Bilinmeyenleri ile 17 Aralık sonrasında yaşananlar 50/1

17 Aralık günü seçim çalışmaları için memleketi Hatay’da bulunmakta olan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, akşamüzeri Ankara’ya gelerek HSYK’yı (Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu) olağanüstü toplantıya acil çağrısı ile topladı.

Şaşırtmayacak biçimde, bu konunun ‘soruşturmalar ile ilgili olmadığı’nı sözlerine eklemeyi ihmal etmedi.

Asıl kıyamet 17 Aralıktan sonra koptu. Şimdi gün gün nelerin yaşanıp bittiğine satır satır yer vereceğim.

Ondan sonrasında ise fezlekelerden örnekler ile ne derece büyük bir organizasyon ağı ile ‘yetim hakkı’nın yendiğine göz atalım.

17 Aralık sonrasında hükümet ilk şoku hızla atlatmak için gayret içersine girmişti. Hem hükümet hem de AKP kanadında sıkıntılara mehâl vermemek adına tüm önlemler hat safaya çıkarılmıştı.

Hükümete yakın kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Başbakan ve hükümet üyeleri 17 Aralık‘tan kısa bir süre sonra ikinci bir operasyonun daha geleceğini biliyorlardı. Bu yüzden Başbakan, istifalarını sunmuş olan o bakanların istifalarını hemen işleme koymamıştı ve ilk olarak gözünü operasyonu tertipleyip düzenleyenlere gözünü dikti.

Çünki çok iyi biliyordu ki önünü ve önlemini almassa ikinci operasyonun hedefinde kendi oğlu Bilal Erdoğan vardı, buna müsade edemezdi. Hemen 18 Aralık’ta bizzat işe koyuldu.

Hakkında rüşvet suçlaması bulunan İçişleri Bakanı Muammer Güler Emniyet Genel Müdürlüğü ile birlikte İstanbul Emniyetinde görevden alınacaklar ve yerine atanacakları tespit ediyordu. Ve Organize Şube Müdürü Nazmi Ardınç, Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı, Kaçakçılık Şube Müdürü Tuğrul Turhal, Asayiş Şube Müdürü Ersan Ersan Erçıktı görevlerinden alındılar.

Bütün bu süreci dönemin Başbakanlık Müsteşarı Efkan Âlâ bizzat yönetiyordu.

Bu görevinin karşılığında İçişleri Bakanı yapılacaktı.

Hükümetin tüm eylem planları iki ayaklı yürütülmekteydi, ilki idari ikincisi hukuki. İdare içinde olduğu gibi, yargı içersinde kendi tabirleriyle “Paralel yapı” temizlenmedikçe rahat nefes alamayacaklardı. Bu nedenle de 18 Aralık günü, polise yapılan operasyon benzeri bir olay yargıda da yapıldı. Soruşturmaya Mustafa Erol ve Ekrem Aydıner isimli iki yeni savcı daha atanmıştı.

Ankara’da hükümet üyelerinin evlerinin, ofislerinin ve genellikle toplandıkları, adreslerin çok kimselerce bilinmediği yerlerin ışıkları sabahlara kadar yanıyordu. Mecbur kalınmadıkça telefonlar ile konuyla ilişkin iletişim sağlanmıyordu. Keza bu talimat bizzat Başbakan tarafından verilmişti.

kendisi her ne kadar konuya titizlik gösterip dikkat etse de oğlu Bilal’in en hafif tabirle tecrübesizliği “sıfırlama” konusunda kendilerini zaten ele veriyordu.

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın