Yargı Reformu Strateji Belgesi, “9 amaç, 63 hedef, 256 faaliyet” başlığından oluşuyor.

Adalet Bakanlığı’nın, Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakereleri çerçevesinde ilkini 2009’da, ikincisini 2015’te kamuoyuna duyurduğu Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin üçüncüsü, Perşembe günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklandı. Düzenlemelerin yaşama geçirilmesi için 5 yıllık bir süre öngörülüyor.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, ilk yargı paketinin TBMM tatile girmeden Meclis’e sevk edileceğini açıkladı ancak paketin içeriği konusunda bilgi vermedi. İlk pakette, kamu avukatlarına yeşil pasaport, avukatlık mesleğine giriş sınavı esaslarının belirlenmesi gibi düzenlemelerin yer alabileceği belirtiliyor.

Belgede yer alan taahhütlerin yerine getirilmesi halinde, geçmişte ve halen dava açılmasına yol açan yasaların yanısıra, AB ile üyelik müzakerelerinin önünü tıkayan birçok yasada da değişikliğe gidilmesi gerekecek.

Söz konusu değişikliklerin yaşama geçirilmesinin, ne gibi sonuçlara yol açabileceğini, hangi davaları nasıl etkileyebileceğini inceledik:

‘Terör tanımı’ değişir mi?

Türkiye ile AB arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından birini Türkiye’deki Terörle Mücadele Yasası oluşturuyor.

Ankara’nın Brüksel’den en önemli taleplerinden olan “vize serbestisi” için de, AB’nin baş koşullarından biri Türkiye’nin “terör tanımını” değiştirmesi.

AB özellikle “terör tanımı” ve yasadaki ifade, basın özgürlüğü gibi temel özgürlük alanlarıyla çelişen hükümlerin değiştirilmesini istiyor. Bu kapsamda ayrıca, “kimliklerini gizlemek için yüzünün bir kısmını veya tamamını kapatarak eylem yapanlara yönelik 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilmesini” içeren hükümlerin de değiştirilmesini talep ediyor.

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde, AB’nin “vize muafiyeti” için en önemli koşulları arasında yer alan “terör tanımının değiştirilmesi” konusunda net bir ifade yok. “Başta terörle mücadele mevzuatı olmak üzere ifade özgürlüğünü etkileyen mevzuatın süreçte ele alınacağına” vurgu yapılıyor.

Belgede, sınırları net olarak çizilmemekle birlikte, “ifade ve basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ve tutuklama tedbirine ölçülü başvurulması” taahhüdüne yer veriliyor:

“Mevzuat altyapısına ilişkin de geniş bir tarama çalışması yapılarak bireylerin haklarının korunması ve genişletilmesi için yasal çerçevenin güçlendirilmesine yönelik adımlar belirlenmiştir. Bu kapsamda başta terörle mücadele mevzuatı olmak üzere ifade özgürlüğünü etkileyen mevzuat bu süreçte ele alınacaktır. Tutuklama tedbirine ilişkin hükümler, internet üzerinden erişim engelleme usulleri ile toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin mevzuat da bu kapsamdadır.”

Cumhuriyet gazetesi davası nasıl etkilenir?

Yargı Reformu Strateji Belgesi Hangi Davaları Nasıl Etkileyecek

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde, yapılacak değişikliklerin en önemlilerinden birisini, istinaf mahkemesi yargılamasında, haklarında 5 yılın altında mahkumiyet kararı bulunanlara Yargıtay’a temyiz yolunu kapatan Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndaki (CMK) hüküm oluşturuyor.

Belgede “Bölge adliye mahkemelerince istinaf incelemesi sonucunda verilen kararların kesinlik sınırının, ifade özgürlüğünü ilgilendiren maddeleri açısından yeniden belirlenmesi öngörülmektedir. Böylelikle, kararların Yargıtay tarafından da incelenmesi sağlanarak, bireylere ek bir güvence getirilmesi amaçlanmaktadır” deniliyor.

Söz konusu düzenleme, Cumhuriyet gazetesi davasında yargılanıp 5 yılın altında ceza alan gazetenin eski yazar ve yöneticilerini ilgilendiriyor.

Bu kapsamda cezaları istinaf mahkemesinde kesinleşen Güray Öz, Önder Çelik, Musa Kart, Hakan Kara, Mustafa Kemal Güngör ve Emre İper, Nisan ayında yeniden cezaevine girdi. Geçen Çarşamba günü cezası kesinleştiği için cezaevine giren Kadri Gürsel ise yattığı süre göz önünde bulundurularak aynı gün akşam tahliye edildi.

Yerel mahkemede, daha yüksek ceza alanlara üst mahkeme olan Yargıtay yolu açık tutuluyor. Daha az ceza alanların doğrudan istinaf kararıyla cezaevine konulmasının çelişki oluşturması nedeniyle Adalet Bakanlığı bir süredir bu konuda değişiklik için çalışma yapıyor.

İlk yargı paketinin bayram sonrası Meclis’e sevk edileceğini açıklayan Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, istinafta kesinleşen cezalarla ilgili düzenlemenin pakette yer alıp almayacağı konusundaki soru üzerine, bu konuda çalışma yaptıklarını söyledi. Gül, düzenlemenin ne zaman yasalaşacağı konusunun TBMM’nin takdirinde olduğunu belirtmekle yetindi.

Daha sonra Anadolu Ajansı Editör Masası’na konuk olan Gül, “Üçüncü gözün de görmesi için çok gecikmeden bu konuda yasal düzenlemeyle bu hususların kanun yolu anlamında Yargıtay’a da gelmesi gibi birtakım düzenlemeler söz konusu” dedi.

TCK’nın 301. maddesinde değişiklik olacak mı?

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde, “İfade özgürlüğünü etkileyen mevzuat üzerinde öngörülen değişiklikler, haber verme sınırları içerisinde yer alan, eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağına ilişkin düzenlemelerin ceza mevzuatının bütününün değerlendirilmesi suretiyle etkin biçimde uygulanmasına yönelik olacaktır” deniliyor.

Belge dipnotunda bu konuda, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) kamuoyunda “Türklüğü aşağılamak” olarak anılan 301. maddesindeki, “Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suçu oluşturmaz” hükmü ile “suçu ve suçluyu övme”suçunu, basın yayın yoluyla işleyenlere verilecek cezanın “yarı oranına kadar artırılmasını” öngören 218. maddedeki “Ancak, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” hükmü anımsatılıyor.

Türkiye’de aralarında Orhan Pamuk’un da bulunduğu çok sayıda yazar ve gazeteci, 301. maddeden yargılandı.

Yine “suçu ve suçluyu övme” suçlamasıyla kapatılan Özgür Gündem gazetesinde “nöbetçi genel yayın yönetmenliği” davası kapsamında Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ile Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi hakkında açılan ve süren davalar bulunuyor.

İnternete erişim yasakları nasıl etkilenecek?

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında güvence verilen bir başka konu ise “internet erişimi engellemelerine” yönelik.

Belgede, “İnternet erişimi engelleme usullerinin ifade özgürlüğünü engellemeyecek ve hukuki güvenceyi daha da güçlendirecek şekilde belirlenmesinde, gerekli ve zorunlu hallerde erişimin orantılı biçimde sınırlanmasını sağlayacak uygulamaların geliştirilmesinde fayda olacağı değerlendirilmiştir” ifadelerine verildi.

Bu konuda, belge dipnotunda 2007’de yürürlüğe giren “İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesine” ilişkin yasaya gönderme yapıldı.

Söz konusu yasa, Bilgi Teknolojileri İletişim Başkanlığı’na (BTK), yargı kararı olmaksızın, başvurucunun talebi üzerine “içerik kaldırma” yetkisi veriyor.

Ayrıca, yine yargı kararı beklenmeksizin, BTK’nın talebi doğrultusunda, İnternet Sağlayıcıları Birliği aracılığıyla, doğrudan erişim engeli yapılabiliyor.

Türkiye’de 2016 yılı rakamlarına göre 50 binin üzerinde yasaklı site bulunuyordu.

BTK, son yıllarda ise yasaklı site sayısını açıklamak yerine, sadece içeriğe göre engelleme oranını gösteren istatistikler yayımlıyor. Ancak halen, internet ansiklopedisi Wikipedia’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda internet sitesine erişim yasağı bulunuyor.

Türkiye’de geçmişte de bir süre video paylaşım platformu YouTube’a erişim engeli getirilmişti.

Af vaadi var mı?

En çok merak edilen konulardan biri de belgede bazı suçlardan mahkum olanlara yönelik af ya da ceza indirimi olup olmayacağıydı. Zira AKP ile ittifak ortağı MHP arasında geçen yasama yılı başında “af” konusunda görüş ayrılığı yaşanmıştı.

MHP’nin TBMM Başkanlığı’nda bekleyen yasa teklifinde, “Cinsel saldırı, soykırım, kasten öldürme, çocuk istismarı” gibi konuların yanı sıra, devlete, hükümete, milli savunmaya, Orman Kanunu’na ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar hariç” olmak üzere diğer suçlardan hüküm giyenlerin cezalarında 5 yıl şartlı indirim öngörülüyordu.

Ancak AKP bu öneriye karşı çıkmış, Adalet Bakanlığı, ceza infaz sisteminde düzenlemeleri içeren düzenleme yapılabileceğini açıklamıştı.

Belgede genel af ya da ceza indirimine ilişkin doğrudan bir düzenleme öngörülmüyor.

Ancak kadın, çocuk, yaşlı gibi bazı dezavantajlı gruplara yönelik infaz sisteminde değişiklik yapılması, cumhuriyet savcılarının takdir yetkisinin artırılarak, kovuşturma zorunluluğunun esnetilmesi, mahkumiyetle sonuçlanma olasılığı düşük olan davanın açılmamasının sağlanması, şikayete bağlı suçların genişletilmesi, bazı fiillerin cezalandırılmaktan çıkarılmasına dönük düzenleme taahhütleri yer alıyor.

Bu kapsamda, “şiddet içermeyen bazı suçlardan hükümlü olan yaşlı, hamile ve çocukların cezalarının infazının” elektronik kelepçe uygulaması ile evde uygulanması, ağır hasta, hükümlü ve çocuklara ilişkin infaz süreçlerine ilişkin alternatif infaz yöntemleri geliştirilmesi öngörülüyor.

Bir başka önemli düzenleme olarak ise bazı ağır suçlar hariç olmak üzere 15 yaşından küçük çocukların ilk defa işledikleri fiillerin soruşturma ve kovuşturmaya konu edilmeden, çocuklara özgün koruma mekanizmaları içerisinde değerlendirilmesinin sağlanacağı, suça süreklenen çocuklara özgü kamu davası açılmasının ertelenmesi modelinin geliştirilmesi, yine bu çocuklara yargılamada öncelik verilmesi.

Bakanlığın 2017 verilerine göre 12-15 yaş grubunda ağır ceza mahkemelerinde yargılanan çocuk sayısı 39 bin 957 ve çocuk mahkemelerinde toplam mahkumiyet oranı yüzde 36,2.

Adalet Bakanı, HSK’dan çıkacak mı?

AB üyelik müzakereleri görüşmelerinde en çok eleştirilen konulardan birisi de adalet bakanınnın Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) doğal üyesi olarak kurul başkanı olması.

Belgede, HSK’nın yapısının 2017 Anayasa değişikliği ile “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkelerine dayandırıldığı, bu çerçevede parlamentonun üye seçmesi sağlanarak, demokratik meşruiyetin güçlendirildiği belirtilirken, Adalet Bakanı’nın kurulda yer almamasına ilişkin herhangi bir ifade yok.

Bu konudaki tek yetki kısıtlaması olarak ise Adalet Bakanı’nın “gecikmesinde sakınca bulunan hallerde hakim ve savcıları başka bir yargı çeresinde geçici görevlendirme yetkisi”nin belli kıdemdeki hakimler yönünden kaldırılması olarak ifade ediliyor.

Belli kıdemdeki hakimlere verdiği kararlar nedeniyle idarenin baskısı olmaması için “coğrafi yer güvencesinin” sağlanması öngörülüyor. Bu düzenlemenin yapılması halinde bir anlamda hakimler verdikleri kararlar nedeniyle, “sürgün” tehdidiyle karşı karşıya kalmayacak.

İLGİLİ DİĞER HABER

Yeni Askerlik Sistemi

Yasa bayram sonrasına kaldı, teklif gözden geçirilecek

Yargı Reformu Strateji Belgesi Hangi Davaları Nasıl Etkileyecek

İktidarın, “bayram müjdesi” olarak çıkarmak istediği yeni askerlik sistemine ilişkin yasa teklifinin görüşmeleri şimdilik Ramazan Bayramı sonrasına ertelendi.

Askerlik süresini 6 aya indiren ve bedelli askerliği kalıcı hale getirilmesini de içeren düzenleme, hâlâ silah altında bulunanlardan 6 ayını dolduranlara da, yasanın yürürlük tarihi itibarıyla erken terhis olanağı sağlıyordu.

Yasa teklifi ile ilgili gerek iktidar partisi AKP’ye iletilen kaygılar, gerekse muhalefet partilerinin, cumhurbaşkanına verilen yetkilerle ilgili muhalefet şerhlerinde dile getirdikleri eleştiriler üzerine, yasanın yeniden gözden geçirilmesi kararlaştırıldı.

Erteleme kararı, AKP Grup Başkanı Naci Bostancı’nın, parlamentodaki tüm siyasi partilerin grup başkanvekilleriyle dün yaptığı toplantıda alındı.

45. maddeye itiraz

Edinilen bilgiye göre, muhalefet partileri özellikle cumhurbaşkanına askerlikten muafiyet tanıma yetkisi veren 45. maddedeki düzenlemeye itiraz ettiler.

Komisyon görüşmelerinde de en çok tartışma yaratan sözkonusu maddenin 2. fıkrasında, “Olağanüstü hal veya savaşta, askerliğini henüz yapmadan, cumhurbaşkanınca gerekli görülen sahalarda özel olarak görevlendirilen gönüllüler, cumhurbaşkanınca belirlenen şartlara uydukları taktirde askerlik hizmetinden muaf tutulur” deniliyor.

AKP, bu düzenlemenin mevcut yasada da olduğu ve söz konusu yetkinin Bakanlar Kurulu’nda olduğunu, cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi nedeniyle, diğer konularda olduğu gibi Bakanlar Kurulu’nun yetkilerinin cumhurbaşkanına aktarılmasından ibaret olduğunu savunuyor.

Ancak MHP ile muhalefet partileri artık bu yetkiyi tek kişinin kullanacağını ve arada hiçbir süzgeç kalmadığına dikkat çekerek, “gönüllü”, “saha” tanımlarının daha net tanımlanması önerisini getirdiler.

AKP Grup Başkanı Naci Bostancı başkanlığındaki toplantıda ayrıca, muhalefet partileri 6 ayını dolduranların hemen terhisiyle birden bire kıtalarda boşalma olacağı, bu durumun da “güvenlik zafiyeti” yaratacağı kaygılarını dile getirenlerin olduğunu belirterek, kademeli terhise ilişkin bir çalışma yapılabileceği önerisinde de bulundular.

130 bin kişi terhis olacaktı

Milli Savunma Bakanlığı’nın hesaplamalarına göre, yasanın çıktığı anda 6 ayını doldurdukları için terhis olacakların sayısı 130 bin olarak belirlenmişti.

Toplantıda, yasanın yeniden gözden geçirilip, tartışmalı maddelere açıklık kazandırılması ve yasanın uzlaşmayla çıkarılması için yasanın sıkıştırılmış bir takvimde ele alınmaması ve başlayacak 9 günlük bayram tatili sonrasında ele alınması kararlaştırıldı.

AKP’nin yasanın maddelerinde değişikliğe gitmek yerine, komisyon raporunda, eleştirilen ya da kaygı uyandırılan maddelerle ilgili tanımlara açıklık getirilmesi seçeneğine daha sıcak baktığı belirtiliyor. AKP yöneticileri, düzenlemenin bayram sonrasındaki ilk mesai gününde görüşmelerine başlanmasını planladıklarını söylediler.

Ancak görüşmelerin 23 Haziran’da tekrarlanacak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonrasına da kalabileceği belirtiliyor.

Yeni askerlik yasası

Muhalefet hangi düzenlemeleri eleştiriyor, AKP’nin yanıtı ne?

Yargı Reformu Strateji Belgesi Hangi Davaları Nasıl Etkileyecek

AKP’nin hazırladığı 1927 tarihli 1111 sayılı Askerlik Yasası’nı sil baştan değiştiren yasa teklifinin bu hafta Meclis’te yasalaşması bekleniyor.

Zorunlu askerliğin 6 aya düşürülmesinden, hemen her dönem kampanyalara konu olan bedelli askerliği kalıcı hale getirilmesine, er/erbaşlıktan muvazzaf askerliğe geçişe kadar köklü değişiklikler getiren düzenlemeyi, halen silahaltında olan ve askerlik çağındaki milyonlarca genç dört gözle bekliyor.

Ancak, yeni sistemde er/erbaş sınıfındaki asker sayısının azalacak olması, “güvenlik, beka sorunu yaratabilir” endişesi ve eleştirilerine de yol açıyor.

Sadece muhalefet değil, örneğin, iktidara yakın Yeni Şafak gazetesi yasanın çıkmasıyla asker sayısında ciddi düşüşler yaşanacağını belirterek, “Sınırları kim koruyacak?” manşeti attı.

Düzenlemeyle, askerlikten kimlerin muaf olacağı konusunda cumhurbaşkanına tanınan yetki, her bedelli dahil her koşulda temel askerlik eğitimi zorunlu tutulurken, “vicdani ret” hakkının tanınmamasına kadar bir çok konuyla ilgili tartışmalar da sürüyor.

İktidar ve muhalefet sözcüleri, işte başta bu tartışmalı konular olmak üzere yeni askerlik sistemine ilişkin yanıtladığı sorular

CHP’li Çelebi: Beka sorunu yaratır

CHP’li TBMM Milli Savunma Komisyonu Üyesi, kendisi de asker kökenli olan Mehmet Ali Çelebi, yeni düzenlemenin “tek tip askerlik süresi” öngören düzenlemesinin özü itibariyle doğru olmakla birlikte, bazı belirsizlikler içerdiği görüşünde.

Çelebi geçici maddeyle, halen silahaltında olan askerlerden 6 ayını dolduranların terhis edilmesinin zaten yüzde 70 olan kadro sayısının önemli oranda düşmesine yol açacağına dikkat çekiyor ve “Halen yüzde 30 eksiğimiz var, çünkü kaynak yetmiyor. 12 aylık askerlik yapıyorken yüzde 30 eksiğiniz varsa, 6 aya düşürdüğünüzde ne olur düşünün, beka sorunu yaratıyor” diyor.

Çelebi, yasa teklifine koyduğu muhalefet şerhinde de bedelli askerlik yapanlar da eklendiğinde, asker sayısından daha da düşeceği ve bu durumun “zafiyet yaratacağını” düşünüyor. Bedelli askerlik kriterlerini de eleştiren Çelebi, ihtiyaç fazlası olanların askerlikten yararlandırılması gerekirken, Milli Savunma Bakanlığı’nın (MSB) böyle bir kriter getirmemesinin de silah altındaki asker sayısını azaltacağına dikkat çekiyor.

Ön lisans mezunlarına “yedek astsubaylık” yolunun açılmasının gereksiz ve diğer ordularda olmayan bir model olduğunu belirten Çelebi, “Bu da başkanlık sistemi gibi ortaya karışık bir durum. Bu kadar statü artması insan kaynakları yönetiminde başarısızlık yaratır” diyor.

‘Milisleşme ve kadrolaşma yaratır’

Çelebi yasa teklifinin “yandaş kadrolaşma” hatta “milisleşme” yolunu açacağını da düşünüyor.

Yasa teklifinin 40. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi, askerlik hizmetini tamamlayanlardan, muvazzaf olmak isteyenlere girecekleri sınavlarda alacakları notun yüzde 20’sine, hatta meslek yüksekokulu ya da lisesi mezunlarına yüzde 25’ine kadar ek puan verilebilmesi hükme bağlanıyor.

Mehmet Ali Çelebi, bunun anlamının “net bir kadrolaşma” tarifi olduğunu ifade ediyor. Çelebi, “Sen er, erbaş olarak görev yaparsan, terhis olduktan sonra subay astsubay olmak istersen sana 20 puana kadar verebilirim, diyor ama net bir tanımlama yapmıyor. Puanı neye göre verecek, net bir şey demiyor. Diyelim ki yandaşsan size 20 puan verecek, bana 1 puan verecek” görüşünü dile getiriyor.

Yeni askerlik sistemine ilişkin düzenlemenin 45. maddesi ise cumhurbaşkanına askerlik yapmayacak kişileri belirleme konusunda muafiyet yetkisi veriliyor. Söz konusu madde, komisyondaki görüşmelerde de en çok tartışılan düzenlemeydi.

Düzenlemede, “olağanüstü hal veya savaşta, askerliğini henüz yapmadan, cumhurbaşkanınca gerekli görülen sahalarda özel olarak görevlendirilen gönüllüler, cumhurbaşkanınca belirlenen şartlara uydukları taktirde askerlik hizmetinden muaf tutulur” deniliyor.

Değiştirilen kanunda Bakanlar Kurulu’nda olan bu yetkinin 24 Haziran seçimleri sonrasında çıkarılan bir KHK ile cumhurbaşkanına verildiğini, ancak o halinde de “Genelkurmay’ın lüzumlu görmesi” koşulunun arandığına işaret eden Çelebi, bu maddenin “milis yapılanması” yolunu açacağı görüşünde:

“Orada bile bir süzgeç vardı, şimdi o da kaldırılıyor. Mesela hangi saha, buralarda muğlaklık var. Cumhurbaşkanının beyaz çayını hazırlayan garson, hurmalarını sulayan bahçıvan mı? Bunlar ‘ benim gönüllülerim’ derse kimse karşı çıkamaz artık. Size göre gönüllü kim, bana göre gönüllü kim? Bu tanımlar net değil.

“Mesela teklifin 3. maddesindeki ‘tanımlar’ bölümünde bunlar açılabilirdi, saha, gönüllüler kim bunların tanımı yapılabilirdi, bu yapılmamış. Bu unsurlar muğlak olduğu için Anayasa’ya da aykırı, eşitlik ilkesine aykırı çünkü. Bu milis yapılanmasının yolunu açar, çünkü ‘ben gönüllülerimi muaf tutarım’ diyor. Osmanlı’da cemaatler askere gitmezmiş, şimdi aynısını yapabilir, şu cemaat gitmesin gönüllü çalışıyorlar’ diyebilir.”

Çelebi, açıkladığı gerekçelerle de 40 ve 45. maddeleri “Çok tehlikeli ve TSK’nın genetiğini bozacak düzenlemeler” olarak nitelendiriyor.

AKP’li Şirin Ünal: Gerekirse ben de askere giderim

Yasa teklifinin ilk imzacısı olan ve kendisi de emekli tümgeneral olan AKP Sinop Milletvekili Şirin Ünal, düzenlemeye dönük bazı eleştirilere karşın, yeni bir adım atılırken, bazı risklerin alınması gerektiğini ifade ediyor.

Yasanın yürürlüğe girmesi ile askerlikte ilk 6 ayını dolduranlardan 130 bin dolayında askerin terhis olacağı, bunun da güvenlik zafiyetine yol açacağı endişelerini anımsattığımızda Ünal, seferberlik halinde ihtiyaç duyulanların askere çağrılmasına engel bir durum olmadığını belirtiyor:

“Diyelim ki seferberlik ilan edildi, ben dahil herkes askere gideriz. Türkiye’nin harbe hazır tuttuğu yüz binlerce askeri var. Burada bir sıkıntı olacağını sanmıyorum. Allah o durumlara düşürmesin. Seferberlik ilan edildiğinde ihtiyacımız kadar olanı geri silahaltına alırız, onda bir sıkıntı olmaz.”

Peki TSK’nın asker mevcudiyetinin azalması ileride “beka sorununa” yol açar mı?”

Ünal bu soruya da şu yanıtı veriyor:

“Bana da emekli generallerden gelen değerlendirmeler var, ama ürkerek bu konuları piyasaya çıkarmanın manası yok. 1927 tarihli iki kanun, 1111 sayılı ve 1076 sayılı kanunu değiştirirken içine bu çağın insanını, gencini motive edecek bir şeyler koymamız lazım. Hesap belli zaten.

“Sorduk komisyonda 130 bin terhis olacak kişi, dedi. TSK’nın esas etkili olduğu saha profesyonel tarafı. Ben 38 yıl jet pilotluğu yaptım, profesyonelim yani. TSK’nın subay astsubay, uzman erbaş, uzman çavuş bunların hep görevinin başında. Sadece burada er erbaş yedek subay, yedek astsubay ve dövizli, bedelli askerliği konuşuyoruz, yani TSK’nın acemi tarafı. Çok fazla endişelenmeye gerek yok.”

Cumhurbaşkanına asker yapmayacak kişiler konusunda muafiyet sağlama yetkisinin mevcut yasada da olduğunu, sadece bakanlar kurulunda olan yetkinin yeni başkanlık sistemine göre uyarlanıp yetkinin cumhurbaşkanına verildiğini belirten Ünal, CHP’li Çelebi’nin “tehlikeli” olarak nitelendirdiği 40. maddedeki puan düzenlemesini ise “motivasyon sağlayıcı ilave avantajlar, unsurlar” olarak nitelendirdi.

Ünal, askerlik süresini 6 aydan sonra uzatanlara, muvazzaflığa geçiş sınavlarında sağlanacak puan avantajının yanı sıra TOKİ’de ev sahibi olmada öncelik, sigortalılık, muhtaç askerler ve ailelerine maaş, ücretsiz toplu taşıma gibi avantajların da yine özendirici avantajlar olduğunu vurguluyor.

Yeni sistemde bedelli askerlik kalıcı hale gelse de, bir aylık temel askerlik eğitimi almaları zorunlu tutuluyor. Bu yöndeki eleştirileri anımsattığımızda da Ünal, Türkiye’nin riskli coğrafyasına işaret ediyor:

“Ege, Doğu Akdeniz kaynıyor, Suriye’de 70-80 bin tam teçhizatlı terörist var. Bu istikrarsız bir coğrafyada ne zaman, kimlerle kapışacağımız belli değil. Savaşa hazır olmamız lazım. Bunun için de sağlığı yerinde olan erkek nüfusun mutlaka temel askerlik eğitiminden geçmesi gerekiyor.”

HDP: Vicdani ret hakkı tanınmalı

HDP ise yasa teklifine koyduğu muhalefet şerhinde, Türkiye’de uzun yıllardır tartışılan “vicdani ret” tartışmasını yeniden başlattı.

HDP’li TBMM Milli Savunma Komisyonu Üyesi Nimetullah Erdoğmuş, muhalefet şerhinde, esas olarak zorunlu askerliğin kaldırılmasından yana olduklarını belirtirken, zorunlu askerlik uygulaması devam edecekse de “vicdani ret” hakkının tanınması gerektiğini savundu.

“Uluslararası sözleşmeler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ve aynı zamanda inanç ve vicdan özgürlüğü hakkını kabul eden Türkiye Anayasası, vicdani ret hakkının yasalaştırılmasını gerekli kılar” görüşüne yer veren Erdoğmuş, askerlik yapmak istemeyen gençler için kamu hizmetinin bir seçenek olarak düşünülebileceğini, birçok Avrupa ülkesinde de bunun uygulandığına işaret ediyor.

Ancak gerek CHP’li Mehmet Ali Çelebi gerekse AKP’li Şirin Ünal “vicdani ret” seçeneğinin Türkiye koşulları için uygun olmayacağını düşünüyor.

Her iki siyasetçi de Türkiye’nin kritik bir coğrafyada ve “etrafının yandığını” belirterek, “Türkiye’nin İsviçre koşullarında bir ülke olmadığına” işaret edip, şimdilik böyle bir konunun gündemleşmesine sıcak bakmadıklarını ifade ediyorlar.

Yeni sistemin maliyeti ne olacak?

Yeni sistemin uygulanmasıyla, TSK’nın personel giderleri de artacak. Yasa uyarınca, 6 aylık askerlik eğitimini er/erbaş olarak yapanlara asgari ücretten az olmamak üzere, yedek subaylara maaş artı SGK primi ödemesi, 6 aydan sonra askerlik süresini ikinci 6 aya uzatmak isteyenlere hizmet borçlanması, muhtaç asker ailelerine de yardım yapılacak.

Genelkurmay’ın hesaplamalarına göre tüm bunlar için TSK’ya 3 milyon 153 bin 928 lira et maliyet çıkacak. Milli Savunma Bakanlığı, ek giderlerin bedelli ve dövizli askerlikten karşılanacağını hesapladı. Ortalama olarak bedelli askerlikten 145 bin dövizli askerlikten 20 bin kişinin yararlanacağını hesaplayan bakanlık, bu yolla 5 milyon 115 bin gelir elde edileceği ve yeni sistemle gelen ek maliyetin bu gelirlerden karşılanacağı hesabı yaptı.

Tüm haberler


  

Facebook Hesabınız Üzerinden Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here