Anasayfa / Dergi / 7 Tepenin Gizli Dünyası [Video]

7 Tepenin Gizli Dünyası [Video]

Suriye'de dört yıl önce başlayan savaşta onlarca sanatçı hayatını kaybetti, yaralandı, kaçırıldı ve işkence gördü. Bazıları ise, bazen o güne kadar ürettikleri eserleri bile yanlarına almadan ülkelerini terk etti ve komşu ülkelere sığınan 4 milyon mülteci gibi evlerinden uzakta yaşamaya mecbur kaldılar.

Suriye’de dört yıl önce başlayan savaşta onlarca sanatçı hayatını kaybetti, yaralandı, kaçırıldı ve işkence gördü. Bazıları ise, bazen o güne kadar ürettikleri eserleri bile yanlarına almadan ülkelerini terk etti ve komşu ülkelere sığınan 4 milyon mülteci gibi evlerinden uzakta yaşamaya mecbur kaldılar.

Bunların bir kısmı ise İstanbul’da. 15 milyonluk bu büyük kentin canlı sanat hayatına katıldıklarını söylemek ise şimdilik zor. Ancak dillerini bilmedikleri, yaratmaya devam etmek için gerekli maddi koşulları zorlukla sağlayabildikleri bu yerde, geride bıraktıklarına rağmen yine de üretmeye devam ediyorlar.
Onlardan biriyle, ressam Mohammed Zaza ile Beyoğlu’ndaki, aynı zamanda atölye olarak kullandığı evinde buluşuyorum. Geniş salonunun büyük bir kısmını resim yapmak için kullanıyor.
Yaklaşık bir buçuk yıl önce geldiği Türkiye’deki kültür hayatını görmek için sergilere ve galerilere gitse de buradaki sanatçıları tanıdığı söylenemez.

Eski günleri anlatırken gözlerinin içi parlıyor. Gerçek bir gülümseme sayılmasa da yüzü, savaşı konuştuğumuz anlardakinden daha rahat. Şam’da önce öğrencisi, sonra asistanı olduğu üniversiten çıktıktan arkadaşlarıyla bir araya geldiği, “sanattan, felsefeden, dinden, her şeyden rahatlıkla” konuşabildikleri günleri anlatıyor.

“Her şeyi açıkça konuşuyorduk. Şimdiki gibi değildi. Şimdi herkesin arasına duvarlar örülü” diyor.
Duvar metaforunu Suriye savaşıyla kendi resmi arasındaki ilişkiyi anlatırken de kullanıyor: “Suriye’den ayrıldıktan savaşta ne olduğunu hiç çizmedim. Suriye’de yaşananlarla resmim arasına bir duvar ördüm. Olanları içimde yaşadım, arkadaşlarımla konuştum, ne olduğunu anlamaya çalıştım. Ama çizmedim” diyor.
Bu noktada bazı sanatçıları eleştirdiğini de söylüyor: “Sanatçıların Suriye’deki savaşı çizen resimler yaparak pazarladığını gördüm. Ben resmime bunu sokmak istemiyorum. Ben gerçekten yapmak istediğim şeye odaklanmak istiyorum.”

‘Yok ettikleri kültürden daha çok onlar için üzülüyorum’
Peki savaştan önce Suriye’de resim sanatı nasıldı?
“Çok iyiydi” diyor Zaza ve devam ediyor: “Eski nesil Avrupalı sanatçıların etkisindeydi. 2008’de ise Suriyeli sanatçılar kendi kimliğini bulmaya başlamıştı. Gördüğünüzde bu Suriyeli bir sanatçının diyebilirdiniz artık.”
Zaza’ya onun pişirdiği kahve eşliğindeki uzun sohbetimizde bir ay önce IŞİD’in eline geçen Palmyra antik kentinin, Suriye’deki tarihi eserlerin başına gelenleri sorduğumda, “Yok ettikleri kültürden daha çok onlar için üzülüyorum. Bu yapıları onarabiliriz, ama böyle bir düşünce biçimini değiştirmeniz çok zor” diye yanıtlıyor.

02

‘Ruhumuzdaki iyi şeyleri sonsuza dek kaybettik’

Benzer bir bakış açısı geride bıraktığı kitapları, katalogları, resimleri için de geçerli. Önce onlardan nasıl ayrı düştüğünü anlatıyor:
“Muhteşem kitaplarım vardı. Bir kutuya koydum ayrılırken, orada bir arkadaşıma verdim ve bunları daha sonra bana göndermesini istedim. O sırada İslamcı bir grup bölgeye geldi. Ama bu kataloglar onların seveceği cinsten değildi ve bu arkadaşımı zor durumda bırakabilirdi. O yüzden her şeyim gitti” diyor.

Peki nasıl hissediyor bununla ilgili?
“Kötü hissediyordum önceden ama artık değil. Hayat benim. Daha fazlasını yapacağım. Daha önemli bir şeyi kaybettiğinizde bunların önemi kalmıyor. İçimizdeki güzel bir şeyi; ruhumuzdaki iyi şeyleri sonsuza dek kaybettik. Artık geri getiremeyiz. Bu daha üzücü” diyor.

Bugün Suriye sanatından bahsederken farklı kıtaları, ülkeleri dolaşmanız gerek artık. Kimi Beyrut’a kimi Ürdün’e kimi Mohammad Zaza gibi İstanbul’a kimi ise Avrupa’ya veya Suudi Arabistan’a gitti. Ressamların eserleri ise Dubai’den Londra’ya kadar yayılmış durumda. Ancak İstanbul’da Suriyeli ressamların resimlerine pek yer bulabildikleri henüz söylenemez.

03

Ömer Hayyam’dan yükselen vals

Müziğin kulaktan kulağa dolaşması ise belki teknik olarak daha kolay. Ancak Suriyeli müzisyenlerin kendi imkanlarını yaratmaları gerektiği açık. Ünlü markaların yan yana dizildiği, İstanbul’un kültür hayatının merkezi sayılan İstiklal Caddesi’nden geçerek, bu caddenin paralelindeki bambaşka bir dünyaya adım atıyorum.
Müzisyen Karam Aizouq ile stüdyo haline getirdiği evinde buluşacağım. Ömer Hayyam Caddesi’nde yıllar önceki güzel günlerinden kalma tarihi bir apartmanın merdivenlerini çıkıyorum. İçine ressam babası ve ablasının resimlerini, elektronik piyanosunu, perküsyon aletlerini ve akordeonunu sığdırdığı küçük odada konuşuyoruz 24 yaşındaki Karam ile.

04

Altı yaşından beri piyano çalıyor. Akademide klasik piyano eğitimi almış. Türkiye’de bir grubun albümü için iki şarkıda akordeon çalmış ancak buradaki müzisyenlerle sık sık çalıştığı söylenemez.
Okulu bitirdikten sonra 2013 yılında, Suriye’de zorunlu askerlik yapmak istemediği için geldiği İstanbul’da bu küçük odada şarkılar besteliyor, kaydediyor. Aynı zamanda belgesellere müzik yapıyor. En sonuncusu Suriye’deki durumla ilgili.
Halinden şikayetçi olduğunu söylemek zor. Savaşla ve Suriye ile ilgili konuşmaya pek istekli değil. Tek istediği müzik yapmak.

05

‘Evden uzakta’
Ailesi hâlâ, memleketi olan Hama’nın Selamiye ilçesinde. “Görece güvenli bir yer” diye tarif ediyor orayı. Savaştan önce ise, arkadaşlarıyla kurdukları grupları, Şam’da gittikleri konserleri anlatıyor. Tıpkı Mohammed Zaza gibi onun da yüzü geçmişi anlatırken biraz olsun aydınlanıyor.

İstanbul’un gizli hazinesi Suriyeli sanatçılardan bir diğeri ise Yousef Kekhia. “Away From Home” (Evden uzakta) isimli cover şarkılardan oluşan bir albümü var. Hepsini internete yüklemiş.
Albümün adının ona ne ifade ettiğini sorduğumda, “Türkiye’ye ilk geldiğimde ve müzik yapmaya yeniden başladığımda cover yapmaya başladım. Kendi ülkenizde değilsiniz ve müzik de benim evden uzaktayken daha çok yapmaya başladığım bir şey oldu. Bana bir şey ifade eden şarkıları seçtim albüm için. Working Class Hero örneğin bana ülkemi hatırlatıyor. Bir diğer şarkı Society yine Suriye’deki toplumu hatırlatıyor” diyor.

Peki Türkiye’deki insanlar Suriyeli sanatçılarla buluşacak mı bir gün? Suriyeli sanatçılar, sanatlarıyla Türkiye’de var olabilecek mi? Bu konuda iyimser bil yanıt veriyor Yousef: “Bizim geleneklerimiz çok farklı değil. Türkiye’deki insanlar sanatı takdir ediyorlar. Ben pek gidip insanlarla konuşabilen, tanışabilen bir insan değilim. Ama Türkiye’de bunun Lübnan’dakinden veya Ürdün’dekinden daha kolay olacağını bile düşünüyorum” diye yanıtlıyor.
Türkiye’de Suriye sineması, resmi, müziği ve sanatçıları; şu an yaşanan insani kriz göz önüne alındığında uzak bir konu gibi görünse de, savaştan kaçan sanatçıların, sanatlarıyla ayakta kalmaları belki de bir toplumun yeniden iyileşmesine yardım edebilir bir gün.

Yousef’in dediği gibi: “Bazen daha umutluyum, bazen umutsuzum ama yine de sonunda çözümün bizim elimizde olduğunu düşünüyorum. Müzik ve sanat elbette her zaman umut veriyor. Bazen insanlara yaşadıkları, gördükleri, tanık oldukları kötü şeyleri unutturabilir, bazen onları biraz olsun rahatlatabilir.”

Hakkında Akademi Portal

Akademi Portal

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Güvenlik *