Şerefsiz Namussuz Hayasız Alçak Kahpe PKK ve PKK’lılar alfabede isim bırakmadılar kullanmadık PKK’dan PYD,PYD’den YPG,YPG’den de şimdide TAK diye adına lanet gelesi bir terör türedi. Sırada hangi isimler var bilinmez ama herkes biliyorki PKK PKK’dır Terör terördür PKK’ismini unutturmaya bu yeni isimleri bize yutturmaya çalışıyor bu alçak namussuz teröristler…

Şubat ayında Ankara’da gerçekleştirilen ve 29 kişinin hayatını kaybettiği diğer bombalı saldırıyı da TAK üstlenmişti.

Örgüt Aralık 2015’te İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na havan topuyla düzenlenen saldırıyı da üstlenmişti.

PKK lideri Cemil Bayık, Şubat ayındaki Ankara saldırısının ardından yaptığı açıklamada, “Militarizmin merkezinde yapılan eylem de halkımıza karşı yürütülen insanlık dışı vahşi soykırımcı katliamlara karşı misilleme eylemi olabilir” demişti.

TAK daha çok Batılı kentlerde, hem güvenlik görevlileri hem de sivilleri hedef alan saldırılar düzenleyen bir örgüt.

PKK, TAK’ın kendisine bağlı olmadığını söylüyor. TAK da PKK’dan ayrılarak kurulmuş bir yapı olduğunu belirtiyor.

Ancak iki örgütün organik bağlarını koruduklarına inanılıyor.

TAK, ABD’nin de ‘terör örgütleri’ listesinde yer alıyor.

Ankara Kızılay’da Pazar gecesi düzenlenen ve toplam 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıyı Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) örgütü üstlendi.

Örgüte bağlı bir internet sitesinde yayınlanan açıklamada saldırıyı “Seher Çağla Demir komutasında bir birimin”
yaptığı ifade ediliyor ancak sayı ya da diğer isimler konusunda ayrıntıya girilmiyor.

Ayrıca saldırının “Cizre’de yaşananların intikamını almak” amacıyla gerçekleştirildiği ve aslında güvenlik güçlerinin hedeflendiği belirtiliyor.

“Birimimiz hedefine yöneldiğinde yapılan polis müdahalesi sivil kayıpların da olmasına yol açmıştır” denilen açıklamada, bu kayıplardan dolayı üzüntü ifade ediliyor.

Fakat eylemlerin süreceği de belirtiliyor.

 

TAK: “Savaşı Türkiye’nin her yerine yayacağız”

Geçtiğimiz aylarda Sabiha Gökçen Uluslararası Hava Limanı’na yönelik gerçekleştirilen roketatarlı saldırı ile adını yeniden gündeme taşıyan Teyrêbazên Azadiya Kurdistan (TAK), kendi internet sitesi üzerinden yeni bir açıklama yayınladı. PKK’nin eylem çizgisinin, devletin şiddeti karşısında “Hümanist” kaldığı belirtilen açıklamada, TAK’ın kendi bağımsız stratejisi ile tüm Türkiye’de bağımsız eylemlilikler gerçekleştireceği ilan edildi.

Topyekün imha savaşına karşı yeni bir savaş hamlesi başlattığını duyuran TAK, “PKK ve diğer Kürt direniş örgütlerinin yürüttükleri savaşta ki hedef perspektifleri, eylem tarz ve taktikleri mevcut TC faşizminin Kürt halkına karşı yürüttüğü savaş tarz ve yöntemleri karşısında çok fazlasıyla ‘’hümanist’’ bir karakter taşımaktadır. Bu bağlamda bu direniş örgütlerinin hedef perspektifleri, eylem tarz, taktik ve biçimleri bizi bağlamadığı gibi TAK olarak kendimize biçtiğimiz misyon doğrultusunda kendi bağımsız eylem strateji, taktik, tarz ve yöntemlerimizi belirleyip uygulayacağız.” diyerek açıklamasını noktaladı.

 

Devrimci Hareket’ten Ankara patlamasıyla ilgili açıklama: Halkın zarar göreceği eylemler yapılamaz, savunulamaz

13 Mart Pazar akşamı Ankara Kızılay Güvenpark çevresinde bombalı aracın infilak ettirilmesiyle gerçekleştirilen eyleme ilişkin Devrimci Hareket, “Eylem siyasetin devamıdır, ilkeler tutarlılığın gereğidir” başlıklı bir açıklama yaptı

İki gün önce Ankara’da 37 kişinin bombalı aracın infilak etmesiyle ölümünün ardından bu akşam saatlerinde Devrimci Hareket tarafından yazılı bir açıklama yapıldı. Açıklamada mücadele tarihinin ezilenlerin meşru şiddetini gerektirse de bunun bir zorunluluktan öte bir durum olmadığı belirtildi. Açıklamada devletin katliamcı kimliği ve insanlık dışı uygulamaları teşhir edilip, hedef alınması gereken bir durum olarak nitelenirken, devrimcilerin eylemde ‘öz ve biçim farkını’ azami düzeyde göstermesi gerektiği ifade edildi.

Egemen sınıfların, algıyı yönlendirme ve devrimcilere dair olumsuz intiba oluşturma konusunda çok daha gelişkin araç ve yöntemlere sahip olduğu günümüz koşullarında, düşmanına benzememek için çok daha fazla özene ve yaratıcı yöntemlere ihtiyaç olduğu vurgulanan açıklamanın tam metni şöyle:

Sınıflar mücadelesi tarihi boyunca ezenlerin yani egemen sınıfların zorbalığına dair pek çok örnek yaşanmıştır. Köleci dönemde insanlar kırbaçlanmış, engizisyonda yakılmış, devamında giyotinle, kurşuna dizmeyle vb. tanışmıştır. Spartaküs’ten bugüne bu saldırıların karşısında ezilenler adına dikilen, başkaldıran kesimler sınıfsal düşmanlarına benzemeyen bir mücadele hattı izlemiş, Spartaküs’ün Güneş ülkesinde olduğu gibi mücadeleye alternatif eşlik etmiş, ilkeli bir yol izlenmiştir.

Sınıfsal ayrıma son verme, mülkiyet ilişkilerini tarihe gömme ve insana yaraşır bir düzen oluşturma amacıyla sürdürülen mücadeleler, yer yer ezilenlerin meşru şiddetini gerektirse de bu, hiçbir zaman amaç haline gelmemiş, deyim yerindeyse bir daha insanlık yaşamında şiddete yer kalmasın diye geçici ve zorunlu hallerde böyle bir araca başvurulmuştur.

Ne var ki bir süredir, Türkiye Kürdistanı’ndaki saldırılar gerekçe gösterilerek, ezilenlerin bugünkü mücadele ihtiyacına denk düşmeyen biçimde, “kısasa kısas mantığıyla” kimi eylemlerin yapıldığı veya yapılabileceğinin dillendirildiği görülüyor. Sınıf bilincinden uzak, psikolojik ve duygusal ölçeklerle yaklaşıldığında anlaşılır gibi görünen bu tür eylemlerin son tahlilde egemen sınıfların kutuplaştırıcı ve halklar arasındaki mesafeleri büyüten politikalarına hizmet ettiğini, daha da önemlisi faşizmin saldırıları ile devrimcilerin eylemleri arasında olması gereken öz ve biçim farkını giderek görünemez hale getirdiğini söylemek abartılı olmaz. Gerçekte Sur’un da Cizre’nin de ihtiyacı bu değildir.

Mücadelede etiğin ve estetiğin gerekliliği

Türkiye’de devrim mücadelesi tarihinde önemli bir dönemeç, bir çeşit nitelik belirleyici eşik olan 71 devrimciliği, eylemdeetiğin ve estetiğin gerekliliği konusunda çok önemli/öğretici dersler bırakmıştır. Örneğin Mahirler (THKP-C kadroları) kamulaştırdıkları taksiyle işleri bittikten sonra içine şoförü mağdur etmeyecek miktarda para bırakırlardı. Eylemler sırasında halkın zarar görmemesi için azami özen gösterilir, gerektiğinde sırf bu nedenle eylemler iptal edilir veya ertelenirdi.

Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir’in Maltepe’de çatışma sırasında zorunlu olarak girdikleri evde rehin aldıkları Sibel Erkan’ın, devletin imha edici nitelikteki saldırıları karşısında zarar görmemesi için canlarını ortaya koydukları bilinir. Mahir, bu konuya ve böylesi meselelerin devrimcileri halkın nezdinde yıpratmak için nasıl kullanılabileceğine dair mahkemedeki savunmasında uzun uzun yer verir.

Egemen sınıfların, algıyı yönlendirme ve devrimcilere dair olumsuz intiba oluşturma konusunda çok daha gelişkin araç ve yöntemlere sahip olduğu günümüz koşullarında, düşmanına benzememek için çok daha fazla özene ve yaratıcı yöntemlere ihtiyaç vardır.

Hedefinde halk olan eylem devrimci değildir

“Kaza”, hesapsızlık vb. nedenler dahil hangi gerekçeyle olursa olsun, hedefinde halk olan yani halkın zarar göreceği eylemler yapılamaz, savunulamaz; bu türden eylemler devrimci değildir; niyet ne olursa olsun karşı devrim gemisinin yelkenlerini şişirir.

Devrimcilerin tarihinde her zaman zorunluluklar olmuştur, egemen zorbalar her dönem çeşitli biçimlerde halka zulmetmiştir. Ama bu, devrimcilerin eylem çizgisinde ilkesizliği benimsemelerini beraberinde getirmemiştir. Bugüne dek yaşananların, hiçbir zorunluluğun veya teknik meselenin arkasına saklanmadan ders çıkarmaya sebep olacağını; kiminle, nerede, nasıl ve nereye kadar beraber olunması gerektiği, devrimcilerin birlikten ve eylemden ne anladığı konusunun pragmatizmden uzak ilkeli bir duruşla ele alınacağını; devrimci yapıların geçmişinde yer alan bu çerçevedeki tutarlılığa gölge düşürmeyecek bir duruşta ısrarcı olunacağını umut ediyoruz.

“Batı”da ihtiyaç olan çalışma tarzı

Bugün yönetenlerin yönetemez hale geldiği, halkın büyük bir çoğunluğunun gidişattan memnun olmadığı doğrudur. Ancak çeşitli toplum kesimlerinin tepkilerini siyasal zeminde ifade etmesi bağlamında kopukluklar, yetersizlikler yaşanmaktadır. Diğer bir ifadeyle yol gösterici devrimci irade ile halk arasındaki bağlar giderek zayıflamakta, bir içe kapanma ve özgüvensizlik hali toplumun büyük kesiminde gözlenmektedir. Bu koşullarda, sınıf ilişki ve çelişmeleri de araç-amaç ilişkisi de doğru kurularak mücadele hedefleri seçilmelidir.

Sanıldığının aksine ne Türkiyeli egemenler ne de uluslararası sermaye AKP’den/Erdoğan’dan umudu kesme, onu tasfiye etme noktasında değildir. Devrimciler süreci okurken, egemen sınıfların ve temsilcilerinin iç dalaşına veya tribünlere verdikleri pozlara bakarak değil, AKP iktidarının 14 yıllık süreçte sermaye güçlerine ne kazandırdığı noktasından hareket etmelidir.

Böyle bir yaklaşım, sermaye güçlerinin iktidardan memnuniyetsizliğini değil halkın tepkilerini ölçü almayı, dolayısıyla da AKP’den kurtulmak için de geleceği kazanmak için de halkla aradaki bağları güçlendiren, özgüveni artıran, ayrıştırıcı değil bütünleştirici çalışmalara ağırlık vermeyi gerektiriyor. Bugün “batı”da ihtiyaç olan ve imkanların seferber edilmesi gereken çalışma tarzı budur.

Unutmamak gerekir ki puslu hava da kutuplaştırıcı siyaset de AKP’nin beslenme kaynaklarıdır. Devrimcilerin yapması gereken, toz-duman oranını artırmak değil bir taraftan AKP’nin ve sistemin üzerine fener tutarak gerçekliğini görünür kılarken diğer taraftan halkın alanları boşaltmasına değil alanlara akmasına sebep olacak politikalar geliştirmektir.

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın