Gazeteci Ahmet Şık’ın savunmasının tam metni

Ahmet Beyan 25-26 Aralık 2017 Duruşması

Yargıtay Başkanıİsmail Rüştü Cirit, yeni adli yılın açılışı vesilesiyle 23 Kasım 2017’de yaptığıkonuşmada çok çarpıcı veriler ortaya koydu. 2016 yılı adli suç istatistiklerine göre 80 milyonluk ülkemizde yaklaşık 6 milyon 900bin şüpheli bulunduğunu açıklayan Cirit; “Demek ki Türkiye’de, nüfusa oranladığımızda yüzde 8 civarında kişi şüphelidir. Haklarında ilk derece soruşturma yürütülmektedir” dedi.

Bu sözleri referans alsak bile, ülke nüfusunun yüzde 8’inin şüpheli olması çok yüksek bir oran. Ama Yargıtay Başkanı Cirit’in yaptığı basit hesap hatasını düzeltmek gerekiyor.

Şöyle ki; 0-15 yaş grubunda yer alanlar ile akıl hastalarının ve benzeri isnat yeteneği bulunmayan insanların ülke nüfusuna oranı yaklaşık yüzde 25’tir. Bir yüzde 10 da bedensel engelli olan ya da yatalak ve fiziken suç işleyemeyecek durumda olan insanlar var.

Bu iki kategoride yer alanları hesaptan düştüğümüzde, yasalar karşısında isnat yeteneğine sahip yaklaşık 50 milyon insan kaldığını söyleyebiliriz. Eğer, Yargıtay Başkanı’nın ifade ettiği gibi yaklaşık 7 milyon şüpheli varsa bu oransal olarak ülke nüfusunun yüzde 15’inin devlet nezdinde şüpheli görüldüğü anlamına gelir.

Başka bir deyişle sokaktaki her 7 kişiden biri şüpheli. Buradan yola çıkarak günümüz Türkiye’sini kısaca özetlemeye kalksak karşımıza çıkan tablo şöyle bir şey oluyor: Çoğulculuğa değil çoğunlukçuluğa sırtını dayayarak memleketin kendinden olmayanlarına değişik biçimlerde ve düzeyde terörist muamelesi yapan bir iktidar var.

Terörist muamelesini akıl almaz suçlamalara dönüştüren iktidar güdümünde bir yargı var.Hakikati örtbas eden, gizlenen her gerçekle ortak geleceğimizin karartılmasına suç ortaklığıyapan bir medya var.Her şey gözlerinin önünde cereyan ederken korkuyla ya da konforunun bozulacağı endişesiyle bir suskunluk sarmalına hapsolmuş bir sessiz çoğunluk var.

Hal bu iken, tamamen zalimliğe adanmış ve kötülüğünü şiddetle besleyen bir dikta rejiminde doğal olarak, özgürlüğünün sınırlarını genişleten de sadece kötülük oluyor.

Öyle maharet ya da zekâ gerektiren bir kötülük değil. Gücü elinde tutmanın kibri ve pervasızlığıyla hayata geçirilen sıradan ve organize bir kötülük.Kötüler. Farkındalar ve biliyorlar kötü olduklarını. Ve bu da, onları daha kötü yapıyor. Bu karanlık iklimi yaratanlar kendileriyle ve kötülükleriyle yüzleşmenin ağır sonuçlarınıgeciktirmek için de kendilerinden olmayanları, kendileri gibi olmayanları, suçlarınıifşa edenleri suçluyorlar.Bu tablonun ortaya çıkmasında AKP iktidarının en güçlü silahı kuşku yok ki medyası oldu.

El koymalar, satın almalar yoluyla iktidar sözcülüğünü üstlenen bir medya inşa edilmişti. Ancak kamusal etki yaratma becerileri olmadığı için ana akım diye anılan medya gruplarının da istenilen çizgiye getirilmesi gerekiyordu

 

AKP iktidarı, bugünün azılı düşmanı olan yakın geçmişteki suç ortağı Gülen Cemaati’nin yadsınamaz katkılarıyla, hedefledikleri ortak menzile ulaşma gayesiyle Türkiye medyasının büyük çoğunluğunu dizayn etti.

Şimdi kumpas olduğu kabul edilen, ancak AKP’nin ele geçirdiği gücün zulmüyle suç ortaklığını örtbas edip, tüm yükünü Gülen Cemaatinin sırtına yüklediği soruşturma / davalar zinciri de bu dizaynda önemli bir rol üstlendi. Çünkü günümüzde düşman ilan edilenlerin “FETÖCÜ”denilerek kolaylıkla etkisiz hale getirilmeye çalışıldığı gibi, o dönemde de kullanışlı sözcük “Ergenekoncu” idi.

Hedef alınanlar tutuklanmıyorsa bile medyanın tetikçilik yaptığı itibar suikastlarıyla susturulmak isteniyordu. Cemaatin polis ve yargıteşkilatlarındaki örgütlü çetesi, iktidarın siyasi desteği ve korumasıyla “çatlak sesleri” susturmayıbaşardı. Holding medyasının iktidar yancılığına talip olanlar ulufe gibi dağıtılan devlet ihaleleriyle, bu tür ilişkilerden uzaklaştırılan görece mesafeli olanlar da vergi cezalarıyla yola getirildi. Her medya grubuna iktidar komiseri olarak yazarlar, TV programcıları, yöneticiler atandı.

İktidarın hoşuna gitmeyen yazılar yazıp, konuşanlar gazete ve TV kanallarından birer ikişer uzaklaştırıldı ve bu halen sürüyor. Kukla bilirkişiniz Ünal Aydemir’in ifadeleriyle söylersek; “Çağımızda psikolojik harekâtın gizli aracı ve asimetrik savaş taktiği olarak kullanılan bir dayatma yöntemi olan manipülasyon yapan bir medya yaratıldı. Kamuoyunu etkileme ve yönlendirme, tereddüttü olanların zihinlerini karıştırma görevini üstlendi. İktidarın menfaatleri doğrultusunda yapılan medya manipülasyonlarıyla siyasi rakipler zayıflatılıp yıpratıldı.

Toplumsal muhalefet kriminalize edilerek kaosa yol açacak gerilimlerle toplumsal kutuplaşma hızlandırıldı. Meşru siyaset yöntemleri tartışılır hale getirilerek, çoğunlukçuluğa dayalı bir anlayışla kayıt dışı, anayasaya aykırı siyasete zemin hazırlandı. Araç ise medyaydı.

Bir çıkar örgütü gibi hareket eden iktidar, medya organlarının açtığı yolda hedefine ilerliyordu.”Sözün kısası, bizlerden “terörist” çıkarma gayesiyle sipariş edilen, bilirkişinin raporundan yapılan bu alıntılar iktidar medyasının hal-i pür melalini anlatmaktadır.

Aradığınız örgütün kimler olduğunu, suç ortaklığı yapan medya gruplarının hangileri olduğunu anlatmaktadır. Ve yine bilirkişinizin ifadesiyle söylersek; ”Manipülasyon ile gerçeği perdeleyerek çıkar örgütlerinin hedeflerine/amaçlarına uygun yayıncılık yapmak gazetecilik değildir.”Hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü yok.
Olmamalı. Elbette gazetecilerin de. Ancak suçlama konusu yapılanlar mesleki faaliyetler. Hâlbuki gazeteciler, kasıtlıbiçimde yalan haber üretiyor, gerçeklerin üzerini örtüyorsa, başka bir ifadeyle mesleğini güç odaklarının arzuladığıve emrettiği biçimde rıza üretimine, algı yönetimine hasretmişse etik bir suç işlemiş olurlar.

Ancak bu suçu yargılayacak ve cezalandıracak olanlar terör mahkemeleri değil, bizzat okurlar/izleyiciler ve gazetecilik meslek örgütleridir.Yani, iddia ettiğinizin aksine gazetecilik suç değildir. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki, mesleki faaliyetleri suçlama konusu yapmak hakikatten korkan suçluların telaşıdır.

Gerçeği ele geçiremeyeceğini bilenler yalanlar söyler. Suç işlemeye devam ederler.Bizlere yönelik suçlamalarınıza delil diye ortaya sürdükleriniz, hiçbiri hakkında, yayımlandığıdönemde adli soruşturma açılmamış ve yalanlanmamış haber ve yorumlardan ibarettir. Mesleki faaliyetlerden terörist çıkarmak gibi beyhude bir çaba içerisindesiniz.

***

Eğer illa yargılanacaksak, hakikati anlatabilecekken anlatmamak gibi ağır bir suç işlemişsek, bu olmalı. Neyse ki meslek geçmişimizde bu konuda tek bir leke yok. Zaten, o yüzden buradayız.İktidara ve yarattığı medya düzenine direnerek hakikatin sözcülüğünü üstlenmeye çalışan birkaç medya organından birisi de Cumhuriyet’ti.

Hedef alınarak yok edilmek istenmesi de haliyle sürpriz olmadı.Çünkü organize bir kötülük örgütü olarak varlığını sürdüren iktidar nezdinde zaten kabarık bir sabıka kaydımız vardı.

İfade özgürlüğünün bir katliamla engellenmeye çalışıldığı Charlie Hebdo saldırısına, yolsuzluk ve talan düzenine, Suriye iç savaşındaki bir takım yasadışılıklara karşıalınan tutumla ortaya konan haberler varolan nefreti büyüttü. Yanımıza bırakılmamalıydı. Bunun için gereken sadece “Allah’ın lütfuydu”.

İki eski suç ortağının giriştiği taht savaşının sonucu olarak yaşanan 15 Temmuz kalkışmasıyla o lütuf da gerçekleşti.Az gelişmiş haliyle bile demokrasi askıya alındı. Can çekişen hukukun mezar kazıcılığını üstlenen kimi yargı mensupları, gömülmesinde görev almakta da hiç tereddüt etmediler. Bizlerin aylardır hapishanede ve bu mahkeme salonunda yaşadıklarımız da ülkenin mevcut halinin bir siyasi operasyon bağlamında temsilinden ibaret.

Başka bir deyişle, her şeyin “mışgibi” yaşandığı ülkede “hukuk varmış” tiyatrosunun bir temsili bu yaşananlar.Soruşturma evraklarının kendisi bu siyasi operasyonun, kumpasın delilleri aslında.

Yasalarıkişiye göre esnetip daraltan yargı mensuplarının, hukukun nasıl katledildiğinin örnekleriyle dolu bir soruşturma dosyası. Yalanlarla kurgulandığı çok açık olmasına rağmen ısrarla bizleri hapiste tutmaya, yargılamaya devam etmenizin bahanesi olan iddianamenizdeki suç olmayan suçlamalar, delil olmayan deliller, kimisi sahibinin sesi tanıklar ve basın özgürlüğünü hedef alan bu suikastın tetikçiliğini üstlenen medyanın geride bıraktığı izler bu kumpasın nasıl sahnelendiğini ortaya koyuyor.

Hepsini tek tek anlatacağım. Ama öncesinde, Cumhuriyet’e yönelik kumpasta görev alan meslektaşlarınızın, talimatları yerine getiren birer memurdan öte kişiler olmadığının kanıtıolan bir evraktan bahsedelim.Ancak konuyla ilgisi nedeniyle bir hatırlatmada bulunmak elzem.

Hâkim-Savcıların, önlerine gelen dosyalarla ilgili herhangi bir inceleme yapmadan, “kopyala-yapıştır” diye tabir edilen yöntemle kararlar verdiğine yönelik çok sayıda örnek değişik soruşturma ve davalar sırasında dile getirilmişti. Aldıkları talimatların gereğini yerine getiren sözde tarafsız ve sözde bağımsız bu hâkim-savcılar, haklarında adli ya da idari herhangi bir soruşturmanın açılmayacağını bilmenin rahatlığıyla bu suçları işlediler. Halen de devam ediyorlar.

Şimdilik kendilerine, benzer suçlara imza atan Cemaat’in çetesine mensup hâkim-savcıların mevcut hallerini anımsatmakla yetineceğim. Yargının tarafsız ve bağımsız olmayıp verilen talimatları yerine getiren bir iktidar sopasıolduğunu söylediğimizde bozulup kızanlarınız oluyor.

Buna hakkınız olmadığını Cumhuriyet komplosunun soruşturma dosyasında bulunan bir evrakla kanıtlayalım.Cumhuriyet operasyonunda gözaltına alınacak isimler belirlendikten sonra, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul 5’inci Sulh Ceza Hâkimliği’ne başvurur.

Çeşitli suçlamalar yöneltilerek arama, el koyma ve gözaltı işlemleri yapılması için gerekli hâkim izni talep edilir. Orhan Erinç, Akın Atalay, Önder Çelik, Turhan Günay, Bülent Yener, Günseli Özatalay, Bülent Utku, Aydın Engin, Murat Sabuncu, Hikmet Çetinkaya, Musa Kart, Mustafa Kemal Güngör, Hakan Karasinir, Güray Öz ve Can Dündar gözaltına alınacak isimler olarak belirlenmiştir.

0 Ekim 2016’da yapılan bu başvuruyla ilgili 5’inci Sulh Ceza Hâkimi Cevdet Özcan gerekli izni verir.Bildiğiniz gibi 31 Ekim 2016 sabahı erken saatlerden itibaren operasyona başlanır.

Yurt dışında bulunan Can Dündar ve Akın Atalay dışındaki şüpheliler gözaltına alınır. Adreslerinde bulunamayanların da kendileri savcılığa gider. Bu arada medyadan, haklarında gözaltı kararıverilenler arasında Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyeleri Nebil Özgentürk, Müslüm Özışık ve Eser Sevinç’in de bulunduğu haberleri yayımlanır.

Avukatlarımız aynı gün, gözaltı kararına itirazlarını içeren bir dilekçeyi, izni veren 5’inci Sulh Ceza Hâkimliği’ne iletmek üzere başsavcılığa verirler.

İktidar medyasına açık, avukatlarımıza gizli olan dosyada kimler hakkında gözaltı kararı bulunduğundan emin olunamadığı için isimleri medyada yayımlanan Nebil Özgentürk, Eser Sevinç ve Müslüm Özışık’ın da adlarına itiraz dilekçesinde yer verilmiştir.İtiraz dilekçesini “inceleyen”İstanbul 5’inci Sulh Ceza Hâkimi Cevdet Özcan, gözaltı işleminde düzeltilecek bir husus bulunmadığını belirterek itirazı reddeder. Sulh Ceza Hâkimi Cevdet Özcan, kendi verdiği izin kararında bulunmayan Sevinç, Özgentürk ve Özışık’ın gözaltına alınmadıkları halde gözaltında olmalarında düzeltilecek bir husus bulunmadığına karar vermiştir. İtirazın reddine yönelik başvuruyu “inceleyen” 6’ıncı Sulh Ceza Hâkimliği de itirazın reddine karar verir. 6’ıncı Sulh Ceza Hâkimi Fevzi Keleş de, tıpkı 5’inci Sulh Ceza Hakimi Cevdet Özcan gibi, gözaltında bulunmayan Nebil Özgentürk, Eser Sevinç ve Müslüm Özışık’ın gözaltı işlemlerinde hukuka aykırı bir yan bulunmadığını söylemiştir.

Bu arada, gözaltı talep listesine isminin konulmadığı fark edilen Kadri Gürsel’in de, talimatla ilgili “hata düzeltilerek” 31 Ekim 2016 günü öğleden sonra gözaltına alındığını da hatırlatalım.

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Şimdi, soruşturma dosyasının kendisinden kumpası anlatalım:Bizleri FETÖ’cü olmakla da suçlayan FETÖ sanığı savcınız Murat İnam’a inanırsak eğer, soruşturma 18 Ağustos 2016’da başlatılmış. Resen soruşturma tutanağına göre; ”Bazıbasın yayın organlarında çıkan köşe yazısı ve haberlerde Cumhuriyet gazetesinin PKK ve FETÖ/PDY terör örgütleri tarafından ele geçirildiği ve gazetenin bu örgütlerin menfaatleri doğrultusunda çalıştığından bahsediliyormuş.”

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

”15 Temmuz darbe kalkışmasından 2 gün önce, 13 Temmuz’da gazetenin yazarı Aydın Engin de yazısına “Cihanda sulh peki yurtta ne?”başlığınıatınca, Savcıİnam eksik olan parçayı bulmuş. Çünkü darbeyi gerçekleştirenler kendilerine “Yurtta Sulh Konseyi”adını vermişler. Hal böyle olunca da Cumhuriyet gazetesi yöneticilerinin PKK ve FETÖ bağlantıları bulunduğu şüphesi doğmuş. Bu şüphe de soruşturma açmak için yeterliymiş.

Daha önce, dini araçsallaştıran bir şarlatanın örgütüne, rüzgâr tersten esince de bir diğer güç odağına iradesini teslim eden Savcıİnam böyle söylüyor. Savcıİnam, Aydın Engin’in yazısının başlığının şüpheleri için nasıl bir delil haline geldiğini de iddianamede şöyle açıklıyor:“son derece manidar, “dikkat çekici olduğu görülmüştür”, bu durumunun basit bir tesadüf olarak değerlendirilemeyeceği açıktır”, “yazının başlığının tesadüf olamayacağı…”

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Kumpasçıların izlerini takip ettiğimizde bu komplonun adım adım nasıl hayata geçirildiğini de anlıyoruz. Ortaya çıkan tablo kabaca şöyle bir şey oluyor

12İktidarın ve bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın nefretini çekmiş ve susturulmak istenen, hapse konulup orada kalmaları istenen bazı gazetecilerin de çalıştığı bir gazete Cumhuriyet. Gazete içi iktidar ilişkilerinin ve mücadelelerin taraflarından biri olan Alev Coşkun da, bu nefreti kişisel hırsları ve menfaatlerinin aracı olarak kullanmak gayesiyle sahne alan bir isim. Alev Coşkun, vakıf yönetiminin belirlendiği seçimleri kriminalleştiren asılsız suçlamalar ve iftiralarını bir ihbar mektubu haline dönüştürerek 22 Mart 2016’da saraya gönderiyor.

Alev Coşkun’un mektubu

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

“Allah’ın lütfu” olarak görülen 15 Temmuz kalkışmasından sonra yok edilmesine karar verilen “düşmanlarla” ilgili planları uygulayacak dosyalar oluşturulmaya başlanır. Zamanı gelince kullanmak üzere bekletilen Alev Coşkun’un mektuplarıyla da vakıf seçimlerine ilişkin dava ve tartışmalar bir örgüt soruşturmasının omurgası olarak kullanılıp Cumhuriyet’e yönelik operasyonun hazırlıklarına başlanır.

Kumpas davaları sürecinde Cemaatin sıklıkla başvurduğu yöntemlerden biri olan sahte ihbar mektupları/ e-postaları gönderme yönteminin yerini artık kısa adı BİMER olan Başbakanlık İletişim Merkezine yapılan “şikâyetler” almıştır. Cumhuriyet’e yönelik hukuksuzluklara kanuni kılıf hazırlamak için iddianamenizde de suçlama olarak karşımıza çıkarılacak iddialara uygun “şikâyetler”, tesadüf bu ya BİMER’e gönderilmiştir.

İsmini gizleyen bir kişi tarafından 19 Temmuz 2016’da gönderilen ilk şikâyette Cumhuriyet Gazetesi FETÖ’cülükle suçlanmış:

“15 Temmuz Darbesi ile ilgili Cumhuriyet Gazetesi olayları saptırmış ve FETÖ Terör Örgütünü ve Fethullah Gülen’i koruyucu ve olayların dışında tutucu yalan ve kafa karıştırıcı haberleri gazetesine utanmadan basmış” denilmiş.

Nokta koymaksızın, gramer kurallarını da altüst eden böyle bir cümle kurmasının yanısıra, yönelttiği suçlamalarla bu operasyonda görev alan savcılara rakip olacağını kanıtlayan ihbarcı, sonra da suçlamaları sıralamış.Bu şikâyet, 14 Kasım 2016’da Cumhuriyet dosyasına eklenmiş.

İsimsiz Bimer ihbarı

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Turan Kılıç Bimer ihbarı

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Savcıların bunca ciddiye aldığı bu ihbarcı kimmiş bakalım. İhbarcımızla ilgili yapılan basit bir internet araştırmasıyla karşımıza çıkan sonuçlar, Cumhuriyet’e yönelik operasyonun emrini veren adrese ilişkin de fikir veriyor. Turan Kılıç’ın Facebook profilinde yer alan beğenilerden sadece üçü şunlar:

  • Reis yolunda hedef 2023.
  • Biz Osmanlı Torunuyuz
  • Cumhurbaşkanı RTE.

Turan Kılıç facebook profil görüntüsü

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

İhbarcımızın “Reis Sevdalısı” amigo düzeyinde bir AKP’li olduğu ortada. Bu fikre kapılmamızın nedeni sadece Facebook beğenileri değil.

Profesyonel ihbarcı Turan Kılıç’ın AKP’li olması siyasi tercihidir. Bizi ilgilendirmez. Ancak ihbarcılığının ne kadar ciddiye alınması gerektiği konusunda söyleyeceklerimiz var.

Bilgisayar korsanlığı yoluyla ele geçirilen ve Wikileaks tarafından yayınlanan AKP’nin kurumsal e-posta hesaplarına gönderilen iletiler arasında da Turan Kılıç’a rastlıyoruz. 13 ve 21 Haziran 2015 tarihlerinde AKP’nin elektronik ihbar hattına gönderilmiş2 adet e-postasında 7 Haziran 2015 seçimlerinin sonuçlarından yola çıkarak partisinin oy kaybının nedenlerini anlatıyor:

Turan Kılıç’ın “Oy kaybı nereden oldu”başlıklı e-postası 1

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Turan Kılıç’ın “Oy kaybı nereden oldu”başlıklı e-postası 2

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Turan Kılıç HDP’yi baskı yapmakla suçluyor ama görevli olduğu sandıktan çıkan 285 oydan sadece 24’ü HDP’nin. AKP’ye çıkansa 177. CHP ve MHP ise 32’şer oy almış. Ama Turan Kılıç HDP’nin baskı yaptığını düşünüyor. Buradan yola çıkarak Doğu ve Güneydoğu’da seçimlerde yapılması gerekeni şöyle özetliyor: “Sandıklar güvenli yerlere kurulmalı. Açık oy kullanılması sağlanmalı.

Turan Kılıç’ın bir diğer e-postası“Oy kaybı ve sebepleri”başlığınıtaşıyor.

Kendince bir takım nedenler sıraladığı e-postasında, savcılarınızın ciddiye aldığı ihbarcının nasıl bir kafa yapısına sahip olduğunu anlamamıza yardımcı olacak satırlar var.

AKP’nin Van ve İzmir gibi düşük oy aldığı yerlere daha çok hizmet götürüldüğünü ve bunun oralardaki seçmenlerce dile getirilip alay konusu olduğunu anlatan Turan Kılıç şöyle devam ediyor:

“AKP hayranı olarak bunlar kanıma dokunuyor. Soysuza ve arsıza haddini bildirmekte gerek. Tamam, zulüm edilmesin ama “Ne kadar iş o kadar aş” sözü burada çok gerekli diye düşünüyorum. Hizmetin en kralını görüyorlar, oy zamanımuhalif partiye açık ara fazla oy çıkıyor. Bu etik mi?”Buradan hareketle biz de şöyle soralım: “Böyle birisinin, eğer ki görevlendirilmediyse, yazmış olduğu ihbarı ciddiye almak etik mi?”

Turan Kılıç’ın “Oy kaybı ve sebepleri”başlıklı e-postası 1

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Turan Kılıç’ın “Oy kaybı ve sebepleri”başlıklı e-postası 2

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Pandora’nın kutusu açılmıştır bir kere, bu kez de Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’nın e-posta ihbar hattına 14 Ağustos 2016’da bir şikâyette bulunulur. Yazışmalardan ihbarcının kim olduğunu öğrenemediğimiz bu şikâyetin konusu da Cumhuriyet’in internet gazetesinde yayınlanan bir video haberle ilgili.

Cumhuriyet’in internet gazetesinin twitter hesabından paylaşılan bir haberin duyurusuyla ilgili şikâyet, incelenmesi için aynı gün Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’na yönlendirilmiş. Twitter iletisinin konusu olan, “Cihatçılar elinde silahla sokağa çıktı”başlıklı video haberi hep birlikte izleyelim.

Video: “Cihatçılar elinde silahla sokağa çıktı”

Olay bu! Peki, Siber Suçlarla Mücadele Birimi Raporunda ne yazıyor okuyalım: “FETÖ tarafından gerçekleştirilmek istenen hain darbe girişimine destek amaçlıprovokatif paylaşım…”

Elde silah, hangi yetkiyle olduğu meçhul ava çıkmış bu cengâverlerle ilgili herhangi bir soruşturma yapıldı mı, bilmiyoruz. Ama bu konudaki şikâyet 13 Ocak 2017’de, savcının değerlendirmesi için gönderilerek ana dosyaya eklenmiş.

Cihatçılar elinde silahla sokağa çıktı haberi soruşturma dosyası 1

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Cihatçılar elinde silahla sokağa çıktı haberi soruşturma dosyası 2

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Cihatçılar elinde silahla sokağa çıktı haberi soruşturma dosyası 3

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Cumhuriyet’in internet sitesinde, Yeni Özgür Politika isimli gazeteden alıntılanarak yayınlanan bir haberle ilgili şikâyet için de gereği yapılarak dava açılmış. 21 Aralık 2015’te haberin yayımlanmasının ertesi günü Seferihisar adliyesi personellerinden Adnan Yılmaz Seferihisar Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş. PKK yöneticilerinden Murat Karayılan’la yapılmış bir söyleşiden alıntılar yapılan bu haber Cumhuriyet dışında da birçok yerde yayınlanmış ama onlarla ilgili bir soruşturma var mı, bilmiyoruz. Ancak şikâyetten neredeyse 1 yıl sonra 14 Kasım 2016’da, gazetemizin o dönemdeki internet sitesi sorumlusu Serdar Eroğlu hakkında “Terör Örgütünü Övmek” suçlamasıyla iddianame düzenlenip dava açılmış. Tıpkıdiğerleri gibi bu da Cumhuriyet soruşturmasının ana dosyasının delili olmuş.

Serdar Eroğlu iddianame

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

BİMER aracılığıyla yapılan bir başka şikâyet de, twitter hesabımdan yaptığım bazıpaylaşımlarla ilgili. Anadolu Ajansı Gaziantep Bürosu çalışanlarından Kerem Kocalar’ın 28 Kasım 2015’de yaptığışikâyet uyarınca 2016 Kasım’ında işlem yapılmaya başlanmış. Gaziantep Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmada, 17 Kasım 2016’da “Devleti alenen aşağılamak” suçlamasını düzenleyen 301’inci maddeden fezleke düzenlenerek Adalet Bakanlığı’ndan dava için izin istenmiş.

Kerem Kocalar ihbarı ve kumpasın haberi

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Kerem Kocalar ihbarı sonucunda hazırlanan fezleke

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Aynı iletiler nedeniyle, beni örgüt propagandasından tutuklatan savcı Fahrettin Kemal Yerli’nin yürüttüğü soruşturmada da suçlama yöneltildi. Savcı Yerli’ye aynı suç iddiasından ikinci bir soruşturma yöneltilemeyeceğini anlatınca da soruşturmalar hakkında birleştirme kararı verilerek dava açıldı.

Savcı Fahrettin Kemal Yerli soruşturma ve yakalama tutanağı

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

BİMER aracılığı ile ya da benzer yöntemlerle Cumhuriyet’e ve bizlere yönelik operasyonu “dolu” gösterme çabaları bunlardan ibaret. Sanki bir yerlerden düğmeye basılmışçasına ardı ardına yaşanan tüm bu kötülüklere tesadüf mü diyelim yoksa manidar mı?

Komplonun nasıl kurgulanıp sahnelendiğini anlatıyorduk, devam edelim.Yöneltilecek suçlamaları tutarlı göstermek için, bu aşamada internet arşiv taramasına girişilmiş. İddianamede yöneltilecek suçlamalarla örtüşecek yazılar aranmış. Çok uğraşmaya da gerek olmamış. İktidar medyasında tetikçilik yapanların ya da Cemaat’ten boşalan AKP yancılığını MHP ile birlikte üstlenen ulusalcılık bataklığında debelenenlerin yalanları bir araya getirilip, “delil” denmiş.

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

İşte Can’lı Cumhuriyet’in FETÖ bağlantısı haberi

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

İşte FETÖ’nün kullanışlı solcuları haberi

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Cumhuriyet Gazetesinde ya da internet sitesinde yayınlanan haberler için de arşiv taraması yapılmış. Benzer yöntemi, ODATV soruşturması sırasında Cemaat Çetesi de yapmıştı. ODATV internet sitesinin arama bölümüne, “Fethullah Gülen, Ergenekon, Balyoz” vb anahtar sözcükleri girdikten sonra karşılarına çıkan haberleri delil diye dosyaya boca etmişlerdi.

Bu yöntem, aynışekilde Cumhuriyet’in internet sitesinde de uygulanmış.Kime, ne hakkında suçlama yöneltilecekse arama kısmına kişi adlarını ya da anahtar sözcükleri girerek suçlama yöneltilecek yazılar aranmış.

Hurşit Kütler haberi

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Basın kanunu uyarınca yasal süre sınırı olan 4 ay içinde herhangi bir soruşturma/dava açılmamış olan haber ve yorumlar suç delili diye dosyaya konmuş. Eğer bu yazı/yorumlar suç içeriyorsa Murat İnam’dan önceki basın savcılarınız neden işlem yapmamış? En azından görevlerini kötüye kullanma/ihmal etme suçlarını işlemişolmazlar mı?

Aydın Engin köşe yazısı 1

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Aydın Engin köşe yazısı 2

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Aydın Engin köşe yazısı 3

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Her birimizin twitter iletileri incelenmiş. Ayıklama bile yapılmadan, ne anlatmaya çalıştığımızı bile anlamadan suç delili yaratılmaya çalışılmış.

Akın Atalay twitter iletisi

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Murat Sabuncu twitter iletisi

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Ahmet Şık twitter iletisi

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Bir sonraki adımda ise tetikçi kadrosundan iktidar medyasında istihdam edilenler devreye sokulmuş. İddianameye konulacak, yöneltilecek suçlamalarla örtüşen sipariş yazılar yazdırılmış. TV’de program yaptırılmış.

Talat Atilla söyleşisi 1
Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Talat Atilla söyleşisi 2

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Medya Gündem haberi

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Türktime haberi 1

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Türktime haberi 2

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Kumpasın en önemli dayanağını ve iddianamenin de omurgasını oluşturacak bir rapor için de, yeteneklerini savcılarınızın bildiği bir “bilirkişi” bulunmuş. Savcılarınızın yasaları ihlal ederek görevlendirdiği Ünal Aldemir adındaki bu sözde bilirkişi, bilişim eğitimi almış. Ama ne gam! Gazetecilik yargılamasında haber metin çözümlemesi yaptırılmış kendisine. Daha doğru bir ifadeyle söylersek, sipariş edilen yalanların anlatıldığı bir metne bilirkişi sıfatıyla imzasıatılmış.

Bu bilirkişiyle bizi suçlamaya kalktılar haberi

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Şaibeli bilirkişi TÜGVA ile ortak haberi

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Tıpkı iddianame gibi sözde rapor da, dönemin ruhuna uygun bir gazetecilik tarifinden yola çıkarak mesleki sınırları daraltılıp yeniden belirliyordu. Ele alınacak konunun haber değeri taşıyor olması, kamusal fayda, basının kamu adına denetim yapma görevi gibi birçok esas ilkenin göz ardı edilmesini emrediyordu. Raporda, “Yeni Türkiye’de gazeteciliğin sınırı AKP iktidarının, liderinin ve kendisine eklemlenmiş güç odaklarının menfaatlerini zedeleyen, suçlarını anlatan hiçbir konunun haberleştirilemeyeceği olarak çizilmişti. Hakikati anlatan haberler mi yaptınız? Sahibinin bilirkişisinin raporuna ve buradan yola çıkarak suçlamalar yönelten savcılara göre bunun adıgazetecilik değil, manipülasyondu.

Bu raporun bir bilirkişiye mi yoksa hükümet komiserine mi yada iktidar yanlısı bir medyacıya mı ait olduğunu bilmiyoruz. Bir ihtimal sanal âlemde boy gösteren bir dolu trol hesap sahiplerinden biri de olabilir. Twitter hesabındaki paylaşımları bu kuşkumuzu güçlendiriyor. Sözde bilirkişinin hazırladığı sözde raporda itibar eden savcılarınızın da pek farklı olmadığını söylemek yerinde olur.

Bilirkişi twitter iletileri

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Savcılarınızın bilirkişi seçimleri gerçekten çok tuhaf. Haber çözümlemesi içeren medya raporunu bilişim eğitimi almış kişiye hazırlatan savcılarınız, dijital inceleme raporu için de nakliye ve lojistik uzmanı olduğunu söyleyen bir kişiyi tercih etmiş. Bu tuhaflığın ardındaki isim, Fahrettin Kemal Yerli.

Tutuklanmamdan 3 ay sonra, nedense cep telefonuma el koyma kararı alan Savcı Yerli, dijital inceleme yaptırmak için Bülent Tosun’u görevlendirmiş. 15 Mart 2017 tarihli “Bilirkişi Yemin ve Evrak Teslim Tutanağı”nda Bülent Tosun nüfus kayıt bilgilerinden sonra uzmanlığınışöyle anlatıyor: “Nakliye, lojistik uzmanı. İngilizce, Almanca tercüman olarak görev yapar.

”Kişisel sosyal medya hesaplarında da Bülent Tosun, Adli Bilirkişi olduğunu hava, kara, deniz ve tren yoluyla yapılan her türlü nakliye ve lojistik konuları ile depolama konusunda çözümler ürettiğinden bahsetmiş. Lisans eğitimi ise ekonomi üzerine olan Bülent Tosun’un cep telefonu incelemesi yapması için neden seçildiği ise sanırım sadece bizler için tuhaf olmasa gerek.

Bilirkişi Bülent Tosun’un görevlendirme yazısı

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Sözde bilirkişinin sözde raporundaki yalanları tekrarlayacak “tanık” ihtiyacı da kadrolu tetikçilerden seçilir. Hocaefendilerinin örgütünden AKP’ye transfer edilen Latif Erdoğan ve Hüseyin Gülerce ile Cem Küçük emirleri yerine getirirler. Mahkeme Başkanıolan sizin “dedikoducu” diye değer atfetmediğiniz bu kişiler savcılarınızın makbul/muteber tanıkları olurlar. Sizin, “söylediklerine “hukuki değer biçmediğiniz”bu tanıkların yalanlarıyla iddianame oluşturulur.

Görevlendirilmiş bu 3 yalancı tanığın zırvalarında iddianamenizde nasıl yer verilmişolduğunu tek tek çıkardım. Savcılarınızın hangi suçlamayı hangi tanığın yalan ifadesinden yola çıkarak iddianameye yerleştirdiği bu uzun metni okuyup vaktinizi almayacağım. Burada slayt olarak gösterdiğim bu metnin bir kopyasını da size vereceğim.

Cem Küçük, Latif Erdoğan, Hüseyin Gülerce iddianame alıntıları 1

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Gazeteci Ahmet Şık'ın savunmasının tam metni

Şu ana kadar erişebildiğimiz veriler şimdilik buraya kadar.
Verilere erişilebilindiğinde sizlerle kaldığımız yerden paylaşmaya devam edeceğiz.

Dikkat! Sayfadan herhangi bir resim,yazı veya bilgi belge almadan önce yazılı olarak tarafımıza bildiriniz,

Goog’a önceden tanıtılmış resimlerin izinsiz alıp kullanacağınız bir web sitesi veya dijital mecralarda tesbit edilmesi durumunda tüm haklarımızı saklı tutarız. yazılı izin almak için [email protected] adresine yazmanız rica olunur… 

 

[divider]

Twitter | Facebook | Pinterest | Akademi Portal Arşiv |  Akademi Portal

 

 

12 YORUMLAR

  1. Way anasını be ulan fetöcü köpekler ne sallamışlar
    Yav bu kadar yalan dolanı nasıl hazırlamışlar arkadaş
    Ama durun siz Tayyip reis var oldukça bunlar gibi köpeklerin inlerinden çıkmayacaz karılarını bile ellerinden alacaz fetöcülük neymiş Reise iftiralar atmak neymiş 7 sülalelenizi mezarda bile rahat bırakmayacaz korkmayın titreyin kahpe yahudi tohumları

  2. Reis helal sana dize getirdin tüm kafirleri elhamdülillah.
    Dik dur reis eğilme sen gerekirse biz senin uğruna ölürüzde öldürürüzde.
    Reisi yıkabileceklerini sanıyorlar bir kaç palavra bir kaç sahte banka hesabı ile 17 25 aralıkta yaptığınızı mı yapacağız sandınız deyussslar. Helal olsun Reis gerekirse tüm chplileri içeri tıkalım ömür boyu hapis verelim ayağımıza dolanmasınlar. AKP+DÜNYA= RT- REİS DÜNYA LİDERİ

  3. Ulan hainler hepinizin sonu kodes haşnlik yapmadan önce düşünecektiniz şimdi çok nagara atarsın orda ama kimse senin sesini fuyamaz gayri nerde o çok sevdiğin fetö hocan veya chpkk gelsinler seni kurtarıversinler şimdi

  4. Seçim zamanlarıydı. Dedemle çarşıda dolaşırken 3 kişi yaklaşıp “Selamün aleyküm, Ak parti mitingi varmış, nerede bilginiz var mı?” Diye sordu, dedem de “makarna ve kömür kokusunu takip edin bulursunuz” demişti.

  5. Adamlar 15 yıldır memleketi yönetiyor buna rağmen ne yalan edebiyatınız değişti ne sahte siyasetiniz. Böyle giderse 2071 e kadar mukoko…

  6. Empatiyi Emrah Serbes’le yapmayın. Orta şeritte sakin sakin tatile giderken yok olan aileyle yapın. Empati maktülle yapılır, katille değil….

  7. Haberi okumak ayrı bir üzücü durum Ülkemizin getirildiği duruma bakınca üzülüyorum. Ama beni asıl üzen insanların kutuplaşması. Tehammülsüzlük saygısızlık ve çivisi çıkmışlığın göstergesi şu yorumları okuduğumda Ülkemizin bugün ki durumunu çokta sorgulamaya gerek bile duymuyorum. Tek bilinen çaresizliğin be cehaletin ibaresi, küfür hakaret ve kelime yoksunluğu. Tabi bir de insanlıktan yoksun kalmak var…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Güvenlik *