Çözüm sürecinin sona ermesi ile birlikte başlayan çatışmaların ‘hendek’ krizi ile kent merkezlerine taşınması, uzun yıllardır yoksulluk ile boğuşan bölgede son yıllarda elde edilen ekonomik kazanımları da vurdu.

Son birkaç ayda Diyarbakır, Şırnak ve Mardin’de çok şiddetli çatışmalar, ölümler ve göçlere neden olan ‘hendek’ krizi, yaklaşık 2,5 yıl süren çözüm sürecinin ekonomik kazanımlarını sıfıra indirdi. Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) verilerine göre, son 10 ayda 11 bini aşkın esnaf kepenk kapattı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verilerine göre ise son olaylar nedeniyle bin 549 şirket ticari faaliyetine son verdi. Bölgenin turizm merkezleri sayılan Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa gibi kentlerdeki yerli ve yabancı turist sayısı sıfıra indi; art arda rezervasyon iptalleri ile turizm sektörü ağır darbe aldı. Son yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Zirvesi’nde aylardır artarak süren çatışmaların maliyetinin 5 milyar TL’yi aştığı tespiti yapılırken, bölgede yüzde 19 seviyelerinde olan işsizliğin ise sokağa çıkma yasakları ve çatışma ortamı nedeniyle yüzde 30’lara çıktığı tahmin ediliyor.

Güneydoğu’da neler olup bitiyor işte tüm çıplağı ile Güneydoğu arşivi

İş dünyası Ankara’dan eli boş döndü

Öte yandan Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş, çatışma ortamı ve sokağa çıkma yasakları nedeniyle zarar gören esnafın zararının devlet tarafından karşılanacağını açıkladı. Fakat, bölgede palyatif yardım ve tedbirlerden ziyade çözüm sürecine hızlı bir geri dönüş talebi ağır basıyor. Bölgede faaliyet gösteren iş dünyası temsilcileri, ekonomide yaşanan bu yıkım nedeniyle ‘acil yardım’ çağrısı ile hükümet ile temasa geçti. İş adamları Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz ile görüştü. Ancak iş dünyası temsilcileri hükümet üyelerinin operasyonların devam edeceğine dair sözleri nedeniyle Ankara’dan eli boş döndü.

Ekonomi iflas noktasına geldi

‘Hendek’ krizi, en çok Diyarbakır merkez ve çevre ilçeleri vurmuş durumda. Şu ana kadar Sur ilçesinde 361 işyeri kapandı. 41 işyeri de bölgeden nakil ile ayrıldı. Çözüm Süreci ile bölgede özellikle dış kaynaklı firma yatırımlarının ivme kazandığı 2014’te ve 2015’te Diyarbakır’da kurulan 50 şirket, son bir yılda ticaretten çekildi. 26 şirket kentteki şubelerini tamamen kapattı. 2014 verilerine göre yüzde 9 seviyelerinde bulunan işsizlik oranının yüzde 30’ları aşacağı endişesi artıyor. Gayrimenkul satış fiyatları ise dip seviyelere inmiş durumda. Son yıllarda on binlerce turisti ağırlayan bölgede, şu anda tek bir turist yok.

Güneydoğu’da neler olup bitiyor işte tüm çıplağı ile Güneydoğu arşivi

Diyarbakır’ın 5 yıldızlı otelleri de dahil Sur ilçesinde 20’nin üzerinde otel kapalı durumda. Bankalar bölge firmalarının kredilerini kapamaları için çağrı yapmaya başlarken, batı illerine göre daha yüksek faiz oranları uygulanıyor. Göç Edenler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (GÖÇ-DER) tarafından açıklanan son rakamlara göre, sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerde 200 bin, sadece Sur ilçesinde 20 bin kişinin göç ettiği belirtiliyor.

Karamsarlık giderek artıyor

DW’ye konuşan ve mevcut durumun her geçen gün ağırlaştığına işaret eden iş dünyası temsilcileri, hem devletin hem de PKK’nin çatışmaların devamına yönelik dilini eleştiriyor. Bölgede ekonomik faaliyetlerin dip yaptığını dile getiren Doğu ve Güneydoğu Sanayici İş Adamları Dernekleri Federasyonu (DOGÜNSİFED) Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu, “Siyasal, sosyal ve ekonomik olarak bir krizin içindeyiz. Ne yazık ki, batıdaki iş dünyası ve toplum kesimleri yaşadığımız ağır sürecin yeteri kadar farkında değil. TOBB ve TÜSİAD gibi örgütlerden yeterli desteği göremiyoruz” diyor. Şu anda tüm sektörlerin adeta felç halinde olduğunu anlatan Bedirhanoğlu, “Geleceğe ilişkin çok ciddi endişelerimiz var. Karamsarlığımız giderek artıyor” şeklinde konuşuyor.

‘Hem operasyonlar, hem eylemler durmalı’

Bedirhanoğlu gibi Ankara’da hükümet yetkilileri ile görüşen heyette yer alan bir diğer isim olan Diyarbakır Sanayici ve İş İnsanları Derneği (DİSİAD) Başkanı Burç Baysal da devlet yetkilileri ile temastan sonuç alamamaktan yakınıyor. “Bugünden yarına çatışmaların sona ermesini beklemiyoruz ama en azından masaya dönmek için bazı mesajlar verilebilir” diyen Baysal, artık hem operasyonların hem de hendek eylemlerinin durdurulması gerektiğinin altını çiziyor. Bugün gelinen noktada halkın moral ve motivasyon açısından 90’lı yıllara geri döndüğüne dikkat çeken Burç Baysal, “Böyle bir ortamda ekonomiden konuşmak da çok eksik kalıyor.

Güneydoğu’da neler olup bitiyor işte tüm çıplağı ile Güneydoğu arşivi

Şu anda kentimiz ve çevresindeki tüm ticari faaliyetler durma noktasında. Bölge ekonomisi zaten sağlam temeller üzerine oturtulmamıştı. Şimdi ise uzun yıllar düzeltilemeyecek darbeler yiyoruz” diye konuşuyor. Hükümetin bölgedeki esnafa yardım edeceğine dair açıklamaların da yetersiz olduğunu vurgulayan Baysal, “Çözüm süreci ile desteklenmeyen hiçbir yardım amacına ulaşmayacaktır. Önemli olan bölgemizde yeniden barış rüzgarlarının tesis edilmesi” diyor.

‘Sesimizi duyuramıyoruz’

Temmuz ayındaki Suruç saldırısı sonrasında herşeyin değişmeye başladığını ifade eden Van Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Necdet Takva ise, “Bu saldırıdan sonra yaşanan gelişmeler ile neye uğradığımızı şaşırdık. Şimdi ise büyük bir yoksulluk ve karmaşa ile karşı karşıyayız” diye konuşuyor. Bölgede her geçen gün daha fazla iş yerinin kapandığını, on binlerce insanın göç ettiğini, eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşmanın zorlaştığını, genç işsiz sayısında patlama yaşandığını anlatan Takva, şunları söylüyor:

“Böylesi bir ortam, bu sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirebilir. Biz hükümet üyelerine bunları anlatıyoruz. Ancak ne yazık ki, operasyonların sonuna kadar devam edeceğini söylüyorlar. Sesimizi duyuramıyoruz. Türkiye’deki medya organları da bizim sesimizi duyurmada yeteri kadar destek olmuyorlar. Kentlerimiz, ilçelerimiz bloke olmuş bir halde. Benim ömrüm OHAL’de geçti, şimdi çocuğum da OHAL şartlarında büyüyor. Böyle giderse torunum da bu ortamda doğup büyüyecek. Yaşanan şiddetin bir an önce sona ermesini istiyoruz.”

AB’den ‘barış süreci’ çağrısı

Avrupa Birliği (AB), Güneydoğu’da çatışma ortamının şiddetlenmesi üzerine bir açıklama yaparak taraflara barış sürecine geri dönülmesi çağrısı yaptı.

Güneydoğu’da neler olup bitiyor işte tüm çıplağı ile Güneydoğu arşivi

Türkiye’nin Güneydoğu illerinde PKK ile Türk güvenlik güçleri arasındaki çatışmaların tırmanması üzerine AB tarafından yapılan açıklamada durumdan duyulan kaygılar dile getirildi.

Güneydoğu’da neler olup bitiyor işte tüm çıplağı ile Güneydoğu arşivi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin sözcüsü salı akşamı Brüksel’de yaptığı açıklamada, siyasi sorumluluk taşıyan tarafları derhal ateşkes yapmaya ve barış sürecine geri dönmeye çağırdı.

Türkiye’de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde 2009 yılında Kürt sorununun çözümüne yönelik adımlar atılmış, süreç 2013 Nevruzunda Diyarbakır’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çözüm sürecine ilişkin yol haritasını içeren mektubunun okunmasıyla devam etmişti. Ancak yaz aylarından bu yana çatışmalar yeniden tırmandı. PKK, AB tarafından terör örgütü olarak tanınıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü: Sivil ölümler artabilir

Öte yandan İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) İstanbul şubesi ise bölgede sivil ölümlerin ilerleyen günlerde artabileceği uyarısında bulundu. Örgüt son raporunda, yaralıların tıbbi yardım alamadığına, sokağa çıkma yasağının uygulandığı semtlerde su, elektrik ve gıda maddelerine erişim imkanı kalmadığına dikkat çekti. HRW, yerel insan hakları örgütlerinin verilerine dayanarak, temmuzdan bu yana yaşanan çatışmalarda 100’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Güneydoğu’da Rojava faktörü

Güneydoğu’da yaşanan gerilimin Suriye’deki savaşın devamı olduğunu belirten Alman uzman Kristian Brakel, süreci Rojava’daki gelişmelerin belirleyeceği görüşünde.

Güneydoğu’da neler olup bitiyor işte tüm çıplağı ile Güneydoğu arşivi

Alman Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilcisi Kristian Brakel Türkiye‘nin Güneydoğusunda tırmanan gerilimin kent savaşlarına dönüştüğünü söyledi ve çatışmaların Suriye’deki savaşın devamı niteliğinde olduğunu kaydetti. Brakel, HDP’nin Rusya yakınlaşmasını eleştirdi.

Güneydoğu’da neler olup bitiyor işte tüm çıplağı ile Güneydoğu arşivi
Kristian Brakel

DW’nin sorularını yanıtlayan Alman uzman gerilimin tırmanmasından hem Türk devletini hem de PKK’yı sorumlu tuttu.
Brakel, “Gerilimin tırmanmasında Türk devletinin payı daha çok olsa da PKK da suçlu. Çatışmaların yürütülme şeklinde de PKK masum değil. Ancak Türk devleti, tam da devlet olduğu için koruma yükümlülüğü altında. Ve belli ki yurttaşlarını koruma yükümlülüğünü yerine getirmiyor” diye konuştu.

Güneydoğu’daki çatışmaları Suriye’deki savaşın devamı olarak nitelendiren Brakel, “Türkiye’de gerilimin Suriye’deki savaş sürdüğü müddetçe, Rojava bölgesinin Kürt devleti ya da proto-devlet olarak muhafazası sağlanana kadar süreceği kanaatindeyim” dedi.

Brakel ayrıca HDP’nin Rusya ile yakınlaşmasını “riskli” olarak nitelendirerek “iç politika açısından akıllıca değil dış politika açısından felaket” sözleriyle eleştiride bulundu.

Alman Heinrich Böll Vakfı‘nın Türkiye Temsilcisi Kristian Brakel’e yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

Güneydoğu’da son haftalarda gerilim tırmandı. Çatışmalar ve güvenlik güçlerinin operasyonları konusunda tarafların karşılıklı suçlamaları var. Size göre bu operasyonların öncelikli amacı nedir, bunlar hangi grubu hedef alıyor? Çatışmanın diğer tarafında kim var? PKK mı? Gençlik örgütlenmesi olduğu belirtilen YDG-H mı? Yoksa tepkili Kürt gençleri mi?

“Geçtiğimiz yıldan bu yana YDG-H daha güçlü bir görünürlük sergilemeye başladı. Gençler diyoruz ancak birçoğu yirmi yaşların sonunda otuzların başında… PKK’nın gençlik örgütlenmesi olduğu belirtilirken PKK doğrudan kontrol etmediğini savunuyor. Ancak belli ki silahlandırıyor ve eğitim veriyor, ideolojik bağ da var. YDG-H son aylarda Kürtlerin çoğunlukta olduğu Güneydoğu’nun farklı kentlerinde barikatlar kurdu. Küçük kalibreli silahlar ve patlayıcılarla güvenlik güçleriyle çatışmaya girdi. Türk güvenlik güçleri, güç kullanarak sokaklarda hâkimiyeti sağlamaya çalıştı. Geçtiğimiz haftadan itibaren farklı bir boyuta, kent savaşlarına dönüştü. Askeri açıdan kimilerine göre başarı sağlanabilir ancak siyasi bir çözüme katkı sunmadığı açık.”

Çözüm sürecinin sekteye uğramasının ardından bölgede gerilimin tırmanması, şiddet olaylarının yaşanması birçoklarını endişelendiriyor. Sizce PKK son dönemde attığı adımlarla ne hedefliyor? YDG-H ne amaçlıyor?

“YDG-H’nin ne kadar bağımsız olduğunu, PKK merkezi yapılanmasından emir alıp almadıklarını belirlemek, söylemek zor. Ancak Güneydoğu’da iyileşme vaadiyle büyüyen bir nesil var. AK Parti uzun yıllar bu sözü verdi. Ekonomide bir takım gelişmeler olsa da siyasi taleplere yanıt verilmedi. Sadece daha fazla bağımsızlık değil, haklar ve demokratik özyönetime saygı konularında bir gelişme olmadı. Bazı video kayıtları insan haklarına saygı duyulmadığını gösteriyor. Siviller hedef alınabiliyor. PKK ya da YDG-H militanlarının tutuklanması ve bir kısmının kötü muameleye tabi tutulması Kürt gençlerinde Türk devletinin kendi devletleri olmadığı inancını yaratıyor. Ayrıca siyasi çözümün mümkün olmadığını, devletin bunu istemediğini düşünüyorlar. Buna güçlü Kürt milliyetçiliği ve PKK’nın stratejik hedefleri eklenmeli. PKK geçtiğimiz yıldan bu yana Suriye’nin Kürt bölgesindeki toprak kazanımına odaklanıyor ve Ruslar üzerinden Türkiye ve diğer bazı isyancı gruplar ile vekalet savaşı yürütüyor. Yani şu anda ayrıca Güneydoğu’da Suriye savaşının devamı yaşanıyor.”

Güneydoğu’da güvenlik güçleri ile çatışanlar arasında Suriye’de IŞİD’e karşı savaşanların da yer aldığı belirtiliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

“Ben bunu söyleyemem ama ilkesel olarak Türkiye ve Suriye’de Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgeler arasında bağ var.
Aile ve ekonomik bağların dışında güçlü ideolojik bağ da var. Örneğin Kobane’de geçtiğmiz yıl İslam Devleti’ne karşı savaşanların bu kişiler arasında yer alması mümkün. Birilerinin bu gençleri eğitmiş olması gerekiyor. PKK’dır muhtemelen. Bu silahlandırılmaları konusunda da geçerli. Sadece tabancaları yok ki. Roketatarları, havan topları var. Bunları öyle sokakta bulamazsınız…”

Türk hükümeti sokağa çıkma yasağının bölge halkının güvenliği için gerekli olduğunu savunurken, hukukçular ve insan hakları kuruluşları güvenlik güçlerini yaşam, eğitim ve sağlık hakkı gibi temel hakları ihlal etmekle suçluyor. Sizin gözlemleriniz nedir?

“PKK kesinlikle suçsuz değil. Ancak Türk devleti yurttaşlarını korumakla görevli, sorumluluğu var. PKK sempatizanı, hatta PKK militanı ya da başka silahlı militanlar söz konusu olsa da bu tür operasyonların nasıl yürütüleceğini düzenleyen kurallar var. Özellikle reşit olmayan çocuklarla ilgili olarak Türkiye Çocuk Hakları Sözleşmesine taraf ve burada bazı konular açıkça düzenleniyor. Sokağı çıkma yasağı tamamıyla hukuk dışı diye birşey yok. Ancak belirli bir noktada uluslararası insan hakları açısından kolektif cezalandırmaya giriyor. Uluslararası hukuk buna izin vermiyor.”

Gerilimi tırmandıran, çözüme direnen taraf kim?

“Tereddütsüz her iki taraf derim. Gerilimin tırmanmasında Türk devletinin payı daha çok olsa da PKK da suçlu. Çatışmaların yürütülme şeklinde de PKK masum değil. Ancak Türk devleti, tam da devlet olduğu için koruma yükümlülüğü altında. Ve belli ki yurttaşlarını koruma yükümlülüğünü yerine getirmiyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan çözüm sürecinin buzdolabında olduğunu, son terörist etkisiz hale getirilene kadar operasyonlara devam edileceğini söyledi. Türkiye’nin stratejisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

“İçeriği doldurulamayan büyük bir söylem. Çünkü PKK’nın büyük bir bölümünün Irak ve Suriye’de olduğunu biliyoruz. Türkiye ne yapacak Suriye’ye kara harekatı mı yapacak? Bu savaş askeri yöntemlerle kazanılamayacak. Erdoğan haklı olarak hep İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere yönelik tavrını eleştiriyor ya. Orada da benzer bir durum var. Bu tür örgütlenmeleri, özgürlük hareketlerini, silahlı terör örgütlerini askeri yöntemlerle zayıflatabilirsiniz. Ancak temel sorunlar, baskılar sürdükçe hep birileri hakları için silaha sarılacaktır.”

Türkiye’nin bu tutumunun arkasında Suriye’de bir Kürt devleti oluşumunu engelleme çabası olabilir mi? Türkiye bu endişeyle hareket ediyor olabilir mi?

“PKK Suriye ve Irak’taki gelişmeler nedeniyle güçlendi ve uluslararası sahnede çok daha fazla tanınırlığa sahip oldu. Türk devleti güçlü bir PKK ile müzakere etmek istemez. PKK kendisi de sadece bir özgürlük hareketi olmadığını söylüyor ve “Artık bizim neredeyse bir devletimiz var. Bizimle artık farklı konuşmalısınız” diyor. Türk tarafı şöyle düşünüyor olabilir: Çözüm süreciyle Kürtlere belirli bir özerklik, özyönetim gibi haklar tanıyacağız ancak tam sınırında neredeyse kendi hükümetine sahip, bağımsız devlet olmasa da ona çok yakın bir konumda daha fazla hakları olan bir Rojava olacak. Yani bu iki tarafın belirli bir noktada birleşme olasılığı var tabii ki. Ben Türkiye’de gerilimin Suriye’deki savaş sürdüğü müddetçe, Rojava bölgesinin Kürt devleti ya da proto-devletin muhafazası sağlanana kadar süreceği kanaatindeyim. Suriye’de bu mücadele sürdükçe, Türkiye’deki gerilim de devam edecektir.”

Güneydoğu’daki çatışmalar Türkiye’nin diğer bölgelerine, İstanbul ve Ankara gibi kentlere sıçrayabilir mi? Kimi yorumcular Türkiye’nin bir iç savaşa sürüklenebileceği endişesini dile getiriyor, siz ne düşünüyorsunuz?

“Aslında yayıldı bile ve daha da yayılması ihtimali var tabii ki. Ancak Antalya gibi turistik bölgelerde PKK’nın bombalı eylem düzenleyeceğine ihtimal vermiyorum. Ama hükümet kurumlarını hedef alması mümkün.”

Çözüm yani müzakere masasına dönüleceği yönünde umudunuz var mı?

“İtiraf etmeliyim ki son yarım yılda hep iki tarafın da çözüm sürecine ihtiyaç duyduğunu ve seçimlerden sonra sürece geri dönülebileceğini söyledim. Ama şu anda çok geniş bir siyasi manevra alanı görmüyorum.”

Rusya ile Türkiye arasında gerilimin tırmandığı bir dönemde HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Moskova’yı ziyaret edip Dışişleri Bakanı Lavrov ile görüşecek. Bazı uzmanlar Rusya’nın Türkiye’ye karşı Kürt gruplarla daha fazla güç birliği yapabileceği, bu yolla Moskova’nın Türkiye’ye baskı kurabileceği konusunda uyarıyor… Siz ne düşünüyorsunuz?

“Ben hedefin Türkiye üzerinde baskı kurmak olduğunu düşünmüyorum. Daha çok iğneleme, misilleme girişimi olarak görüyorum. En azından Türkiye içinde… Ancak belli ki Ruslar Türkiye’nin de işbirliği yaptığı bazı örgütlere karşı daha geniş bir cephe oluşturabilmek için Suriye’deki PKK’ya destek oluyor. Ancak asıl riskli olan HDP gibi en makul olanının Rus tarafına geçmeye hazır olmasıdır. Bunun iç politika açısından akıllıca olmadığını, dış politika açısından da bir felaket olduğunu düşünüyorum.

‘AB Türk-Kürt çatışmasına müdahale etmeli’

Türkiye’deki PKK gerginliği, Türkiye – İsrail ilişkileri ve Suriye krizi, Alman gazetelerinin yorum sütunlarından seçtiğimiz konular.

21.12.2015 – Alman basınından özetler

Güneydoğu’da neler olup bitiyor işte tüm çıplağı ile Güneydoğu arşivi

Berlin’de yayımlanan ‘tageszeitung’ adlı gazete Türkiye’deki PKK militanlarını hedef alan operasyonlara şu satırları ayırmış:

“Türk ve Kürt insan hakkı örgütleri haklı olarak Avrupa Birliği’nden insani müdahalede bulunmasını istiyor. AB gözlemcilerinin bölgeye gönderilmesi talep ediliyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel ve AB Komisyonu sığınmacı krizi nedeniyle Türkiye’de cereyan eden olaylara müdahale etmekten her ne kadar çekinse de, durumun çığırından çıkması önlenmelidir. ABD ve AB’nin Türk – Kürt anlaşmazlığına karışmak istememesi yüzünden hayal kırıklığına uğrayan HDP lideri Demirtaş Moskova’ya gidiyor. Rus milliyetçileri savaş uçaklarının düşürülmesinden sonra misilleme olarak Kürtleri mücadelelerinde destekleyeceklerini duyurmuşlardı. AB bunu engellemez ise, Türkiye kendini tamamen Ortadoğu’daki iç savaş girdabının içinde bulur.”

‘Märkische Oderzeitung’ gazetesi Türkiye ile İsrail arasındaki yakınlaşma arayışını konu alan yorumunda, ikili ilişkilerin düzeltilmesinin bölgenin istikrarı açısından önemli olduğuna dikkat çekiyor:

“Türkiye ve İsrail beş yıl önce dondurdukları ilişkilerini yeniden normale döndürebilirlerse bunu öncelikle ekonomik ve stratejik mülahazalarla yapmış olurlar. Siyasi bakımdan ise birbirlerinden son derece uzakta kalmaya devam edeceklerdir. Oysa 1948 yılında İsrail devletini resmen tanıyan Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ilk ülke Türkiye olmuştu. İki ülke uzun yıllar ABD’nin de onayıyla, Suriye ve İran’ın bölgedeki nüfuzunu bastırmak için askeri işbirliğinde bulunmuştu. Aralarındaki ikili ticari ilişkiler oldukça gelişti. İsrail’in doğalgaz boru hattıyla Türkiye’ye bağlanması planlanıyor. Yakınlaşma en azından, dengesini kaybetmiş olan Ortadoğu açısından sınırlı da olsa istikrar umudu vermektedir.”

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin oy birliği ile kabul ettiği Suriye barış planı Alman basınının yorumladığı konuların başında geliyor. ‘Heilbronner Stimme’ gazetesinin yorumu özetle şöyle:

“BM Güvenlik Konseyi üyeleri asgari müşterekte uzlaşabildiler. Diktatör Esad’ın ne olacağı ve kimlerin müzakere ortaklığına kabul edileceği belli değil. Savaş sonrasının düzeni açıklık kazandıkça, süper ve bölgesel güçler İran, Rusya, Suudi Arabistan, ABD ve Türkiye’nin aralarındaki düşmanlıklar yeniden canlanacak. Barış yolu çok çabuk çıkmaza girebilir ve böyle bir durumda çok zaman kaybedilmiş olur. Geniş bir bölgenin uçuşlarla kapatılmasının başarı şansı daha fazla olur. Ancak çoğu aktörün kriz bölgesindeki nüfuzunu korumayı Suriye’nin barışa kavuşmasına tercih ettiği görülüyor.”

‘Hannoversche Allgemeine Zeitung’ adlı gazete bölgede akan kanı durdurma şansının arttığı görüşünde:

“BM Güvenlik Konseyi’nin ortak kararı kriz bölgesini yeni bir nizama kavuşturmaya elverişli bir temel oluşturabilir. Taraflar azami talepleri kabul ettirmenin mümkün olmadığını idrak etmeye başladı. Filizlenmeye başlayan pragmatizm İran, Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi kriz bölgesinde çıkarları olan ülkeleri de makul olmaya ikna edebilir. İlerde Doğu Akdeniz’de kimin borusunun öteceğini şimdiden tahmin edebilmek mümkün değil. Ama nüfuz mücadelesinin yakında kan dökmeden sürdürülmesine bağlanan umutlar artıyor.”

Güneydoğu’da binlerce çocuk okula gidemiyor

Güneydoğu’daki çatışmalar binlerce çocuğun okula devamını engelliyor. Hükümet önlemler alınacağını açıkladı.

Güneydoğu’da neler olup bitiyor işte tüm çıplağı ile Güneydoğu arşivi

Türkiye’nin Güneydoğu illerinde süren çatışmalar binlerce çocuğun okul eğitiminin aksamasına neden oldu. Eğitim-sen Mardin Şube Başkanı Hamdullah Yıldırım, sadece Nusaybin ilçesinde sokağa çıkma yasaklarından 25 bin çocuğun etkilendiğini söyledi. Çok sayıda okulun kapalı olduğunu ve dersleri sürdürme imkanı kalmadığını belirten Yıldırım, “Sürekli silah sesleri duyuluyor, çatışmalar çıkıyor. Aileler endişeli” dedi.

Dargeçit ilçesinde 5 bin çocuğun dersleri kaçırdığını, 500 dolayında öğretmenin de kenti terk ederek evlerine döndüğünü ifade eden Yıldırım, binlerce öğrencinin TEOG sınavını kaçırdığını söyledi. Yıldırım, “Bu öğrenciler, ülkenin geri kalanındaki öğrencilerle aynı kriterlere göre değerlendiriliyor. Burada eşitlikten söz etmek mümkün mü?” şeklinde konuştu.

Diyarbakır Eğitim-sen Şube Eş Başkanı Dilek Adsan ise Diyarbakır’da da durumun daha farklı olmadığına dikkat çekti. Adsan, sadece Sur ilçesinde 3 bin öğrenci ile 400 öğretmenin ders yapamadığını belirtti.

Güneydoğu’da neler olup bitiyor işte tüm çıplağı ile Güneydoğu arşivi

Hükümetten açıklama

Öte yandan Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, dün yapılan bakanlar kurulu toplantısının ardından Güneydoğu’daki duruma ilişkin açıklamalarda bulundu. Hükümet Sözcüsü, vatandaşların terör nedeniyle oluşan mağduriyetlerine yönelik alınacak tedbirlerin toplantıda detaylı bir şekilde ele alındığını söyledi.

Terör olayları nedeniyle 4 ilçede eğitime verilen aranın telafi edileceğini belirten Kurtulmuş, “Bildiğiniz gibi 180 günlük yıllık eğitim mecburiyeti var. Bu 180 gün ara tatillerde gerekli zaman aralıklarında telafi edilecek. İlave dersler verilecek, ilave kurslar verilecek. Hiçbir evladımızın eğitiminde en ufak bir aksama olmadan ayrıca sınavlarıyla ilgili de en ufak aksama yaşamadan bu süreç telafi edilecektir” dedi.

Hükümet Sözcüsü, esnafların mağduriyetlerinin giderilmesi için de önlemler alınacağını kaydetti. Kurtulmuş, “Bu tedbirler en kısa zamanda kapsamı ve süresi belirlenmiştir. Bunlar bu şekilde bu mağduriyetlerin giderilmesi için esnaf kardeşlerimizle ilgili adımlar atılacaktır. Vergi borçları, prim borçlarının ertelenmesinden bir çok alana kadar, buradaki mağduriyetlerin giderilmesini sağlayacak olan adımlar atılmıştır” dedi.

HRW İnsan Hakları İzleme Örgütü: ‘Türkiye’de Sivil ölümler artabilir’

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) son raporunda, Güneydoğu’da süren operasyonlar ve çatışmalar sırasında sivillerin öldüğüne dikkat çekti. Son günlerde bölgeye benzeri görülmemiş bir askeri sevkiyat yapıldığına, bazı şehirlerde sokağa çıkma yasağı uygulandığına dikkat çeken örgüt, sivil ölümlerin artmasından artmasından kaygılı.

HRW son raporunda, Eylül ve Kasım aylarında uygulanan üç uzun süreli sokağa çıkma yasağı sırasında güvenlik güçlerinin operasyonlarını mercek altına aldı.

Örgüt bu süreçte hayatını kaybeden 15 sivilin yakınlarıyla görüşmeler yaptı.

Raporda, yerel insan hakları kuruluşlarının, operasyonlarda 100’ün üzerinde sivilin öldürüldüğünü ve çok sayıda sivilin de yaralandığını söyledikleri aktarıldı.

HRW kıdemli Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb, sivil ölümlerin araştırılmasının önemini vurguladı:

“Bölgedeki Kürt nüfusa yapılanların göz ardı veya örtbas edilmesi, yalnızca Güneydoğudaki yaygın bir kanının doğrulanmasına yarayacaktır: Mesele Kürt silahlı gruplara yönelik polis ve askeri operasyonlara geldiğinde, hiçbir sınır–kanun yok.”

HRW, sivil ölümlerin soruşturulmasını ve ölümlere sebebiyet veren tarafın açığa çıkarılmasını istedi.

‘Hendek kazmaktan vazgeçilmeli’

HRW’nin raporunda şu satırlar da yer aldı:

“Türkiye’nin terörle mücadele hakkı ve yükümlülüğü var. Ancak bu mücadelede başvurulan yöntemlerin başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere, uluslararası standartlarda belirtilen insan haklarına saygılı olması gerekir.”

Örgüt yayımladığı raporda, Ağustos ayından bu yana sıkça başvurulan sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi uygulamaları ile ilgili olarak, “Demokratik bir toplumda gözetilmesi gereken orantılılık ve gereklilik kriterlerinin karşılanmadığı izlenimi vermektedir” yorumunu yaptı.

PKK’ya bağlı silahlı Kürt grupların da güvenlik güçlerine karşı “patlayıcı yerleştirilmiş hendekler kazmaktan ve barikat kurmaktan vazgeçmeleri gerektiğini” belirten örgüt, bu uygulamaların halkın acil hizmetlere ve tıbbi bakıma erişimini engellediğinine dikkat çekti.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın verilerine göre Ağustos ayından itibaren, 17 ilçede 52 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasakları ilan edildi.

En uzunu 14 gün (Mardin’in Nusaybin ilçesinde) süren sokağa çıkma yasaklarından şimdiye kadar 1 milyon 299 bin 61 kişi etkilendi.

HRW: ‘Türkiye’de gözaltına alınanlar şiddet görüyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Türkiye’nin güneydoğusundaki operasyonlar çerçevesinde gözaltına alınanların kötü muameleye maruz kaldığını yazdı.

“Türkiye: Dayak yiyenler, polis tarafından ölümle tehdit edilenler” başlığını taşıyan raporda, HRW’nin incelediği üç vakada gözaltına alınanların şiddete maruz kaldığı, tekme yediği, saatlerce çömelmek zorunda bırakıldığı, işkence ve ölümle tehdit edildiği belirtildi.

Bir diğer olayda ise polisin kurşunla ağır yaralanmış bir genci gözaltına aldığı ve tedavisine izin vermediği öne sürüldü.

HRW’nin Avrupa ve Orta Asya bölümünden Benjamin Ward, “Türkiye’nin güneydoğusunda polisin güvenlik tehditleri karşısında eski taktiklerine dönmesi derin kaygı uyandırıyor” diye konuştu.

Ward, kötü muameleden sorumlu olan kişilerin araştırılması ve haklarında soruşturma açılması gerektiğini belirtti ve yetkililerin gözaltındaki kişilerin güvenliğini sağlaması çağrısında bulundu.

HRW, kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak Şırnak valisi ve Silopi kaymakamıyla görüşmeler yapmak istediklerini ancak kendilerine olumlu yanıt verilmediğini de belirtti.

Hastanede gözaltı

İnsan Hakları İzleme Örgütü, kendilerine kötü muamele iddiaları hakkında bilgi veren üç kişinin 7 Ağustos 2015’te Silopi’de gözaltına alındıklarını ifade etti.

Güneydoğu’da neler olup bitiyor işte tüm çıplağı ile Güneydoğu arşivi

PKK’nın gençlik kolu YDG-H ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda yaralanan aile üyelerini ve komşularını tedavi için hastaneye getirdikleri sırada, PKK militanı oldukları şüphesiyle gözaltına alındıklarını söyleyen bu üç kişi, karakola götürülür ve getirilirken dipçiklerle, yangın söndürücüleriyle, zincir ve coplarla dövüldüklerini, ölümle tehdit edildiklerini anlattı.

HRW, söz konusu gün aynı hastanede altı kişinin daha gözaltına alındığını belirtti.

Polisin tedavi için kendilerini hastaneye götürmeyi reddettiğini söyleyen üç kişi, bunun yerine karakola bir doktor getirildiğini ancak doktorun da kendilerini muayene etmek yerine önceden hazırlanmış bir metni imzaladığını ve metinde hiçbir kötü muameleden bahsedilmediğini savundu.

HRW, gözaltına alınan dokuz kişinin tümünün salıverildiğini, haklarında adli soruşturmanın sürdüğünü belirtti.

‘Tıbbi destek sağlanmalı’

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bir diğer vakanın ise 30 Temmuz’da Cizre’de YDG-H ve güvenlik güçleri arasında çıkan çatışma sırasında ağır yaralanan ve gözaltına alınan 17 yaşındaki bir gençle ilgili olduğunu belirtti.

 

Cizre kaymakamının kendilerine gencin YDG-H militanı olduğu yönünde bilgi verdiğini, ancak gencin annesinin bunu yalanladığını belirten HRW, annesinin ifadesine göre gencin evinin balkonundayken iki yanağından vurularak yaralandığını yazdı.

Akrabaları tarafından hastaneye kaldırıldığı sırada oğlunun gözaltına alındığını söyleyen annesi, polisin oğlunu 400 kilometre uzaklıktaki Elazığ’da bir hastaneye götürdüğünü, kendisinin oğluna refakat etmesine de izin verilmediğini belirtti.

Gencin avukatı, müvekkilinin konuşamamasına karşın ifade verecek durumda olduğuna dair doktor raporu verildiğini, tedavisi yapılmadığı için sol gözünde yüzde 90 oranında görme kaybı yaşandığını söyledi.

Avukat, halen Şırnak’ta cezaevinde tutulan müvekkilinin şu anda tedavi görmekte olduğunu ancak bunun yetersiz olduğunu da ifade etti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türk yetkililerin güvenlik güçlerinin operasyonları sırasında insan hakları yasalarına tam uyum gösterilmesini sağlaması, temel hak ve özgürlükleri ihlal eden polis memurlarının eylemlerinden sorumlu tutulması ve kötü muamele iddialarının soruşturulması gerektiğini belirtti.

Benjamin Ward, “Haklarındaki suçlamalar ne olursa olsun, kimsenin tedavi hakkı inkar edilmemeli. Türk yetkililer, gözaltındaki ve cezaevlerindeki kişilerin ihtiyaç duydukları tıbbi desteği alabilmelerini sağlamalı” diye konuştu.

ARŞİVDEN DEVAM : TIKLAYIN ANKARA KENDİ HALKI İLE SAVAŞIYOR
[divider]


Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın