Rebî’ul – Evvel Ayı, hicrî – kamerî senenin üçüncü ayıdır. Rebî Arapça (bahar) anlamına gelmektedir. Araplar, ağaçların çiçek açtığı zamana Rebî-ul – evvel, meyvaların olgunlaştığı zamana da Rebî-ul âhir diyorlardı.
Bu ay, bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in dünyaya teşrif ettiği Mevlid gecesinin bulunduğu da bir aydır.
Dünyaya Teşrifleri:
Yeryüzü zulüm ve vahşet ile kaplanmış, saadetin sevincin huzurun kaynağı olan “Tevhid” inancından mahrum kalmıştı. Gönüllerde tek mâbud yerine, bir çok batıl ilâhlar yer almıştı. Bu Dalâlet ve cehalete, bu hüzün ve sıkıntıya insanlığın daha fazla katlanmasına Allah’ın sonsuz merhameti elbette müsaade edemezdi…
Bütün bunlara son verecek zâtı,şefkat ve merhametinin bir eseri olarak ellebette gönderecekti.
İşte o gönderilen kişi, dünyanın mânevi şeklini beraberinde getirdiği nur ile değiştirecek eşsiz insan, cinlere ve insanlara ebedî saâdetin yolunu yolunu gösterecek Allah’ın son Peygamberi Hazreti Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dir.
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Rebiü’l-Evvel ayının onikinci Pazartesi gecesi sabaha karşı tan yeri ağardığı sıralarda Miladî takvime göre 571 yılı Nisan ayının yirmisinde Mekke’de mütevazi bir evde dünyaya gözlerini açtı.
Bu göz açışla birlikte âlem, sanki birden elem ve mâtemini unutarak sevinç ve heyecanla doldu.
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in Dünyaya Teşriflerindeki Mucizeler:
- Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in Ashabı sormuşlar: “Ey Allah’ın Resulü, bize kendinizden haber verirmisiniz?” demişler. O da cevaben buyurmuşlardır ki: “Babam İbrahim’in duası, İsa’nın müjdesi,annemin müjdeli rüyasıyım. O bana hamile kaldığı zaman, Şam’daki köşkleri aydınlatacak kadar büyük bir nurun kendisinden çıktığını görmüştü...”
- Yeryüzünde hiç bir anneye nasip olmayan eşsiz şerefe mazhar kılınan aziz anne, Hazreti Âminei o mesut anı şöyle anlatmaktadır: “Hamileliğimin altıncı ayında bir gece rüyâda karşıma bir zât çıkıp dedi ki: `Ey Âmine! Bil ki Sen âlemlerin en hayırlısına hamilesin. Doğurunca ismini Muhammed koy ve halini hiç kimseye söyleme!´
Derken doğum zamanı gelmişti. Kayınbabam Abdülmuttalib Kâbe’yi tavafa girmişti. Evdeydim. Birden kulağıma müthiş bir ses geldi, korktum. Bir de ne göreyim? O anda bir beyaz kuş yanıma geldi ve kanadı ile ensemi sıvadı.
O andan itibaren bende korku ve kaygı adına hiçbir şey kalmadı.
“Yanıma bir göz attım. Bana bir ak kase içinde şerbet sunuyorlar. Kâse dikip içer içmez, beni bir nur sardı.
“Ve Muhammed dünyaya geldi…”
Aziz anne doğum sonrasını ise şöyle anlatır: “Bütün yeryüzünü doğudan batıya kadar gördüm. Baktım ki, doğudan bir bayrak, batıda bir bayrak ve Kâbe’nin üstünde bir bayrak.
Etrafıma çok sayıda Melek toplandı. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) doğar doğmaz, mübarek başını secdeye koydu ve şahadet parmağını kaldırdı ve Lâ ilâhe illallah, inni Resûlullah (Allah’tan başka hiç bir ilâh yoltur. Ben O’nun elçisiyim)” buyurdu.
Âniden gökten bir beyaz bulut inip yavrumu kapladı ve bir ses işittim: “O’nu doğudan batıya kadar her yeri gezdirin tâki mahluklar O’nu ismiyle, sıfatıyla, sûretiyle tanısınlar diyordu.
Devamı gelecek…









































