruyum.
Bugün görüyorum ki hoşlanılmayan demokratlar, eleştiri yapan özgürlükçüler suç işlememelerine rağmen zorla susturuluyor.
Allah’ın lütfu olduğu söylenen bu dönem hoşa gitmeyen seslerin cezalandırılmasına yöneldi. Ben cezalandırılmak istenenlerdenim.

‘SİZE ÜÇ KİTABIMLA GELMEK İSTERDİM AMA SİLİVRİ’DEN ÇIKARKEN EL KOYDULAR’

Size bugün üç kitabımla gelmek isterdim ama Silivri’den çıkarken el koydular.

Sorguda, o tv programını sadece 14 Temmuz Perşembe günü değil her perşembe yaptığımızı söyledim. Sanki darbeden bir gün önce özellikle çıkmışız gibi algı operasyonu ayıp.
Darbe çağrışımlı ‘subliminal’ mesaj vermek diye bir suç yok ama bu suçlamayla bizi aldılar gözaltına, hâkimlik de bunu onadı.

‘100 YILDIR AYNI YERDE OTURUYORUZ, ORADAN KİMSE KAÇMADI, SADECE KURTULUŞ SAVAŞI’NA SİLAH KAÇIRILDI’

Oturduğumuz yeri 1915’te aldık. 100 yıldır aynı yerde oturuyoruz. Oradan kimse kaçmadı. Sadece Kurtuluş Savaşı’na silah kaçırıldı.
Babam ve ağabeyim 600 kez yargılandı. Babam hukuktan başka şey konuşmazdı. Hukukçu bir babanın oğlu olarak böyle dava görmedim.

‘SOSYAL YAŞANTIM NEDENİYLE ÜYE OLAMAYACAĞIM ÖRGÜTE TEOKRATİK DİN DEVLETİ KURSUN DİYE Mİ YARDIM EDECEĞİM

Örgüt üyesi olmakla tutuklandım. İddianamede sosyal yaşantım nedeniyle İslamcı örgüt üyesi olamayacağım noktasına gelindi. Sosyal yaşantım nedeniyle üye olamayacağım İslamcı terör örgütü, teokratik din devleti kursun diye yardım edeceğim öyle mi?
30 yılı aşkın akademisyen, 49 yıllık imza ve 40’ı aşkın kitabın yazarıyım. Medyada yazmazken nasıl darbenin medya ayağı oldum?
Yakın zamanda Darbeler Komisyonu’na çağrıldım. Resmî kabulle, teşekkürle. Ne oldu da birdenbire darbeci oldum?
Şiddet içermeyen ifade özgürlüğü bir suça konu edilebilir mi? Bu kadar bilinen bir adam gizli örgütle işbirliği yapar mı?

‘DARBEYİ ÖNCEDEN BİLENLERİ DEĞİL BİLMEYENLERİ ALDILAR’

Darbeyi önceden bilen o kadar insan var ki. Onları değil, bilmeyenleri aldılar.

Üstelik darbeyi önceden bilme diye suç da yok.
Suç olmayan bir şeye karşı suçsuzum diye kendimi anlatmak zorunluluğunu hissediyorum.

Bu da çok tuhaf bir durum.
İddianamenin bana yönelik çıkış noktası darbeyi önceden bildiğim. ‘Subliminal’ büyük gürültü çıkarınca uçtu gitti buharlaştı.
Niye her hafta yapılan programı o güne özelmiş gibi sunuyorlar? Program her hafta olduğu gibi perşembe ve her haftaki saatinde yapılmıştır. Farklı gösterip kasıtlı çarpıtmanın anlamı nedir? Biz Türkiye’nin en krema beyin sahiplerini o programa çağırdık. Demokrasi, hukuk için biraz bir katkımız olur mu diye?
‘DARBENİN ÖNÜNÜ AÇAN YASALARI YAPANLAR MI DARBECİ, BEN Mİ DARBECİYİM?’

‘Darbeyi önceden bildiğimiz’ iddiası bir niyet okuma, o niyetinde yanlış okuma çabası olarak karşımıza çıkıyor. Uyarı ve eleştiri yapan darbeci olur mu? Uyarı ile darbeye zemin mi hazırlanır? Darbenin önünü açan yasaları yapanlar mı darbeci, ben mi darbeciyim?
———————————————————————-

Ama benim hakkımda söylenen yalanları gördüğümde 15 Temmuz’dan sonra hapse atılan binlerce insanın nasıl bir hukuk katliamının kurbanı olduklarını daha iyi anladım.

Hakkında yalan söylenen tek insan ben olamayacağıma göre bu tür yalan dolu iddianamelerin zehirli bir sarmaşık gibi yargıya dolanıp onu boğduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Bu iddianameyi yazan savcının yalan söyleme ve saçmalama konusunda gösterdiği pervasızlık, bunun yargı sisteminde bir alışkanlık hâline geldiğini kanıtlıyor.

Bu iddianameyi okuduğunuzda, içinde sanıkların, sanık sandalyelerinin, avukat sıralarının, silahlı jandarmaların, kürsülerin, cübbelerin bulunduğu ve Adliye Sarayı diye adlandırılan yerlerin nasıl bir hukuk mezbahasına döndürüldüğünü rahatça kavrıyorsunuz.

Mehmet Altan’ın çok sevdiği bir sözü vardır, “bir damla kana baktığında bünyedeki bütün hastalıkları görürsün” der.
Şimdi bu iddianameyi, bu bir damla kanı incelediğimizde, hukuk sisteminin cüzzama yakalandığını, etlerinin lime lime döküldüğünü bütün dünyayla birlikte göreceğiz. Size, hukuk sisteminin yakalandığı korkunç hastalığı, bu iddianameyi madde madde inceleyerek göstereceğim.

Bir suçluyu tanırsanız bu sizi suçlu yapar mı?

Birkaç yazımla, bir televizyon konuşmam dışında bu iddianamenin “darbeciliğimize” temel dayanak olarak sunduğu iddia şu: Biz, darbeyi yönlendirdiği iddia edilen adamları tanıdığı iddia edilen adamları tanıyormuşuz. Bu özetin sizin kulağınıza bile gülünç geldiğine inanıyorum ama suçladığı birkaç yazımla bir konuşmam dışında üstüne yerleştiği temel, bu garip ve gülünç iddia. Bu darbeyi yönlendiren bazı adamlar varmış… Onları tanıyan bazı adamlar da varmış… Biz de onları tanıyan adamları tanıyormuşuz. İnanmak çok güç biliyorum ama bu iddianame sayfalarca bunu anlatıyor. Önce şunu sorayım, birini “tanımak” nasıl bir suç kanıtı olarak kabul edilebilir? Bir suçluyu tanıyorsanız bu sizi suçlu yapar mı? O eyleme katıldığınızın kanıtlanması gerekmez mi? Elbette gerekir. Peki var mı öyle bir kanıt? Tabii ki yok.

Hukuku vururken ‘suçun şahsiliği’ kavramını da mı öldürdünüz?

İddianame, “terör örgütü yöneticilerinden” Said Sefa’ya ait bir haber sitesinde haftada bir yazı yazdığımı söyleyerek başlıyor.

Said Sefa hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok bildiğimiz kadarıyla. Ama savcı söze böyle kesin bir hüküm varmış gibi giriyor. Buna hukuk değil, algı operasyonu deniliyor genellikle. Hadi diyelim ki Said Sefa suçlu. Eeee? Bir gazete sahibi dolandırıcılık yaparsa, ya da karısını vurursa ya da darbeye karışırsa onun yönettiği yayın organında yazı yazan ya da haber yapan herkes otomatikman suç ortağı mı sayılıyor?

‘Suçun şahsîliği’ diye bir kavram duymuş olduğumu hatırlıyorum.

Hukuku vururken bu kavramı da mı öldürdünüz?

İddianamenin açılışını böyle yapabilmeniz için önce Said Sefa’nın suçunu kanıtlayıp kesinleştirmeniz sonra da benim bu suça iştirak ettiğimi kanıtlamanız gerekir. Var mı böyle bir kanıt? Elbette yok. Zaten bu iddianameyi yazan savcı, bütün iddianame boyunca göreceğimiz üzere öyle ‘kanıt’ falan gibi ayrıntılarla uğraşmak zorunda hissetmiyor kendini. O suçluyor ya, yeter işte, daha ne kanıtı istiyorsunuz?

O dönemde Taraf’ta yazmıyordum, ama yazsaydım kesinlikle Gezi’yi desteklerdim

Girişin ardından Ahmet Keleş diye birinin tanıklığı geliyor. Karmakarışık yazıldığı için bu tanığın ne dediğini anlamak epey zor. Anladığım kadarıyla bu Ahmet Keleş, Gezi olaylarının bir komplo olduğunu ve “Taraf Gazetesi yazarı Ahmet Altan’ın yazıları okunduğunda” bunun daha net anlaşılacağını söylüyor.

Burada küçük bir sorun var. Gezi olayları sırasında ben Taraf Gazetesi’nden çoktan ayrılmıştım. Eve kapanmış roman yazıyordum.

Eğer Gezi olaylarının gelişimini benim yazılarımdan anlamaya kalkarsanız biraz zorlanırsınız. Çünkü Gezi öncesinde ben yazı yazmıyordum.

Elbette savcı da yalancı şahidi de böyle küçük ayrıntılara aldırmıyorlar. Ben Taraf’tan 2012’de ayrılmışım, onlar hâlâ benim 2013’teki Gezi olayları kapsamında Taraf’taki yazılarımdan, yani olmayan yazılarımdan söz edip, bir de utanmadan bunu iddianameye yazıyorlar. Ben o dönemde Taraf’ta yazmıyordum ama yazsaydım kesinlikle Gezi’yi desteklerdim. Gezi olaylarının devletin ve halkın vicdanına seslenen bir hareket olduğuna inanıyorum. Devletin vicdanında, eğer öyle bir vicdan varsa, Gezi kendine bir yer bulamadı ama halkın vicdanında bir yer buldu. Örgütsüz, lidersiz, halkın içinden kabaran, zeki, cesur ve barışçı bir hareketti. Tarihimizde bir örneği de yoktur bildiğim kadarıyla.

ROBOSKİ OLAYLARINDAN DOLAYI MAHKUM OLAN TEK İNSAN BENİM’

-Aynı tanık benim Uludere olayları sırasında “Devlet halkını bombaladı” diye manşet attığımı da söylemiş. Bunun için tanığa gerek yok. O başlığı ben 2011’de attım, başlık gazetenin üstünde duruyor. Yargılandım, mahkûm oldum. Roboskî olaylarından dolayı mahkûm olan tek insan benim. Bombalayanlar, bombalama emrini verenler değil ben mahkûm oldum.

-Ve, evet, bugün de aynen böyle düşünüyorum, devlet halkını bombaladı. Zavallı insanları öldürdü. Ama bunun 15 Temmuz darbesiyle ne ilgisi var? Bu iddianamede bu konu ne arıyor? Onu da kafası epey karışık olan savcıya soracaksınız artık. Bu Ahmet Keleş bir şey daha söylemiş. Keleş’in söylediğine göre Gezi olaylarından önce bir adam gelip “dolarla borçlanma” demiş. Haberi gönderen de “Hocaefendi” denilen örgüt lideriymiş. Savcı karmakarışık yazdığı için bu haberin Ahmet Keleş’e mi yoksa bana mı gönderildiğini tam anlamadım.

-Eğer haberi Keleş’e gönderdiyse bundan bize ne? Hakkımdaki iddianameyle bunun ne alakası var? Yok, haberi bana gönderdiği iddia ediliyorsa, o zaman iş epeyce gülünçleşiyor. Fethullah Gülen neden evinde oturmuş roman yazan bir adama “dolarla borç alma” diye haber göndersin? Ayrıca ben niye dolarla borç alayım? Müteahhit miyim ben? Ne dolarla ne başka parayla hayatımda borç almadım ben. Ne kadar param varsa o kadarlık yaşarım, borç almam.

‘HAYATIMDA TEK TWEET ATMADIM’

Onun hemen altında Osman Bey isimli bir gizli tanığın sözleri yer alıyor. Osman Bey, Gezi sırasında Cemaat’ten insanların gizli hesaplardan hükümet aleyhtarı twitler attığını söylemiş. Hükümet aleyhtarı twit atmanın niye darbecilik suçu olduğunu anlamadım. Bunun benimle alakasını ise hiç anlamadım. Gizli ya da açık, ben hayatımda tek twit bile atmadım. Bu olayın benimle ya da bu iddianameyle ilişkisi ne? Anlayan beri gelsin. Bu tür saçmalıklarla biz aylardır hapis yatıyoruz, üstelik bir de müebbet hapis isteniyor hakkımızda. İşte, bu duruma hukuk deniyor bugün.

’20 YILDIR TEK BİR TV PROGRAMI YAPMADIM’

Osman Bey’in ardından da Nurettin Veren isimli bir adamın tanıklığı geliyor. Darbeyi yönettiği iddia edilen adamları tanıdığı iddia edilen adamları tanıdığımıza dair ilk tanıklık. Bu Nurettin Veren, Alaattin Kaya’nın benimle, Mehmet Altan’la, Nazlı Ilıcak’la Fethullah Gülen arasındaki ilişkiyi sağladığını ve bizim Alaattin Kaya ile sık olarak görüştüğümüzü bildiğini söylüyor.
Ahmet Altan

Dikkat edin, ‘bildiğini’ söylüyor.

Şimdi ben bu Nurettin Veren’i tanımıyorum ama onun bir sahtekâr olduğunu biliyorum. Bir sahtekâr olduğunu size hemen kanıtlayacağım. 15 Temmuz’dan sonra ben bu adamı televizyonda bir canlı yayında izledim.

Ahmet Altan: Savcı, hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık haline getirmiş ki
‘Beni çiğ köfte yemeye davet etti, ‘Fuat Avni’ olduğunu kendisinden hiç duymadım’

Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın yargılandığı davanın tutuklu sanıklarından Özşengül, ‘Fuat Avni’ hesabını kullandığı iddia edilen Said Sefa’ya bilgi aktarmadığını belirterek, “Ben nereden bilgi alacağım ki ‘Fuat Avni’ye vereceğim. Çok küçük bir çevrem var, görüştüğüm insan sayısı 10’u geçmez” dedi.

‘FETÖ’nün medya yapılanması’ kapsamında haklarında dava açılan, aralarında kapatılan Zaman gazetesinin eski müdürü Ekrem Dumanlı’nın da bulunduğu 10’u firari, Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın da bulunduğu 6’sı tutuklu 17 sanıklı davanın üçüncü duruşmasına başlandı.

‘BEN NEREDEN BİLGİ ALACAĞIM Kİ FUAT AVNİ’YE VERECEĞİM?’

Said Sefa’nın Twitter’dan kendisine mesaj attıktan sonra kendisiyle 2015 yılı başında tanıştığını, 7-8 ay içinde toplam 7-8 defa yüz yüze görüştüğünü belirten sanık Şükrü Tuğrul Özşengül şu ifadeleri kullandı: “Beni çiğ köfte yemeye davet etti. Gittim. Çiğ köfte yapılırken fotoğraflar çekildi ve sosyal medyada paylaşıldı. O bir çiğ köfte toplantısıydı, hepsi o kadar. ‘Fuat Avni’ olduğunu kendisinin ağzından hiçbir zaman duymadım. Bu bazı web sitelerinde ‘Fuat Avni, Said Sefa’dır’ diye yazınca şaşırdım. Ben Fuat Avni’yi hiç takip etmeyen bir insanım. Kendisine sordum, kabul etmedi. Ben nereden ne bilgi alacağım ki Fuat Avni’ye vereceğim. Çok küçük bir çevrem var, devamlı görüştüğüm insan sayısı 10’u geçmez.”

‘SAMANYOLU’NDA YAYINDAYKEN KÖPRÜYE ASKERLERİN ÇIKTIĞINI ÖĞRENİNCE ANNEMİN ÖLDÜĞÜNÜ ÖĞRENMİŞ KADAR ÜZÜLDÜM’

15 Temmuz gecesi Samanyolu televizyonunda yayınlanan bir programda olduğunu, canlı yayın sırasında Boğaz Köprüsü’ne askerlerin çıktığını öğrenince çok üzüldüğünü, milenyum döneminde darbe olacağına hiç ihtimal vermediğini söyleyen Özşengül, “Annemin ölüm haberini almış kadar üzüldüm. Beynime kan fışkırdı” dedi.

‘BENİM BABAM İŞKENCECİ BİR POLİSTİ AMA NORMALDE ŞEKER GİBİ BİR İNSANDI, ÇOK SEVERDİM’

12 Eylül darbesi döneminde 14 yaşında bir çocuk olduğunu, babasının siyasi şubede görevli polis memuru olduğunu söyleyen Özşengül, şunları söyledi: “12 Eylül darbesini yaşadım. İşkenceleri görmüştüm. Babam polis memuruydu. Siyasi Şube’de görevliydi. Benim babam işkenceci bir polisti maalesef. Ama normalde şeker gibi bir insandı, çok severdim. Ama o sorgu odasına girdiği zaman bambaşka bir insan oluyordu, bir canavar oluyordu. Ben insanlara elektrik verildiğini, Filistin askısı yapıldığını gördüm. Elektrik verilen insanın çıkardığı sesi size tarif edemem, o bir bağırma değil, çığlık değil, bambaşka bir şeydir. Onlara nasıl sopa atıldığını, günlerce nasıl haber alınamadığını biliyordum. Babamla bir kaç kez tartıştım, ‘Niye yapıyorsun’ dedim. Bana, ‘öğlum görevim’ diyordu. O zaman öyle görevlendirmişlerdi.”

‘KOMŞUMUZ AHMET AĞABEY VARDI, SOLCULUKLA ALAKASI YOKTU AMA KOMÜNİST OLMUŞTU’

Özşengül, “Bir darbe sonrasında askeri yönetim içinde memlekette neler olabileceğini ben yaşadım. Komşumuz Ahmet ağabey vadı, gitar çalardı, orkestrası vardı. Bir düğünde Aldırma Gönül türküsünü çaldığı için tutuklanmıştı, solcu diye. 3-4 sene sonra çıktı geldi. Solculukla alakası yoktu ama komünist olmuştu” diye konuştu.
————————————————————————

O programda benim Cemaat’in televizyonlarından birinde, adını tam hatırlamıyorum, ya Mehtap dedi ya Samanyolu, haftada iki program yaptığımı, program başına 3 bin dolar aldığımı söyledi. Bunu öyle bir güvenle, gözünü bile kırpmadan söyledi ki parayı bizzat kendisinin ödediğini sanırdınız. Sonradan gördüm ki aynı yalanı iddianameye giren ifadesinde de söylemiş. Şimdi söyleyeceğime lütfen dikkat buyurun. Ben yirmi yıldır tek bir televizyon programı yapmadım. Bu adam, Alaattin Kaya’nın Gülen’le bizim aramızda ilişki kurduğunu, bizim Kaya ile sık sık görüştüğümüzü “bildiğini” söylüyor. Ve bizim savcı, ‘nereden biliyorsun’ diye sormuyor.

‘ALAATTİN KAYA İLE 10 YILDA 2 KEZ KONUŞMUŞUM’

Mehmet Altan’la benim 10 yıllık telefon kayıtlarımızı incelemişler ve Alaattin Kaya’yla görüşmelerimizin yekûnunu da çıkarıp iddianameye koymuşlar. Biz ‘sık sık görüştüğümüz’ söylenen Alaattin Kaya ile 10 yılda kaç kere görüşmüşüz, biliyor musunuz? Mehmet Altan 10 yılda sadece bir kere görüşmüş Kaya ile. O da 2008 yılında. Ben de sadece iki kez 2010 ve 2012 yılında konuşmuşum. Daha sık görüştüğümüz bir adam da olabilirdi, bu herhangi bir suçun kanıtı olmazdı. Ama suç olmayan bir eylem hakkında söyledikleri bile yalan.

‘AKP’Yİ ELEŞTİRMEK İÇİN BİRİSİNİN LAFINA MI İHTİYACIM VAR’

Ben 35 yıldır bu ülkede yazı yazıyorum. Çizgim milim değişmemiştir. Demokrasi ve hukuk isteyen herkesi destekler, demokrasi ve hukuka karşı çıkan herkesi eleştiririm. İnsan, iddianamesine böyle şeyler yazmadan önce benim 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl önce yazdıklarıma bir bakar. Hakkında üç müebbet istediği adam hayatı boyunca ne yazmış bir okur.

Ben ilk defa yargılanmıyorum.

300’e yakın davadan geçtim. Yazılarım nedeniyle yargılandım. O yazıları kimin emriyle yazmışım? Kim bana bunca davadan geçmeme yol açacak yazıları yazdırmış? Askerî vesayetle kimin emriyle mücadele etmişim?

Benim AKP’yi eleştirmek için birisinin lafına mı ihtiyacım var? Son beş yıldır yanlış politikalarıyla koca ülkeyi çökertmiş bir partiyi eleştirmek için neden bir talimata gerek olsun? Söğüt’ün iddianamedeki ifadesine göre benim Alaattin Kaya’yla ilişkilerim 17-25 Aralık 2013’e kadar devam etmiş. Kaya, o tarihe kadar Taraf Gazetesi’nde bana dosyalar ve kapalı zarflar getirmiş. 17-25 Aralık 2013’te ben Taraf Gazetesi’nden ayrılalı bir yıldan fazla olmuştu. Bu kadar net. Bu iddianameyi yazan savcı “bu Ahmet Altan Taraf Gazetesi’nden ne zaman ayrıldı” diye hiç mi merak etmez?

‘BU SAVCI HUKUKUN IRZINA GEÇMEYİ ALIŞKANLIK HALİNE GETİRMİŞ’

Savcı ‘örgüt lehine süreklilik arz eden’ yayınlara ve söylemlere bakmak istiyorsa AKP’ye bakacak. Cemaatin örgütlediği bir toplantıda Fethullah Gülen’e ‘muhabbetlerini’ sunan Tayyip Erdoğan’a bakacak. Meclis kürsüsünden Gülen’i kendini parçalayarak savunan bugünkü Adalet Bakanı’na bakacak. Cemaati sürekli savunanlar onlar. Bu bir suçsa onlar neden tutuklu değil? Suç değilse bu boş laf bu iddianamede ne arıyor? Bu sorunun tutarlı bir cevabı var mı? Yok.Tutarsız bir hukuk olabilir mi? Olamaz. Hiçbir tutarlılığı olmayan, kanıtlara dayanmayan suçlamalar ileri sürmek, bunları iddianameye yazmak hukukun ırzına geçmektir. Zaten bu savcı hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık hâline getirmiş ki bizim iddianame hukuk pornosuna dönmüş.

‘APO İDAM EDİLSİN’ DEDİĞİ İÇİN YAZILARINA SON VERDİM’

‘Darbeyi yönlendirdiği iddia edilen adamları tanıdığı iddia edilen adamları tanıdığımız’ iddiasıyla ilgili iki isim daha var. Biri Önder Aytaç. Ben Önder Aytaç’la karşılaştığımda AKP hükümetinin danışmanı ve Polis Akademisi’nin öğretim görevlisiydi. Bana Taraf Gazetesi’nde yazmak istediğini söyledi. Ben de mümkün olduğunca geniş yelpazeli bir yazı kadrosu istediğimden “olur” dedim. Savcının, beni darbeyle ilişkilendirmek için adını iddianameye yazdığı Önder Aytaç, benim işine son verdiğim sanırım tek yazar. ‘Apo idam edilsin’ dediği için yazılarına son verdim. Taraf Gazetesi’nde her görüşe yer vardı ama insanların ölümünü, öldürülmesini, devletin cinayet işlemesini isteyenlere yer yoktu. Savcı benim Önder Aytaç’la telefonda konuştuğumu yazmış ama ne zaman, kaç defa konuştuğumu yazmamış.Niye yazmamış? Yazsa, iddiasının saçmalığı iyice ortaya çıkacak, herhalde ondan yazmadı.

‘EKREM DUMANLI İLE BEŞİKTAŞ MAÇINA GİTTİK’

Şimdi benim Alaattin Kaya’yla, Önder Aytaç’la bir ahbaplığım yoktur ama Ekrem Dumanlı’yla vardır.

Ekrem, edebiyattan, sinemadan, bokstan, futboldan, benim de sevdiğim bu konulardan anlayan ve hoşlanan bir gazetecidir. Onunla sohbet etmekten her zaman hoşlandım. Bir iki kere buluşup yemek yedik, bir kere de beraber Beşiktaş maçına gittik.

Ekrem Dumanlı’yla telefonda konuştuğum için üç müebbedi hak ediyorsam Beşiktaş maçına gittiğim için herhalde elli kere falan müebbedi hak ediyorumdur. Biz konuştuğumuzda ben Taraf Gazetesi’nin genel yayın müdürüydüm, Ekrem de Zaman Gazetesi’nin genel yayın müdürüydü.

‘BU SUÇLAMA BAŞKA İDDİANAMEDEN FİRAR EDİP BENİMKİNE SAKLANMIŞ’

Bakalım bu Balyoz neymiş, öyle herkesin ağzını doldura doldura söylediği gibi ‘kumpas’ mıymış? 15 Temmuz 2016’da darbe yapan generalleri o mevkilere kim getirmiş, nasıl getirmiş? Onları o mevkilere getirme ‘suçunu’ kim işlemiş?

Bir gazete, 2010 yılında yayınladığı bir haberle 2016’ya kadar 6 yıllık süreçteki bütün askerî tasfiye, tayin, terfi işlemlerini yapacak bir güce sahip midir? Ben, 2010’da bir haber yayınlayarak 2016’ya kadar bütün tayin ve terfileri gerçekleştirebilir miyim? Üstelik de 2012’de gazeteciliği bırakarak bunu yapabilir miyim? Altı yıllık süreçte bu organize çalışmayı kim yaptı peki?Bunun cevabını bulmak zor değil. Cevap çok açık. O tayin ve terfilerin altında benim imzam var mı? Yok. Kimlerin imzası var peki? Bu “süreçte” görev yapmış genelkurmay başkanlarının, Yüksek Askerî Şûra üyesi generallerin, hükümet üyelerinin, başbakanların ve cumhurbaşkanlarının.Ve bu altı yıllık süreçte hiç değişmeyen tek bir imza var. Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak Tayyip Erdoğan’ın imzası. Savcı suçu tarif ediyor, bu suçun bir “süreçte” işlendiğini söylüyor, suçluların kim olduğunu işaret ediyor, sonra da dönüp benim cezalandırılmamı istiyor. Peki, bu savcı benle hiçbir ilgisi olmayan bir suçlamayı neden benimle ilgili bir iddianameye koyuyor? Bu suçlama, başka bir iddianameden firar edip, bir süreliğine benim iddianameme saklanmış bir suçlama gibi gözüküyor.


Haberle ilişkili Arşiv

Ahmet Altan: Savcı, hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık haline getirmiş ki
Arşiv Haber: 07.06.2017

Emniyet’in düzenleyeceği operasyonları önceden paylaşan Twitter hesabı Fuat Avni’ye emniyet içinden bilgi aktaran isimlerin tutuklandığı açıklandı.

Akşam’ın iddiasına göre, itirafçı olan polislerin verdiği bilgiler doğrultusunda ‘Fuat Avni’ye bilgi aktaran polisler ortaya çıkarıldı.

Bilgiler ‘imam’ düzeyindeki 9 FETÖ’cü toplandı. Gelen bilgi ve belgeler önce bölge sekreteri ve alt birimlerine aktarılıyordu. Sonrasında ise ‘bilişim imamı’ Salih Cömert’e iletiliyordu. Cömert ise bu bilgileri Fuat Avni’nin bilgi havuzuna özel bir sistemle aktardı.

Emniyette’ki gizli bilgileri Fuat Avni’ye aktardığı ileri sürülen FETÖ’cülerin isimler şöyle: Hasan Deniz, Hayri Bakır, Muhammet Alıç, Salih Cömert, Ecevit Bahadır, İbrahim Aydoğdu ve Hasan Çalışkan.

‘Fuat Avni’nin gizli albümü ortaya çıktı’

Ahmet Altan: Savcı, hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık haline getirmiş ki
Akademi Portal Arşiv
16.05.2017

FETÖ’nün medya yapılanmasına ilişkin soruşturma kapsamında, Fuat Avni isimli Twitter hesabını kullandığı iddia edilen firari Said Sefa’nın fotoğraf albümüne ulaşıldı.

FETÖ’nün medya yapılanmasına ilişkin soruşturma kapsamında, Fuat Avni isimli Twitter hesabını kullandığı ileri sürülen firari Said Sefa’nın fotoğraf albümüne ulaşıldı. Albümde, Said Sefa’nın Ahmet Altan, Enes Kanter, Ekrem Dumanlı ve Atilla Taş gibi örgütün medya yapılanması içerisinde yer alan isimlerle çekilmiş fotoğrafları yer alıyor.

​Fotoğraflarda Zaman’ın eski yöneticisi Mehmet Kamış da bulunuyor. Karelerden birinde Said Sefa’yla birlikte olan Atilla Taş, tahliye edildikten sonra yeniden cezaevine konulmuştu.

Ahmet Altan: Savcı, hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık haline getirmiş ki

Ahmet Altan: Savcı, hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık haline getirmiş ki

Ahmet Altan: Savcı, hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık haline getirmiş ki

Ahmet Altan: Savcı, hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık haline getirmiş ki

​Fuat Avni’nin albümünde soyadını ‘Gülen’ olarak değiştirip “Onu için canımı veririm” diyen basketbolcu Enes Kanter de yer alıyor. Kanter’in Said Sefa’nın ofisini ziyaret etmesi dikkat çekiyor.

Karar’da yer alan habere göre Ahmet Altan ile Said Sefa’nın baş başa yaptıkları bir görüşmenin fotoğrafı da başsavcılığın ele geçirdiği albümde yer alıyor.

Firari Said Sefa hakkında ağırlaştırılmış müebbet isteniyor.

 

Ilıcak: Gazete yazım için tuttuğum notları örgüt belgesi gibi anlatmışlar

Ahmet Altan: Savcı, hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık haline getirmiş ki
Akademi Portal Arşiv
20.06.2017

Ahmet Altan, Mehmet Altan, Ekrem Dumanlı, Tuncay Opçin ve Emre Uslu’nun da aralarında bulunduğu 17 sanıklı ‘FETÖ’nün medya yapılanması’ davasının ikinci duruşması başladı. Nazlı Ilıcak’ın dün yarım kalan savunmasına devam etti. “Cemaat işini geç farkettim” diyen Ilıcak “Gazete yazım için tuttuğum notları örgüt belgesi gibi anlatmışlar” dedi.

İstanbul Adalet Sarayı’ndaki 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanan ikinci duruşmaya tutuklu sanıklar Nazlı Ilıcak ve Mehmet Altan, Fevzi Yazıcı, Şükrü Tuğrul Özşangül ve Yakup Şimşek getirildi.

Tutuklu sanık Ahmet Altan’ın duruşmaya SEGBİS ile katıldı. Tutuksuz sanık Tibet Murad Sanlıman duruşmada hazır bulundu. Firari sanıklar Abdulkerim Balcı, Mehmet Kamış, Ekrem Dumanlı, Emre Uslu, Osman Özsoy, Şemseddin Efe, Tuncay Opçin, Ali Çolak, Bülent Keneş ve Faruk Kardıç ise duruşmada yer almadı.

Duruşmaya, gazeteci Hasan Cemal, Uluslararası Af Örgütü temsilcisi, İngiliz Barosu temsilcisi, İngiliz Barosu İnsan Hakları Komitesi temsilcisi, 19 basın örgütü temsilcisi, Uluslararası Kıdemli Avukatlar Projesi temsilcisi ve sanıkların yakınları katıldı.

15 Temmuz darbe girişimine ‘iştirak etmekle’ suçlanan Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında ‘Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalışmak’, ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya çalışmak’ ve ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya çalışmak’ suçlamalarıyla üçer kez ağırlaştırılmış müebbet ve 2Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ suçlamasıyla da 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

‘GÖZYAŞLARI İÇİNDE SAVUNMA YAPTI ‘ DİYE HABERLER ÇIKTI, TEKZİP ETMEK İSTİYORUM’

Duruşmada ilk gün yarım kalan savunmasına devam eden Nazlı Ilıcak, “Dün medyada ‘Nazlı Ilıcak gözyaşları içinde savunma yaptı’ diye haberler çıktı. Bunu tekzip etmek istiyorum. Yanlış bir anlama olmasın. Gözyaşı içerisinde aciz şekilde gösterilmek isteniyor” dedi.

‘TÜM AİDİYETİMİ LAİK CUMHURİYETE BORÇLUYUM’

Ilıcak “Bu darbe iddiasına kaldığımız yerden devam ediyoruz. Aramızda yaptığımız 14 Temmuz’daki toplantıdan yola çıkarak, sayın savcı darbeye zemin hazırladığımız saikiyle o konuşmayı yaptığımızı söylüyor. Benim kimliğim teokratik bir darbeye uyar mı? Ben niye Fetullah Gülen’in ülkenin başına geçmesini isteyeyim? Tüm aidiyetimi laik cumhuriyete borçluyum. Suudi Arabistan’da bir Nazlı Ilıcak olmak ister miyim” ifadelerini kullandı.

‘BARIŞ SÜRECİNE TAMAMEN TARAFTARIM’

Ilıcak savunmasında, “Ben kainat imamı denen bir kişinin neden peşine takılayım. Cemaat barış sürecine karşı denildi. Ben barış sürecine tamamen taraftarım. Bugün de taraftarım. Ne Oslo Sürecini eleştirdim, ne de KCK’yı onayladım. Onların Hakan Fidan’a düşman olduğu anlatılıyor. Fidan ifadeye gittiği an hükümet nasıl düşer, ben buna bir mantık veremedim. Teoman Koman ile Hakan Fidan’ı mukayese ettim. Ben sivil bir kişinin olmasını tercih ettim. Ben sivilleşmeden yanayım. Cemaat, Hanefi Avcı’ya karşıydı. Ben tutukluyken Hanefi Avcı’nın serbest bırakılması için gazetede yazı yazdım. Bütün hayatım bunlarla mücadeleyle geçmiş. Ben mağdur gördüğüm insanların yanında yer alırım” ifadelerini kullandı.

‘BEN TAYYİP ERDOĞAN’IN DÜŞMANI DEĞİLİM, MUHALİFİYİM’

Kendisinin Ahmet Altan ile olan programda söylediği hiçbir sözün tehdit ve hakaret içermediğini savunan Ilıcak, “Benim hangi sözümle darbeye zemin hazırlanıyor. Ben Erdoğan’ın muhalifiyim, düşmanı değilim ki nasıl onun ölmesini isteyeyim, ölmesini isteyen planların içerisinde yer alayım. Geçmişte yol arkadaşlığımız var” dedi.

‘ERDOĞAN’LA YOL ARKADAŞLIĞIM VAR, NİYE DARBE İSTEYEYİM’

Ilıcak “Ben 2013’e kadar Erdoğan’ı destekledim. Erdoğan’ın düşmanı değilim ki. Niye darbe isteyeyim. Onunla geçmişten gelen yol arkadaşlığım var, nasıl böyle bir yorum yapabilirim. Muhalefete geçmem buna nasıl sebep olabilir?” ifadelerini kullandı.

HAKKINDA YAZILAN KÖŞE YAZILARINI OKUDU

Hakkında Ayşe Kulin, Nuray Mert, Ertuğrul Özkök, Cengiz Çandar ve Taha Akyol’u yazdığı köşe yazılarını okuyan Ilıcak “Ben burada tanık dinletmek yerine meslektaşlarımın yazılarından örnekler okumak istiyorum. Benim kimliğimi tanımanız önemli. Siz belki beni gazetelerden tanıyorsunuz. Benim tanık olarak getirmektense 3-5 satır bir şey okumama müsade edin. Benim hangi sözüm darbeye zemin hazırlanıyor. Sözde plan semineri altında bir darbe hazırlığı yapılıyor hükümete karşı. Bunları yazarak Ben FETÖ’yü aklıyormuşum. Ben FETÖ’yü aklamıyorum. Ben mağdurların yanında yer alırım, her zaman yer aldım. Ahmet Altan diyor ki ‘Bu şartlar değişecek. 2 yıl sonra seçim var’ Ben de onu destekliyorum, darbe yönünde bir söz değil ki” dedi.

‘BİZ GAZETECİ OLARAK CİZRE’Yİ KONUŞMAYACAK MIYIZ?

“Cizre’yle ilgili İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporu var. Felaket bir rapor. Biz gazeteci olarak bunu konuşmayacak mıyız?” diyen Ilıcak “FETÖ’nün yaptığını ayıralım. Kötü niyetle hareket ediyor. Ama bunlar (yolsuzluklar) irdelensin diyen bir gazeteci iyi niyetli. Benim Twitter’da 1 milyon 300 bin takipçim vardı. Paylaştığım, RT yaptığım her şeye katıldığım anlamına gelmez. Fuat Avni’nin tweetlerini paylaşmış olmam onlara katıldığım anlamına gelmez, ben sadece duyurmuş oldum.

‘MECBUR MUYUM BALYOZ TAMAMEN KUMPASTI DEMEYE?’

“Tv’de Balyoz’dan söz eden cümlelerim plan seminerindendir” diyen ve 1. Ordu’daki ‘liderlerin tutuklanması’ konuşmasını okuyan Ilıcak Balyoz seminerinin darbe hazırlığı olduğunu savundu ” Bizi burada darbeden yargılıyorsunuz, şu seminerdeki konuşmalara bakın” dedi. Ilıcak “Balyoz planı diye çıkan belge sahte olabilir, listeler sahte olabilir. Bunu kimse hemen anlayamaz, büyük uzmanlık gerektirir” ifadelerini kullandı.

Nazlı Ilıcak savunmasını “Ben mecbur muyum Balyoz tamamen kumpastı demeye? Erdoğan bunun savcılığını yaptı. Biz de destekledik. Bugün gelinen noktada Ergenekon’un sulandırıldığını, insanların bu kumpasın içine atıldığını biliyoruz. Yanlış yaptığım oluyor ama yalan söylemem, öz eleştirimi de yaparım. Ergenekon ve Balyoz için topyekün böyle bir şey yok demek yanlıştır. Tamamen kumpas olmadığına inanmak niye FETÖ’nün dümen suyuna girmek olsun? Ecevit 70’lerden beri kontrgerilladan söz etti. Kontrgerillayı araştırmak isteyen Doğan Öz suikasta kurban gitti. Biz biliyoruz. Kara propaganda siteleri vardı, kabul ediyorlar. Taraf onları yazınca, sonradan kabul edip kapattılar o siteleri. Hukukun üstünlüğüne saygı duyan biri olarak MGK kararına uymak zorunda değilim. O zaman 28 Şubat’ta başörtülülere cihat açardım. Ben bugün FETÖ’nün terör örgütü olduğuna yüzde yüz eminim. Hele 15 Temmuz darbesinden sonra” sözleriyle sürdürdü.

‘CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKAN SÖZ EDİNCE BİR ŞEY OLMUYOR’

an Dündar’ın ‘Ergenekon’ kitabından ‘Ergenekon’un varlığına ve örgütlenmesine ilişkin tanıklıkları’ okuyan Ilıcak, Başbakan Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Balyoz, Ergenekon konusundaki ‘darbecilerin, cuntacıların’ varlığına işaret eden sözlerini hatırlattı.

Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu, Hüseyin Çelik gibi isimlerin Fethullah Gülen’i öven açıklamalarını mahkemede okuyan Ilıcak “Ben ‘FETÖ yanlısı dezenformasyon’la suçlanan kitabımı hükümet üyelerinin böyle açıklamalar yaptığı zamanda yazdım. 15 Temmuz’da belki bir cadı avı gerekliydi. Öyle büyük bir badireden geçti ki Türkiye. Gazete yazım için tuttuğum notlarımı örgüt belgesi gibi anlatmışlar. Ben kısa kısa not alıp irticalen sekreterime yazdırırdım. Dursun Çiçek’in İrticayla Mücadele Eylem Planı’nı yazdığım yazı Balyoz propagandası gibi gösterilmiş. Arada hiç ilişki yok. Savcıya göre Ergenekon, Balyoz’dan söz etmek FETÖ’cülük kriteri. Cumhurbaşkanı, Başbakan bunlardan söz edince bir şey olmuyor” dedi.

‘CEMAAT İŞİNİ GEÇ FARKETTİM’

Ilıcak sözlerini “Koza İpek’ten aldığım para, Bugün’deki maaşlarım. Ben çok daha yüksek ücretle Sabah’ta çalışıyordum, TV programı yapıyordum. 15 Temmuz sabahı Bodrum’a gittim. Arkadaşlarımla briç partisi yapacak ve Yunan adasına gidecektik, darbe olunca iptal ettim. Bodrum’da yaz planları yaparken, oğlum, kızım, torunlarım gelecek diye beklerken darbeyle suçlanıp huzurunuza getirildim. Gelelim özeleştirime. Ben bu cemaat işini geç farkettim. Geç farketmemin sebebini izah etmek istiyorum. DP geleneğinden birisi olarak dindar kesime hep duyarlı oldum. Ben bir kafa karışıklığı yaşadım. Tam anlamıyla emin olamadım.

DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel sadece Gülen cemaati aleyhine dava açmadı, Merve Kavakçı’nın da evini bastırdı. Ben itikat sahibi benim sahip çıktığım insanlardan tabanı olan bir cemaatin içyüzünü anlamakta geciktim, hemen farkedemedim. açmam, bu yaştan sonra Türkiye dışında yaşamam imkânsız. Evlerim var, torunlarım var. 3 müebbet talebine rağmen tahliye istiyorum” diyerek tamamladı.

 

 

 


 

Twitter

Facebook

Pinterest

Akademi Portal Arşiv

Akademi Portal

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın