İnsan bağırsağının 1000 farklı bakteri türünü barındırdığını biliyor muydunuz?

Bakterilerin çeşit olarak fazla olması sağlık açısından hayli önemli.

Obezite, rahatsız bağırsak sendromu ve diyabet gibi rahatsızlıklar bağırsaklardaki bakteri türlerinin azlığına bağlanıyor. Peki, bu bakteri türlerini artırmak için ne yapılabilir?

İşte sağlıklı bağırsaklar için 6 öneri

1. Zayıflıkla bağlantılı bakteri

Zayıf insanlarda daha fazla sayıda Akkermansia adlı bakteri olduğu tespit edildi. Bu durum, bu bakterinin kilo almayı engelleyebileceği yönündeki iddiaların doğmasına neden oldu. Bu bakteriyi besleyecek yiyeceklerin başında ise kırmızı üzüm geliyor.

2. Lifli besinler

Yiyecek çeşidini artırmak bakteri türlerinin de artmasını sağlıyor. Vücuttaki yararlı bakteriler lifli besinlerden hoşlanıyor. Lif bakımından en zengin yiyecekler ise meyve, sebze ve tam tahıllardan oluşuyor. Sarımsak, yer elması, muz, elma, yaban mersini ve nohut Bifidobakteri gibi yararlı bakterileri besliyor.

3. Probiyotik iddialarına ihtiyatlı yaklaşın

Bağırsaklardaki yararlı bakterileri beslediği iddiasıyla pazarlanan probiyotik ürünlerin uzun vadede bakteri çeşitliliğini artırdığına dair fazla veri bulunmuyor. Ancak probiyotiklerin küçük çocuklarda ve yaşlılarda iyi sonuçlar verdiği ve antibiyotik kullanımının ardından ortaya çıkabilecek mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi geldiği tespit edildi.

4. Mayalı yiyecekler

Kefir, miso (fermente soya fasulyesi ezmesi), turşu, pastörize edilmemiş sütten yapılma peynir gibi mayalı yiyeceklerin yararlı bakterileri beslediği biliniyor.

5. En radikal çözüm

Bağırsaklardaki bakteri türlerine en radikal müdahale dışkı nakli ile yapılıyor. Yararlı bakteri bakımından zengin kişilerin dışkılarından alınan numuneler hastalık taramasından geçirildikten sonra alıcı kişiye naklediliyor. Bu nakil iki alıcının kalın bağırsağına veya burnuna bağlanan bir tüp yoluyla yapılıyor.

Bağırsaktaki bakteri enfeksiyonu nedeniyle ciddi ishal sorunu olan kişiler açısından dışkı nakli hayat kurtarıcı bir işlem olarak görülüyor.

6. Kapsüllü nakil

Doğrudan dışkı nakli fikri itici geliyorsa kapsül yoluyla nakil seçeneğini düşünebilirsiniz. Sağlıklı donörlerden alınan dışkı dondurulup kurutulduktan sonra mide asidine dayanıklı kapsüllere konularak hap haline getiriliyor. Bu kapsül kalın bağırsakta açılarak yararlı bakterilerin oraya yerleşip çoğalması sağlanıyor.

[toggle title=”Tıklayın – ‘Süper besin'” state=”close” ]

‘Süper besin’ diye bir şey var mı?  Bazı besinlerin ‘süper besleyici’ olduğu iddia edilir. Bu yiyecekler gerçekten de her derde deva mı?

Google arama motorunda ‘diyet’ diye arama yaptığınızda milyonlarca siteye rastlarsınız. Bazı diyetlerde kalori saymanız, bazılarında belli besinlere yönelmeniz tavsiye edilir. Bazıları karbonhidratlardan kaçınmanızı isterken, bazıları da tersini söyler.

Bazı diyetlerde bir avuç mavi yemiş ya da ceviz yemeniz veya yediğiniz her şeye limon suyu, tarçın veya zerdeçal eklemeniz önerilir. Bir ara yumurta, patates ve yağlı süt ürünleri gözden düşerken bir süre sonra yeniden listelere girer.

İngiliz dergisi Future tarafından Sydney’de düzenlenen Dünyayı Değiştiren Fikirler Zirvesi’nde, beslenme uzmanı Rosemary Stanton “vahşi batı” tarzı bu kuralsızlığa dikkat çekti.

“Süper besin modası sorunları çözecek sihirli değnek arayışının bir başka göstergesi. Belki de dünyadaki en büyük efsane, beslenmeye bağlı sağlık sorunlarının çok yönlü özelliğini böylesine göz ardı eden bu düşünce tarzıdır.”

Şekere vergi

En büyük sorunlardan biri tek tek besinler üzerinde yoğunlaşmaktır. Stanton’a göre bu yaklaşım insanı taze üründen uzaklaştırıp işlenmiş gıdalara yönlendiriyor. Belli vitamin ve minerallere takıntımız ayrıca imalatçıların bazı besinlere o maddeleri ekleyerek sağlıklı gıda iddiasında bulunmalarına da ortam yaratıyor.

“Böylece sağlıklı ürün iddiasıyla ortaya çıkıp şeker dolu kahvaltılık gevrekler satıyorlar” diyor Stanton.

Şekerli gıda tüketimini sınırlamak amacıyla hükümetlerin bu gıdalara vergi uygulamasından yana Stanton. Gıda sektörü buna şiddetle karşı çıkıyor. Fakat Stanton bunu cesaret verici buluyor. Zira “İşlenmiş gıda sektörü ne zaman bir şeye şiddetle karşı çıksa bu o tedbirin işe yarayacağına işaret ediyor”.

Mavi yemiş süper besinler arasında sayılıyor.

5-2 diyeti

Stanton esas olarak beslenmeyle ilgili eskiden beri ifade edilen şeyin geçerli olduğunu söylüyor: Bol taze sebze ve meyve, kepekli tahıl, özellikle balık ve deniz ürünlerinden oluşan bir miktar protein. Bu nedenle sebze ve yağlı balık ağırlıklı Akdeniz diyeti ‘sihirli değneğe’ en yakın beslenme tarzı olarak görülüyor.

Zirvede beslenmeyle ilgili oturumu yöneten doktor ve BBC program yapımcısı Michael Mosley ise “5-2 diyeti” olarak bilinen ve düzenli olarak haftada iki gün oruç tutar gibi az yemenin sağlığa yararlı olduğunu söylüyor. Bu diyette haftada 5 gün normal beslenmenize ve günlük almanız gereken kalori miktarını almaya devam ediyor, ardışık olmayan 2 gün ise günlük kalorinin sadece dörtte birini alıyorsunuz (kadınlar için 500, erkekler için 600 kalori).

Mosley ayrıca Doktor Roy Taylor’un diyeti olarak bilinen ve kısa sürede hızlı kilo kaybetmeyi öngören diyetin Tip 2 Diyabet hastalarının yüzde 90’ında iyileşme sağladığını vurguluyor.

Yosun, balığa ve diğer deniz ürünlerine alternatif bir besin kaynağı haline gelebilir.

Yosunlu makarna ‘Süper besin’ olarak adlandırılan yiyeceklere karşı Stanton dengeli beslenmeye hizmet edecek şekilde, sürdürülebilir kaynaklara dayalı yeni besinler bulma arayışını destekliyor. Zirvede yaptığı konuşmada deniz ekolojisti Pia Winberg yosunun gelecekte temel besin maddesi haline geleceğini öne sürdü.

Yosun bol miktarda proteinin yanı sıra omega 3 yağ asidi, lif, anti-oksidan ve çeşitli vitamin ve mineraller içeriyor. Bu nedenle balığa ve diğer deniz ürünlerine alternatif bir besin kaynağı haline gelebilir.

Fakat sorun, şimdiye dek paketten çıkarıp ısıttığı hazır yemeklere alışmış insanları yosun yemeye ikna etmek. “İnsanların alışkanlıklarını değiştirmeye çalışmaktan ziyade bunu yemelerini kolaylaştırmalıyız” diyor Winberg. Bu amaçla yosundaki bütün yararlı maddeler çıkarılıp makarna gibi mevcut gıda ürünlerinden birine eklenebilir.  Ayrıca gıda ürünü olarak yosun yetiştirmenin balık stoklarını rahatlatmanın yanı sıra çevreye başka katkıları da olacaktır. “Yosun sanayisi oluşturmak kıyıların temiz tutulmasına da hizmet edecektir” diyor Winberg.

[/toggle]

Kahvaltı etmeyenler daha mı çok kilo alır?

Sağlıklı beslenme açısından kahvaltının önemi her zaman vurgulanır. Özellikle kilonuzu sürekli gözetmeniz gerekiyorsa. Bazı okullarda öğrencilerin güne en iyi şekilde başlaması için kahvaltı servisi yapılır. Fakat Avrupa ve ABD’de, başta genç kızlar olmak üzere, halkın yüzde 10’u ila 30’u kahvaltı etmiyor.

Kilo vermek amacıyla kahvaltı etmemek bu konudaki bütün tavsiyeleri çiğnemek anlamına gelir. Sabah kahvaltı etmeyince bütün gün aç dolaşıp yüksek kalorili çerezlere yöneleceğiniz, böylece kilo alacağınız varsayılır.

Başta mantıklı gelen bu teori, kahvaltı etmeyenlerin edenlere oranla daha mı fazla kalori tükettiğine bakılarak kanıtlanabilir ya da göz ardı edilebilir.

Fakat hangi saatlerde yenen ilk yemeğin kahvaltı sayılacağı ya da ülkeden ülkeye değişen kahvaltı kültürü nedeniyle kıyaslamalı bir ölçüm yapmak da zordur.

Kalori tüketimi aynı

Tüketilen kalori miktarını esas alarak kahvaltının kişinin kilosu üzerindeki etkileri incelenebilir. Bu konuda 2004 öncesi yapılan araştırmalara bakıldığında, kahvaltı etmeyenlerin gün içinde daha fazla kalori tüketmediği görülmüştür. Kilo üzerindeki doğrudan etkisini görmek ise daha zor. Bazı araştırmalarda, kahvaltı etmeyen çocukların ortalama vücut kütle indeksinin daha fazla olduğu görülürken, bazılarında herhangi bir fark tespit edilmemiştir. Fakat kahvaltı etmemekle fazla kilo arasında bağlantıya işaret eden veriler daha güçlü görünüyor.

Peki soruyu tersine çevirsek ne olur? Yedi araştırmada, fazla kilolu çocukların kahvaltı etmemesinin daha muhtemel olduğu görüldü. Fakat burada kahvaltı etmemenin mi yoksa aşırı kilonun mu önce ortaya çıktığını tespit etmek mümkün değildi.

2003’te yapılan bir araştırmada ise verilerin toplandığı an itibariyle kahvaltı etmeyen çocukların daha kilolu olduğu görülse de üç yıl içinde bu çocukların kilo kaybettiği kaydedilmişti.

Buradan yola çıkarak genel olarak kahvaltı etmeyen çocukların fazla kilo sahibi olması ihtimalinin daha yüksek olduğu söylenebilir. Fakat buna yol açan etkenin kahvaltı etmemek mi yoksa genel olarak diyetleri mi olduğunu söylemek mümkün değildir. Etken kahvaltı ise buna neyin yol açtığı bilinmiyor, çünkü genel olarak daha fazla kalori tüketmiyorlar.

Midenizin sesini dinleyin

Eğer alınan kalori miktarı değişmiyorsa, yemeklerin saati mi etken? İki büyük yemek yerine üç küçük yemek daha mı iyi? 1992’de obez kadınlar üzerinde yapılan bir araştırmada iki gruba aynı miktarda kalori içeren diyet planı verildi. Birinci grup bu kaloriyi günde üç yemek yiyerek tüketirken, ikinci grup kahvaltıyı atlayıp öğle ve akşam yemeklerinde tüketti.

Sonuç oldukça ilginçti. Deney öncesindeki yeme alışkanlıklarının tersini yapan gruba konmuş olanlar çok daha fazla kilo kaybetmişti. Yani kahvaltı etmemeye alışkın olanlar bu deneyde kahvaltı eden gruba dahil olmuşsa, ya da kahvaltı edenler deneyde etmeyen grupta yer almışsa daha fazla kilo kaybetmişti.

Fakat kahvaltının başka faydaları da olduğunu akılda tutmak gerekir. Bazı ülkelerde yapılan araştırmalarda kahvaltı yapan çocukların daha iyi not aldığı görüldü.

Peki, kilo vermek isteyen biri kahvaltı yapmalı mı yapmamalı mıdır? Kahvaltı yapanların daha dengeli beslendiği görülür genel olarak; ama sadece kilo yanı sizi ilgilendiriyorsa kişisel tercih işidir. Bazıları sabah erken saatte yemek yemeyi düşünemez bile. Bu genel olarak sabah insanı mı yoksa akşam insanı mı olduğunuzla da ilgilidir. Kısacası, bu konuda daha kesin veriler ortaya çıkıncaya kadar, mideniz ne istiyorsa onu yapın, onunla savaşmayın diyebiliriz.

[toggle title=”Tıklayın- İşlenmiş gıdalar depresyona mı yol açıyor?” state=”close” ]

Şekerli ve yağlı gıdaların beden sağlığına olduğu kadar ruh sağlığına da zarar verdiğine dair veriler var. Bu durum, uzmanları depresyon tedavisinde yeni yöntemler denemeye itiyor. 

Beslenmeyle depresyon arasındaki bağlantı henüz kanıtlanmış olmasa da bu alanda bazı devlet programları başlatılmış durumda. Örneğin ABD Savunma Bakanlığı, eski askerler arasında intihar oranlarını azaltmak üzere besin bakımından zengin gıda paketleri gönderiyor bu insanların evine. Avrupa Birliği ise farklı besinlerin ruh sağlığı üzerindeki etkisini keşfetmek üzere MoodFood adlı 9 milyon euroluk bir proje başlattı. 

Avustralya’da Deakin Üniversitesi’nden Felice Jacka ve ekibi de depresyon hastaları üzerinde başlattıkları çalışmada, bu hastaların mevcut tedavilerine ek olarak ruh sağlığına iyi geldiği bilinen besinler veriliyor. 

İltihap ve depresyon 

Aynı üniversiteden Michael Maes, depresyonun biyolojik nedenleri konusundaki çalışmalarıyla biliniyor. Maes, beden ve ruh sağlığı arasındaki bağlantıyı 20 yıl önce ortaya koymuş, depresyon hastalarının bağışıklık sistemlerinin aşırı çalıştıklarını ve kanlarının sitokin adı verilen proteinlerle dolu olduğunu göstermişti. Bu proteinler hastalık veya yaralanma sonucu oluşan iltihaplara yol açar. 

Araştırmalar sadece depresyonun iltihaba değil, farklı nedenlerle oluşan iltihabın da depresyona yol açabileceğini gösterdi. Maes, artrit ve kanser gibi hastalıkların vücuda sitokin proteini pompaladığını ve bu hastalıklar teşhis edilmeden önce bile, sitokinin yol açtığı depresyon belirtilerinin kişide ortaya çıkabileceğini belirtiyor. 

California Üniversitesi’nden Naomi Eisenberger, uzun sürmesi halinde iltihabın keyifsizliğin yanı sıra beyinde oksidatif strese de yol açacağını söylüyor. Zehirli serbest radikallerin yol açtığı oksidatif stres, sinir hücrelerini öldürüp beyindeki uzun menzilli bağlantıları yıpratıp beynin kimyasal sinyallerini kesintiye uğratarak uzun vadede depresyona neden olabilir. 

Çinko ve selenyum önemli 

Bütün bunlardan yola çıkarak depresyonun ruh sağlığı kadar beden sağlığıyla da ilgili olduğunu düşünmek gerekebilir. Yani stres, sigara ve alkolün yanı sıra beslenme alışkanlıklarını da iltihaplı hastalıklara davetiye çıkaran etkenler olarak görebiliriz. Vücuttaki yağ ve şeker oranının iltihabı ve oksidatif stresi artırdığı, buna karşılık omega 3 içeren balık yağının, çinko ve selenyum gibi minerallerin ise zehirli kimyasalları temizlediği ve beyne ve iyileşme sürecine yardımcı olduğu biliniyor. 

Fakat uzmanlar bu bağlantıları kesin kanıtlamak için kapsamlı çalışmalar yapılmamış olmasından şikayetçi. Bazı araştırmalar depresyon hastalarında çoğunlukla çinko eksikliği görüldüğünü ve ekstra çinko içeren gıdalar ya da hap yoluyla dışarıdan alınması halinde depresyon belirtilerinin azaldığını göstermiştir. Fakat bu türden çalışmaların az sayıda kişi üzerinde yapılmış olması araştırmanın sonucunun şans eseri mi yoksa kesin veri şeklinde mi ortaya çıktığı sorusunu gündeme getirmektedir.

Akdeniz diyeti

Ancak 2010’da yapılan bir araştırmanın sonuçları doktorların dikkatini daha fazla çekti. Zeytinyağı, deniz ürünleri ve fındık, ceviz gibi yemişleri içeren Akdeniz diyeti ile bol hazır gıdanın tüketildiği Batı diyetinin vücudu nasıl etkilediği kıyaslandı. 10 bin kişiyi kapsayan bu çalışmada sadece kalp hastalıkları ve diyabet gibi hastalıklar değil ruh sağlığı da incelendi. Akdeniz diyeti uygulayanlarda depresyon riskinin yarı yarıya azalmış olduğu görüldü.

İngiltere, Avustralya ve ABD’de yapılan benzer araştırmalar da bu verileri doğruladı. Hazır gıda ürünleri ile vücutta artan sitokin proteini ve depresyon arasındaki bağlantı tekrar ortaya kondu. Zeytinyağı, sebze ve şarap içeren diyetin iltihabı azalttığı ve şekerli içecek, işlenmiş tahıl ürünleri ve kırmızı et içeren diyete oranla depresyon riskini yüzde 40 oranında düşürdüğü görüldü. 

Fakat uzmanlar bu sonuçların kesin görülmesine, genelleştirilmesine ve kötü beslenmenin ille de depresyona yol açacağı gibi bir sonuç çıkarılmasına karşı çıkıyor. Depresyonda genetik, yaşam tarzı ve kişisel durum gibi başka faktörlerin de rolü olduğu, bu bağlantıların kurulması için daha fazla araştırma gerektiği belirtiliyor.

Not: Bu makalenin içeriği yalnızca genel bilgi verme amaçlıdır ve sağlık görevlilerinin tavsiyelerinin yerine geçecek şekilde ele alınmamalıdır. Akademi Portal kendi dışındaki internet sitelerinin içeriğinden sorumlu değildir.

[/toggle]

[divider]

Sosyal medya’da bizi takip edin…

Twitter | Facebook | Pinterest | Haber  YouTube

Akademi Portal Youtube Dergi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Güvenlik *