Financial Times, anlaşmanın Avrupa’daki sağcı siyasetçilerin öfkesine neden olduğunu ve AB diplomatları arasında tartışma yarattığını yazıyor.
Gazete, Fransa’da eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Le Monde’a verdiği röportajda Türkiye için vize serbestliğine kesinkes olarak karşı çıktığını söylediğini aktarıyor.
FT, Almanya’da Başbakan Angela Merkel’in partisi CDU’nun kardeş partisi CSU’nun ve bazı sosyal demokrat politikacıların buna karşı olduğunu yazıyor.
Selim Yenel FT’ye konuştu
FT’ye konuşan ve ismi açıklanmayan üst düzey bir AB yetkilisi, ‘Türkiye’ye vize serbestisi getirme düşüncesinin bir şaka olduğunu’ söylemiş.
Türkiye’nin AB Büyükelçisi Selim Yenel de konuyla ilgili FT’ye konuşmuş.
Yenel, ‘Avrupa açısında korkacak bir şey olmadığını’ söylemiş ve Avrupa’ya geçen milyonlarca göçmen arasında Türklerin bulunmadığına dikkat çekmiş.
Vize serbestisini öğrenciler ve iş insanlarıyla sınırlı tutma önerisinin gündeme gelebileceğini yazan gazete, Yenel’inse bunu kabul edilmez bulduğunu söylediğini bildiriyor.
Guardian’ın yorum sayfasında Avrupa Parlamentosu üyesi, eski Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt’ın anlaşmayı eleştiren bir yazısı var.
Yazının başlığı, ‘Bu Türk anlaşması yasadışıdır ve Avrupa’nın değerlerine ihanet etmektedir’.
Verhofstadt yazısında özetle şu görüşü savunuyor: ‘Mülteci krizi AB’nin, git gide daha otoriter hale gelen bir rejimle bir anlaşma imzalamasıyla çözülmeyecek’.
Verhofstadt anlaşmanın ayrıntılarını aktardıktan sonra hem bunun BM kararlarına aykırı olduğunu belirtiyor hem de çözüm getirmeyeceğini yazıyor.
Türkiye’de insan haklarının kötüye gittiğini belirten Verhofstadt Türkiye’nin serbest dolaşım talebine olumlu yanıt verilmesine de tepki gösteriyor:
Avrupa’nın ufalanan Schengen bölgesinde vizesiz seyahat hakkı sunduğumuzda, Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülke içindeki siyasi zaferine yardım etmede suç ortağı olacağız”.
Verhofstadt: Erdoğan’ın zehirli kadehinden içmek çözüm değil
Verhofstadt daha sonra Avrupa’ya önerilerini sunuyor ve özetle şunları savunuyor:
“Türkiye’yle tehlikeli bir anlaşma imzalayıp sorunlarımız için dışarıdan destek almaya çalışmak yerine meseleleri kendimiz çözmek için birlikte çalışıyor olmalıyız. Bunun için üç acil eylemi ortaya koymalıyız.
“Yapmamız gereken birinci şey, Avrupa Birliği’nin dış sınırlarını idare etme ve iltica başvurularını işleme sokmaya haiz, mali olarak iyi desteklenmiş ve iyi kaynak sağlanmış bir Avrupa sınır ve sahil koruma servisini oluşturmaktır. Türkiye’nin bunu bizim için yapmasına bel bağlamak yerine bu (AB tarafından) yapılmalıdır.
“İkincisi, Türkiye’ye milyonlarca Euro vermek yerine bu para, doğrudan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne verilmelidir.
“Ve ayrıca, birlik olarak, Suriye savaşına siyasi bir çözüm sağlamak için daha fazla çalışmalı ve Moskova’ya yönelik AB yaptırımlarını artırmak suretiyle Rusya’nın askeri saldırılarını frenlemek için daha fazlasını yapmalıyız.”
‘AB’nin, iki dünya savaşı nedeniyle harap olmasına ve soğuk savaş döneminde bölünmesine rağmen barış, güvenlik ve refah için bir araya gelmeyi başarmış ulusların topluluğu olduğunu’ belirten Verhofstadt, ‘birliğin çeşitli başarısızlıklarına rağmen bu hedeflerinde büyük oranda başarıya ulaştığını’ yazıyor.
‘AB’nin bir serbest ticaret alanı olduğu kadar bir değerler topluluğu da olduğunu’ belirten Verhofstadt yazısının sonunda Türkiye ile imzalanacak anlaşmanın bu değerlere zıt olacağını savunuyor:
“Türkiye’nin sorunlarımızı veya mülteci krizini ortadan kaldırabileceğini düşünürsek yanılırız. Hayır, kaldıramaz. Sadece, dayanışma ve insanlık üzerine kurulu samimi bir Avrupa yaklaşımı bunu yapabilir.
ürkiye’yle bu kinik anlaşmayı imzalamak, Avrupa’nın 2. Dünya Savaşı’nın enkazı üzerinden kurduğu yasal düzeni harap etmek anlamına gelecektir. Erdoğan’ın zehirli kadehinden içmek çözüm değildir.”
‘Binlerce IŞİD militanının bilgisi sızdı’
Times’ın manşetinde IŞİD militanlarıyla ilgili bilgiler içeren binlerce belgenin sızdırıldığına dair bir haber var.
Buna göre bu belgelerde 22 bin IŞİD militanıyla ilgili bilgiler yer alıyor.
Gazete bu militanlar arasında İngiltere vatandaşlarının da olduğunu, bu bilgilerin IŞİD’in küresel çaptaki ağlarına yönelik çok büyük bir darbe olduğunu yazıyor.
Gazetenin ekonomi sayfasında ise dünyada geçen yıl konut fiyatlarının en fazla arttığı ülkenin Türkiye olduğuna dair bir haber var.
Haberde, küresel çapta konut sektörüyle ilgili raporlar hazırlayan Knight Frank’in 2015’le ilgili yeni raporunda, konut fiyat artışında Türkiye’nin zirvede yer aldığı belirtiliyor.
‘Sıfır saatli sözleşmelerle çalışanlar 1 milyona yaklaştı’
Independent’ın manşetinde ise İngiltere kamuoyunda son yıllarda önemli bir tartışma konusu olan sıfır saatli çalışma sözleşmeleri var.
Bu sistem, işverenin, herhangi bir saat garantisi vermeden çalışanını ihtiyacı olduğu zaman işe çağırması ve saat başına ücret ödemesi üzerine kurulu.
2011’den itibaren İngiltere’de hızla artan bu uygulama en başından itibaren tartışılıyor.
İşverenler açısından esneklik sağlayan uygulama, çalışanlar için iş güvencesini tamamen ortadan kaldıran bir yöntem olarak eleştiriliyor.
Independent bugünkü haberinde ülkede sıfır saatli sözleşmeyle çalışanlarının sayısının 1 milyona yaklaştığını belirtiyor.
Gazeteye konuşan İngiltere Sendikalar Konfederasyonu (TUC) Genel Sekreteri Frances O’Grady, bu sözleşmelerin çalışanların maliyetlerini düşürmek isteyen işverenler açısından rüya, işçiler açısındansa kâbus olduğunu belirtmiş.
O’Grady bu sözleşmeyle çalışan bir işçinin bir gün sonrası için bile iş garantisinin olmadığını belirtiyor.
İngiltere gazetelerinde bugün, Türkiye’nin güneydoğusunda yaşanan gelişmeler ve İran’a yönelik yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili haber ve analizler öne çıkıyor.
Independent gazetesi Diyarbakır’daki izlenimlerden yola çıkarak güvenlik güçleri ve PKK arasındaki çatışmaların tırmandığını, Suriye ve Irak’taki gelişmelerin de rol oynadığını yazıyor
Gazetenin muhabiri Laura Pitel’in üç gün sürecek yazı dizisinin ilk bölümünün başlığı “Dalga etkisi”.
Haberde, çatışmaların tırmanmasında Suriye’nin kuzeyinde Kürt birliklerin IŞİD’e karşı kazanımlarının da etkili olduğu belirtiliyor.
PKK ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmaların daha önce ‘dağlarda yaşandığına, şimdi ise Diyarbakır gibi şehirlere indiğine’ dikkat çekilen haberde sokağa çıkma yasaklarının da devam ettiği vurgulanıyor.
Çınar saldırısının çatışmaları tırmandıracağı kaygısını doğurduğu belirtiliyor ve dün de çatışmalarda bir polis, bir asker ve iki PKK’lının öldüğü hatırlatılıyor.
“Diyarbakır’ın üstünde depresyon bulutları var” ifadesini kullanan muhabir, “Bölge halkı alaycı bir şekilde Suriyeli mültecilerin bile toplanıp terk ettiğini söylüyor” diyor.
Haberde ilgili kısımlar şöyle:
“1984’ten bugüne uzanan çatışmalarda ilk defa çatışmalar bu kadar çok şehir merkezlerine taşındı. Bölgedeki bir dizi kentte sokağa çıkma yasakları uygulandı. Bedelini de siviller ödedi. Binlerce kişi evlerini terk etti. Kürt gruplar, Diyarbakır’da çatışma ortasında kalan en az 38 sivilin öldüğünü iddia ediyor. Ölenler arasında ailesiyle yemek yediği sırada bir roketin veya top mermisinin evine isabet eden üç çocuk annesi bir kadın da var.”
Son altı ayda 1990lardan bu yana en kötü çatışmaların yaşandığını ifade eden gazete “Şiddetin dönüşü, Batı ile Suriye ve Irak’taki kaos arasında bir tampon olarak görülen Türkiye’nin istikrarsızlaştığı endişesini arttırdı” yorumunu yapıyor.
Haberde AKP’nin Kürt politikaları için de şu yorum yapılıyor:
“AKP, bir dizi kültürel ve Kürtçe diline dair reformlarıyla Kürt haklarının gelişimi için önceki hükümetlerden daha fazlasını yaptı. Bir süre, AKP lideri Erdoğan nihayet Kürt sorununu çözüyor gibiydi. Hükümeti, 2013 Nevruz’unda ateşkes çağrısı yapan PKK lideri Abdullah Öcalan’la müzakerelere girdi. Fakat sınır komşusu Suriye’deki savaş ve bir dizi kutuplaştıran seçim, sürece engel oldu.”
“PKK ile bağlantılı Suriyeli Kürt birliklerin başarısı Türkiye yönetimini ve ordusunu derinden rahatsız etti.
Ankara ile, PKK’yı terör örgütü görmesine rağmen Suriye’deki dalına silah temin eden, Batılı müttefikleri arasındaki ilişkiyi daha karmaşık hale getirdi.”
Independent muhabiri, PKK ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmaların geçmişini 2014 yılında Kobani için yürütülen mücadeleye bağlıyor. Kürtler arasında Türkiye’nin Kobani’deki katliamı önlememekle suçlandığını ifade eden muhabir, daha sonra Peşmergelerin geçişi için koridor açıldığını anımsatıyor. Ancak bu kararın da 6-8 Ekim Kobani eylemlerinden sonra geldiğine dikkat çekiyor.
Diyarbakır duvarlarında da Kobani adının yazılı olduğunu aktaran Independent gazetesi şöyle devam ediyor:
“O dönem, Kürtler arasında Türkiye’nin IŞİD’e, Suriye’deki Kürt birlikleri bastırması için yardım ettiği inancı vardı. Türk devleti, Kürtlerin Suriye’nin kuzeyindeki kazanımlarının, özgüvenlerini ve PKK’nın silah zulasını arttırmasından, aynı zamanda da Kürtleri ayrılığa teşvik etmesinden endişeleniyor. Gençlerin sesi, bu endişeyi dağılmayacağını gösteriyor. Suriye’nin kuzeydoğusundaki özerk Kürt bölgesi Rojava’dan heyecanla bahsediyorlar, Rojava’yı tüm bölge için ‘model’ olarak tanımlıyorlar.”
Independent, Suriye’deki çatışma devam ederken HDP eş genel başkanı Demirtaş’ın da gücünün arttığına dikkat çekip Haziran ayındaki genel seçimlerde barajı aşıp meclise girdiğini hatırlatıyor. HDP’nin meclise girmesiyle de Erdoğan’ın başkanlık sistemi için istediği çoğunluğa ulaşamadığı vurgulanıyor.
Haberde, ‘HDP Diyarbakır mitingi öncesi düzenlenen bombalı saldırıyla Suruç’taki saldırının ardından PKK’nın da iki polisi öldürerek karşılık vermesiyle PKK’ya yönelik hava saldırılarının başladığı, bunun da barış sürecinin sonu olduğu’ yazıyor.
Tekrarlanan seçimlerde AKP’nin oyların hemen hemen yarısını aldığı da belirtilen Independent’ın haberi şöyle devam ediyor:
“Çoğu Kürt, Erdoğan’ın Kobani’den sonra kendi oylarını alma umudundan vazgeçtiğine, onun yerine sert bir retorikle ve Kürt politikacıların kısıtlanmasıyla, milliyetçi demografiye yoğunlaştığına inanıyor. Kürtler Erdoğan’ı, siyasi beklentilerini karşılamak için çatışmayı körüklemekle suçluyor. Bölgesel özerklik ve daha fazla kültürel özgürlük için mücadele ettiğini söyleyen PKK da HDP’nin başarısından kaybediyordu. HDP, Kürt sorununu şiddetten çok politikanın çözeceğine dair gerçek bir beklenti oluşturdu.”
PKK’yı açıkça eleştirenleri bulmanın zor olduğunu belirten muhabir, kendisine kimliğini vermeden konuşan bir Diyarbakırlının söylediği şu sözleri aktarıyor:
“Kendi aramızda onları eleştiriyoruz ama başkalarıyken değil. Çünkü hükümetin her zaman daha kötü olduğunu düşünüyoruz.”
Muhabir birçok kişinin barış görüşmelerine devam edilmesinden yana olduğunu belirtirken, haberi İnsan Hakları Derneği’nden Raci Bilici’nin şu sözleriyle sonlandırıyor:
“Müzakere masasına dönmekten başka seçenek yok. Böyle devam edemez. Her iki taraf da bunu biliyor. Sorun şiddetle çözülemez. Ne PKK kazanır, ne de devlet.”
Şimşek: Türkiye Suriyeli mülteciler için açık hava hapishanesi olmayacak
Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek Daily Telegraph gazetesine Suriyeli mültecilerle ilgili verdiği mülakatta “Türkiye, Avrupa’ya ulaşmaya çalışan Suriyeli mülteciler için bir açık hava hapishanesi olamaz” dedi.
Şimşek, mülteci krizine ilişkin durumu ‘kimsenin tam olarak kontrol edemeyeceğini’ ifade edip göçmen akınını tamamen durdurmanın mümkün olmadığını söyledi.
Haberde, Şimşek’in Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans’ın Türkiye’nin göçmen akınıyla mücadele için “çabalarının tatmin edici olması için daha çok mesafe var” sözlerine karşılık yorum yaptığı aktarılıyor.
Daily Telegraph’a konuşan Şimşek, ‘Türkiye’nin uluslararası desteğin ve dikkatin çok olmamasına rağmen çok güçlü bir çaba gösterdiğini’ söyledi.
Şimşek, “Avrupalı dostlarımıza elimizden gelen her şeyi yapacağımızı açıkça ifade ettik fakat burası bir açık hava hapishanesi değil. AB üyesi olmak için ne gerekiyorsa yapacağız” dedi.
İran’a yaptırımların kaldırılması
İngiltere gazetelerinde, İran’a yönelik yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili analizler ve haberler de öne çıkıyor.
Guardian gazetesinde Julian Borger imzalı analizde, İran’ın dünyanın en gelişmiş nükleer programını inşa etmesinin 13 yılını aldığı, dağıtmasının da üç ayını aldığı yazıyor.
Analizde anlaşmanın Ruhani hükümeti tarafından kısa sürede sağlandığına dikkat çekiliyor ve şu yorum yapılıyor:
“İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in, uluslararası yaptırımlara ara verilmesi ve Ruhani’nin selefi Mahmud Ahmedinejad’dan kalan, zor durumdaki İran ekonomisinin ayaklanması için nükleer programının büyük bir bölümünü feda ederek stratejik bir karar aldığı çok açık.”
İran Devrim Muhafızlarının da yanlış navigasyon nedeniyle İran sularına açılan Amerikalı askerleri alı koyup serbest bırakmasını da rejimin pragmatik bir mutabakata vardığına işaret etmesi olarak yorumluyor.
Independent gazetesinin deneyimli Orta Doğu yazarı Patrick Cockburn, İran’a yönelik yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili analizinde “Tahran, çoğu komşusu dağılırken, daha güçlü görünüyor” diyor.
Financial Times gazetesinin Tahran’dan yazan muhabiri de yaptırımların kaldırılmasını, petrol fiyatlarının tarihi bir düşüş yaşadığı döneme denk geldiğine dikkat çekiyor. Ruhani’nin İran’a yatırımlar geleceğini ancak yatırımın kaynağını söylemediğini belirten Financial Times, uzmanların yatırım alanları olarak daha çok petrol, gaz ve ulaşımın öne çıkacağı yorumu yaptıklarını aktarıyor.
Guardian gazetesinde İngiliz Ulusal Sağlık Hizmeti’ne (NHS) dair de bir haber var. Gazetenin , “Batı Avrupa’nın en karmaşık organizasyonu” olarak tanımladığı NHS kapsamında 1.6 milyon kişinin çalıştığı belirtiliyor. İş gücü açısından da NHS, ABD Dışişleri Bakanlığı, McDonald’s, Walmart ve Çin ordusuyla beraber dünyada ilk beşe giriyor.









































